
Selamlaaar! Bu bölümde yanlış kişiyi seçme korkusunu, ilişkileri yaşamak yerine sürekli değerlendirmeyi, sevgiyle hayat kurabilmenin neden her zaman aynı şey olmadığını ve “doğru insan” arayışının üzerimizde yarattığı yorgunluğu konuşuyorum.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman sana bir soru podcast kanalına.
Hoş geldiniz. Ben Melisa.
Bu aralar kafam karmakarışık arkadaşlar.
Yani hatta o kadar karışık ki hiç yapmayacağım şeyleri yapmaya başladım.
Resmen beynimin error verdiğini böyle hisseder gibiyim.
Hatta geçen ne yaptım biliyor musunuz?
Ya keşke bilmeseniz ama anlatacağım ya.
Yani eve dönecektim trenle.
Treni kaçırdım. Sonra üstüne bir sonraki trene Allah'tan yer buldum da yeni bir bilet aldım.
Sonra Eskişehir'e geldiğimi sanıp Bozüyük'te indim.
Ve işin komik tarafı da indikten 10 dakika sonra falan fark ettim bunu.
Beynimden aşağıya resmen böyle kaynar sular döküldü.
O kadar yorgundum ki o gün.
Yani dedim ki ya şuraya oturup ağlayacağım.
Gerçekten o kadar ağlayasım geldi.
Neyse sonra kendimi sakinleştirdim.
Git dedim bir sonraki treni sor.
Bir sonraki trene de 2 saatten fazla bir vakit vardı.
Sinirlerim iyice gerildi.
Sonra taksi çağırdım.
Dedim hadi otogara gideyim oradan otobüsle geçerim daha hızlı olur falan.
Taksiyi çağırdım otogara gittim.
İşte Eskişehir otobüsünde 1 saat falan varmış.
Ve sadece nakit kabul ediyorlarmış.
Bilin bakalım kimde nakit yok.
Sonra oradaki abi dedi ki karşıda ATM var git çek gel.
E dedim eşyalarım.
Bir şey olmaz hiçbir şey olmaz dedi hatta böyle inanılmaz özgüvenli bir şekilde.
Hangi akla hizmet buna yaptım bilmiyorum ama eşyaları orada bıraktım ve gittim para çekmeye.
Sonra bir döndüm eşyalar yok.
Konuştuğum abiye bakınıyorum o da ortada yok.
Bir yarım saat falan böyle yüreğim ağzımda bekledim.
Sonra abi geldi dedim hani eşyalar abi.
Ondan sonra bagaja yükledik dedim.
Bagajı açtırdım. Allah'tan oradaydılar.
Ama yani bir tahmin edebildiniz mi şu günü?
Resmen iç sıkıntısı.
İnanılmaz ansiyetik bir gündü.
Sonra eve geldim bir şekilde.
Bir oturdum böyle 20 dakika falan.
Ağladım, ağladım ve ağladım.
20 dakika full ağladım.
Ve inanılmaz da rahatladım. Ama nasıl ağlıyorum biliyor musun?
Böyle hıçkıra hıçkıra.
Kendimi de bir yandan avutmaya çalışıyorum.
Kıyamadım da kendimi. Sinirlerim laçka olmuştu artık yani.
Olaydan önceki bir haftam falan da böyle ruh sağlığımla oynayan olaylarla dolu olduğu için ki bence zaten onların etkisinde kalarak böyle bir gün geçirmiş oldum.
Çünkü kafam inanılmaz doluydu yani.
Şaka değil hani bildiğiniz beynim kapadı kendini.
Bana da güzel bir ders verdi aslında.
Bana bak dedi eğer bazı şeylere bu kadar takılıp kalırsan senin hayatını rezil ederim.
Aldım kabul ettim.
Yani benim rezil edilecek bir hayatım yok dedim ve aklımı başıma toplamaya karar verdim.
Aklımı başıma toplamak dediğim şeyi de bütün cevapları bulmakla eşleştirdim ben ilk bir kafamda.
Ama hiç de öyle olmadığını anladım.
Çünkü son zamanlarda beni asıl yoran şeyin yaşadığım olaylardan çok her şeyin doğrusunu bulmaya çalışmak olduğunu fark ettim.
Sürekli zihnimde bir düşünceler.
Yani doğru karar ne, doğru tepki ne, doğru zaman ne, doğru yol ne?
Ve tabii ki bütün bunların içinde insanın beynini en çok ama en çok kemiren sorulardan biri de doğru insan kim?
Hani hayatını birleştireceğin, yanında kendini güvende hissedeceğin, sevildiğinden şüphe etmeyeceğin, birlikte bir hayat kuracağın.
Böyle bir insan gerçekten var mı ya?
Yoksa biz o insanı seçtikten sonra mı doğru insan haline getiriyoruz?
Çünkü çocukluğumuzdan beri bize bir şekilde şunu anlatıyorlar.
Dünyada sana uygun biri var.
Bir gün yollarınız kesişecek.
Tamam mı? Onu gördüğünde anlayacaksın.
Her şey yerine oturacak.
Daha önce neden olmadığını, neden diğer insanlarla yürümediğini o zaman fark edeceksin.
Böyle bir örgü var. Çok romantik yani.
Gerçekten de çok güzel bir fikir.
Ama bu fikrin insanın sırtına böyle nasıl bir yük bindirdiğinden hiç bahsetmiyoruz nedense.
Çünkü karşına biri çıktığında yalnızca onu tanımaya çalışmıyorsun.
Bir yandan da sürekli bir sınava sokuyorsun beyninde.
