
Selamlaaar! Bitmeyen işler, yetişilmesi gereken yerler, herkesi memnun etme çabası… Gerçekten her şeye yetişmen gerekiyor mu? Bu bölümde, sürekli koşuşturduğumuz hayatı ve aslında neyin peşinde olduğumuzu sorguluyoruz. Belki de asıl önemli olan durup nefes almak. Kendi hızınızda ilerlemeye hazır mısınız?
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Umuyorum ki bu hafta oradan oraya koştururken kendinizden geçtiğiniz bir hafta olmamıştır.
Ben sürekli ama sürekli şehir değiştiren bir insan olarak hayatı bayağı bölüp yaşıyorum arkadaşlar.
Doğuma büyüme İstanbulluyum.
Haliyle ailem, arkadaşlarım hepsi oradan.
Sonra üniversite serüveninin başlamasıyla Eskişehir'e taşındım.
Yaklaşık 5 sene yaşadım orada ve haliyle orada da bir çevrem, arkadaşlarım, sevdiklerim oldu.
5 sene sonunda da iş hayatının başlamasıyla birlikte Çanakkale'ye adım attım ve bir senedir de burada yaşıyorum.
Şimdi karmaşayı bir düşünün, bir hayal edin.
En ufak tatil bile nasıl dert oluyor yani?
Nereye gideceksin, kimi göreceksin, göremediklerinden gidemediklerinden hangi tripleri yiyeceksin falan filan.
O yüzden bugün biraz bu konuyla alakalı dertleşelim istedim.
Siz de bazen sanki dünya üzerinize üzerinize geliyormuş gibi hissediyor musunuz?
Hani o her an her yerde olmanız gerekiyormuş gibi, her işi, her görevi zamanında bitirmek zorundaymışsınız gibi bir his.
İşte bugünkü sorumuz, daha doğrusu bugünkü çıkış noktamız...
Benim şehir karmaşalarımdan gelen bu konu üzerine ve sorulması gereken de bir soru var haliyle gerçekten her şeye yetişmen gerekiyor mu?
Günümüz dünyasında hepimiz bir şekilde sürekli bir yetişme telaşı içerisindeyiz.
Bir yerlere, bir şeylere, bir işlere.
Hatta bir iş bitmeden diğeri başlıyor.
Bir sorumluluğu tamamlamadan yeni bir görev karşımıza çıkıyor.
İş hayatımızda, aile içinde, sosyal çevremizde ve hatta sosyal medyada bile sürekli bir yetişme zorunluluğu hissediyoruz.
Sosyal medyada gördüğümüz başarı hikayeleri, o mükemmel anlar, birileri bir şeyler yaparken bizim eksik kaldığımız hissi.
Daha fazla çaba sarf etmeye, daha fazla yetişmeye itiyor.
Bu da aslında bir noktada modern yaşamın bir getirisi gibi duruyor baktığımızda.
Ancak sormamız gereken...
Önemli bir soru var. Bu gerçekten bizim mi ihtiyacımız?
Yoksa toplumun, sosyal medyanın ya da çevremizin dayattığı bir beklenti mi?
Biz gerçekten her şeye yetişmek zorunda mıyız?
Yoksa bu sadece bize öğretilmiş bir zorunluluk mu?
Gelin bu soruları birlikte biraz açalım.
Öncelikle neden her şeye yetişmeye çalışıyoruz?
Bu sorunun birkaç cevabı olabilir.
Belki başarılı olmak, belki sevilmek ya da kabul görmek.
Belki de sadece geride kalmamak için.
Hep öyle de büyütük...
diyoruz ya aslında. Kafada böyle deli düşünceler.
Başarılı olacak mıyım?
Beni sevecekler mi?
Eyvah işte çok mu geride kaldım?
Ancak bu düşünceler ve ardındaki çabalar ne kadar sürdürülebilir?
Sürekli bir yarış içerisindeyken enerjimiz tükeniyor.
Bir noktada ne için yarıştığımızı bile unutuyoruz aslında.
Kendimizi bu koşuşturmanın içinde kaybediyoruz.
Belki de yetişmeye çalıştığımız şeyler başkalarının beklentileridir.
Ya da kendi kendimize koyduğumuz o yüksek hedefler de öyledir belki de.
