
Selamlaaar! Bu bölümde gaslighting’in ne olduğunu, nasıl fark edileceğini ve manipülasyon karşısında nasıl kendi gerçekliğimizi koruyabileceğimizi konuşuyoruz. Eğer bir tartışmada sürekli kendini açıklama ihtiyacı hissediyorsan, yanlış anlaşılmaktan korktuğun için sessiz kalıyorsan veya duygularının küçümsendiğini düşünüyorsan, bu bölümü mutlaka dinle!
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya arkadaşlar, bende ne var biliyor musunuz?
Diyelim ki biriyle tartıştım ya da ilişkimi kestim.
Sonra oturup bir kendim sorgulama mesaisine başlıyorum.
Acaba abarttım mı?
Acaba kırdım mı?
Acaba yanlış mı davrandım?
Acaba yanlış bir karar mı verdim?
Bu beni bir süre düşündürtüyor böyle.
Genelde de işin içinden kendime hak vererek çıkıyorum ama.
Ya çünkü ben gerçekten biriyle tartışıyorsam ya da işte ilişiğimi kesecek noktaya geliyorsam o zamana kadar sabrımı çokça kesinemişimdir.
Tolerans göstermişimdir gösterebileceğim kadar.
Hani bunlar benim hemen yaptığım şeyler değil.
Bir anda böyle karar vermiyorum.
Tamam sen bittin falan demiyorum yani.
bir sabır süreci yaşatıyorum kendime.
Kaldı ki bazen çok mantıklı sebeplerinizin olması da gerekmez bu arada.
Sadece başkasının içinde bulunduğu herhangi bir ruh hali bile size iyi gelmiyor olabilir.
Uzaklaşırsın. Yani onun ruh hali tamamıyla onun suçu değil tabii ama sana iyi gelmiyorsa yapacak çok da şeyin olmuyor sanki.
Neyse zaten dediğim gibi oraya gelene kadar da sonrasında da sorgulamalarımı yapıyorum ben.
Ama bu sorgulamayı karşımdaki benim yerime yapmaya kalktığımda şalterim atıyor resmen.
Özellikle bu manipülatif bir yerdense.
Benim iç sorgulamam tamamen kendi vicdanım ve empatlığımdan kaynaklanıyor.
Ama karşıdaki bunu yaptığında sanki bu davranışı böyle sistematik bir hale getiriyor.
Ve bu da bende o bunu her yaptığında ekstra bir suçluluk uyandırmalı gibi bir hissiyat yaratıyor.
Ki çoğu zaman da böyle hissettirmek için yapılıyor bence bunlar.
İşte sen bana abartıyor musun deme mesela yani.
Sen bana yanlış karar veriyor olabilir misin deme.
Sen bana çok mu hassassın deme.
Sen bana hayır sen yanlış anladın deme yani arkadaşım deme.
Öyle düşünüyorsan da otur anlat.
Zaten anlatamıyorsan mantıklı bir şey.
Kesin manipüle ediyorsun.
Çünkü şöyle bir şey var. Eğer birisi sana sürekli yanlış anladın falan gibi içinden şeyler diyorsa belki de asıl mesele gerçekten yanlış anlaman değil.
Onun seni yanlış anlamaya yönlendirmesi olur.
Bazen gerçekten yanlış anlarız.
Olabilir. Bu gayet insani bir şey.
Ama sürekli biri çıkıp yok ya öyle olmadı işte sen abarttın sen hassastın falan diyorsa bir noktada durup düşünmek gerekiyor.
Ben mi yanlış anlıyorum yoksa biri bana yanlış anlamış olmam gerektiğini mi söylüyor?
İşte tam da bu noktada bu sıralar çokça duyduğumuz gaslighting yani psikolojik manipülasyon Ondan bahsetmek istiyorum.
Gaslight'in kelimesi 1944 yapımı Gaslight filminden geliyor.
Filmde bir adam eşini böyle akıl sağlığından şüphe ettirmek için evdeki ışıkları hafifçe kısıyor.
Ama sonra yok öyle bir şey ya senin hayal gücün fazla çalışıyor diyor.
