
Selamlaaar! Bu bölümde enerjik biri olmanın görünmeyen tarafını, insanların enerjimize verdiği tepkileri, kendimizi kısmakla kendimizi yönetmek arasındaki farkı ve doğru insanların yanında nasıl daha rahat “kendimiz” olabildiğimizi konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar! O zaman Sana Bir Soru Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya bu bahar ayları beni inanılmaz sarstı arkadaşlar.
Sürekli böyle alerjik bir haldeyim.
Tam düzeliyorum diyorum. Tekrar başlıyor.
Burnum bir akıyor. Bir tıkanıyor.
Gözüm yaşlanıyor. Zor nefes alıyorum falan yani.
Burnumu silmekten artık pancar oldu gerçekten.
Yeter artık ya. Yaza gireceğiz yani.
Bir tribe de sokuyor beni. Hani bu zamana kadar bu kadar olmuyordu da.
Şimdi neden bu kadar oluyor?
Yaş arttıkça bünye artık bazı şeyleri kaldırmıyor galiba.
Yaş alıyorsun falan. Bir dur ya daha.
Bismillah yani. Benim triben enfeksiyonlar böyle oluyor arada.
Ya bir yanım da şunu söylüyor aslında.
Ben normalde böyle çok enerji...
totosu yerde durmayan sürekli hareket halinde bir insanımdır.
Bu tarz durumlarda da biraz enerjim düşüyor ya.
Aslında belki de bu rahatsız ediyor beni.
Öyle bir alıştım kendime hani bu enerjiyle.
Yani ben alıştım da alışamayan ya da reddeden çok insan var.
Aslında benim enerjimin fazla geldiği çok insan var da diyebiliriz.
Bu bölüme de buradan geldik.
Fazla geldiğini nasıl hissediyorsun diye soracaksınız.
Aslında genelde hissetmiyorum arkadaşlar.
Çok acıdır ki açık açık söyleniyor enerjimle başa çıkılamadığı.
Ya ben de senin enerjisi Sessizliğinle başa çıkamıyorum kanka yani.
Hey Allah'ım ya Rabbim ya.
Çok dürüst bir yerden bu arada.
Onu da söyleyeyim. Bu bahane edilerek görüşmeyi kesmek zorunda kaldığım insanlar oldu.
Duygusal anlamdaki şeylerden bahsediyorum.
Anladınız siz onu. Neyse yani siz kaybedersiniz kardeşim hani.
Şaka bir yana. Daha genciz ve bu enerjiyi doğru kanallara yönlendirip doğru yerlerde kullanmaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum.
Senin enerjisizliğin, verimsizliğin.
That's not my problem bro.
Yani ben bu hayatı yaşamaya geldim.
Ya okey hani bazen fazla geliyor da olabilir.
Bunu da anlıyorum. Ama bu da karşıdakinin sakin bir şey yapmaya elverişsiz dinamiğinden gibi geliyor çoğu zaman.
Bilmiyorum belki de abartıyorum hani.
Agresifleştim belki de bilmiyorum da.
Ve hani onların bu durumunu da sana çok konuşmuşsun gibi, çok gülmüşsün gibi, çok heyecanlanmışsın gibi, bir şeyi çok istemişsin, çok belli etmişsin, çok hızlı davranmışsın, çok canlı olmuşsun
gibi yansıtması açıkçası beni sinirlendiren bir şey.
Bu noktada agresifleştiğimi kabul...
Çünkü yani bunun böyle olması gerektiğini düşünmüyorum.
Yani bunun doğrusu şu.
Ben enerjik bir insanım.
Hareketliyim. Bir şeye inandığımda, heyecanlandığımda bunu saklamakta çok iyi değilim.
Bir fikre kapıldığımda hemen konuşmak, anlatmak, büyütmek, paylaşmak isterim.
Bir şey komikse gülerim.
Bir şey güzelse bunu belli ederim.
Bir şey beni heyecanlandırıyorsa o heyecan yüzüme, sesime, bedenime yayılır.
Bu karşıdakinin dinamiğine uymuyorsa zaten yollarımızı ayırıyoruz orada.
Fazlaymış gibi hissettirilmeye gerek yok diye düşünüyorum.
Ben size eksiksiniz diyor muyum abicim yani?
Nasıl istiyorsanız öyle olun Allah Allah.
Enerjik olmak böyle dışarıdan güzel gibi de görünen bir şey hani kimi zaman.
Ne güzel işte hayat dolusun, ne güzel pozitifsin, ne güzel ortamı yükseltiyorsun.
