
Selamlaaar! Bu bölümde; bir yere ait hissetmenin ne demek olduğunu, bir şeyi bırakmanın neden bu kadar zor olduğunu ve sıfırdan başlamanın aslında nasıl bir his olduğunu konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Arkadaşlar bu ay var ya bu ay gerçekten benim için çok zordu.
Yani 2026 Mart ayı hep hatırlayacağım bir ay olacak.
İnsanların hayatlarında dönüm noktaları olur ya hani böyle asla unutmadıkları.
İşte bu ay benim için hep hatırlayacağım dönüm noktalarımdan biri oldu diyebiliriz.
İşimden ayrıldığım, yeni bir şehre taşındığım böyle bir düzen karmaşası falan yani sormayın anlatacağım zaten de.
Sıfırdan düzen kurmaya uğraşıyorum şu anda.
İşimi ve işle ilgili her şeyi seviyordum aslında.
Daha önceki bölümlerde de dediğim gibi ben böyle kendime sevecek şeyler bulma konusunda ya da bulduklarımı sevebilme kapasitem açısından iyiyimdir diye düşünüyorum.
Yani bence öyleyim. Bardağı dolu tarafından görmeye çalışırım hep.
Burası da benim ilk profesyonel anlamdaki iş deneyimimdi.
Ülkenin ileri gelen gruplarından birinde R&D mühendisi olarak çalıştım 3 yıl boyunca.
Bilenler bilir ben kimya mühendisiyim arkadaşlar.
Ama kendimi bildiğim bileli çalışıyorum yani.
Zaten hali hazırda devam ettirdiğimiz bir podcast medya ajansımız var.
Yıllardır bilen dostlar bunu da biliyor.
Ama bir yandan uzmanlık alanımı da denemek böyle Hep içimde bir ukdeydi ve sağ olsun ekip arkadaşlarım da bu konuda destek oldular bana.
Kalktım hiç bilmediğim bir yere.
Küçük bir ilçeye mesleğimi icra edeceğim diye gittim.
İyi ki de gittim ama çünkü bana çok şey öğretti gerçekten.
Hem iş yapış şekli olarak hem insanlarla iletişim olarak.
Yani gerçekten bambaşka bir dünyaya girdim.
Ekip çok iyiydi, hep çok yardımcı olmaya çalıştılar bana.
Özellikle yöneticime buradan tekrardan çok teşekkür edeyim yolumu kolaylaştırdığı için.
İnsan gerçekten bağlılık hissediyor arkadaşlar.
Aidiyet bölümünde de söylemiştim.
Ya ben böyle hemen ait hissetme çalışmalarına başlayan ve ait hissetmek için de elinden geleni yapan biriyim.
Yoksa hayat benim için çok zor oluyor.
Tam da bu sebepten işe, şehre, ekibe inanılmaz bir aidiyet geliştirdim.
Ama günün sonunda da aklımda olan arkada devam eden işime tekrar tamamen geçip kendi düzenimi kurma fikrim inanılmaz yer edinmeye başladı bende.
Yaş ilerledikçe bir düzen hastası oldum inanılmaz şekilde.
Yani hani böyle aman kendi düzenim olsun, aman kendi planlamam olsun.
Aman benim olsun da benim olsun.
Gerçek plan hastaları beni anladılar şu anda.
Hep çok planlı bir insandım ama yaş ilerledikçe de sanki böyle etkisi artıyor cidden.
Bir nokta daha hareket halindeyken de böyle düzenini devam ettirmeyi öğrenmek gerekiyor diye düşünüyorum ama.
Çünkü hep çok rayında gitmiyor ya her şey.
Mesela ben iki haftadır arkadaşlarımda kalıyorum ve düzenim inanılmaz kaydı.
Evi tuttum ama abonelikleri, boyası, badanası, temizliği, eşyası falan derken hala her şey yarım yamalak.
Acele ettikçe de stres olduğumu fark ettim.
O yüzden de biraz saldım açıkçası.
