
Gibi Yapma Sanatı: Hepimiz Biraz Sahte Miyiz?
13 Nisan 2026 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Bu bölümde; günlük hayatta fark etmeden ne kadar çok “gibi” yaptığımızı, bunun nedenlerini ve bizi nasıl yavaş yavaş kendimizden uzaklaştırdığını konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya bazen neyi fark ediyorum biliyor musunuz?
Böyle hepimizin rol yaptığı, olmadığı gibi davrandığı yerler var ya, kendimiz olmaktan ya da bizde var olan şeylerle var olmaktan çekindiğimiz yerler.
Bazen bilerek yapıyoruz, bazen bilmeyerek.
Ne bileyim hani böyle oluyor ya iyiymiş gibi, biliyormuş gibi, ilgileniyormuş gibi yaptığımız.
Böyle anlar çok olmuyor mu?
Ben kendimi çok yakalıyorum açıkçası böyle.
Ki daha fazla örnekle verebilirim.
Mesela birisi sana bir şey anlatıyor ve sen gerçekten dinlemiyorsun ama göz temasını yine kuruyorsun, yine o kafanı sallıyorsun, aynen falan diyorsun.
Ama aslında aklın bambaşka bir yerde.
Ya da biri sana bir şey soruyor, sen cevabı bilmiyorsun ama evet ya zaten işte şöyle böyle falan diyerek konuyu kurtarmaya çalışıyorsun.
Ya da en basit ya, en basitinden gidelim.
Hani o nasılsın sorusu vardır ya.
Otomatik olarak iyiyim deriz hep.
Sanki başka bir cevap verme hakkımız yokmuş gibi.
Bunları fark edince de dedim ki yani ne kadar çok gibi yapıyoruz ya.
Sadece bu küçük küçük anlarda da değil aslında.
Bir süre sonra bu bir alışkanlığa dönüşüyor bence.
Yani artık sadece bazı anlarda değil de genel olarak gibi yapan birine dönüşüyoruz.
İyiymiş gibi, rahatmış gibi, umursamıyormuş gibi, güçlüymüş gibi.
Ve dışarıdan bakınca da hani her şey çok tamam, okey gözüküyor.
Ama içeride o kadar da değil, o kadar kolay bir hali yok onun.
Bir de işin şöyle bir tarafı var tabii.
Bunu yaparken çoğu zaman kötü bir niyetimiz yok.
Yani kimse böyle gibi yapayım ben bugün falan diye uyanmıyor sabah.
Daha çok anlaşılmak istemediğimiz için, yargılanmaktan çekindiğimiz için, bazen de sadece yorulduğumuz için yapıyoruz bunu.
Çünkü gerçekten nasıl hissettiğini anlatmak var ya, o çok enerji isteyen bir şey ya.
Açılmak zor, savunmasız kalmak zor.
O yüzden daha kolay olanı seçiyoruz ve gibi yapıyoruz.
Ama bence asıl mesele de şu noktada başlıyor.
Bir süre sonra senin gerçekten nasıl hissettiğinle o dışarıya gösterdiğin şey var ya aynı olmamaya başlıyor.
Ve bu fark büyüdükçe içinde böyle bir gariplik hissi oluşuyor.
Hani böyle her şey yolundaymış gibi ama aslında değilmiş gibi de ki değil de genelde.
Ve en garibi de şu bunu dışarıdan kimse anlamıyor.
Çünkü sen çok iyi o gibi yapma halini yapıyorsun.
Ben mesela kendimi özellikle iyiymiş gibi yaparken çok yakalıyorum.
Gerçekten böyle enerjim yokken, konuşmak istemezken, içimden bir şey gelmezken bile o enerjik iyiyim ya halimi devam ettiriyorum.
Genelde de böyle içi içine sığmayan, enerjik, götü yerde durmayan biri olarak tam tersi halim bana bile garip geliyor bazen ya.
Ve sonra şunu fark ediyorum.
Aslında kendimi bile kandırmaya çalışıyorum orada.
Ne var kızım yani o gün enerjik değilsen.
Görev sanki Allah'ım yarabbim ya.
Bazen gerçekten gıcık oluyorum kendime.
Neyse işte belki buradaki sorun gibi yapmak değildir.
Çünkü biraz insan olmanın bir parçası da gibi geliyor bu bana.
Ama sorun sürekli gibi yapmak.
Çünkü o noktada artık şu oluyor.