Bir işi yaparken diğerini kaçırıyor olmanın kaygısını yaşıyoruz sürekli kısaca aslında.
FOMO dediğimiz Fear of Missing Out yani bir şeyleri kaçırma korkusu hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda.
Belki de sosyal medyada karşımıza çıkan mutlu anlar, başarılar, keyifli anlar işte bunları gördüğümüzde kendimizi yetersiz hissetmeye başlıyoruz.
Sanki böyle biz de bu tempoya ayak uydurmazsak bir şeyleri kaçıracağız da eksik kalacağız gibi.
Ancak farkında olmadan bu korku bizi daha da yıpratıyor.
Çünkü her şeye yetişmeye çalışırken aslında hiçbir şey...
anlamıyla odaklanamıyoruz.
Bu noktada da işte şunu sormak gerekiyor.
Peki bu kadar telaş içinde gerçekten önemli olan şeyler neler?
Her şeye yetişmek yerine neye yetişmek istiyorum?
Önceliklerimizi belirlemek belki de bu konuda atılacak ilk ve hatta en önemli adım.
Hayatımızdan neyin gerçekten önemli olduğunu anlamak ve gereksiz yükleri üzerimizden Atmak lazım.
Biraz daha derine inecek olursak hatta aslında hepimiz sınırlı kaynaklara sahibiz.
Zamanımız, enerjimiz, dikkatimiz hepsi sınırlı.
Özellikle şu son dönemlerde dikkatim konusunda bayağı endişeliyim mesela ben.
Bir şeye odaklanabilme sürem 3 dakikaya falan düşmüş durumda.
İnanılmaz bir şey yani.
Neyse bu kaynakları her şeye yaymaya çalışmak her birinin etkisini azaltıyor aslında.
Halbuki bu kaynakları gerçekten önemli olan şeylere odaklayabilirsek belki de daha tatmin edici ve daha huzurlu bir yaşam sürebiliriz.
Yani mesele her şeye yetişmek değil doğru şeylere yetişmek gibi.
Peki bu nasıl olacak? Bence bunun ilk adımı hayır demeyi öğrenmek.
Evet, kesinlikle hayır demek.
Zor bir kelime gibi görünebilir.
Özellikle de başkalarını memnun etmeye çalıştığımızda bayağı zor oluyor, biliyorum.
Ancak her şeye evet demek, kendimize hayır demek anlamına geliyor çoğu zaman.
Yani ilk olarak bunu sindirmemiz lazım.
Başkalarını memnun etmeye çalışıp kendini memnun etmemek aslında bayağı saçma da bir çelişki.
Önce kendini memnun etmen gerekmez mi?
İşte bu yüzden hayır diyebilmek, sınırlarımızı belirlemek, bu sınırlar içinde kendimize zaman ayırmak aslında çok güçlü bir adım.
Bir adım daha belirleyecek olsam, beklentilerimizi gözden geçirmek derim.
Hem kendimizden hem de başkalarından beklentilerimizi.
Belki de her şeyin mükemmel olması gerekmiyor.
Belki de bazı şeylerin doğal akışına bırakılması bizim için daha sağlıklı olabilir.
Sürekli mükemmellik peşinde koşmak yerine, kusurları kabullenmek ve hayatı biraz daha hafif yaşamak.
Bu bize çok daha fazla huzur getirir.
Yani o tatilinde biriyle buluşmadın diye küsüyorsa bırak küssün abi ya.
Sürekli her tatil... birilerinin görme planı yapmaya çalışmaktan yorulduysan bırak yapma.
Kafanı dinle. Kendinle baş başa kalacak bir plan yap.
Bunlar hep seçenek. Ama özellikle benim gibi böyle aşırı sorumluluk bilinciyle yüklenmiş insanlar için çok kolay bir yönelim olmuyor.
Bunu biliyorum ve farkındayım.
Kendini hayatındaki önemli insanlara karşı hep bir sorumluluk içinde hissediyorsun.
Ama aslında aynı sorumluluğu onların da besleyebileceğini unutmamak lazım.
Sen çok sorumluluk sahibisin diye her altı sen yapmak zorunda değilsin.
Bazen de karşı taraf senin için yorulsun.