Yani açıkça değilim çok şükür yani ya.
Dostlarım da destek oluyor sağ olsunlar.
Zaten bu konuda inanılmaz şükür doluyum.
Gerçekten güzel dostluklar edindiğimi görüyorum.
Velhasıl bir yeri bırakmak da başka bir yerde yeni bir düzen başlatmak da çok zor şeyler.
Allah'tan bu bağlılıklarım bana hareketsizlik getirmiyor da.
Yani yine de konfor alanından çıkıp risk alabilen yapım sağlıyor bunu aslında.
O içimdeki maceracı yapıyor bunu da.
En azından yani ben öyle düşünüyorum.
Hep böyle yeni bir macera yeni heyecan arama hastalığım var.
Öyle bir şeyler yaşıyorum kendi içimde sürekli.
Yoksa bu yengeç burçluğumla çok zor olurdu her şey yani.
İşten ayrılırken, insanlarla vedalaşırken falan beni bir görseniz var ya.
Bir ağlama, bir ağlama sanki başıma kötü bir şey gelmiş.
Allah korusun yani. Neyse.
Ya ben buyum. Yapacak da bir şey yok hani.
Bunu da kabul etmek gerekiyor.
Önceden olsa ağlamamak için böyle kendimi kasardım, sıkardım.
Ağlarsam zayıf görüneceğim falan sanırdım.
Şimdilerde şunu fark ediyorum ki aslında kendimi kasmak zayıflık olan ya.
Ne gerek var yani o benim duygum ve yaşanmaya hakkı var.
Ağlarım susarım ne bileyim yani yaşarım ben onu nedir yani.
Neticede kendim için bir karar alıyorum.
Bu karar okey olsa da olmasa da kendimin arkasındayım.
Deneyeceğim ve bunu demeyi de biliyorum.
Ben deneyeceğim demeyi de biliyorum.
Aklımda kalmasını istemeyeceğimi bildiğim kadar hem de.
Evet çok stresli mi stresli.
Ama hayatta aldığımız hangi karar kolay ki Allah aşkına ya.
Karar alma dönemlerimizin çoğunda stres yaşıyoruz zaten.
Şükür doluyum ki böyle bir özgürlüğüm var.
Arkamda bana destek olan insanlar var.
Hep böyle kendi başına buyruk, kendi kararlarını kendi istediği gibi alan, özgürlüğüne aşık bir insan oldum.
Ama tüm bunların aşırılığına da kaptırmamaya çalıştım kendimi.
Ve bunu başarabildiğime de inanıyorum açıkçası.
Ama işte arkadaşlar teoride çok güzel olan şeyler pratiğe gelince böyle biraz daha sertleşebiliyor ya.
Yani özgür olmak güzel, kendi kararlarını almak güzel, ben deneyeceğim diyebilmek güzel.
Ama bunun bir de bir yalnız tarafı var.
Çünkü o kararı alırken yanında insanlar olabilir, seni destekleyenler olabilir evet.
Ama o kararın sonuçlarıyla baş başa kalan yine sensin.
Ben bunu bu ay çok net hissettim.
Mesela eşyalarımı kolilerken hiç unutmuyorum.
Ayrılacağım evde hatta odada diyeyim yani tek başımaydım.
Ve etrafta koliler var.
Hiçbir şey yerli yerinde değil.
Ve hala da kolilenecek bir sürü eşya var tamam mı?
Ve bir anda şöyle bir şey geçti içimden.
Ben ne yapıyorum ya? Yani böyle gerçekten bunu söyledim kendime.
Hani böyle büyük bir hata yapmışım gibi değil ama sanki çok büyük bir değişimin ortasında kalmışım ve biraz da kaybolmuşum gibi.
Çünkü insan alıştığı düzeni bırakınca Sadece fiziksel bir yer değiştirmiyor aslında.
Zihinsel olarak da bir boşluğa düşüyor.
Sabah kalktığında ne yapacağını bildiğin bir hayat var bir tarafta.