Acaba o mu? Hayatımı birleştireceğim kişi bu olabilir mi?
Onunla gerçekten mutlu olabilir miyim?
Şu an görmediğim ama ileride sorun olacak bir şey var mı?
Bu davranış küçük bir uyumsuzluk mu?
Yoksa gelecekte yaşayacağım büyük bir problem mi?
habercisi mi? Ne bileyim bir ilişkide bunlar normal mi?
Yoksa ben normalleştirmemem gereken şeyleri mi normalleştiriyorum?
Ya da ben mi çok beklentiye giriyorum yoksa olması gerekeni mi istiyorum?
Bir süre sonra karşındaki insanla vakit geçirmekten çok ilişkinin doğru olup olmadığını düşünmeye başlıyorsun.
Yani o ilişkiyi yaşamıyorsun da resmen değerlendiriyorsun gibi.
Her cümle bir veriymiş gibi, her tartışma bir işaret, her sessizlik bir anlam.
Her güzel gün bile şüpheli senin zihninde.
Bugün çok güzeldi ama acaba hep böyle devam eder mi?
Ya niye etmesin abicim?
Bir güzel günün tadını çıkaramayacak mıyız ya?
İlla 5 yıl sonrasında simülasyonu yapmak zorunda mıyız?
Yani ben galiba tam da bunlardan yoruldum.
Bir insanı severken bile sürekli gelecekteki halimi korumaya çalışmaktan.
Yanlış kişiyi seçmeyeyim, yıllarımı boşa harcamayayım, görmem gereken işaretleri kaçırmayayım.
Sonra dönüp kendime ben bunu nasıl fark edemedim diyemeyim.
Yanlış bir ilişki uğruna kendimden vazgeçmeyeyim.
Yani bunların hepsi okey, haklı korkular.
İnsan... Elbette kendini korumalı.
Ama bazen kendimizi yanlış insandan korumaya çalışırken de kimseye gerçekten yaklaşamaz hale geliyoruz.
Çünkü bir insanı tanımak riskli bir şey.
Evet sevmek zaten başlı başına riskli.
Ne kadar dikkatli olursan ol birinin sana hiç zarar vermeyeceğinden emin olamazsın.
Seni asla hayal kırıklığına uğratmayacağının garantisini alamazsın.
Bugün size çok uygun gelen bir ilişkinin yıllar sonra aynı şekilde devam edip edemeyeceğini bilemezsin.
Ki insanı çıldırtan tarafı da bu zaten bence.
Birlikte bir hayat kurmak gibi büyük bir karar verirken elinde kesin bir bilgi yok.
Karşındaki insanın söyledikleri var, davranışları var, sana hissettirdikleri var, birlikte yaşadıklarınız var.
Bir de senin umutların, korkuların ve işte geçmişten getirdiklerin var.
Bütün bunları bir araya getirip bir karar vermen bekleniyor.
Evet bu insanla hayatımı paylaşabilirim ya da işte tam tersi bir noktadan paylaşamam.
Yani nasıl bu kadar emin olacağız peki?
İnsan bazen akşam ne yiyeceğine karar veremiyor abi.
Sonra hayatının geri kalanını kiminle geçireceğine karar vermesini bekliyoruz bu insandan.
Üstelik doğru insanı bulduğunda anlarsın cümlesi de bana artık biraz böyle baskıcı bir yerden geliyor.
Nasıl anlayacağım yani anladın mı?
Hani ne bileyim içime bir huzur mu çökecek?
Gökyüzünden bir ışık mı gelecek?
Arka planda bir şarkı mı çalacak?
Ne olacak yani? Çünkü bazen birinin yanında çok iyi hissedebilirsin ama uzun vadede sana iyi gelmeyebilir.
Ya da bazen de biriyle çok uyumlu olabilirsin ama geçmişte yaşadıkların yüzünden o huzura güvenemezsin mesela.
Hatta bazen sağlıklı olan şey insana yabancı geliyor.
Karmaşaya alışmışsan mesela sakinlik, sevgisizlik gibi hissettirebiliyor.
Ya da sürekli böyle peşinden koştuğun ilişkiler yaşadıysan seni açıkça seven biri sana heyecansız gelebiliyor.
O zaman biz neye güveneceğiz yani?
Kalbimize mi, aklımıza mı, bedenimizin verdiği tepkilere mi, arkadaşlarımızın fikirlerine mi ya da geçmiş deneyimlerimize mi?
İnsan bu noktada gerçekten eror veriyor bence.
Bir yanın diyor ki hani onu seviyorsun biraz akışına bırak.
Bir yanında diyor ki sevgi tek başına yetmez.
Öbür tarafın her ilişkide sorun olur diyor.
Diğer tarafın ama bazı sorunlar geleceğini belirler diyor.
Öbür tarafa geçiyorsun o da kimse mükemmel değil diyor.
Hadi bir ötekine geçeyim diyorsun o da mükemmel olmaması ile seni mutsuz etmesi aynı şey değil diyor.
Ki bakınca hepsi de haklı gibi.
Ben de böyle ortalarında durmuş hayatımın en önemli davasına bakıyormuş gibi delil toplamaya çalışıyorum.
Şunu söyledi, bunu yapmadı, o gün yanımda durdu, bugün beni anlamadı, burada kendimi çok güvende hissettim, işte şurada çok yalnız kaldım falan.
İlişkinin iyi yanlarını ve kötü yanlarını karşılaştırıp matematiksel bir sonuca ulaşmaya çalışıyorum.
Sanki iyi anılar kötü anılardan iki tane fazlaysa doğru insan olacak falan gibi bir yerden.