Sen gerçekten ne hissediyorsun, ne istiyorsun, neyi seviyorsun?
Bunların hepsi bulanıklaşıyor.
Kendine olan bağın da zayıflıyor haliyle.
Bir noktadan sonra sen bile hangisinin gerçek olduğunu ayırt edemiyorsun.
Yani gerçekten iyi misin yoksa sence iyiymiş gibi mi davranıyorsun?
Gerçekten ilgileniyor musun yoksa ilgileniyormuş gibi mi yapıyorsun?
Ben bu soruyu böyle kendime son zamanlarda çok soruyorum.
Ve her seferinde de biraz rahatsız edici geliyor.
Çünkü cevaplar çok net olmuyor.
Bazen şöyle yakalıyorum mesela kendimi.
Bir arkadaş ortamındayım diyelim.
Herkes bir şey anlatıyor tamam mı?
Gülüyor, sohbet ediyor.
Ben de gülüyorum hatta yorum yapıyorum.
Ama içimde bir yerde o şey yok hani o kıvılcım yok.
Yani oradayım ama gerçekten de orada değilim gibi.
Ya da biri bana bir şey anlatıyor, bir derdini paylaşıyor.
Ve ben dinliyormuş gibi yapıyorum.
Ama aslında o anda vereceğim cevabı düşünüyorum sadece.
Yani dinlemek için değil de cevap vermek için dinliyorum.
Ya ne kadar ayıp bir şey ya.
Ama bazen yakalıyorum yani kendimi böyle.
Bu da bir gibi yapma hali aslında.
Gerçekten yanında olmak yerine yanındaymış gibi yapmak.
Ki ben genelde çok sevdiğim insanların derdini sahiplenen biri olarak bazen bunu yapıyorsam aklıma direkt şu geliyor.
Ulan demek ki ben bir şey anlatıyorken ne çok yapılıyordur bu bana ya.
Yine bakınca aslında bencil bir nokta.
Beni dinlesinler diye dinlemiyorum kimseyi tabii ki ama insanın aklında bazen böyle çalışıyor dürüst olmak gerekirse.
Ya da şu var mesela biri sana bir şey anlatıyor ve sen aslında katılmıyorsun diyelim düşüncesine ama ortam bozulmasın diye evet ya doğru aynen falan diyorsun böyle.
Çünkü kendi fikrini söylemek bazen riskli geliyor.
Ya tartışma çıkarsa ya yanlış anlaşılırsa ya o kişi olursan o yüzden bir kez daha gibi yapıyoruz.
Bu arada bu sadece bizim kişisel bir problemimiz de değil yani.
Onu da söylemek lazım.
Bununla ilgili yapılan bazı araştırmalar da var.
Mesela sosyal psikolojide şöyle bir şey söyleniyor.
İnsanlar sosyal ortamlarda kabul görmek için davranışlarını ve düşüncelerini ciddi oranlarda değiştirebiliyorlar.
Hatta Solomon Asch diye bir psikolog var.
Çok basit bir deney yapıyor tamam mı?
Bir gruba çok net bir soru soruyor.
Cevabı da aslında bariz doğru olan.
Ama gruptaki herkes bilinçli olarak yanlış cevap veriyor.
Ve deneye katılan kişi sadece gruba uyum sağlamak için kendi gözünün gördüğünden bile şüphe edip yanlış cevabı seçiyor.
Yani düşün, insanlar bazen sadece dışlanmamak için gerçeği bile inkar edebiliyor.
Bir de duygusal bastırma diye bir şey var.
Yani hissettiğin şeyi göstermemek.
Yerine daha kabul edilebilir bir duygu koymak.
Mesela üzgünsün ama gülüyorsun.
Kırgınsın ama bir şey yokmuş gibi böyle çok normal davranıyorsun.
Kızgınsın ama yok yok ya sorun yok diyorsun.
Ve bu uzun vadede insanı daha çok yoruyor.
Çünkü bir şeyi hissetmek ayrı bir de üstüne başka bir şeymiş gibi davranmak hani resmen iki kat enerji harcamak gibi bir şey.
Belki de o yüzden bu kadar yorgun hissediyoruz.
Sadece hayat yüzünden değil de sürekli bir şeyleri böyle taşıyor gibi yaptığımız için.
Ama burada şöyle bir denge de var bence.
Her şeyi filtresiz söylemek de değil mesela.
Yani her düşündüğünü, her hissettiğini, her ortamda her insana dökmek de değil.