Bir de tamamen senin kurman gereken.
Henüz oluşmamış bir hayat var.
Ve o aradaki boşluk var ya, bence en zor yer orası.
Kimse bundan bahsetmiyor.
Herkes işte böyle yeni başlangıçlar çok güzel falan diyor.
Evet güzel, bence de güzel.
Başlangıçlar neden kötü olsun ki?
Sonuçta bir şey başlama kararını alabilmişsin.
O iradeyi, o dirayeti gösterebilmişsin.
Ama o başlangıcın ilk zamanlarının ne kadar zor, ne kadar dağınık, ne kadar belirsiz olduğunu kimse anlatmıyor maalesef.
Ben de biraz o boşlukta kaldım sanırım bu dönemde ve şunu fark ettim.
Bizi yoran şey aslında değişimin kendisi değil.
Aynı anda çok fazla şeyin değişmesi.
Yani ben sadece iş değiştirseydim belki de bu kadar zorlanmazdım.
Sadece şehir değiştirseydim de belki daha kolay olurdu.
Ama hepsi üst üste gelince beynim bir noktada diyor ki...
Ben şu an neyi kontrol ediyorum ya?
Hangi birini kontrol ediyorum yani?
Aslında hiçbir şeyi. Ve insan kontrol edemediği şeylerden de çok korkuyor.
O yüzden de bu süreçte böyle biraz kendime şunu söylemeye başladım.
Her şeyin aynı anda oturması gerekmiyor ya.
Saldım valla saldım yani.
Yavaş yavaş olsun ne yapayım ya?
Evim tam hazır olmayabilir, düzenim tam oturmamış olabilir, kendimi %100 iyi hissetmiyor olabilirim.
Ama bu yanlış bir karar verdiğim anlamına gelmiyor.
Ya da sürecin yapay yanlış ilerlediği ya da sürecin eksik yönetildiği falan gibi bir anlama gelmiyor.
Sadece sürecin içindeyim ve bunun da tadını çıkaracağım.
Ama yani tadını çıkarıyorum dediğime de bakmayın hani.
Bazenler gerçekten hiç tadı falan olmayan anlar oluyor.
Mesela böyle akşam oluyor tamam mı?
Herkes kendi hayatında ben böyle yarım yamalak bir düzende bir şeyler eksik bir şeyler dağınık ve içimden sadece şu geçiyor.
Şu an eskiden olsaydım yani eski ben olsaydım ne yapıyor olurdum diye.
Çünkü insan karşılaştırıyor ister istemez.
Eskiden daha düzenliydi, daha netti, daha az yorucuydu.
Bunlar geliyor insanın aklına.
Ama sonra şunu fark ettim.
Ben aslında o düzenin içindeyken de bazen başka bir hayat istiyordum.
İnsanın aklı hep sahip olamadıklarına gider derler ya.
Gerçekten öyle bir şey bu.
Hani böyle acaba başka bir yerde olsam nasıl olurdu dediğin anlar vardır ya.
Şu an tam olarak onun içindeyim.
Ve bu da biraz garip bir his.
Çünkü istediğin şeyin içindesin ama hala zorlanıyorsun.
Ve bu da tabii haliyle insanın aklını karıştırıyor.
E ben bunu istemiyor muydum zaten falan gibi sorular geliyor aklına.
İşte orada kendime biraz şunu söylemeye başladım.
İstemekle hazır olmak aynı şey değilmiş.
Ben bunu istiyordum ama bu kadar zorlanacağımı da tam olarak hesaplamamıştım.
Ve bu da okey aslında. Yani bazen hazır hissetmeden de bir şeyleri isteyip onlar için adım atabiliyoruz.
Çünkü gerçekten düşünmeye devam ettikçe daha da hazır hissedemiyor insan.
Yani daha da zorlanıyorsunuz.
Sürekli bir şeyi düşünür halde olmak o konu hakkında karar vermek açısından daha da zorlayıcı bir sisteme dönüşüyor sizin için.