Ama ilişkiler böyle hesaplanmıyor ya hani.
Bazen küçücük bir davranış sana ilişkinin tamamı hakkında çok şey anlatabiliyor.
Bazen de tam tersi...
Çok büyük görünen bir tartışma.
Yalnızca iki yorgun insanın kötü bir gününe denk gelmiş oluyor.
Hangisinin hangisi olduğunu anlamaksa her zaman mümkün olmayan bir şey.
Ya sanırım doğru insanı ararken en çok kesinlik arıyoruz biz.
Bir karar verelim ve bir daha hiç şüphe etmeyelim istiyoruz.
Birini seçelim ve gözümüz hiçbir zaman dışarıda kalmasın istiyoruz.
Ya da birlikte olalım ve hiç acaba başka türlü bir hayatım olabilir miydi diye düşünmeyelim istiyoruz.
Onu bulduğumuzda böyle geçmişteki bütün ilişkiler anlam kazansın, bütün yaralar kapansın, bütün eksikler tamamlansın istiyoruz.
Ama biz... Bizim hayatımızdaki bütün eksikleri tamamlayabilir mi gerçekten?
Beni tamamlayan insan fikri kulağa çok romantik geliyor olabilir.
Ama biraz da korkutucu değil mi yani?
Yarın bir insan gibi hayatın içinde dolaşıyorsun.
Sonra biri geliyor ve seni tamamlıyor.
Peki o giderse ne oluyor sonra?
Yine yarın mı kalıyorsun? Belki hayatımızı birleştireceğimiz kişi bizi tamamlayan değil de zaten bütün olduğumuzu unutturmayan kişidir diye düşünüyorum.
Hani o hayatımıza anlam veren değil, sahip olduğumuz anlamı paylaşan kişidir.
Ya da bizi kurtaran değil de biz kendimizi kurtarırken yanımızda yürüyen kişidir.
Bütün yaralarımızı iyileştiren değil, yaralarımızı ona karşı kullanmayacağından emin olduğumuz kişidir.
Belki doğru insan bütün sorunları ortadan kaldıran kişi değil de sorunların içinde nasıl davrandığına ya da davranacağına güvendiğimiz kişidir.
Çünkü arkadaşlar herkes güzel günlerde sevgi gösterebilir.
Her şey yolundayken anlayışlı olmak çok kolay.
Asıl soru şu. Birbirinizi anlamadığınızda ne yapıyorsunuz?
Biri kırıldığında diğeri onu küçümsüyor mu yoksa anlamaya mı çalışıyor?
Tartıştığınızda birbirinizi yenmeye mi çalışıyorsunuz yoksa sorunu çözmeye mi?
Ya da hata yaptığında özür dileyebiliyor mu?
Sen hatalı olduğunda korkmadan kabul edebiliyor musun?
Onun yanında düşüncelerini söylerken kelimelerini sürekli tartmak zorunda kalıyor musun?
Sevginizi kanıtlamak için birbirinizi yormanız gerekiyor mu?
Ya da ilişki seni sürekli tetikte mi tutuyor yoksa zamanla bedenin gevşemeye mi bakıyor?
Belki doğru insan kim sorusunun cevabı çok büyük böyle çok dramatik işaretlerde değil de.
Böyle minik küçücük anlarda saklı.
Ama yine de şunu söylemek istemiyorum.
Doğru insanı bulduğunda her şey çok kolay olur falan.
Olmaz abicim olmaz.
Yani iki insanın hayatını birleştirmesi genel olarak kolay bir şey değil.
İki farklı çocukluk, iki farklı aile, iki farklı yara, iki farklı iletişim biçimi.
İki farklı hayat görüşü bir araya geliyor ya.
Bir düşünsene şunu. Birinin normal gördüğü şey diğerine kabul edilemez gelebiliyor.
Ya da biri tartıştığında konuşmak istiyor, diğeri yalnız kalmak istiyor.
Biri sevgisini sözlerle gösteriyor, diğeri yaptığı şeylerle gösteriyor.
Biri gelecek planlarını yıllar öncesinden kurmak istiyor.
Diğeri önümüzdeki haftayı bile düşünmek istemiyor yani.
Doğru insan olmak her konuda aynı olmak değil diye düşünüyorum ben.
Belki farklılıkların içinde birbirinize bir alan açabilmek.
Ama burada da başka bir soru çıkıyor ortaya.
Ne kadar farklılık normal mesela?
Nerede uyum sağlamış oluyorsun?
Nerede kendinden vazgeçmeye başlıyorsun?
Ne zaman emek veriyorsun?
Ne zaman olmayacak bir şeyi zorlamış oluyorsun?
Ya da ne zaman sabrediyorsun?
Ne zaman kendi sınırlarını çiğniyorsun?
Yani işte ben bu noktada da biraz bu sorulardan yoruldum.
Doğruyu aramaktan da yoruldum açıkçası.
Bir ilişkinin devam edip etmemesi gerektiğine dair böyle kusursuz bir cevap bulmaya çalışmaktan yoruldum.
İnsanların anlattığı o ilişki kurallarından da yoruldum.
Herkesin bir fikri var abi.
Arkadaşlar bile böyle sürekli bir eleştiri peşinde.
Herkes bir anda ilişki profesörü oluyor maşallah.
Sanki kendilerinin muazzam ilişkileri varmış gibi.
İşte seven insan bunu yapmaz.
Doğru insan seni asla üzmez.
Gerçekten seviyorsa zaten anlarsın.
Bir ilişkide şüphe varsa O ilişki bitmiştir.
