
Selamlaaar! Bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı. Bu bölümde bugünün anlamını ve Atatürk’ün gençliğe duyduğu güveni konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Bugün 19 Mayıs dostlar.
Ben ve içinde bulunduğum gençlik ruhu bana çok şey yaptırıyor.
Ve bu çok şeyi yapabilmemin önünü açan Atam'a çok teşekkür ediyorum.
Ruhu şad olsun inşallah.
Böyle bir günde bu kadar da şevkliyken istedim ki biraz böyle gençliğe hitabeye bakalım.
Hem bazı şeyleri unutmayalım hem de daha da anlamlandıralım.
Bildiğimiz gibi gençliğe hitabe Cumhuriyet'in ilanından sonra gençlere emanet edilen değerlerin korunması amacıyla yazılmış bir metin.
Bu metin gençliğin her dönemde karşılaşabileceği zorluklara karşı bir yol gösterici aslında.
Bir anlamda Cumhuriyet'in teminatı olarak gençlere yüklenen sorumluluğun da ifadesi.
Gençliğe hitabe ilk kez 1927'de Atatürk tarafından okunuyor.
O dönemde bir ulusun yeniden doğuşunu anlatan bu metin aslında bir halkın gençlerine duyduğu güvenin bir yansıması.
Atatürk böyle bağımsızlık mücadelesini gençlere emanet ederken onlara sadece bir görev değil bir vizyon da bırakıyor gençliğe hitabeyle.
Ey Türk gençliği diye başlıyor ya.
Bu cümleyi her okuduğumda sanki Atatürk'ün gözlerinin içine bakıp o sorumluluğu böyle omuzlarımda hissediyorum.
Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
İşte burada vazife diyor ya.
Yani vazife kelimesi çok ağır aslında.
İnsan çoğu zaman görev deyince böyle kendini kaçmaya kurmak istiyor.
Ama sözde öyle bir güç var ki yani gerçekten bu söz öyle bir güçlü ki.
Adeta hani böyle altyapısında sanki korkma diyor.
Çünkü gençlik sadece özgürlük arayışı değil.
Aynı zamanda bu özgürlüğü koruyacak iradeye sahip olmayı da içeren bir şey.
İşte cumhuriyeti koruma vazifesi biz gençlerin omuzlarında.
Sosyal medyada, sokakta, kampüste, işte.
Cumhuriyet değerlerini korumak sadece bayramlarda değil, her gün üstlendiğimiz bir görev.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.
Bu cümledeki mevcudiyet kelimesi var ya, beni her duyduğumda düşündürten bir kelime.
Bir milletin var olma sebebi cumhuriyettir demek bu benim nezdimde.
Düşünsene bir devletin bağımsızlığı elinden alınmış olsa, kültürü, dili, gelenekleri hatta hayalleri bile tehlikeye girer.
Biz bugün burada özgürce konuşabiliyorsak bu cumhuriyetin bize sağladığı bir ayrıcalıktır.
Bu yüzden genç olmak sadece böyle enerjik olmak değil, Özgürlüğün, cumhuriyetin de anlamını bilmek demek.
Bizim işimiz bu değerin yitip gitmesine izin vermemek arkadaşlar.
Sonra bak şöyle devam ediyor.
Burada bedhah kelimesi biraz eski ama düşman demek.
Atam o dönemde bile ileriyi görmüş ya.
Bugün de farklı şekillerde karşımıza çıkan tehditler var.
Bazen ekonomik kriz, bazen dijital çağın getirdiği bilgi kirliliği ama asıl mesele bu düşmanların sadece dışarıda değil içeride de olabileceği.
Bize düşen bu bedahları tanımak ve gençlik enerjimizle bu tehditlere karşı durmak.
Atamın da dediği gibi bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dahilinde İktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.
Bu aslında sistemin içindeki tehlikeye de işaret ediyor.
Yani sadece dış düşmanlardan değil içerideki ihmalkarlıklardan da söz ediyor.