Bir de şu çok komik geliyor bana.
Ben böyle düzen hastasıyım falan dedim ya işte.
Hani her şey planlı olsun, yerli yerinde olsun falan.
Şu an hayatımda hiçbir şey tam olarak yerli yerinde değil.
Ve ilk başta bu beni çok gerdi.
Gerçekten böyle inanılmaz içim daraldı.
Ben böyle yaşayamam falan dedim.
Sonra bir noktada bıraktım.
Bak gerçekten bıraktım.
Dedim ki tamam şu an hayatım böyle.
Yani şu an bu var elinde. Biraz eksik, biraz yarım, biraz dağınık.
Ama gerçek olan bu ya şu anda.
Ve galiba ilk defa da bu kadar net bir şekilde şunu gördüm.
Hayat hep düzenli, hep net, hep planlı olmak zorunda değil.
Biz öyle olsun istiyoruz sadece.
Bir de şu var. Ben mesela bu süreçte kendime çok kızdığım anlarda yaşadım.
Yani niye daha hızlı halledemiyorsun?
Niye bu kadar dağıldın? Niye bu kadar zorlanıyorsun?
Sonra durup düşündüm.
Arkadaşım yani normal değil mi ya?
Ben aynı anda işimi bırakmışım.
Şehir değiştirmişim.
Ev kurmaya çalışıyorum.
Ve kendimden hala %100 performans bekliyorum.
Niye? Gerçekten niye yani?
Bunu fark ettiğim an böyle biraz yumuşadım kendime karşı.
Dedim ki tamam zorlanıyorsun.
Çünkü zor bir şey yapıyorsun.
Bu kadar basit aslında. Bazen kendimize çok acımasız davranıyoruz.
Sanki böyle her şeyin aynı anda mükemmel olması gerekiyormuş ve bizim bunu başarabiliyor olmamız gerekiyormuş gibi.
Halbuki yapamıyoruz yani ve bu da çok normal.
Ben şu an böyle biraz olduğu kadar modundayım gerçekten.
Eskiden çok rahatsız olurdum bu cümleden.
Şimdi de biraz böyle sığındığım bir yer olmaya başladı.
Oluyor yani ya. Yavaş yavaş ne yapalım?
Şunu fark ediyorum ki aslında bu süreçte ben kendimi ne kadar güçlü zannediyorsam o kadar da değilim bazı anlarda.
Yani dışarıdan bakınca çok cesur ya her şeyi bırakmış gitmiş falan gibi duruyor olabilir.
Ama içeride böyle değil her zaman.
Bazı anlar var böyle gerçekten içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.
Ne düzen kurmak, ne toparlamak, ne güçlü durmak yani gerçekten hiçbir şey.
Sadece böyle oturup bakıyorum boş boş ve bu halimi de hiç sevmiyorum aslında.
Çünkü ben kendimi hep böyle hareket eden, çözen, yapan biri olarak tanımlamışım.
Ama bu süreçte bir baktım bazen de yapamıyorum yani.
Ve bu benim için çok yeni bir şey gerçekten.
Hani böyle ben neden böyleyim şu an dediğim anlar oluyor, çokça oluyor.
Ve sonra da şunu fark ediyorum.
Gerçekten yoruldum yani.
Ama böyle sadece fiziksel bir yorgunluk da değil.
Hatta daha çok zihinsel, duygusal bir yorgunluk.
Hani böyle her şeyi aynı anda taşıyormuşsun gibi.
Kararının sorumluluğu, yeni hayatın belirsizliği, eski hayatın bıraktığı boşluk.
Hepsi böyle üst üste.
Ve ben galiba ilk defa buna izin de verdim.
Yani güçlü olmak zorundayım falan demedim.
İyi olmalıyım, harika olmalıyım falan demedim.
Sadece ya şu an böyleyim gerçekten saldım bıraktım artık falan moduna geçiş yapmaya çalıştım.
Ve bu bana düşündüğümden de iyi geldi ya.