Yani bu kadar kolay mı gerçekten?
Seven insan bazen yanlış yapamaz mı?
Doğru insan seni hiç üzemez mi?
Senin yaraların bazen ortada hiçbir tehdit yokken bile belki de şüphe üretemez mi?
Ya da birini sevip yine de ilişkinin geleceğinden emin olamayabilir misin?
Bence olabilir. Yani bazen insanın içinde şüphe olması böyle karşısındaki kişinin yanlış olduğunu değil de vereceği kararın büyüklüğünden korktuğunu gösteriyor.
Çünkü birini hayatına almak yalnızca öyle hani çok güzel, çok romantik falan bir şey değil.
Büyük bir kayıp ihtimalini de hayatına almak demek.
Onu sevdikçe... O kafandaki kaybetme ihtimali büyüyor.
Birlikte bir hayat kurdukça o hayatın yıkılma ihtimali böyle daha da korkutucu bir hal alıyor.
Belki bu yüzden doğru insanı ararken hani hata yapmamaya bu kadar çok takılıyoruz.
Yanlış kişiyi seçmekten değil sadece.
Yanlış bir seçim sonucunda dağılmaktan korkuyoruz.
Ya yıllar sonra yalnız kalırsam?
Ya kendimi kaybedersem?
Ya kurduğum bütün düzen bozulursa?
Ya bir gün bana baktığında artık beni sevmediğini fark ederse?
Ya da ben bir gün onu sevmediğimi fark edersem?
Bunları düşünmeye başladığında bir ilişki böyle yaşanacak bağ olmaktan çıkıp önceden çözülmesi gereken bir probleme dönüşüyor.
Ama hani aşkta şöyle bir dönüp baktığımızda matematik problemi değil ki abicim.
Bütün verileri girip doğru sonucu alabildiğimiz bir yerde değiliz yani.
Belki yapılabilecek tek şey karşımızdaki insanın kusursuz doğru kişi olup olmadığını bulmak.
çalışmak yerine ilişki içinde ikimizin kim olduğuna bakmak.
Ben bu insanın yanındayken kendim olabiliyor muyum?
Yoksa sevilmek için sürekli başka biri gibi mi davranıyorum?
Yanında büyüyor muyum?
Küçülüyor muyum? Kendime daha mı çok yaklaşıyorum?
Kendimden daha da mı uzaklaşıyorum?
Bir ihtiyacımı söylediğimde utandırılıyor muyum?
Hayır dediğimde sevgisinden mahrum bırakılıyor muyum?
Ne bileyim başarımı kutlayabiliyor mu?
Kötü günümde sadece beni düzeltmeye çalışmadan yanımda durabiliyor mu?
Ben de bunları onun için yapabiliyor muyum mesela?
Çünkü bütün mesele doğru insanı bulmakta da olmayabilir.
Birbirimiz için nasıl insanlar olduğumuz da çok önemli.
Bazen karşımızdakinden böyle mükemmel bir ilişki bekliyoruz.
Ama kendi korkularımızla, iletişimsizliğimizle, kaçışlarımızla o ilişkiyi zorlaştıran tarafın biz olduğunu göremiyoruz.
Yani bazen de her şeyi kendimizde arıyoruz.
Karşımızdaki insanın sorumluluk almadığı bir ilişkide mesela ben biraz daha anlatsam, biraz daha sabırlı olsam, daha az beklentiye girsem, belki bunları yapsam düzelir mi diyoruz.
Doğruyu bulmak burada da zor.
Yani gerçekten. Çünkü kendine dürüst olmakla kendi suçlamak...
arasında çok ince bir çizgi var.
Belki de şu soruyu sormak gerekiyor.
Bu ilişkide çözülmesi gereken karşılıklı bir problem mi var?
Yoksa yoksa yalnızca benim katlanmam gereken bir durum mu var?
İki kişi de bir şeyleri onarmaya çalışıyorsa orada hala bir biz var demektir.
Ama biri sürekli kırıyor, diğeri sürekli anlamaya çalışıyorsa, biri kaçıyor, diğeri sürekli peşinden gidiyorsa, biri susuyor, diğeri ilişkinin bütün yükünü taşıyorsa orada doğru insan sorusundan önce başka bir şey sormak
gerekiyor. Ben neden bu kadar yalnız hissettiğim bir ilişkiyi tek başıma ayakta tutmaya çalışıyorum?
Çünkü doğru insanı bulma fikri bazen bizi yanlış yerde tutabiliyor maalesef.
Belki biraz daha zaman verirsem doğru kişiye dönüşür.
Belki beni daha iyi tanıdığında değişir.
Belki şu dönemi atlatınca her şey düzelir.
Belki problem bendedir.
Bir insanın potansiyeline aşık olup Gerçekte bize sunduğu ilişkiyi görmezden gelebiliyoruz.
Ama hayatımızı bir insanın bir gün olabileceği kişiyle değil de bugün olduğu kişiyle birleştiriyoruz aslında.
Bu cümle bence inanılmaz da sert böyle vurucu bir cümle.
Ama benim de kendi kendime hatırlatmam gereken bir şey gibi de geliyor.
Çünkü umut güzel bir şey evet.
Fakat bazen umut dediğimiz şey gerçeği görmemek için kullandığımız bir perdeye dönüşüyor maalesef.
Öte yandan da en ufak problemde bile demek ki doğru kişi değil diye kaçmak da istemiyorum.
Karşımıza hani böyle kusursuz, bütün yaralarını çözmüş, nasıl iletişim kurulacağını doğuştan bilen biri falan çıkmayacak.