Ama enerjik insanların çok iyi bildiği bir taraf daha var arkadaşlar.
Bazen insanların sadece seni neşeli sanması, bazen yüzeysel sanması, bazen yorucu bulması, bazen bir sakin ol ya demesi.
Bazen sen daha cümleni bitirmeden karşındaki kişinin...
enerjisinin düştüğünü hissetmen.
Ve bence bu çok da garip bir his.
Çünkü sen aslında kötü bir şey yapmıyorsun.
Yani kimseye zarar vermiyorsun.
Sadece orada varsın.
Kendi hızında, kendi yoğunluğunda, kendi canlılığında varsın.
Ama bir bakıyorsun, senin doğal halin bir başkasının bir sınırına, bir yerine çarpmış yani.
İşte o an insan bir düşünüyor.
Gülmeden önce düşünüyor, konuşmadan önce düşünüyor, heyecanlanmadan önce düşünüyor, bir şey anlatacakken kendini kesiyor.
Yani bunu yapmak zorunda kaldığım yerlerde veya kişilerin yanında durmamayı gerekirse hayatımdan çıkarmayı o kadar iyi öğrendim ki.
Kendime yaptığım en büyük iyiliklerden biri diye düşünüyorum.
Uyuşmuyorsak uyuşmuyoruzdur ya.
Okey ya. Yani önceden inanılmaz zorlardım.
Bazen dönüşmeye bazen de dönüştürmeye çalışırdım.
Abi o ne kadar saçma yorucu bir şeymiş öyle ya.
Yani yapmayı bırakınca anladım bunu da.
Bence insanın kendi enerjisinden şüphe ettirilmesi çok üzücü bir şey.
Çünkü enerji dediğimiz şey sadece bir hareketlilik değil.
Sadece neşe değil.
Sadece pozitif. enerji bazen insanın yaşama dokunma biçimi.
Bazı insanlar hayatı daha sessiz yaşar.
Bazı insanlar daha içinden yaşar.
Bazıları düşünür ama belli etmez.
Bazıları heyecanlanır ama saklar.
Bazıları sever ama göstermez.
Bazıları da benim gibi bir şeyi sevince belli eder.
Bir şeyi isteyince gözleri parlar.
Bir konuya girince eli kolu durmaz.
Bir fikri duyunca böyle hemen hadi yapalım der.
Ve bu her zaman kontrol edilebilir bir şey de değildir.
Bazen insanın içinde sürekli böyle çalışan Küçük bir motor vardır.
Sen durmak istersin ama içeride bir şey hala dönmeye devam eder.
Öyle bir şey yani. Ben bu konuda şunu çok düşünüyorum.
Bir insanın enerjisi gerçekten fazla olabilir mi?
Yoksa bazı insanlar bizim enerjimize alışık olmadığı için mi bize fazla derler?
Çünkü fazla kelimesi bence çok tuhaf bir kelime.
Fazla neye göre fazla?
Kime göre fazla? Hangi odanın ölçüsüne göre fazla?
Yani birinin sessizliği normal kabul edilirken başka birinin canlılığı neden abartılır?
Tabi burada şunu da söylemek lazım.
Her insan enerjisi aynı değil.
Herkes yüksek tempoda insanlardan hoşlanmak zorunda da değil.
Bazı insanlar daha sakin ilişkiler ister, daha az uyaran ister, daha yavaş akan sohbetler ister.
Bu da çok anlaşılır bir şey.
Ama birinin beni kaldıramaması benim taşınamaz olduğum anlamına gelmez.
Bence bunu unutmamak gerekiyor.
Çünkü bazen biz başkalarının kapasitesini kendi değerimizin ölçüsü sanıyoruz.
Biri benim enerjimden yorulduysa ben yorucu bir insanım sanıyorum.
Biri benim heyecanımı anlamadıysa ben çocukça davranıyorum sanıyorum.
Biri benim coşkuma karşılık vermediyse ben yanlış bir şey yaptım sanıyorum.
Ama belki de mesele ben değilimdir.
Belki mesele uyumdur.
Belki mesele frekanstır.
Belki mesele karşımızdaki insanın kendi temposudur.
Herkes aynı ritimde dans edemez.
Ama bu senin müziğinin yanlış olduğu anlamına da gelmez.
Enerjik insanların en sık yanlış anlaşıldığı yerlerden biri de bu bence.
İnsanlar enerjiyi bazen hafiflik sanıyor.
Çok gülen insanı derinliksiz sanıyorlar.
Çok konuşan insanı düşüncesiz sanıyorlar.