Ama en azından kendine yalan söylememek.
Yani içinden ben şu an iyi değilim diyorsan bunu en azından kendine kabul ettirebilmek.
Bilmiyorum diyebilmek, istemiyorum diyebilmek.
Çünkü bu aslında zayıflık değil.
Tam tersi çok güçlü bir şey.
Düşünme ya kaç tane insan bunu yapabiliyor yani.
Ben çok az olduğunu söyleyebilirim sana.
İnsanlar bu tarz şeyleri kabullenmekte inanılmaz zorlanıyorlar.
Sebebi de zayıf görünecekleri düşünmeleri yani işte.
Ve bazen gerçekten bakıyorum bu komplekslerden ben.
Zayıf da oluruz güçlü de nedir abi yani.
Gerçek olmak böyle bir şey sonuçta.
Hep kim güçlü olabilir ki?
Ayrıca bazen hani şu an iyi değilim diyebilmek, bazen bunu bilmiyorum diyebilmek, bazen de şu an konuşmak istemiyorum diyebilmek bence çok güçlü gösteren bir şey.
En başta oturmuş yani bu kişi düşünmüş bu nedir diye.
Düşünen ve bunu dile getirebilen bir insan nasıl zayıf olabiliyor?
Bu kavramı da cidden aklım almıyor bazen.
Çünkü gerçekten hani böyle bir düşün ya.
Gerçekten bir düşün. İnsanın kendi tanıması, ne hissettiğini fark etmesi ve bunu ifade edebilmesi bence bu dünyadaki en zor şeylerden biri.
Ve biz bunu yapabilen birine zayıf diyoruz ya da buna zayıflık diyoruz.
Çok tuhaf değil mi? Ama işte tam da bu yüzden gibi yapmak daha kolay geliyor.
Çünkü rol yaparken risk almıyorsun.
Kimse seni yanlış anlamıyor, kimse seni sorgulamıyor, kimse seni olduğu halinle değerlendirmiyor.
Ama bir yandan da hani kimse gerçekten tanımamış oluyor seni.
Bazen şöyle bir şey hayal ediyorum.
Hani herkes bir günlüğüne rol yapmayı bıraksın tamam mı?
Kim ne hissediyorsa onu söylesin.
Bilmiyorsa bilmiyorum desin.
İstemiyorsa istemiyorum desin.
Ortamlar ne kadar değişirdi acaba?
Kaç tane ilişki kalırdı mesela ya da kaç tane arkadaşlık devam ederdi?
Belki de tam tersi.
Çok daha gerçek bağlar kurulurdu.
Çünkü düşününce biz genelde insanların en gerçek halini değil de en kabul edilebilir halini seviyoruz.
Bu da biraz üzücü aslında. Ama belki de şuradan başlayabiliriz.
Koca hayatı değiştirmek zorunda değiliz.
Bir anda her şeyi bırakıp ben artık %100 gerçek oluyorum falan demek çok da gerçekçi bir şey değil.
Ama böyle küçük anlarda kendimize daha dürüst olabiliriz.
Mesela biri nasılsın dediğinde en azından bazen çok iyi değilim aslında diyebilmek.
Ya da bir şeyi bilmiyorsak bilmiyorum diyebilmek.
Ya da ya da gerçekten dinleyemeyecek durumdaysak şu an odaklanamıyorum sonra konuşabilir miyiz diyebilmek.
Bunlar çok küçük şeyler gibi gözüküyor ama aslında çok büyük.
Çünkü o anlarda gibi yapmamayı seçiyorsun.
Ve belki de en önemli şey şu kendine dürüst olmaya başladığında.
zaten dışarıya da daha gerçek bir şey yansımaya başlıyor.
Zorla değil böyle kendiliğinden olan bir şey.
O yüzden kendime de sana da şöyle bir şey söylemek istiyorum.
Hep gibi yapmamıza gerek yok.
İnan gerek yok. Her an güçlü olmak zorunda değiliz.
Her an enerjik olmak zorunda değiliz.
Her şeyi biliyor olmak zorunda hiç değiliz.
Bazen sadece böyle olduğumuz gibi olmak yeterli diye düşünüyorum.
Ve belki de en büyük rahatlama da şu cümlede.
Ben şu an böyleyim ya. Ne eksik ne de fazla yani.
O zaman sana bir soru.
Hayatında en çok hangi konuda gibi yapıyorsun?
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