Biz de öyle değiliz. Hepimizin zor tarafları var.
Bazen sevdiğimiz insanları anlamıyoruz.
Bazen bencil davranıyoruz.
Bazen korkuyoruz ve bunu öfke gibi gösteriyoruz.
Bazen konuşmamız gereken yerde susuyoruz.
Bazen de susmamız gereken yerde konuşuyoruz.
Belki doğru insan hani böyle hiç hata yapmayan kişi değil de.
yaptığı hatayla yüzleşebilen kişidir.
Yani belki de doğru ilişki dediğimiz şey hiç bozulmayan değil de bozulduğunda iki tarafını da tamir etmek için masaya oturabildiği ilişkidir.
Yine de bunun net, kesin bir formülü yok yani.
Bence benim en çok kabul etmekte zorlandığım şey de bu.
Hayatımı kiminle birleştirmem gerektiğini böyle bana %100 garantiyle söyleyecek bir ölçüm yok ya.
Hani bir insanla çok uzun süre birlikte olup hala onu tam olarak tanıyamayabilirsin.
Bazen insanlar değişir, bazen sen değişirsin.
Bazen aynı yöne yürüyen iki insanın yönleri böyle zamanla ayrılır.
Bu başlangıçta yanlış seçim yaptığımız anlamına gelmeyebilir.
Belki o insan hayatının bir döneminde senin için doğruydu evet.
Ama hayatının tamamı için doğru değildi.
Bu düşünce böyle... Ne bileyim bana hem çok hüzünlü hem de çok rahatlatıcı geliyor.
Çünkü bir ilişkinin sona ermesi yaşanan her şeyin yanlış olduğu anlamına gelmez arkadaşlar.
Birini gerçekten çok sevmiş olabilirsin.
Birlikte çok güzel bir hayat yaşamış olabilirsin.
Birbirinize iyi gelmiş olabilirsiniz.
Ama sonra yine de yollarınıza ayrılabilir.
Biz her bitişe böyle bir hata bulmaya çalışıyoruz ya.
Demek ki en başından beri yanlış kişiydi falan diyoruz.
Belki değildi. Belki o zaman doğruydu.
Yani belki senin o dönemki halinin yanında...
Yürümesi gereken insandı.
Ama hayatta bir yerde hani yalnızca birini seçip sonsuza kadar aynı kalmak değil ya.
İki insanın değişirken de birbirini seçmeye devam edebilmesi.
Yani sanırım doğru insan dediğimiz kişi bir kez seçtiğimiz kişi değil sadece.
Zaman geçtikçe bizi yeniden seçen, bizim de yeniden seçebildiğimiz kişi.
Ama bu seçim de böyle körü körüne kalmak anlamına da gelmiyor tabii.
Bazen kendini seçmek için birinden vazgeçmek gerekebiliyor.
Bazen birini çok sevdiğin halde onunla kurduğun hayatın seni tükettiğini kabul etmen de gerekebiliyor.
Ve en zoru da bu bence.
Birini sevmekle onunla bir hayat kurabilmenin aynı şey olmadığını kabul etmek.
Çünkü sevgi önemli ama maalesef tek başına her şeyi çözemiyor.
Güven gerekiyor, saygı gerekiyor, benzer bir hayat kurma isteği gerekiyor.
Zor zamanlarda birbirini düşman gibi görmemek gerekiyor.
Ve tüm bunların yanında da sorumluluk alabilmek gerekiyor.
Bazen sevdiğin biriyle böyle geleceğe dair beklentilerin uyuşmayabilir.
Biriniz çocuk ister, diğeriniz istemez.
Biriniz başka bir ülkede yaşamak ister, diğeriniz ailesinden uzaklaşamaz.
Biriniz daha sakin bir hayat ister, diğeriniz de sürekli hareket etmek ister.
Yani bu senaryolara bakınca aslında hiç kimse kötü değil burada.
yanlış değil. Ama bazen iki iyi insan birlikte iyi bir hayat kuramayabilir arkadaşlar.
Bence doğruyu aramanın en yorucu hali de bu.
Ortada böyle açık bir kötülük olsa karar vermek çok daha kolay olacak.
Ama birbirinizi seviyorsunuz, birbirinizi önemsiyorsunuz ve yine de bir şeyler olmuyor.
Evet bu senaryolar olabiliyor yani.
Peki insan o zaman neye göre gidecek, neye göre kalacak?
Bir insanın sana kötü davranması gitmek için anlaşılır bir neden.
Çok böyle ortada duran bir şey.
Peki sana kötü davranmıyor.
Ama kurduğunuz ya da kurmak istediğiniz hayatlar birbirine benzemiyorsa ne yapacaksın?
Ya da iyi anlaşıyorsunuz ama onun yanında sürekli bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorsan.
Ya da çok seviyorsun ama geleceği düşündüğünde içinde böyle huzur değil de sıkışma oluyorsan.
Hani illa biri suçlu olmak zorunda mı?
Belki bazen ilişkinin doğru olmaması için böyle karşımızdaki insanın yanlış biri olması da gerekmiyor.
Bu düşünce bilmiyorum bana çok şey anlatıyor ya.
Yani bir insan iyi olabilir ama sana iyi gelmeyebilir.
Seni sevebilir ama ihtiyacın olan biçimde sevemeyebilir.
Sen de onu sevebilirsin ama onun istediği hayatı ona veremeyebilirsin.
Böyle durumlarda insanın tek istediği böyle birinin gelip çıkıp karar vermesi.
Kal, git, biraz daha bekle, bu ilişki düzelir, bu insan...
doğru kişi falan gibi. Ama kimse bunu bizim yerimize bilemez tabii ki de.
