
Selamlaaar! Bu bölümde kusursuz olanı beklerken iyi olanı kaçırıp kaçırmadığımızı konuşuyoruz. İlişkilerde, işte, arkadaşlıklarda ve hayatta karşımıza çıkan eksik taraflara nasıl baktığımızı; hangi kusurların sadece hayatın doğal bir pürüzü, hangilerinin ise bizi kendimizden uzaklaştıran bir zarar olduğunu sorguluyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya arkadaşlar ben çok hasta oldum.
Sesim de hala düzelmiş değil.
Yani bir faranjit geçirdim ki sormayın.
Ama geçen hafta da bayramdan sonra bölüm atmadım diye bu hafta da sizi bölümsüz bırakmak istemedim açıkçası.
O yüzden oturdum mikrofonun başına.
Lütfen ama lütfen sesimin kusuruna bakmayınız.
Umuyorum ki bir sonraki bölümde sesim düzelmiş olur.
Neyse çok da uzatmadan.
Şununla başlamak istiyorum aslında.
Geçenlerde böyle bir arkadaşımla derin bir sohbetteydik biz tamam mı?
Melis Erşay'ın arkadaş olanların sıkça tanık olduğu bir durum.
Muhabbet şuydu. Hani doğru insan nasıl bulunur?
Herkeste bize uymayan bir şey var.
Anlaşamıyoruz falan gibi bir noktaya geldi.
Zaten %100 anlaşabileceğin birini bulmak imkansızdır hayatta.
Bunu hep söylerim. %100'ü beklemek hiç gerçekçi bir şey değil.
Kendin için mantıklı bir oran belirlersin.
Ne bileyim mesela %70'e 30 gibi.
Ve o otuzluk kısmı tolere edip edemediğine bakarsın.
Tolere edebiliyorsan okeydir, edemiyorsan da yapacak bir şey yoktur yani ve yollar ayrılır.
Bunun üzerine böyle biraz konuşunca da haliyle zihnimde yine böyle bir kapılar açıldı.
Ve akşam yatağa girdiğimde de düşünmeye devam ederken dedim ki, hayatta kusursuz ne var ki?
Ve cevap bulamadım kendi içimde ya.
İşi düşünüyorsun mesela, çok sevdiğin işin bile yorucu bir tarafı var.
Kendi işini yapıyorsun, özgürsün ama bu sefer bütün sorumluluk sende.
Kurumsal bir yerde çalışıyorsun, düzenin var ama yaratıcılığın sıkışıyor belki.
Ne bileyim çok sevdiğin bir şehirde yaşıyorsun ama trafiği var, kalabalığı var, pahalılığı var.
Kendi evin var ama yalnızlığı var.
Ailen var ama onların beklentileri var.
İşte arkadaşların var ama bazen anlaşamadığın, bazen yorulduğun tarafları var.
İlişki var ama emek istiyor.
Yalnızlık var ama bazen huzurlu, bazen çok sessiz olabiliyor.
Yani insan bir noktadan sonra şunu fark ediyor.
Hayatta hiçbir şey ama bak hiçbir şey paketten kusursuz çıkmıyor ya.
Biz bazen böyle bir şeyin kusurunu görünce hemen aa demek ki bu yanlış falan diye düşünüyoruz ya.
Belki de yanlış değil belki de sadece gerçek olanı.
Çünkü gerçek olan her şeyin biraz pürüzü vardır arkadaşlar.
Biraz uğraştıran tarafı vardır.
Biraz keşke böyle olmasaydı dediğimiz yeri vardır.
Ve bence burada mesele şu bir şeyin kusurlu olup olmaması değil de o kusurun bize ne yaptığı.
Çünkü bazı kusurlar vardır hayatın böyle doğal bir parçasıdır.
Bir insanın her şeye senin gibi bakmaması gibi.
Bir arkadaşının bazen geç cevap vermesi gibi.
Bir işin bazı günler seni yorması gibi.
Bir şehrin bazı akşamlar böyle üstüne gelmesi gibi.
Ama bazı kusurlar da vardır ki seni senden uzaklaştırır.
Sürekli kendini açıklamak zorunda kalırsın.
Sürekli küçük hissedersin.
Sürekli acaba ben mi abartıyorum diye düşünürsün.
Sürekli kendini törpülersin.
İşte bence asıl ayrım burada başlıyor.
Çünkü hayatta her şeyin bir kusuru var demek, demek değildir ki her şeye katlanmak zorundayız.
Bu çok önemli bir yer. Bunu böyle romantize etmeyelim hani sadece romantize edip geçmeyelim yani.
Hayatta her şeyin bir kusuru vardır, o kusurları da sevelim falan filan gibi bir şey değil.
Her şeyin kusuru vardır diye bizi üzen bir yerde durmak zorunda değiliz yani işin gerçek tarafı.