Çünkü hep iyi olmak, mükemmel olmak, harika olmak, her şeyi başarmak falan zorunda değiliz ya.
Gerçekten değiliz. Genel olarak iyi olma halimi korumaya çalışıyorum tabii ama bana iyi geldiğinden bu.
Yine de bazen böyle bir yeter lan diye bağrısı da gelmiyor değil insanın.
Bazen dağılıyoruz, bazen hiçbir şey yapmak istemiyoruz, bazen yanlış mı yaptım diye sorguluyoruz.
Ve bu o kararın yanlış olduğu anlamına gelmiyor.
Sadece insan olduğumuz anlamına geliyor.
Ben bunu biraz yeni yeni kabulleniyorum galiba.
Bir de şu var. Ben bu süreçte şu soruyu çok sordum arkadaşlar.
Bunu neden yaptım?
Ve her seferinde aynı yere çıktım.
Çünkü içimde kalmasını istemedim.
Yani belki zor olacağını biliyordum ama denememek fikri yani daha da ağır geliyordu bana.
Ve şu an zorlanıyor olmama rağmen hala iyi ki diyorum.
Çünkü en azından deniyorum yani.
Ve bu benim için çok değerli bir şey.
galiba hayatın sonunda çok rahat yaşadım demekten ziyade denedim diyebilmek daha kıymetli.
Şu an böyle her şey mükemmel değil.
Hatta çoğu şey hala karışık.
Ama ben de mükemmel bir hayat kurmaya çalışmıyorum zaten galiba ya.
Yani daha çok bana ait bir hayat kurmaya çalışıyorum.
Önceden şöyle düşünülürdü ya hatta işte çocukken, ergenken falan.
Her şeye sahip olabilme kapasitenin yüksek olması Demektir ki mükemmel bir hayat kapasitesi.
Şimdilerde ise benim için mükemmel hayat dediğim şey kendimi en mutlu edebildiğim halimi koruyabilme ve hep onun böyle peşinde koşma kapasitemin yüksekliğine bağlı aslında.
Çok net anladım bunu.
Eksikler, dağınıklıklar, bazen zorlayan taraflar hep olacak.
Ama benim olacaklar.
Ait olma hissini sevdiğim kadar ait olunabildiğini görmek de benim için çok önemli.
Ve bu his bütün o belirsizliğin içinde bile insana iyi geliyor.
O yüzden eğer sen de şu an hayatında bir şeyleri bırakmanın, bir şeyleri değiştirmenin ya da sıfırdan başlamanın eşiğindeysen ve korkuyorsan çok normal.
Gerçekten çok normal. Çünkü değişim dediğimiz şey öyle çok romantize edebileceğimiz bir şey değil.
Şimdilerde her ne kadar romantize edilerek anlatılsa ya da gösterilse de biraz böyle ağlamak var içinde.
Biraz ben ne yapıyorum demek var.
Biraz dağılmak var. Ama bir yandan da böyle kendine yaklaşmak var ya.
Kendim için bir şeyler yapmaya çalışıyorum diyebilmek var.
Ve bence en güzeli de bu.
Ben şu an hala yolun ortasındayım.
Her şey bitmiş değil. Her şey net değil.
Ama şunu biliyorum. Ben başladım ya.
Ve bazen başlamak gerçekten her şeyden daha büyük bir şey.
Şunu da unutmamak gerektiğine inanıyorum.
Bazı yollar ancak biraz kaybolarak bulunuyor ve bazı hayatlar da ancak biraz dağıldıktan sonra kuruluyor.
Ben şu an tam olarak o dağılan ve yeniden kurulan yerin içindeyim ve her şeye rağmen şükür doluyum.
İyi ki diyorum ya. İyi ki diyorum.
Evet daha da uzatırsam çok daha uzatırım biliyorum kendimi.
Derya Deniz bir konu bu. Benim için özellikle ekstra öyle.
O yüzden burada bitireyim şimdilik ben.
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ediyorum.
İhtiyacı olduğunu düşündüğüm bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