Çünkü tavsiye aldığımız herkes kendi geçmişinden konuşuyor.
Ayrılmış biri mesela hiç bekleme hemen git diyebiliyor.
Ya da yalnızlıktan korkan biri böyle insan bir daha zor bulunur diyebiliyor.
Uzun ilişkisi olan biri her ilişki emek ister diyebiliyor.
Kötü bir ilişkide yıllarını geçirmiş biri kendinden asla ödün verme diyebiliyor.
Hepsinin söylediklerinde bir gerçeklik payı var.
Ama hiçbiri senin hayatın içinde değil.
Yani gece yan yana yattığınızda ne hissettiğini bilmiyorlar.
Bir tartışmadan sonra bedeninin nasıl gerildiğini bilmiyorlar.
Ya da onun bir bakışıyla ne kadar güvende hissettiğini de bilmiyorlar.
Bütün karar yine sana kalıyor.
Belki de bu yüzden artık hani bu insan kesinlikle doğru kişinin sorusuna bir cevap bulmayacak.
çalışmak yerine daha küçük sorular sormak istiyorum.
Bugünkü haliyle bu kişi bana iyi geliyor mu?
Sorunlarımız hakkında konuşabiliyor mu?
İkimiz de aynı ilişki için çaba gösterebiliyor muyuz?
Onun yanında yalnızca seviliyor muyum?
Yoksa aynı zamanda görülüyor muyum?
Ya da kendimi ifade etmekten korkuyor muyum?
Birlikte kurmak istediğimiz hayat mesela birbirine benziyor mu?
Ve en önemlisi bu insanı olduğu haliyle mi seviyorum yoksa olmasını umduğum haliyle mi?
Ya bu sorular yine de kesin cevap verebilecek sorular değil bence.
Ama en azından insanı böyle hayali bir doğru kişi arayışından çıkarıp gerçek ilişkiye bakmaya zorluyor diye düşünüyorum.
Çünkü belki dünyada bizim için yaratılmış tek bir kişi yoktur arkadaşlar.
Belki hayatımız boyunca birden fazla insanla gerçek, derin ve anlamlı bağlar kurabiliriz.
Ki benim kendi görüşümde keşke tek kişi olsa yani bunu daha çok isterdim.
Daha romantik geliyor bana.
Bir insana evren sana gönderdiği için değil de onu tanıyıp bütün belirsizliğe rağmen onunla bir hayat kurmayı seçtiğin için seviyorsun.
O da seni seçiyor. Birbirinizi sahip olduğunuz kusurlarla, sınırlarla, değişimlerle yeniden...
Yeniden seçiyorsunuz. Belki doğru insan bulunmuyor da.
birlikte kurduğunuz ilişkinin içinde davranışlarınızla ortaya çıkıyor.
Ama tabii her ilişki de doğru hale getirilemiyor maalesef.
Yani tek bir kişinin çabasıyla iki kişilik bir hayat kurulamıyor tabii ki.
O yüzden doğru insanı ararken kendinizi kaybetmemek gerekiyor.
Yani bir ilişki uğruna sürekli daha az isteyen, daha az konuşan, daha az hisseden birine dönüşüyorsan sırf karşındaki insanı kaybetmemek için kendini kaybediyorsan orada durup bir düşünmek gerekiyor.
Birini hayatına katmakla, bütün hayatını onun üzerine kurmakla Durmak aynı şey değil arkadaşlar.
Ben hayatımı bir insanla birleştirmek istiyorum belki.
Ama hayatımı ona teslim etmek istemiyorum.
Yani evet onun hayatında önemli bir yerim olsun istiyorum.
Ama onun hayatının tek anlamı olmak da istemiyorum.
Yani birbirimize yaslanalım ama tek başımıza da ayakta durmayı da unutmayalım istiyorum.
Çünkü iki yarım insanın birbirini tamamlamasından çok.
İki bütün insanın yan yana gelmesi fikri bana daha güvenli geliyor.
Yani yine de bazen yalnız kalmaktan korkuyorum.
Hani böyle ya doğru...
insanı hiç bulamazsam ya herkes hayatını kurarken ben sürekli düşünüp durursam ya çok seçici olduğum için güzel bir ihtimali kaçırırsam ya tam tersine yalnız kalmaktan korktuğum için yanlış bir ilişkiye tutunursam
diye sürekli düşündüğüm oluyor.
Bir tarafta böyle bir acele etme baskısı var.
Diğer tarafta yanlış seçim yapma korkusu var.
İnsan tam da bunların ortasında kalıyor.
Ama sırf arada kalmışlıktan kurtulmak için karar vermek de doğru gelmiyor bana ya.
Yani bazen yalnızca belirsizliğin sona ermesi istediğimiz için bir ilişkide kalıyoruz.
Bazen de ilişkinin yükünden kurtulmak için hızlıca gidiyoruz.
Oysa rahatlamak için verdiğimiz her karar uzun vadede huzur getirmeyebiliyor.
Belki de önce şunu kabul etmek lazım.
Şu anda bilmiyorum. Bu insanın hayatımın sonuna kadar yanımda olup olmayacağını bilmiyorum.
İlişkimizin nereye gideceğini bilmiyorum.
Bir gün değişip değişmeyeceğimizi bilmiyorum.
Ama bugün bana nasıl davrandığını görebiliyorum.
Yani bugün bu ilişkinin içinde kim olduğuma bakabilirim.
Bugün sınırlarımı, ihtiyaçlarımı, korkularımı dürüstçe söyleyebilirim.