Hızlı heyecanlanan insanı çocukça sanıyorlar.
İnsanlarla kolay iletişim kuran birini flörtöz ya da işte fazla samimi sanıyorlar.
Bir şeyi çok isteyen birini veya aceleci sanıyorlar.
Oysa bazen enerjik insanlar hayatın ağırlığını çok iyi bilen insanlar oluyor.
Belki de o yüzden hareket ediyorlar.
Belki de o yüzden bir şeylere tutunuyorlar.
Belki de o yüzden bir şeyleri anlatıyorlar.
O yüzden gülüyorlar. Çünkü durduklarında içlerindeki her şey daha çok duyuluyor.
Ben bazen enerjinin sadece mutlu Mutluluktan değil de hayata karşı geliştirilen bir refleks olduğunu da düşünüyorum.
Bazı insanlar böyle içindeki karmaşayı sessizlikle taşır ya.
Bazı insanlar düzenle taşır.
Bazı insanlar kontrolle taşır.
Bazı insanlar mizahla taşır.
Bazı insanlar da enerjiyle taşır.
Hareket ederek, konuşarak, üreterek, bağ kurarak, heyecanlanarak.
Yani bazen dışarıdan böyle çok enerjik görünen şey içerideki hayatla baş etme biçimidir.
Ama burada kendime de sorduğum başka bir soru var aslında.
Enerjimi hiç mi yönetmemeliyim?
Yani ben buyum deyip her ortamda herkese her şekilde bütün enerjimi bırakmalı mıyım?
Bence bu da hayır. Çünkü kendini kısmakla kendini düzenlemek aynı şey değil.
Kendi kısmak şuna benziyor.
Ben böyle olmamalıyım.
Benim bu halim yanlış. Daha az görünmeliyim.
Daha az konuşmalıyım.
Ne bileyim işte daha az heyecanlanmalıyım.
Daha az ben olmalıyım falan.
Ama kendini düzenlemek daha farklı bir şey.
Ben böyleyim. Ama bu enerjiyi daha iyi taşıyabilirim.
Her ortam benim bütün halimi hak etmeyebilir.
Her insan benim coşkumun güvenli adresi olmayabilir.
Ya da her heyecanımı hemen herkesle paylaşmak zorunda değilim.
Enerjimi saklamıyorum. Sadece ona yön veriyorum.
Bence aradaki fark çok önemli.
Çünkü insan bazen olgunlaşmayı kendine azaltmak sanıyor.
Hani daha sakin durmak, daha az görünmek, daha az tepki vermek, daha az istemek, belki daha az sevinmek.
Ama belki olgunluk bu değildir yani.
Belki olgunluk içindeki enerjiyi öldürmeden ona bir yön bulmaktır.
Ben enerjimi kısmak istemiyorum.
Ama enerjimi her yere dökmek de istemiyorum.
Çünkü her yer benim enerjim için doğru yer değil.
Her insan benim heyecanımı taşıyacak insan değil.
Her ortam benim canlılığımı alan açacak ortam değil.
Ve bunu fark etmek de insanı kırmamalı.
Hatta aksine özgürleştiren bir şey diye düşünüyorum.
Bir de fazla gelmek meselesinin çok derin bir tarafı da var.
Çünkü aslında bu sadece çok enerjik olmak, fazlalıkla falan hani böyle bir ilgili değil.
Bir insana fazla geldiğini hissettiğinde çoğu zaman daha derinde başka bir şey hissediyorsun.
ne biliyor musun? Acaba ben olduğum halimle kabul edilmiyor muyum?
gibi bir yerden. Bu his çok tanıdık olabilir.
Sadece enerjik insanlar için değil.
Çok duygusal bulunanlar içinde, çok hassas bulunanlar içinde, çok düşünenler içinde, çok sevenler içinde, çok soru soranlar içinde, çok heveslenenler içinde.
Hepimizin hayatında birileri bir noktada yani bize çok olduğumuzu hissettirmiş olabilir.
İşte çok duygusalsın, çok alıngansın, çok konuşuyorsun, çok düşünüyorsun, çok takıyorsun, çok hayal kuruyorsun, çok heyecanlanıyorsun, çok büyütüyorsun ve benzeri ve benzeri.
Bunu bir sürü sıralayabiliriz.
Ve bir süre sonra insan kendini...
kendini törpülemeye başlıyor. Daha kabul edilebilir bir versiyonunu üretmeye çalışıyor.
Daha az rahatsız eden, daha az dikkat çeken, daha az yer kaplayan bir versiyon.
