
Selamlaaar! Değişim kaçınılmaz bir gerçek. Peki, onu kontrol edebilir miyiz? Bu bölümde, değişimle başa çıkmanın yollarını, Steve Jobs’un ilham veren hikayesini ve düşüncelerimizi nasıl dönüştürebileceğimizi konuşuyoruz. Hayatındaki değişimlere farklı bir pencereden bakmaya hazır mısın? Küçük adımlarla büyük farklar yaratmanın sırrı bu bölümde seni bekliyor!
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya böyle geçenlerde kendim için planlar yaparken bir an durdum, düşündüm.
Bu planlar yolda nasıl değişiyor, senin için iyi olduğuna emin olduğun şeyler nasıl aslında böyle bambaşka boyutlara dönüşüyor falan diye.
Hani bazen böyle bir şeyleri çok istiyoruz ya, keşke şöyle olsa, keşke böyle olsa, keşke şundanım olsa, keşke bundanım olsa falan diyoruz.
Ama onlar yolda öyle bir değişip dönüşüyor ki.
Çok istediğimiz bir şeyi artık istemediğimizi fark ediyoruz bazen.
Ya da istediğimiz kapsamı değiştirdiğimizi.
İşte tam da bunları düşünürken neden bir bölümde de değişim hakkında konuşmayalım ki dedim.
Ve açtım mikrofonumu.
Değişim aslında hayatımızın vazgeçilmez bir parçası.
Ama onunla başa çıkmak her zaman kolay olmuyor maalesef.
İşte belirsizlik, korku, bazen öfke getiriyor beraberinde.
Hepimiz bir noktada bu duygularla yüzleşiyoruz.
Ama bugün değişime nasıl farklı bir pencereden bakabiliriz ve onu nasıl yönetebiliriz kısımlarını konuşalım istedim aslında biraz da.
Şimdi şöyle bir düşünün.
Hayatınızdaki en son büyük değişiklik neydi?
Yeni bir işe başlamak mı?
Bir ilişkiyi sonlandırmak mı?
Belki de yeni bir şehre taşınmak.
Bu süreçte neler hissettiniz?
İlk başta böyle korkmuş olabilirsin.
Belki direnmişsindir de.
Ama sonra işler böyle biraz daha kolaylaşmadı mı sanki ya?
İşte değişimin sihri tam da burada başlıyor.
İlk başta zorlu görünen şey zamanla yeni normalimiz haline geliyor.
Değişim bizi genelde konfor alanımızdan çıkarır ve bu beynimiz için doğal bir stres kaynağı oluyor tabii.
İnsan beyni belirsizliği sevmez arkadaşlar.
Tanıdık olan her zaman daha güvenlidir onun için.
Ama gerçek şu ki gelişim ve büyüme de sadece değişimle mümkün oluyor.
Yani değişimi kucaklamayı öğrenmek aslında hayatımızı daha iyi bir hale getirmenin en güçlü yollarından da biri.
Değişimle karşılaştığımızda genelde belli başlı tepkiler veriyoruz.
Hatta psikologlar bu süreci 5 aşamada açıklıyor.
Önce inkar ederiz diyorlar.
Bu gerçekten oluyor mu diye düşünürüz.
Sonra öfkeleniriz.
Bu neden benim başıma geldi ya diye sorgularız.
Sorgularız hani belki bu durumu biraz değiştirebilirim, işte öteleyebilirim, erteleyebilirim falan diye.
Ama işler umduğumuz gibi gitmediğinde bir düşüş yaşarız.
Hatta bazen de depresyona gireriz.
Ve en sonunda da bir kabullenme gelir.
Tamam, okey bu geldi başıma.
Peki şimdi bu durumla nasıl başa çıkabilirim diye düşünürüz.
İşte bu noktada da işler değişmeye başlar.
Çünkü artık çözüm üretmeye hazır haldeyizdir.
Peki bu süreçte neler yapabiliriz?