Kadın da haliyle delirmenin eşiğine geliyor.
Çünkü bildiği gerçeği inkar eden biri var karşısında.
Şimdi günümüzde bunu yapanlar illa ışıklarla oynamıyor tabii.
Ama kelimelerle oynuyor, anılarla oynuyor, hislerle oynuyor.
İşin kötüsü bunlar çoğu zaman büyük şeyler de olmuyor.
Küçük küçük böyle damla damla oluyor.
Bir bakıyorsun en basit konuda bile kendine güvenmeyen birine dönüşmüşsün.
Mesela bir tartışmada karşı tarafın argümanları yerine senin verdiğin tepkiyi sorgulamaya başlaman isteniyorsa işte orada gaslighting başlıyor.
Sen diyorsun ki bu beni üzdü.
Karşıdaki diyor ki sen abartıyorsun.
Ama ben üzülmüşüm.
Yani hissettiğim şeye dışarıdan biri puan mı veriyor?
Üzülmenin azı çoğu mu olur ya?
Öldüysen makul, yedi üzüldüysen abartı mı yani?
Bunun bir ölçeği mi var? Bunu illa birebir ilişkilerde de yaşamıyoruz bu arada.
İş yerlerinde, sosyal çevrede, hatta bazen medya ve toplumda.
Mesela bak yıllardır kadınlara çok duygusalsınız, çok hassassınız falan deniyor ya.
Ne oluyor sonra? Duygularımızdan şüphe etmeye başlıyoruz.
Acaba ben mi hassasım diye düşünmeye başlıyoruz.
Halbuki duygusallık dediğin şey insan olmanın bir parçası.
Bu tamamen hassasiyeti kullanarak seni etkisiz...
hale getirmek için kullanılan bir yöntem yani.
Bazen birisi sana bir şey yaptığında senin tek derdin buna tepki göstermek olmuyor.
İçin daralıyor, miden sıkışıyor, uykuların kaçıyor, enerjin düşüyor.
Öyle kelimelere dökülemeyen bir şeyler oluyor işte.
Ama sen bunları yaşarken karşındaki kişi sana diyor ki sen de her şeyi büyütüyorsun ya.
Bir de üstüne özür dilemeni bekliyor.
Yani hem içini kemiren bir şeyler yaşatıyor hem de bunun için suçlu hissetmeni sağlıyor.
Ve sen bir süre sonra sırf yanlış anlıyorsun.
anlaşılmaktan kaçınmak için sessiz kalıyorsun.
O kadar ki artık belki de gerçekten abartıyorum demeye başlıyorsun.
Ve işte gaslighting dediğimiz şeyin en tehlikeli tarafı da bu.
Kendi gerçekliğinden şüphe etmek.
Hani en başta sadece bir şeyleri fazla mı büyütüyorum diye düşünüyordun ya.
Zamanla olay artık şuna dönüyor.
Benim hafızam mı zayıf?
Ben gerçekten yanılıyor muyum?
Kendi mi gereksiz yere mi uzuyorum acaba?
İşte burası çok sağlam manipüle olmaya başladığın an bunun aşama aşama ilerleyen bir döngü olduğunu düşünüyorum ben.
Önce ufak şeylerle başlıyor.
Bir şeyler söylüyorsun. Karşıdaki işte öyle olmadı falan diyor.
Tamam diyorsun. Belki ben yanlış hatırlıyorumdur.
Aynı şeyler bir süre sonra tekrar, bir süre sonra tekrar, sonra bir daha, sonra bir daha derken bir bakmışsın artık en net hatırladığın şeyler için bile kendine güvenemez hale gelmişsin.
O yüzden bak çok net şunları...
Eğer bir tartışmada olayın kendisinden çok verdiğin tepkiye odaklanılıyorsa, eğer senin hatırladıkların sürekli inkar ediliyorsa, eğer karşındaki kişi seni sürekli hassas, sürekli
duygusal olmakla suçluyorsa ve eğer sürekli kendini açıklama, kanıtlama ihtiyacı duyuyorsan acayip bir gaslighting'e maruz kalıyorsun.