Ama sonra şunu fark ediyorsun.
Ben kendimi azalttığımda belki daha kolay kabul ediliyorum okey ama gerçekten ben olarak mı kabul ediliyorum ki?
Bu soru bence çok önemli bir soru biliyor musunuz?
Çünkü bazı ilişkiler bizden sürekli daha küçük olmamızı istiyor.
Daha az parlamamızı, daha az ses çıkarmamızı, daha az istememizi, daha az sevinmemizi ve biz bunu sevgisiz sanabiliyoruz da yani işin komik tarafı.
Oysa sevgi bazen birinin enerjisini alan açabilmektir.
Onu düzeltmeye çalışmadan, onu susturmaya çalışmadan, onu biraz sakin ol diye küçültmeden.
Tabii ki herkes bizi aynı yoğunlukta sevmek zorunda değil.
Herkesin ritmi farklı. Ama bir noktada doğru insanlar da senin varlığını sürekli bir problem gibi hissettirmez.
Ben şuna inanıyorum. Bazı insanlar senin enerjinden yorulmaz, beslenir.
Yani sen heyecanlandığında abartma demez de.
Anlat ya ne oldu der.
Sen bir fikirle geldiğinde ya da yine mi demez de.
Hadi bakalım ya bakalım neler çıkacak der.
Sen güldüğünde rahatsız olmaz, kendi de güler.
Sen hızlandığında korkmaz, yanında yürümese bile ya da yürüyemese bile durdurmaya çalışmaz.
Bazı insanlar senin ışığını kısmaya çalışmaz kısacası.
Kendi ışığını da yakar yanında.
Ve belki de mesele herkesin bizi taşıması değil de.
Bizi taşıyamayan insanların yanında kendimizi suçlamamayı öğrenmek.
Çünkü herkesin odası senin ışığına uygun olmayabilir.
Ama bu senin ışığının fazla olduğu anlamına da gelmez.
Belki sadece yanlış odadasındır yani.
Bu bölümde böyle kendimden çıkarımla şunu söylemek istiyorum aslında.
Enerjik olmak bir kusur değil arkadaşlar.
Ama bu halin arkasına sığınıp insanın kendini hiç gözlemlememesi demek de değil.
Kendime şunu soruyorum ben mesela.
Bazen gerçekten karşındaki insana alan bırakıyor muyum?
Onun temposunu duyuyor muyum?
Yoksa kendi hızımda giderken onun geride kaldığını fark etmiyor muyum?
Bunlar da önemli sorular. Çünkü enerjimiz güzel olabilir ama bazen çok hızlı aktığında çevremizdeki insanlara alan da bırakmayabilir.
Bu yüzden mesele kendimizi suçlamak değil de kendimizi tanımak olmalı burada.
Benim enerjim nerede güzelleşiyor?
Nerede taşıyor? Nerede bana iyi geliyor?
Nerede beni yoruyor? Kimlerle çoğalıyor?
Kimlerin yanında savunmaya dönüşüyor?
Kimlerin yanında kendimi kısmaya başlıyorum?
gibi. Bu sorular böyle insanın kendisini daha iyi anlamasını sağlıyor bence.
Çünkü bazen enerjik olmak gerçekten doğamızdır.
Ama bazen de sürekli hareket halinde olmak durunca böyle o duyacağımız şeylerden kaçmaktır.
Bazen böyle çok konuşmak sessizlikte ortaya çıkacak duyguları bastırmak oluyor.
Bazen sürekli üretmek boşlukla baş edememek oluyor.
Bazen herkesi yükseltmeye çalışmak kendi içimizdeki düşüşü kimse fark etmesin diye olabiliyor.
O yüzden enerjimize sadece hani ne güzel ya hayat doluyum diye bakmakta yetmez.
Bazen şunu da sormak gerekir.
Bu enerji gerçekten canlılığından mı geliyor yoksa bir şeyi bastırmaya mı çalışıyor?
Çünkü ikisi çok farklı şey.
Biri hayatın içinden taşan bir şey.
Diğeri de daha böyle insanın içinde bir yerleri kapatmaya çalışan bir şey.
Ama hangisi olursa olsun bu yine bizi kötü yapmaz.
Sadece kendimizi daha yakından tanımamız gerektiğini gösterir.
Eğer sen de böyle bazen insanlara fazla geldiğini hissediyorsan aslında şunu söylemek istiyorum sana.
Hemen kendine fazlayım deme ya.
Önce bir bak. Gerçekten fazla mısın?
Yoksa bulunduğun yer mi dar?