Hep kendini yormayı tercih etme lütfen.
Ya da bazen de en iyi planlamayı senin yapacağını düşünme.
Kötü planlara da uyman gereken zamanlar olabilir.
Ve bunlar da yaşanması gereken şeyler aslında.
Şimdi ben bunları söylüyorum burada ve bunlar kendime de hep söylediklerim aslında.
Ama bu değişiklikleri yapmak zihninin derinliklerindeki bazı alışkanlıklarını düşüncelerini hatta değiştirmek çok da kolay değil.
Bunu biliyorum. Bu süreçte kendimize karşı sabırlı olmamız gerekiyor.
Belki de yıllardır sürdürdüğümüz alışkanlıkları bir çırpıda değiştirmeyi beklememek lazım.
Zaten çok da mantıklı bir beklenti olmayacaktır bu.
Ancak adım adım küçük değişikliklerle hayatımızı daha dengeli ve huzurlu bir hale...
Şimdi diyeceksiniz ki peki bu adımlar neler olabilir?
Mesela öncelik listesi yaparak gerçekten neye önem verdiğimizi belirleyebiliriz.
Bir hafta sonunu sadece kendimize ayırmak, belki de hiç plan yapmadan anının tadını çıkarmak.
Bunlar belki de senin için...
o hafta yeterli olacak şeylerdir.
Veya sadece bir kez her şeyi mükemmel yapma çabası yerine bir şeyleri olduğu gibi kabul etmek.
Bu biraz cesaret gerektirebilir, biliyorum.
Çünkü toplumsal beklentiler, sosyal medyanın dayattığı mükemmel hayat imajı bize sürekli olarak daha fazlasını yapmamızı, daha fazlasını başarmamız gerektiğini söylüyor.
Ama belki de gerçek başarı bu dayatmaların dışına çıkabilmekte yatıyordur, ne diyorsunuz?
Ve bu süreçte hata yapmaktan korkmamak da çok önemli bir faktör.
Çünkü bazen her şeyi doğru yapma çabası içinde hata yapma lüksümüzü kaybediyoruz.
Ama hatalar aslında bizim en büyük öğretmenlerimiz.
Bir şeyi mükemmel yapmaya çalışırken o işin tadını çıkarmayı unuttuğumuzu fark etmek.
İşte o zaman belki de asıl kaybımızın bu olduğunu anlıyoruz.
O yüzden bırakın hata yapın, bırakın planlarınız aksasın, bırakın her şey mükemmel olmasın ya.
Çünkü asıl mesele anı yaşamak ve gerçekten neye ihtiyaç duyduğunuzu fark etmek.
Unutmayın şu an. hayat kısa ve zaman hızla geçiyor.
Hatta gittikçe daha da hızlandığını düşünüyorum.
Yani biz küçükken de zaman bu kadar hızlı mıydı ya?
O yüzden kendinizi her şeye yetişmek zorunda hissettiğinizde bir durun, sakince bir düşünün.
Bu gerçekten benim için mi?
Yoksa başkalarının beklentileri mi?
Eğer cevabınız başkalarıysa belki de o an durup bir nefes almak en iyisi olabilir.
Evet, geldik bu bölümün de sonuna.
Umarım siz de kendi hayatınızdaki bu koşuş...
Sorgulama fırsatı bulmuşsunuzdur bu bölümle.
Unutmayın her şeye yetişmek zorunda değilsiniz.
Sadece size iyi gelen şeylere yetişin lütfen.
O zaman sana bir soru.
Hayatınızdaki bu koşuşturmayı nasıl dengeliyorsunuz?
Kendinize her şeye yetişmek zorunda hissettiğinizde ne yapıyorsunuz mesela?
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takipte kalmayı unutmayın lütfen.
Her pazartesi yeni bölüm yayınlıyorum ve ardından Instagram'da da paylaşımını yapıyorum.
Oradan ya da o zaman sana bir soru podcast at gmail.com.tr'den sorulara cevapları, bölüme yorumları, eleştirileri veya önerileri alabilirim.
Bölüm açıklamasına da Instagram hesabını ve mail adresini bırakıyor olacağım.
Oradan ulaşabilirsiniz.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize çok çok iyi bakın ve hayatın tadını çıkarın.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