Bu sözleri duyunca aklıma hep şu geliyor.
Bugünün gençleri olarak sistemin içinde yer alırken de bu uyanıklığı kaybetmememiz lazım.
Duyarlı olmak, her şeyi sorgulamak, her duyduğumuza inanmamak.
Bunlar aslında Atatürk'ün bize bıraktığı en önemli miraslardan biri.
Cumhuriyeti korumak sadece fiziksel bir mücadele değil.
Aynı zamanda bir fikir mücadelesi, sorgulama, bir doğruyu bulma çabası.
Bu noktada genç olmak sadece böyle bir yaş durumu da değil, bir ruh hali, bir cesaret göstergesi.
Cumhuriyet gençliği sadece bir umut olarak değil bir sorumluluk olarak görüyor.
Ve biz bu sorumluluğun bilincinde oldukça bu mirası ilelebet koruyabiliriz.
Bazen düşünüyorum da genç olmak gerçekten zor bir iş.
Hem büyük bir enerjimiz var hem de bu enerjiyi nereye kanalize edeceğimizi bilmediğimiz zamanlar oluyor.
Kimi zaman böyle sistemin çarkları arasında kaybolmuş hissediyoruz.
Kimi zaman hayallerimizin peşinde koşarken engellerle karşılaşıyoruz.
İşte tam da bu noktada Atatürk'ün gençliğe verdiği değer aslında bize yol gösteriyor.
Cumhuriyeti koruma görevi sadece büyük mücadelelerde değil, günlük hayatımızın küçük detaylarında da var.
Özgürlüğümüzü korumak, eşitlik ilkesine sahip çıkmak, ne bileyim işte bilimsel düşünceyi savunmak.
Bunlar da Cumhuriyeti yaşatmak için yaptığımız küçük ama önemli şeyler.
Peki ya bu bahsettiğimiz bedahlar?
Bu kavramı düşündüğümde aklıma hep şunu sormak geliyor.
Günümüzde bu bedahlar kim?
Sadece dışarıdan gelen düşmanlar mı yoksa içeride bizi bölmeye çalışan fikirler mi?
Ekonomik krizler, sosyal adaletsizlikler, toplumu kutuplaştırmaya çalışan ideolojiler, bazen de bireysel hayatlarımızda karşımıza çıkan pesimizim, işte karamsarlık, umutsuzluk.
İşte Atatürk bu tür tehditlere karşı da uyanık olmamızı istiyor.
Bugünün gençliği olarak bu uyanıklığı kaybetmememiz lazım.
Bak sonrasında hitabe şöyle devam ediyor.
Bir gün istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen bu cümle bir ön hazırlık aslında.
Atatürk bize her zaman tetikte olmamız gerektiğini hatırlatıyor.
Bazen düşünüyorum. Cumhuriyeti savunmak böyle illaki işte cephelerde savaş meydanlarında mı olur?
Hayır. Bugün cumhuriyeti savunmak, sosyal adaleti savunmakla, bilimin ışığını takip etmekle, toplumsal değerleri korumakla da olur.
Bu bir duruş meselesi aslında arkadaşlar.
Atatürk'ün yorulmadan yürümek dediği şey de bu.
Kimi zaman yorulsak da vazgeçmemek.
Sonra hitabede bir başka vurucu cümle var.
damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Bu cümlede öyle bir güç var ki insanın tüyleri diken diken oluyor.
Yani aslında aradığımız güç dışarıda değil, kendi içimizde.
Her düştüğümüzde içimizdeki cesareti bulup ayağa kalkmak, her zorlukta yığılmadan mücadele etmek.
Bu güç bize miras kalan en büyük değerlerden biri.
Kendi özümüzden, tarihten, atalarımızdan gelen bir güç.
Bugün yaşadığımız her zor durumda bunu hatırlamak belki de bize en büyük ilhamı verecek.
Evet, bugün 19 Mayıs dedik efendim.