Gerçekten yorucu musun? Yoksa karşındaki insanın kapasitesi mi sınırlı?
Ya da gerçekten abartıyor musun?
Yoksa uzun zamandır heyecanını saklamaya alışmış insanların yanında fazla mı canlı duruyorsun?
Bazen insan kendini yanlış yerde kusursanıyor.
Yani bu çok üzücü bir şey bence.
Bazı insanlar güneş ister, bazı insanlar hareket ister, bazı insanlar temas ister, bazı insanlar ses ister, bazı insanlar hayatla daha yüksek bir yerden bağ kurar.
Ve bu yanlış değildir yani.
Sadece her ortamda aynı şekilde karşılık bulmayabilir.
Ben artık şunu daha çok hatırlamaya çalışıyorum.
Enerjimi sevmeyen herkesi düşmanlaştırmak zorunda değilim.
Ama onların ölçüsünü de kendi değerimin ölçüsü yapmak zorunda değilim.
Bir insan benim hızımı sevmeyebilir, benim konuşkanlığımı sevmeyebilir, benim heyecanımı fazla bulabilir, benim varoluş biçimim ona uymayabilir.
Bu tamam. Ama ben de kendimi sadece o insanı rahat edeceği kadar küçük yapmak zorunda değilim.
Çünkü hayat sadece uyum sağlamak için yaşanmıyor arkadaşlar.
Bazen hayat kendi ritmini bulmak için yaşanıyor.
Ve kendi ritmini bulmak da bazen bazı insanların ritmiyle uyuşmamayı da göze almak demek.
Bu biraz yalnız hissettirebilir evet.
Ama aynı zamanda çok da özgürleştirici bir şey.
Çünkü insan bir noktadan sonra şunu fark ediyor.
Ben herkese uygun olmak zorunda değilim ya.
Ben herkesin yanında aynı şekilde parlamak zorunda da değilim.
Ama kendi ışığımı tamamen söndürmek zorunda hiç değilim.
Yani belki de bölümün özeti şu.
Fazla değilim. Ben canlıyım.
Yani ben hızla heyecanlanıyorum.
Ben bir şeyi sevince belli ediyorum.
Ben bazen çok konuşuyorum.
Bazen çok gülüyorum.
Bazen bir fikrin peşinden hemen koşmak istiyorum.
Ben hayatla temas etmeyi seviyorum.
Ve evet bu bazı insanlara fazla gelebilir.
Ama bu bende yanlış bir şey olduğu anlamına gelmez.
Çünkü sadece enerjimin doğru yere akması gerektiğini gösteriyor bu bana.
Enerji su gibidir. Doğru yere aktığında hayat verir.
Yanlış yerde biriktiğinde taşar.
Sürekli tutulduğundaysa insanın içinde böyle bir basınca dönüyor.
O yüzden mesele enerjiyi yok etmek değil de mesele ona yön bulmak.
Kimin yanında çoğaldığını bilmek, kimin yanında kendini kısmaya başladığını fark etmek, hangi ortamlarda parladığını, hangi ortamlarda söndüğünü görmek ve en önemlisi de sırf bazı insanlar seni fazla buldu diye
kendini eksiltmemek.
Yani işte bunları söylemek istedim aslında.
Biraz agresif başladım bölüme ama ne kadar tatlı bir dedim farkında mısınız?
Ben hayatta da böyle biriyim aslında.
Yani çoğu duyguyu inanılmaz uzun süre yaşamaya çalışmıyorum.
Yaşıyorum bitiyor. Başka şeyleri de yaşamaya, başka duyguları hissetmeye her zaman ihtiyacım var.
Ve biliyorum sizlerin içinde de benim gibi olanlar var.
O yüzden de bu bölümü böyle yapmak istedim.
Kimse kendini fazla, eksik, hatalı, kusurlu falan hissetmek zorunda değil arkadaşlar.
Belki daha doğru insanlara, daha doğru odalara, daha doğru alanlara ihtiyaç vardır.
Belki de enerjin bir problem değil de senin yaşama biçimindir.
Ve doğru insanlar bunu düzeltmeye çalışmazlar.
Sadece şöyle derler. Anlat ya ben seni böyle seviyorum.
Yani ne kadar güzel bir cümle.
O zaman sana bir soru diyeyim hemen burada.
Sen en çok kimlerin yanında kendi kısmaya başlıyorsun?
Ve kimlerin yanında gerçekten kendin gibi hissediyorsun?
Bugün biraz bunu düşünelim bence.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve ve ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
