
Selamlaaar! Bu bölümde modern hayatın hızına karşı, hem geçmişten gelen bir felsefe olan Festina Lente’yi hem de kendi iç dünyamı konuşuyorum.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçenlerde ben bir bozca adaya gittim dostlar.
Gidiş dönüşte de feribot kullandım.
Güzel bir deniz yolculuğu oldu.
Ben böyle deniz yolculuklarında kulaklık takıp derin düşüncelere dalma tribünü çok seviyorum.
Yine tam da onu yaparken feribotun yavaşlığına böyle şikayet ettiğim bir noktada dedim ki...
Ya Melisa yavaştan ne kadar tahammülün yok.
Her şeyi en hızlı şekilde çözümlemek, bitirmek istiyorsun.
Ve işin kötü yanı da bu çoğu zaman seni çok yoruyor.
Halbuki nedir yani bir şeyler böyle illaki olacak, illaki bitecek falan.
Biraz akışa sağlıyor dedim kendime böyle.
Tam da böyle telkin ederken...
Aklıma sosyal medyada sıkça önüme çıkan bir kavram geldi.
Festina lente yani yavaşça acele etmek.
Ya aslında ne kadar güzel bir kavram ya.
Böyle kulağa biraz çelişkili geliyor olabilir.
Yani hani şey diyor olabilirsiniz.
Acele etmek ama yavaşça nasıl yani?
Ama hayatın tam da bu gibi çelişkilerden oluştuğunu fark ettiğimizde aslında en büyük bilgeliklerin bu tür ikiliklerde gizli olduğunu görüyorsunuz.
Bugün artık yavaşlık bir lüks haline geldi.
Yavaş düşünebilmek, yavaş karar verebilmek, yavaş ilişki kurabilmek.
Böyle tüketim hızına, içerik hızına, üretim hızına yetişmeye çalışırken en temel şeyleri kaçırıyoruz.
Hissetmeyi, sindirmeyi, özümsemeyi.
Mesela bir diziyi bir oturuşta bitiriyoruz ama ne kalıyor geriye?
Hatırlıyor muyuz? Ya da böyle bir ilişkiye başlıyoruz, hızla bir şeyler oluyor ama sonra da hızla bitiyor.
Çünkü içinde duracak zamanımız yok.
Hep bir sonuca varma telaşı içindeyiz.
Mesela hiç çok yoğun olduğun bir anda durup böyle bir derin bir nefes aldığın oldu mu?
Sanki böyle iç sesinin yavaşla dediği bir anda.
Ama dış sesler hadi ama işte çabuk ol falan diye bağırır hep.
İşte festina lente tam da bu iki sesi uzlaştırıyor.
Yavaşla ama durma.
Düşün ama hareket et.
Temkinli ol ama cesur kal.
Latince bir söz bu.
O yüzden de biraz merak ettim nereden geliyor, kim söylemiş falan diye.
Çünkü hani kesin vardır bir kökenin latince olarak bize kadar ulaştıysa diye düşünerek.
Bu deyim aslında Roma İmparatoru Augustus'un yönetim felsefesiymiş.
Augustus da her kararını alırken bu ilkeyi kullanıyormuş.
Hızlı davranmadan önce yavaş düşünmeyi tercih ediyormuş.
Yani düşün bir imparator.
Elinin altında onca güç, ordu, karar mekanizması var.
Ama o yine de bir duralım önce ya diyor.
Çünkü biliyor ki... ki hızlı olmak her zaman güçlü olmak demek değil.
Güçlü olan doğru zamanda doğru hızda hareket edebilen demek.
Anlayacağınız hızlı olmak antik Roma'da bile bir fazilet sayılırmış ama düşünmeden hızlı olmak da zaaf olarak görülürmüş.
Augustus'un mühürlerinde sıkça görülen çapa ve yunus sembolleri de bu fikri simgeliyor hatta.
Çapa yavaşlık ve kararlılığı, Yunus ise çeviklik ve hızı.
Bu deyim sadece bir askeri strateji de değil aynı zamanda bir yaşam felsefesi olarak da geliyor bu zamana.