Öncelikle değişimi daha kolay yönetmek için bazı stratejilerden bahsetmek istiyorum böyle.
İlki her şeyi...
Bir anda çözmeye çalışmak yerine küçük küçük adımlar atmayı denemek.
Ya böyle o kadar aceleci oluyoruz ki bazen.
Her şey bir anda düzelsin, bir anda kolaylaşsın, bir anda değilsin istiyoruz falan ama mümkün değil bunlar.
Büyük hedefler göz korkutucu olabiliyor ama onları küçük parçalara bölerseniz işler çok daha kolaylaşıyor.
Daha kontrol edilebilir bir hal alıyor en azından.
Örneğin bir yaşam tarzı değişikliği yapmak istiyorsunuz diyelim tamam mı?
Hemen her şeyi değiştirmek yerine önce mesela tek bir alışkanlığınızı ele alın.
Belki her gün bir bardak daha fazla su içmek ya da haftada bir kez yürüyüşe çıkmak falan gibi basit bir adımla başlayabilirsiniz.
Bir diğer strateji de yine destek almak bence.
Değişim sürecinde yalnız hissetmek süreci çok daha zor hale getiriyor.
Bu yüzden güvenebileceğiniz bir arkadaşla ya da ailenizden biriyle konuşmak.
Hatta belki de profesyonel bir destek almak da büyük farklar yaratabilir.
Bazen böyle başka birinin gözünden bakmak size yeni bir perspektif kazandırıyor.
Çünkü gerçekten körleşiyoruz bir süre sonra ya.
Yani durumun içindeyken onu çok iyi gözlemleyemiyoruz.
Bu yüzden de dışarıdan gözlemleyen birisinin bize edeceği yardım çok önemli bir hale geliyor.
Ve sıklıkla diğer bölümlerde de söylüyorum.
Başarılarınızı kutlamayı ihmal etmeyin.
Küçük de olsa attığınız her adımı takdir edin.
Bu sizi motive eder, ilerlemenizi daha keyifli hale getirir.
Mesela bu hafta hedefime ulaştım, okey süper falan diyerek kendinize küçük bir ödül verebilirsiniz.
Bu gibi davranışlar değişim sürecini daha pozitif bir deneyim haline getiriyor.
Ben sonunda minik de olsa ödül olan şeylere bayılırım.
Beni acayip ayakta tutuyorlar çünkü.
Son olarak da şunu demek istiyorum, esnek olun.
Her şey planladığınız gibi gitmeyebilir.
Ama bu başarısız olduğunuz anlamına gelmez.
Planlarınızı yeniden düzenleyin ve duruma uyum sağlamaya çalışın.
Esneklik değişimle başa çıkmanın en önemli yollarından biridir çünkü.
Değişimin hayatları nasıl değiştirdiğine dair de böyle ilham verici bulduğum bir örnek var aslında.
Steve Jobs'ın Apple'ı yeniden inşa ederken yaşadığı süreç.
Bu hikaye yalnızca bir şirketin dönüşümü değil bence.
Aynı zamanda bireysel bir değişim ve liderlik hikayesi de.
1985 yılında Jobs kurucusu olduğu Apple'dan ayrılmak zorunda kalıyor.
Bu onun için böyle hem kişisel hem de profesyonel anlamda büyük bir yıkım oluyor tabii.
Ama... Jobs bu durumu bir fırsata çevirmeyi başarıyor.
Apple'dan ayrıldıktan sonra Next adında yeni bir teknoloji şirketi kuruyor ve bu süreçte hem teknolojik yeniliklere hem de liderlik becerilerine odaklanıyor tabii.
Aynı dönemde Pixar animasyon stüdyolarını satın alıyor ve burada animasyon dünyasına devrim yaratan projelere öncülük ediyor.
Pixar'ın başarıları sayesinde Jobs o vizyoner tanımının içerisinde kanıtlamış oluyor bence.
Ki hani şey de yapabilirdi Apple'dan ayrıldıktan sonra böyle gemileri batırıp...