Kaç diyorum abicim.
Şaka bir yana bu arada. Yapacağın ilk şey ne biliyor musun?
Kendi gerçeğini sahiplenmek.
Sahiplenmen demek daha güçlü bir tutum sergilemen demek.
Daha az manipülasyona mağdur kalırsın demek.
Çünkü karşıdakine ben kendi gerçeğimi biliyorumu hissettirdiğin zaman emin ol daha çekimsel bir duruşla karşılaşacaksın.
Bir duracak böyle ve birinin seni manipüle etmeye çalıştığını hissettiğinde söylediği şeyi açıklamasını iste.
Ne diyorsa mantıklı bir açıklama yapsın yani.
Ne anlatmak istiyorsa mantıkla açıklasın bunu.
Öyle şüphe ettirip kaçamaz kimse yani kusura bakmayın.
Açığa kavuşturup iki taraf için de anlamlı bir...
hale getirince kim kaçmak istiyorsa kaçsın abicim.
Manipülasyon çoğu zaman açıklanması zor bir şey.
Sen yanlış anladın diyen birine peki doğru anlamam için nasıl anlatırsın diye sorduğunu düşünsene.
Bir dumure uğrar muhtemelen.
Sen yanlış anladın demek kolay.
Doğrusunu anlatabilmek için efor harcamak zor.
Zaten doğrusu nasıl anlatılır diye kimse düşünmüyor bence.
Ama tabii burada ne kadar tavsiye niteliğinde kendi görüşlerimi söylesem de çok kolay olmayabiliyor uygulamak.
Çünkü bunu sürekli yapan insanlar genellikle çok zeki.
Ki cebe... Büyük bir ustalıkla yapıyorlar.
Yani ustalaşmışlar artık hani öyle diyebiliriz.
Seni tam olarak nereden vuracağını çok iyi biliyor.
O yüzden birinin seni manipüle ettiğini fark ettiğinde bazen de onunla mücadele etmek yerine onun alanından böyle çıkmak, kaçmak çok daha iyi bir seçenek.
Yani bölümün başında da dediğim gibi ilişiğini kesmek.
Çünkü gerçek şu ki usta manipülatörler seni sürekli bir savaşın içinde tutmak isterler.
Ama sen bu savaşa girmediğinde oyunları bozulur.
İşte bu yüzden bazen en büyük güç o insan.
insanın etkisinden uzaklaşmak, ona gerçekliğini kanıtlama ihtiyacından vazgeçmek oluyor ve böylelikle de kimsenin duygularını küçümsemesine izin vermemek tabii.
Çünkü hissettiklerin gerçek, emin ol, üzüntün, kırgınlığın, hayal kırıklığın, öfken, hepsi senin gerçeğin bir noktada ve kimsenin bunlara fazla ya da abartılı demeye hakkı yok.
Şöyle düşün, kimi tırnağı kırıldı diye üzülür, kimi köpeği öldü diye.
Hissettiklerimizi böyle seninki küçük, benimki büyük falan diye karşılaştırmak Hiç mantıklı gelmiyor bana.
Yani tamam köpeği öldü diye herkes üzülür.
Ama tırnağı kırıldı diye üzünenin üzülmesini nasıl engelleyebilirsin?
Üzülüyor yani abi o hissi hissediyor.
Ne yapabilir ki? Sen küçümsüyorsun diye üzülmeyi falan bırakmayacak.
Keşke öyle bir etkin olabilse yani ama maalesef.
Bunu geçen gün Brainy Brown'un bir konuşmasını dinlerken düşündüm bu arada.
Kuvvetle ayağa kalkmak kitabında da bahsediyor aynı şeyden.
Empati karşındaki insanın hislerini olduğu gibi kabul etmektir.
Onu değiştirmeye çalışmak...
değil olduğu gibi görmek.
Ama biz ne yapıyoruz? O kadar da üzülecek bir şey değil.
Abartıyorsun. Herkesin başına geliyor gibi saçma sapan cümleler kuruyoruz.
Ve işte bu zamanla birinin kendi duygularını sorgulamasına neden olan bir şey oluyor.