Hatta o kadar kıymetli bulunmuş ki sadece onunla kalmamış yüzyıllar boyunca yaşamın farklı alanlarında da yankı bulmuş.
Mesela Rönesans düşünürlerinden Erasmus da bu deyimi Adagi adlı eserinde ele alıyor ve bu sözün evrenselliğine dikkat çekiyor aslında.
Yüzyıllar boyunca bu söz...
Sessizce kulağımıza fısıldıyor.
Yavaşça. Belki de bu yüzden hala etkisini yitirmedi.
Çünkü insan değişiyor, çağlar değişiyor, teknolojiler değişiyor.
Ama içimizdeki o ikilem bir yandan yetişme arzusu, bir yandan sakin kalma ihtiyacı yani hiç değişmiyor.
Erasmus'un yaşadığı dönemde bu söz düşünsel bir pusulaydı belki de.
Bugünse hayatın kaotik hızında yönünü şaşırmış bizler için böyle bir uyarı ışığı gibi.
Hani böyle trafikte sarı ışık yanar ya, yavaşla ama geç hani anlamındadır.
İşte tam öyle bir şey bu.
Hayatta bazen dur demiyor, koş da demiyor.
Sadece şimdi yavaşla ama devam et diyor.
Bence Feslina Lent'e kulağa sadece hoş gelen eski bir deyim değil.
Bu çağın tam da kalbine dokunan bir ihtiyaç.
Her şeyin böyle hemen şimdi olması beklentisinin ortasında kendine dönüp...
belki de şimdi biraz yavaşlamalıyım diyebilmenin cesaretini hatırlatan bir söz.
Bu noktada Festine Lente böyle tam da bir denge arayışı gibi de sanki.
Bize hem yaşamın zorluklarına karşı nasıl daha dirençli olabileceğimizi ve duygularımızı nasıl kontrol edebileceğimizi öğretilerinde vurgulayan stoacılığı hem de böyle zihinsel berraklık ve doğrudan farkındalık aracılığıyla
gerçek doğayı anlamaya amaç edinen zen'i hatırlatıyor sanki.
Belki de şöyle demeliyiz.
Zamanla yarışmak yerine Zamanla dost olmayı öğrenmek gerek.
Modern yaşamda böyle hepimiz bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz hep.
Herkes bir şeyleri çok hızlı yapmak zorundaymış gibi hissediyor.
Daha hızlı ol, daha üretken ol, daha çabuk çöz, daha erken bitir.
Sanki böyle hep bir yarıştayız.
Ama yarışın ne için olduğunu kimse bilmiyor.
Ve işin en tuhaf yanı da şu bence.
Yarışı kazandığımızda ne kazanıyoruz onu bile bilmiyoruz yani.
Bitmeden yapılacak listesi, hiç durmayan bildirimler, bir türlü o yetişen...
dememe hissi. Ve sonra böyle bir anda bir gece oluyor.
Yatıyorsun ama zihnin hala koşuşturuyor.
Yani bedenin durmuş ama ruhun hala ayakta.
İşte tam da bu yüzden Festinalente bana çok iyi bir hatırlatma oldu.
Her şey hemen olmak zorunda değil.
Bir şeyin olması için bazen önce beklemen, dinlenmen hatta durman gerekiyor.
İlerlemek durmakla da mümkün bazen.
Bunu kabullenmek ilk başta zor.
Kabul ediyorum. Çünkü çoğu zaman yavaşlık neredeyse bir kusur gibi sunuluyor bize.
Yavaşsan tembelsin, ağırdan alıyorsan yetersizsin.
Ama aslında bu yavaşlık belki de en büyük güce dönüştürülebilir.
Bahsettiğim yavaşlığı da tembellikle karıştırmayın ama lütfen.
Mesela ben kendime dönüp baktığımda her şeyi hızlı çözme isteğim aslında her şeyi kontrol etme isteğimden geliyor.
Ve bu kontrol arzusu beni çok yoran bir şey.
Çünkü hayatta bazı şeyler acele ettikçe daha da yavaşlıyor.