Bugün karşımda bunları duymaya istekli biri var mı?
Onu görebilirim. Belki geleceği garanti edemem, evet.
Ama bugünün gerçeğini inkar etmemeyi seçebilirim.
Sanırım artık benim de böyle biraz ihtiyacım olan şey bu.
Doğru insanı bulduğumdan emin olmak değil de kendime rağmen bir ilişkiyi sürdürmediğimden emin olmak.
Yani sevgiyle korkuyu birbirine karıştırmamaya çalışmak.
Bir insanın hayatımda olmasını istemekle...
onsuz yapamayacağımı düşünmek arasındaki farkı görebilmek.
Ve her şeyden önemlisi bir insanı seçerken kendimi de seçmeye devam edebilmek.
Belki doğru ilişki hiç şüphe duymadığımız ilişki değil de şüphelerimizi konuşabildiğimiz ilişkidir.
Ki belki de değil, bence böyledir yani.
Böyle hissediyorum dediğimizde terk edilmekten korkmadığımız ilişkidir.
Bazen birbirimizden uzaklaşıp sonra yeniden yaklaşabildiğimiz ilişkidir.
Birbirimizi sürekli mutlu etmek zorunda olmadığımız ama birbirimizin mutsuzluğuna da kayıtsız kalmadığımız ilişkidir.
Belki doğru insanın yanında bütün sorular susmuyor arkadaşlar.
Sorular kafanda dönmeye devam ediyor.
Ama en azından o sorularla tek başına kalmıyorsun.
Yine de hani böyle içimde her şeyin netleşmesini isteyen bir taraf var mı?
Evet var. Bir sabah uyanayım ve tamam buldum falan diyeyim izliyorum.
Hani hiç şüphem olmasın, hiç korkmayayım.
Geçmişte yaşadığım hiçbir şeyi bu ilişkiye taşımayayım.
Ama insan böyle işlemiyor.
Maalesef insan böyle bir varlık değil yani.
Bazen doğru bir Bir şeyin içinde bile korkabilirsin.
Çünkü korku dediğimiz şey her zaman tehlike demek değildir.
Bazen bir şeyin senin için çok önemli olduğu anlamına gelir.
Ama bazen de korku gerçekten sana bir şey anlatıyordur.
İşte buradaki mesele de bu ikisini ayırt etmeye çalışmak.
Bu da bir günde olmuyor tabii.
Belki cevabı yalnızca düşünerek de bulmuyoruz.
Bir insanın doğru kişi olup olmadığını kafamızda onunla ilgili yüzlerce senaryo kurarak değil de zaman içinde tutarlı davranışlarını görerek anlıyoruz.
Yani sözleriyle yaptıkları birbirini...
tutuyor mu? Zorlandığında kim oluyor?
Sınırına nasıl tepki veriyor?
Senin sevincine nasıl yaklaşıyor?
Seni kaybetmekten korktuğu için mi yanında?
Yoksa gerçekten seni tanıyıp sevdiği için mi?
Sen onun yanındayken korkularınla mı hareket ediyorsun?
Yoksa yavaş yavaş daha güvenli birine mi dönüşüyorsun?
Zaman gerçekten bazı cevapları veriyor arkadaşlar.
Ama biz de çoğu zaman zamana güvenemiyoruz.
Çünkü beklersek vakit kaybedeceğimizi düşünüyoruz.
Oysa bazen birini tanımak için geçirilen zaman boşa geçirilen İlişki sonsuza kadar devam etmese bile o süreç sana kendin hakkında inanılmaz şeyler öğretiyor.
Tabi burada yıllarca mutsuz bir ilişkiye tutunmayı romantikleştirmiyorum yanlış anlaşılmasın.
Yalnızca her biten ilişkinin başarısızlık olmadığını söylüyorum.
Belki bir ilişki sana ne istediğini öğretti.
Belki istemediğin şeyleri gösterdi.
Belki sevilme biçimini değiştirdi.
Belki sınırlarını fark ettirdi.
Belki de hayatını birleştireceğin kişiyi ararken önce kendi hayatını kurman gerekiyor.
gerektiğini öğretti. Çünkü insan bazen doğru kişiyi hayatındaki böyle bütün boşlukları doldurması için arıyor.
İşte yalnızlığını alsın, kaygılarını yatıştırsın, ne bileyim işte geleceğini belirlesin, hayatına yön versin.
Seni seçsin ki sen de kendi değerini hissedebilesin falan gibi.
Ama bu beklentilerle ilişkiye girdiğimizde karşımızdaki insana taşıyamayacağı kadar büyük bir görev veriyoruz.
Belki öncesinde benim kurmam gereken bir hayat var.
Birinin gelmesini beklerken erteleyemeyeceğim bir hayat.
Kendi arkadaşlıklarım, kendi işim, kendi düzenim, kendi keyfim, kendi huzurum.
Biri geldiğinde beni hayata başlatmasın.
Zaten yaşadığım hayata katılsın.
Birlikte yeni bir şey kurabilelim okey.
Ama birbirimizin tek yaşam kaynağı da olmayalım.
Çünkü ben artık hayatımı birleştireceğim insanı...
ararken kendi hayatımı da kaçırmak istemiyorum.
Acaba o mu diye düşünmekten böyle önümdeki insanı gerçekten tanıyamamak istemiyorum.
Yanlış seçim yapmaktan korkarken hiç seçim yapamaz hale gelmek de istemiyorum.
Bütün cevapları bulmaya çalışırken ya da yanlış durakta inip böyle eşyalarımı tanımadığım bir abiye teslim edecek kadar beynimi yormak da istemiyorum.