Çünkü bir süre sonra olay şuna dönüyor.
Sen bir şey hissediyorsun. Karşıdaki bunu küçümsüyor ve sen de diyorsun ki ben gereksiz mi tepki veriyorum acaba?
Bu döngü birkaç kez tekrarlandığında artık duygularının haklı olup olmadığını başkalarının tepkisine göre tartmaya başlıyorsun.
Yani önce iç sesine güveniyorsun ve sonra o ses yavaş yavaş kaybediyorsun.
Ve en sonunda artık başkasının onayına ihtiyaç duyar hale geliyorsun.
Psikolog doktor Dr.
Robin Stern The Gaslight Effect kitabında gaslighting'in aşamalarından bahsediyor.
3 aşama var. Şüphe etme, savunma ve depresyon.
Şüphe etmeden önce küçük şeyler olur diyor.
Yanlış mı hatırlıyorum diye düşünmeye başlarsın mesela.
Savunmada ben böyle hissettim ama neden bana inanmıyor diyorsun.
Ve kendini anlatmaya, kanıtlamaya çalışıyorsun.
Depresyonda da artık kime inanıyorsun?
İnanacağını, kendine mi yoksa karşındaki insana mı güveneceğini bilemiyorsun ve gerçekliğini kaybediyorsun.
İşin korkunç yanı bunu yapan insanlar genellikle bilinçli olarak yapmıyor.
Bazıları bu gaslighting dediğimiz olayı o kadar içselleştirmiş ki başkalarının duygularını küçümsemenin bir manipülasyon olduğunun bile farkında değiller.
Kendi hislerini ne kadar bastırmışlarsa başkalarının hislerini de aynı şekilde önemsizleştirmeye alışmışlar.
Hayatta da aynen böyle oluyor.
Bu aşamalardan geçiliyor.
Bu aşamalarda da bir insanın sana bunu yanlış anladın demesi onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Sen de yanlış anladığını kabul etmek zorunda değilsin.
Biri sana duygularını yanlış anladığını söylüyorsa ya da yanlış yaşadığını söylüyorsa belki de yanlış olan şey onun senin duygularına olan yaklaşımıdır.
Ya da biri sana sen abartıyorsun dediğinde ona dönüp evet çünkü bu benim için çok büyük bir şey demeyi de bilmelisin.
Ve son olarak şunu söylemek istiyorum.
yanlış mı düşünüyorum, acaba ben mi abartıyorum, acaba ben mi hatalıyım diye sorgularken buluyorsan, yani sürekli gas night yiyorsan diyelim, büyük ihtimalle ya yanlış bir ortamdasın ya da yanlış bir ilişkidesin
maalesef. Kendi hislerinden, gerçeklerinden şüphe etmek zorunda değilsin.
Kendini savunmak zorunda hiç değilsin.
O zaman sana bir soru.
Hayatında hiç birinin sana dayattığı gerçekle kendi gerçeğin arasında sıkışmış hissettin mi?
Şunu unutma lütfen. Manipülasyonun en büyük panzehiri farkındalık.
O yüzden buraya kadar dinlediysen şunu bilmelisin.
Senin duyguların geçerli.
Senin hissettiklerin önemli.
Ve kimsenin sana bunu hissetmemelisin deme hakkı yok.
Çünkü hisler mantık çerçevesinde değerlendirilebilecek şeyler değil çoğu zaman.
Bir şey seni üzdüyse üzmüştür.
Bir şey seni rahatsız ettiyse...
Karşındaki kişi bunu anlamıyorsa bu onun anlayış kapasitesiyle ilgilidir.
Senin haklı olup olmamanla değil.
Belki bazı ilişkileri bitirmek gerekir.
Belki bazı insanlara mesafe koymak zorunda kalırız.
Ama sonucunda seni gerçekten anlayan, gerçekten dinleyen, gerçekten empati kuran insanlarla doluşacak etrafın.
Umuyorum ki hayatına hep böyle yanında duygularını savunmaya ihtiyaç duymadığın insanları çekersin.
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Kucak dolusu sevgi ve...
Ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