Müdahalen olamıyor maalesef üzerim.
O noktada da sanki evren sana diyor ki dur bakalım ya sen hızlı gidiyorsun da benim ritmim başka bir sakinle.
Bir sakinle ki daha güzel opsiyonlar düşünmeye de vakit yarat kendine.
Çünkü bazen o kadar hızlı ilerlemeye çalışıyoruz ki önümüzde zaten var olan seçenekleri bile göremiyoruz.
Sadece bir yöne kilitleniyoruz ama o yavaşlama anlarında.
İşte o zaman biraz başımızı kaldırıyoruz ve aa işte bak bu da varmış ya falan diyebiliyoruz.
Aslında bu bana şeyi de hatırlatıyor biraz.
Hani Google Maps'te rota çiziyorsun ya.
Bazen en hızlı görünen rota trafik yüzünden en uzun sürede gidilen falan olabiliyor.
Ama biraz daha yavaş böyle akıcı olan bir yol var ve sen onu seçtiğinde hem daha rahat gidiyorsun hem de yolculuktan keyif alıyorsun.
Hayatta biraz öyle bence.
Hızlı olan yol her zaman en iyi olan yol olmayabiliyor.
Bazen en güzel anlar o yavaş...
rotalarda saklanıyor.
O yüzden artık kendime şunu söylemeye çalışıyorum.
Hızlı olmak zorunda değilsin.
Yeter ki bilinçli ol. Ne yaptığını bilerek yap.
Ve yaparken onu yaşa.
Bunu yapabildiğinizde emin olun daha az yoruluyorsunuz.
Daha az kendinizi eleştiriyorsunuz.
Daha çok anda kalabiliyorsunuz.
Ve en önemlisi daha huzurlu hissediyorsunuz.
Peki festinalenteyi biz kendi hayatımıza nasıl uyarlayabiliriz?
Yani sadece kulağa hoş gelen latince bir deyim olarak kalmasın.
Gerçekten yaşayalım biz bunu.
Kendime şunları sordum mesela önce.
Bugün yapman gereken şeyleri bir listeye döksen hepsini aynı hızda mı yapmalısın?
Yoksa bazıları için böyle durup bir...
nefes almak daha mı iyi olur?
Denemeye de çalışıyorum. Kahvemi içerken sadece kahve içtim mesela bugün.
Başka bir şeyle uğraşmadım.
Ne bileyim telefona falan bakmadım yani ya da cevap vermem gereken ama aynı zamanda düşünmem de gereken bir mesaja hızlı dönmek için cevap vermedim.
Biraz bekledim düşündüm ve gerçekten gün daha uzun geldi.
Zaman sanki böyle beni kovalamadı da ben onunla yan yana yürüdüm.
Çok şiirsel oldu bu da.
Ya bazen hayatı anlamanın yolu onu yavaşlatmaktan geçiyor anlayacağınız.
Zaten hiçbir şeyi tam anlamıyoruz hızlı iken.
Sohbetin tadını, yemeğin kokusunu, bir cümledeki derinliği ya da bir bakıştaki niyeti.
Hepsi biraz yavaşlıkla ortaya çıkıyor.
Ve bence festine lente tam olarak bunun anahtarı.
Yani aslında hayat sana diyor ki...
İlerle ama hissederek.
Yetiş ama kendini harcamadan.
Başar ama yolda kendini kaybetmeden.
Benim için bu bölümün özeti bu oldu.
Hayatın hızını sorgulamak ve ona bazen nazikçe bir dakika ya diyebilmek.
İşte bu yüzden bundan sonra bir şeyleri aceleyle yapmak istediğimde durup kendime o zaman sana bir soru diyeceğim ve şu soruyu soracağım.
Bu gerçekten hızlı olman gereken bir şey mi?
Yoksa... Sadece alışkanlıktan mı koşuyorsun?
Belki sen de bugün bu bölümü dinledikten sonra kendine bu soruyu sormak istersin.
Belki biraz yavaşlamak istersin.
Kim bilir belki senin için de zaman bir anda daha geniş, daha yumuşak, daha dostça akar.
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