Ya da her iş yorucu diye bizi tüketen bir yerde devam etmek zorunda değiliz.
Her insan eksikli diye bize iyi gelmeyen insanları hayatımızda tutmak zorunda değiliz.
Ama tam tersi de var tabii.
Yani bir şeyin tek eksik bir tarafını gördük diye onun bütün iyi taraflarını yok saymak zorunda da değiliz.
Bazen biz böyle mükemmeli ararken iyiyi kaçırıyoruz gibi hissediyorum.
Bazen %100 anlaşılmayı beklerken %70'de çok güzel bir bağ kurabileceğimizi unutuyoruz.
Bazen birinin bize her an, her konuda...
Her duyguda anlamasını bekliyoruz.
Ama sonra dönüp kendimize bakınca şunu fark ediyoruz.
Ya ben bile kendimi her zaman anlamıyorum.
Yani ben bile bazen ne istediğimi bilmiyorum.
Ben bile bazen kendimle çelişiyorum.
Yani ben bile bakın ben bile diyorum bazen kendi kendime fazla geliyorum ya.
O zaman başka birinden kusursuz bir uyum beklemek ne kadar gerçekçi ki?
Bence bu hayatta biraz da şunu öğreniyoruz.
Kimin kusuru bizim kalbimizi yormuyor?
Yani hangi eksiklik hayatımızın bütününü bozmuyor, hangi pürüz sevginin yanında küçük kalıyor ya da hangi kusur artık sadece kusur değil de bir zarar haline geliyor.
Çünkü aradaki fark çok önemli.
Mesela birinin dağınık olması bir kusur olabilir ama sana sürekli değersiz hissettirmesi başka bir şeydir.
Birinin yoğun olması da bir kusur olabilir ama sana hiç alan açmaması başka bir şeydir.
Bir işin yorucu olması normal olabilir ama seni her gün biraz daha soldurması başka bir şeydir.
Ya da bir arkadaşlığın dönem dönem mesafe yaşaması normal olabilir.
Ama senin hep veren, hep anlayan, hep idare eden taraf olman başka bir şeydir.
O yüzden belki de soru şu değil.
Hani bu kusursuz mu? Ya da işte bunun kusuru ne gibi bir şey değil.
Soru şu. Ben bunun kusuruyla yaşayabiliyor muyum?
Bu kusur beni büyütüyor mu yoksa küçültüyor mu?
Bu eksik taraf bütün güzellikleri yok ediyor mu?
Yoksa ben sadece kusursuzluk beklentim yüzünden iyi olanı da mı beğenemiyorum?
Çünkü bazen insan gerçekten çok acayip bir yere geliyor.
Elindeki iyi şeylere bile sanki böyle bir ürün inceler gibi bakmaya başlıyorsun.
Artıları, eksileri, performansı, kusurları.
Ne bileyim ilişkiyi inceliyor, arkadaşlığı inceliyor, işi inceliyor, kendini inceliyor, hayatı inceliyor.
Ama yani yaşamak biraz da incelemeyi bırakıp deneyimin içinde kalabilmek değil mi?
Her şeyi optimize etmeye çalışıyoruz abi.
Yok böyle bir şey yani hani en doğru kararı vereyim, en iyi insanı bulayım, en doğru şehirde yaşayayım, en mantıklı işi seçeyim, en iyi versiyonum olayım falan.
Ama hayat yani böyle pürüzsüz bir yer değil ki.
Ne bileyim bir Excel tablosu değil de doldurasın ki işlesin.
Hayat bazen çok sevdiğin bir şeyin içinde seni zorlayan bir tarafı tabii ki de bulunduruyor yani.
Bazen doğru kararlar bile içini biraz burkuyor.
Bazen sevdiğin insan bile seni anlamıyor.
Bazen gitmen gereken yer bile seni korkutuyor.
Bazen de kalman gereken yerde bile sıkılıyorsun.
Ve bu da demek değildir ki illa ki sen yanlış yerdesin.
Öyle bir anlam taşımıyor bu yani.
Bazen sence hayatın kendisi böyledir ya.
Ben sanırım bunu fark ettikçe biraz rahatladım.
Çünkü eskiden bir şey içime %100 sinmiyorsa hemen şey derdim.
Acaba yanlış mı? Hemen böyle silerdim atardım aman tamam git istemez falan moduna girerdim böyle.
Bir yerde bir eksik varsa sanki bütün resmi bozuyormuş gibi gelirdi kısacası.
Ama şimdi daha çok şunu soruyorum kendime.
Bu eksik benim için ne kadar büyük?
Ben bunu ne kadar tolere edebiliyorum?
Bununla yaşamayı seçtiğimde kendime ihanet etmiş oluyor muyum?