Anladın mı? Artık hiçbir şey yapmama, çöküş dönemine girme gibi bir durumun içinde de kalabilirdi.
Ama asla öyle bir şey yapmıyor.
Son gaz devam ediyor hala başarılarını desteklemeye.
1997 yılında Apple mali sıkıntılar içinde olduğunda Jobs şirkete geri dönüyor.
Ancak bu dönüş sadece fiziksel bir geri dönüş değil tabii.
Apple'ın kültürünü, ürün tasarımını ve iş stratejilerini kökten değiştiren bir liderlik sergiliyor bu süreçte.
iPod, iPhone ve iPad gibi yenilikçi ürünler sürüyor piyasaya.
Bu ürünler yalnızca teknolojiyi değil, insanların teknolojiyle olan ilişkisini de değiştiren ürünler.
Ki şu an baktığımızda iPhone'lar, Mac'ler yani hani açıklamaya bile gerek yok bunlar artık.
Jobs'ın liderliği altında Apple sadece bir teknoloji şirketi olmaktan çıkıyor ve insanların yaşam tarzlarını şekillendiren bir marka haline geliyor.
Jobs'ın bu sürecinde en dikkat çeken şeylerden biri de değişimi bir tehdit olarak görmek yerine bir fırsat olarak benimsemesi aslında baktığımızda.
Zorluklarla karşılaştığında geri adım atmak yerine çok cesurca kararlar alıyor.
Örneğin eskiyen ürün serilerini cesurca sonlandırıyor ve tamamen yeni ürün kategorilerine yatırım yapıyor.
Baktığınızda acayip cesaret gerektiren şeyler bunlar.
Ama bu adımlar Apple'ı iflasın eşiğinden alıp bugün dünyanın en değerli şirketlerinden biri haline getirdi.
Steve Jobs'ın bu hikayesi aslında bize şunu gösteriyor arkadaşlar.
Değişim başlangıçta korkutucu ya da zorlayıcı görünebilir.
Ancak onu doğru bir şekilde yönetirsek hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çok büyük fırsatlar yaratabiliriz.
Jobs'ın bu hikayesi de değişimin sadece bir durum değil, bir zihniyet meselesi olduğunu aslında çok güzel kanıtlıyor bence bize.
Değişim yeni kapılar açan, yaratıcı düşünceyi tetikleyen ve en önemlisi bizi her seferinde daha ileriye taşıyan bir güce dönüşebilir.
Onu nasıl kullandığın tamamen senin elinde olan bir şey.
İşte bu yüzden değişimden korkmak yerine onu nasıl yönetebileceğini öğrenmek çok önemli.
Çünkü hayatımızın her alanında, kariyerimizde, ilişkilerimizde, ya da kişisel hedeflerimizde değişimle karşılaşacağız ve karşılaşıyoruz da onunla nasıl dans ettiğimiz, gelecekteki
mutluluğumuzu ve başarımızı şekillendiren en büyük etkenlerden biri.
Acele etmeden yavaş ve temkinli adımlarla ilerlemek en iyisi bu aşamanın içindeyken illa böyle kocaman şeyler yapmamıza gerek yok.
Dediğim gibi küçük küçük başlamak daha da güvende hissettiriyor.
İnsanlar genelde değişime direnirken küçük adımlarla yapılan değişimlere daha kolay adapte oluyorlar.
Hatta psikolojide buna kademeli uyum deniyor.
Yani bir şeyleri bir anda kökten değiştirmek yerine Küçük ama istikrarlı değişimlerle çok daha etkili sonuçlar elde edebiliyoruz.
Hatta şimdi bunu anlatırken aklıma şey geldi.
Geçenlerde arkadaşım Instagram'dan bir reel göndermişti bana.
Çok hoşuma gitmişti.
Reeldeki kadın diyordu ki Her gün kahve içiyorsan 10 gün sana kahve vereyim.
11. günde canın kahve ister.
Canın istemese de 11.
gün sana çay vereceğim.