Beynim zaten bana mesajı çok net verdi.
Ben bütün bunları aynı anda taşıyamıyorum dedi tamam mı?
Belki de her şeyi bugün çözmek zorunda değiliz ya.
Yani hayatımı Kimle birleştireceğimi bugün bilmek zorunda değilim.
Bir insanla ilgili bütün ihtimalleri hesaplamak zorunda değilim.
Şu an yalnızca böyle önümdeki gerçeğe bakabilirim.
Bu ilişki içinde kendimi nasıl hissediyorum?
Sevgi dışında neler var?
Güven var mı? Saygı var mı?
Karşılıklılık var mı? Birbirimizin hayatına gerçekten yer açıyor muyuz?
Ve cevabı bugün bulamıyorsam biraz dururum.
Artık durma zamanıdır derim yani.
Ama bu durmak da kendimi kandırmak değil.
Gördüğüm şeyleri görmezden gelmeden, korkularımı da gerçekmiş gibi kabul etmeden beklemek.
Sanırım aradığımız huzur biraz da burada.
Yani doğru insanı bulduğuma dair gökyüzünden gelecek kesin bir işarette falan değil.
Kendime güvenebilmekte.
Bir şey bana iyi gelmediğinde bunu fark edebileceğime güvenmekte.
Ya da sevdiğim halde gitmem gerekirse gidebileceğime güvenmekte.
Güzel bir şey karşıma çıktığında korkularıma rağmen kalabilmekte.
Ya da bir gün yanılırsam kendimi yeniden toparlayabileceğime güvenmekte.
Çünkü belki de doğru insanı seçebilmenin yolu biraz da önce yanlış bir seçim yaptığımızda bile hayatımızın bitmeyeceğini bilmekten geçiyor.
Yani her şeyi garanti altına alamayız arkadaşlar.
Ama kendimizi terk etmemeyi öğrenebiliriz.
Şu sıralar böyle hayatınızdaki insanın doğru kişi olup olmadığını düşünüyorsanız belki kendinize şunu sorabilirsiniz.
Onun doğru insan olup olmadığını anlamaya çalışırken ben kendime doğru davranıyor muyum?
Kendimi susturuyor muyum?
Sınırlarımı küçümsüyor muyum?
Yoksa korkmama rağmen dürüstçe iletişim kurabiliyor muyum?
Karşınızdaki insanı olduğu haliyle görebiliyor musunuz?
Bu çok önemli. Yoksa yalnız kalmamak için görmek istediğiniz kişiye mi dönüştürüyorsunuz?
Ve belki de en önemlisi onunla bir hayat kurmak istiyor musunuz?
Yoksa yalnızca bu belirsizlik sona ersin mi istiyorsunuz?
Ben şimdilik bütün cevapları bulduğumu söyleyemem açıkçası.
Hala doğru insan diye birinin olup olmadığını düşünüyorum.
O kişiyi gördüğünde anlayıp anlamadığını merak ediyorum.
Hala sevginin ne kadarının his, ne kadarının seçim olduğunu çözmeye çalışıyorum.
Ama artık şunu da biliyorum.
Bir insan hayatımı güzelleştirebilir, büyütebilir, dönüştürebilir.
Fakat hayatımı anlamlı hale getirme sorumluluğunun tamamını ona bırakamam.
Benim hayatım doğru insan gelene kadar bekleme salonu değil arkadaşlar.
Ve doğru insan bir gün gelirse belki beni tamamlamayacak.
Yanımda duracak, benimle yürüyecek, bazı günler elimi tutacak, bazı günler kendi başıma yürümeme izin verecek.
Bütün sorularıma cevap olmayacak ama sorularımdan da korkmayacak.
Yani beni hiç üzmeyecek diye bir şey yok ama üzdüğünde bununla ne yaptığı önemli olacak.
Her şey kolay değil, kolay olmuyor hiçbir şey gerçekten.
Ama zor olanın içinde birbirimize nasıl davrandığımız önemli olacak.
Belki doğru insanı böyle... Böyle anlayacağız diye düşünüyorum.
Kesinlikten değil de tutarlılıktan.
Ya da büyük sözlerden değil de küçük davranışlardan.
Bizi ne kadar heyecanlandırdığından değil yalnızca.
Yanında ne kadar kendimiz kalabildiğimizden.
Ve belki de doğru insanı bulmanın verdiği huzur.
Bu ilişki asla bitmeyecek düşüncesi değildir.
Ne olursa olsun ben kendimi kaybetmeyeceğim diyebilmektir.
Şimdilik ben böyle biraz doğruyu aramaya ara vermek istiyorum.
Gerçekten yani kaldıramıyorum bu aralar.
Belki şu an ihtiyacım olan şey hayatımı geri...
kalanını kiminle geçireceğimi bulmak değil de kendi hayatımın içinde biraz dinlenmek.
İyi hissetmek, kendimi yeniden duymak, bir insanı seçmeden önce korkularımla gerçek ihtiyaçlarımı ayırabilmek ve günü geldiğinde birinin hayatımı tamamlamasını değil de benimle hayatı paylaşmasını
istemek. Çünkü belki doğru insan bizi eksiklerimizden kurtaran kişi değil de kendimizi eksik hissetmeden de sevebildiğimiz kişidir diye düşünüyorum.
O zaman sana bir soru.
Doğru insanı ararken kendi hayatınızı beklemeye mi alıyorsunuz?
Yoksa biri geldiğinde paylaşabileceğiniz bir hayatı şimdiden kuruyor musunuz?
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