Yoksa sadece hayatın gerçekliğini kabul mü ediyorum?
Çünkü bence yetişkinlik biraz da bu.
Her kusuru kriz sanmamak.
Ya da her eksiklikte kaçmamak.
Ama her şeyi de sineye çekmemek.
İnsanın kendi şunu sorabilmesi lazım.
Bu benim tahammül alanımda mı yoksa sınırlarımı mı ihlal ediyor?
Ve bence bu soru sadece ilişkiler için değil de hayatın her alanı için geçerli.
Bir hayat seçiyorsun sonuçta ve onu seçerken diğer ihtimallerden vazgeçiyorsun.
Bir insanı seviyorsun, onun bazı taraflarını da yanında kabul ediyorsun.
Ya da bir şehirde yaşıyorsun, başka şehirlerdeki başka hayatları geride bırakıyorsun.
Bir işe giriyorsun, başka olasılıkları kapatıyorsun.
Yani aslında baktığımızda her seçim biraz kazanmak, biraz kaybetmek.
Her karar biraz rahatlamak, biraz merak etmek.
Her yol biraz doğru, biraz eksik.
O yüzden belki de bizi yoran şey kusurlar değil de.
kusursuz bir seçenek olması gerektiğine inanmamız.
Sanki bir yerlerde her şeyiyle içimize sinecek bir hayat varmış gibi düşünüyoruz.
Hani hiç sıkılmayacağımız bir iş, hiç zorlanmayacağımız bir ilişki, hiç çatışmayacağımız bir arkadaşlık, hiç yalnız hissetmeyeceğimiz bir şehir, hiç kendimizden şüphe etmeyeceğimiz
bir yol. Ya Allah aşkına bir düşünün sizce var mıdır ya bunlar?
Yani bence çoğu zaman yok.
Çünkü o en doğrusunu yaptığınızı hissettiğiniz kararı verirken bile sonrasında artık değişen hayat şartları, değişen siz belki de artık onun size ait olmadığını hissedebiliyorsunuz arkadaşlar.
Hiçbir zaman tek bir doğru, tek bir karar, tek bir insan ne bileyim yok ya böyle şeyler çok ütopik geliyor bana.
Yani belki de hayat o kusursuz olanı bulduğunda başlayacakmış gibi bir yer değil hani.
Kusursuz olduğunda da başlamayacak, kusursuz olmadığında da başlamayacak.
Hayat şu an böyle ve böyle devam ediyor.
Kusurlu olanın içinde neyi seçtiğini anlayınca başlayan bir şey aslında bence.
Çünkü bazı şeyler eksik haliyle de güzeldir.
Bazı insanlar kusurlarıyla da sevilir.
Bazı yollar korkutmasına rağmen gidilir.
Bazı kararlar %100 emin olmadan da verilir.
Bazı hayatlar tam içimize sinmese de bizim hayatımız olur.
Ve belki de asıl huzur her şeyi mükemmel hale getirdiğimizde değil de.
her şeyin biraz eksik olabileceğini kabul ettiğimizde geliyor.
Ben bugünlerde bunu düşünüyorum biraz sanırım.
Yani hayatta her şeyin bir kusuru var.
Ama her kusur vazgeçmek için bir sebep değil.
Bazı kusurlar böyle sadece hayatın imzası gibi.
Bizi şunu hatırlatıyorlar aslında.
Gerçek şeyler biraz yamuktur.
Gerçek ilişkiler bazen aksar.
Gerçek hayat bazen planladığımız gibi görünmez.
Gerçek mutluluk bile bazen yanında bir endişeyle gelir.
Ama yine de yaşanır, yine de sevilir, yine de seçilir.
O yüzden bugün size şu soruyu bırakmak istiyorum.
Hayatınızda kusuruna fazla odaklandığınız için güzelliğini kaçırdığınız bir şey var mı?
Ve hatta o zaman bir soru daha.
O kusur gerçekten sizi inciten bir şey mi?
Yoksa sadece hayatın kusursuz olmadığını hatırlatan bir pürüz mü?
Çünkü bence ikisini ayırt edebildiğimiz yerde biraz böyle büyüyoruz, biraz sakinleşiyoruz.
Biraz da hayatla kavga etmeyi bırakıyoruz.
Hayatta her şeyin bir kusuru var dediğim gibi.
Belki de mesele kusursuz olanı bulmak değil de hangi kusurla yaşayabileceğini, hangi kusurun seni kendinden uzaklaştırdığını anlayabilmek.
Yani anlayacağınız kısaca şöyle söyleyelim.
Bazen bir şey biraz eksik haliyle de bizimdir.
Bazen biraz yamuk haliyle de güzeldir.
Bazen kusuruyla birlikte de sevilir ya.
Son olarak gerçekten bunları söylemek istiyorum.
Ve bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