Bu çok zor gelecek biliyorum.
Davranışını değiştirmeni istemiş olacağım çünkü.
Ama ondan sonraki 10 günde çay verdiğim...
11. gün bu sefer çay aramaya başlayacaksın kahve yerine.
Bu sefer işte kahveyi unutmaya başlamış olacaksın.
İlk başta zorlandığın, hoşuna gitmeyen o tat 11.
gün artık senin böyle istemeye başladığın bir şeye dönüşecek.
Dolayısıyla istemesen de davranışını değiştir.
Bu zaman içerisinde senin istediğin bir şey haline gelmeye başlayacak ve sen bunu içselleştirdiğin için artık çay düşünmeye başlayacaksın.
Davranışın düşünce değişimine sebep olacak yani.
düşünce nasıl dönüşebilir?
Gerçek senaryo ayrımından bahsediyorum diyor size.
İnsanların bir senaryoları var bir de gerçekleri var diyor.
Senaryolar gerçeklerin üzerine inandığımız düşünceler oluyor diyor.
Bir kere böyle bir ayrım yapmaya başlayabilirsin düşüncelerini değiştirmek ve dönüştürmek için.
Çünkü moralini bozan, strese sokan, seni kaygılandıran her şey gerçeğin üzerine kurduğun senaryolar ve oradaki düşüncelerin aslında.
Gerçekler senin canını sıkamaz.
Yani yağmurun yağmasını düşün mesela.
Senin canını sıkan bir şey olamaz bu.
Ama yağmur yağıyor dışarı çıkacağım ve işte her tarafım çamur olacak falan düşüncesine giriyorsan işte bu düşünce senin canını sıkabilir.
İşte düşünceler böyle dönüşüyor.
Yani düşüncelerimiz bizim yaşadığımız deneyimlerin nasıl şekilleneceğini belirleyen en güçlü araçlardan biri.
Bu yüzden değişimle ilgili senaryolarımızı fark etmek ve gerçeğe odaklanmak süreçte daha sakin ve güçlü kalmamıza yardımcı olur.
Gerçekleri kabul etmek onlara karşı savaşmak yerine durumu anlamamıza ve çözüm üretmemize olanak tanır.
Düşüncelerimizi dönüştürmek tıpkı böyle değişimi kucaklamak gibi bir beceri ve bunu küçük alıştırmalarla geliştirebiliriz.
Örneğin günün sonunda kendine şu soruları sorabilirsin.
Bugün beni en çok ne zorladı?
Bu zorlamayı hangi düşüncem tetikledi?
Bunun yerine nasıl bir düşünceye sahip olsaydım daha rahat hissederdim.
Bu böyle basit bir uygulama gibi görünebilir ama zamanla bakış açını değiştirdiğini göreceksin.
Son olarak değişimin her zaman bir yolculuk olduğunu unutma lütfen.
Yolculuğun her aşamasında farklı duygular hissedeceksin.
Bazen heyecanlanacaksın.
Bazen endişeleneceksin.
Bazen böyle karma karışık duygular içerisinde olacaksın.
Ama süreçte lütfen kendine karşı nazik ol.
Değişim bir yarış değil bir keşif yolculuğu aslında.
Kendini, sınırlarını ve potansiyelini keşfettiğim.
bir süreç. O zaman sana bir soru diyorum.
Hayatında şu anda değiştirmek istediğin ne var?
Ve bunun için ne gibi küçük bir adım atabilirsin?
Bugün adım atmayı dene benim için.
Unutma her büyük değişim dediğim gibi küçük bir adımla başlar ve bu adımı atarken yalnız olmadığını hatırla.
Herkes her gün birer adım atıyor.
Lütfen bunu unutma. Eğer paylaşmak istersen Instagram'dan bana yazabilir.
Düşüncelerini ya da belki de hikayeni anlatabilirsin.
Seni dinlemek beni çok mutlu eder.
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takipte kalmayı ve zili açmayı unutma.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