Bu özel gün sadece bir bayram değil, aynı zamanda bir milletin dirilişini, bağımsızlık ateşinin yakılışını temsil ediyor.
19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkarak milli mücadeleyi başlattığı o tarihi gün bir milletin umudu, bir halkın özgürlük inancı o gün yeniden
doğdu. O gün bandırma vapuruyla Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ülkenin dört bir yanında işgale karşı direnişin fitilini ateşlediler.
Atatürk o gün sadece fiziksel bir yolculuk yapmadı.
Aynı zamanda bir fikrin, bir direniş ruhunun yolculuğuna da başladı.
Bu yolculuk halkın kendi kaderini tayin etme iradesini ortaya koyan bir adım olarak düşünebilirsiniz.
Ve bence bu yolculuğun en önemli noktası da Atatürk'ün bu mücadeleyi bugünden yola çıkarak gençlere emanet etme düşüncesi.
19 Mayıs bir liderin gençliğe olan inancını somutlaşmış hali oldu bu neticeyle de.
Mustafa Kemal Atatürk bu günü gençlere armağan ederek geleceği genç nesillere bırakmanın önemini vurguladı aslında.
Düşünsene savaş meydanlarında canını ortaya koymuş bir lider.
Tüm geleceği gençlerin omuzlarına yükleyecek kadar güveniyor onlara.
İşte bu yüzden 19 Mayıs sadece tarihi bir olay değil, aynı zamanda gençliğe verilen büyük bir sorumluluk olarak da yazıldı zihnimize.
O günün gençleri yani milli mücadelenin cesur neferleri bugün bizim yerimizdeydi aslında.
Onların cesareti, direnci ve bağımsızlık aşkı şimdi bizim omuzlarımızda yükselen bir sorumluluk olarak duruyor.
Günümüz gençliği olarak belki de başka mücadelelerin içerisindeyiz.
Ekonomik krizler, gelecek kaygısı, sosyal adaletsizlikler.
Bazen kendi yolumuzu bulmakta zorlanıyoruz.
Ama işte tam da burada 19 Mayıs'ın ruhunu hatırlatmak istedim.
O günün gençleri yılmadan mücadele ettiler.
Belki cephelerde, belki meydanlarda.
Bizim de bugün kendi mücadelemiz var.
Eğitimde, iş hayatında, sosyal haklarda.
Bu yüzden gençlik olarak pes etmemek, daha iyi bir gelecek için direnmek zorundayız.
Her 19 Mayıs'ta sadece bayraklarla kutlama yapmak değil, aynı zamanda bu mücadelenin arkasındaki o cesur ruhu hatırlamak gerekiyor.
Bazen hayatın temposunda bunları unutabiliyoruz, biliyorum.
100 kere söyledim ama ekonomik krizler, gelecek kargası, bu dijitalleşmenin ya da sosyal medyanın getirdiği yoğun baskı belki de...
Ama işte tam da burada 19 Mayıs'ın mesajını hatırlamak gerekiyor.
Umutsuzluğa kapılma, vazgeçme ve mücadelenden geri durma.
Her yeni nesil bu ruhu kendi mücadelesine uyarlayacak.
Geçmişte cephelerde kurtuluş mücadelesinde var olan bu ruh, bugün sosyal hayatın içindeki adaletsizliklere karşı verilen savaşlarda yaşıyor.
Ekonomik zorluklara karşı direnişte, insan hakları mücadelesinde, fikir özgürlüğü arayışında, bilimsel gelişmeyi savunmada.
Tam da bu sebeplerden bugün 19 Mayıs'ı sadece bir kutlama günü olarak görmek belki de eksik kalır.
Bu özel gün aynı zamanda bir hatırlatma da olsun bize.
Gençlik ruhunu diri tutmak, düşe kalka da olsa ilerlemek, doğru bildiğimiz yoldan sapmadan yürümek.
Bunlardan vazgeçmediğimiz bir şeylerin değiştiğini gördüğümüz nice 19 Mayıs'lara diyelim.
Bölümü sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
