
Selamlaaar! Bu bölümde, birinden ne zaman vazgeçmemiz gerektiğinden, buna nasıl karar verebileceğimizden ve günün sonunda yaşattıklarından bahsediyoruz. Yine bol his konuştuğumuz bir bölüm.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Bugün çok zor bir konuyla geldim arkadaşlar.
Yani bu konu zamanda benim üzerinde bolca vakit harcadığım ve belki de en karanlık dönemlerimden birini oluşturan bir konu.
Harcadığım vakte sonuna kadar değdi, o ayrı.
Çünkü çok fazla şey öğrendim gerçekten.
Son zamanlarda da arkadaşlarımla aramızda sıkça konuştuğumuz bir konu haline gelmeye ve artık kendimce çözümlemiş biri de olarak.
Çokça da söz aldığım bir konu olmaya başladı.
Yani çok derin bir soru ve altında başka bir sürü sorular da barındırıyor.
Ben bunu ciddi bir romantik ilişkimde çok ciddi sorumluluklar alarak deneyimledim açıkçası.
Hayatta kendin için almadığın ya da alamadığın her sorumluluk seni pişmanlığa götürebilecek en büyük etkenlerden diye düşünüyorum.
Bu yüzden bu sorumluluğu alabildiğim...
ve kendim için en doğru gördüğüm kararı verecek iradeye sahip olabildiğim için kendimde gurur duyuyorum.
Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Hep mantığı bir adım önde biri olarak bazen böyle olmasını istemediğim zamanlar da oldu tabii ama.
Yani çünkü kalbi susturmak çok büyük bir çaba gerektiriyor cidden.
Ve bu da iyi bir iradenin yapabileceği bir şey diye düşünüyorum.
Ki duygusal da bir insan olarak.
Ama günün sonunda birinden vazgeçmeye karar verdiğin anın o yaşattığı yutkunamama, terler içerisinde kalma, sorumluluğun üzerinde yarattığı ağırlık gerçekten çok zor unutulan bir şey.
Ve baktığınızda bu olay da sadece derin bir bağ kurduğun kişilerden.
yaşayabileceğim bir olay.
Yani kimse yüzeysel bağlar geliştirdiği biri için kendinde bu kadar anksiyetik durumlar yaratabilecek kadar düşünmez.
Hani bu insandan ne zaman vazgeçmeliyim diye bir sorgulamaz kendini şak diye vazgeçer.
O yüzden bence burada ilk sorgulanması gereken şey karşındaki kişiyle geliştirdiğin bağ.
Derin bir duygusal bağ geliştirildiyse karşılıklı olarak o zaman vazgeçmenin handikapı ortaya çıkıyor.
Bana zamanda çok sorulmuştu nasıl karar verdin, böyle bir şeye nasıl karar verilir diye.
O zaman kendimce bir cevap oluşturmuştum.
Yani aslında cevaplar oluşturmuştum.
Ama çok net olanını söyleyeyim.
Karşındaki kişi seninle ilgilenmediğinde.
Sana net olarak hak ettiğin ilgiyi göstermediğinde.
Çünkü insanlar hep konuşur ama önemli olan eyleme dökmeleridir.
Eyleme dökülmeyen hiçbir hareketin hiçbir geçerliliği yoktur arkadaşlar.
Çok kolay bir şey benim için böyle ortaya çıkıp sana senin için neler yapabileceğimi söylemem.
Sana bir sürü maddeden oluşan bir liste sıralarım.
Ama önemli olan bunları yapmak için harekete geçip geçmediğimdir.
Mesela hastasındır tamam mı?
Yanında olsam sana çorba yapardım falan denir.
Evet keşke yanımda olsan ama bunu söyleyenle yanımda olmasa bile bana çorba gönderen arasında çok büyük bir fark vardır.
Çünkü gerçekten değer verdiğin biri için harekete geçersin.
Gerçekten değer verdiğin biri için bir şeyler yapmaya değer görürsün.
Yoksa bu kadar işin, gücün, hayat stresinin arasında kimde duygusal hislerinin olmadığı birine çaba gösterme isteği uyanır ki?
İşte o duygularının gerçekliğinin en büyük belirtisi de harekete geçme potansiyelinin büyüklüğü.
O kişi için harekete geçmeye ne kadar hazırsın ve o kişi senin için harekete geçmeye ne kadar hazır.
Tabi bunların yoğunluğu ilişkilerin aşamalarında değişiklik gösteriyor.
Bazen arkadaşlarım bana başta tabi öyle oluyorsun ama işte sonra azalıyor falan diyorlar.
Neden azalıyor ben size söyleyeyim.
Karşınızdakini kaybetme ihtimalinizin de gittikçe azaldığını düşünüyorsunuz.
Oysa her zaman karşınızdaki kişiyi kaybetme ihtimaliniz olduğunu bilseniz, onu cepte görerek hareket etmeseniz, olayların heyecan verici, harekete geçirici boyutlarının ne kadar sürdürülebilir olduğunu görürsünüz.
Yani anneniz babanız olmak zorunda değilsiniz abi.
Biz bizden önceki nesilde hep böyle durağan ilişkiler gördük.
Çok stabil, heyecan kat sayısı az.
Bu gördüklerin çok mu hoşuna gitti de değiştirme isteği uyanmıyor içinde?
Eğer öyleyse bu da bir seçimdir tabii ki ama bazı dinamiklerin devamlılığı için bunun çok da geçerli bir sistem olduğunu düşünmüyorum açıkçası.
Bazı şeyleri tutkular ayakta tutar.
Tutkularının bastırıldığı ya da bittiğinin düşündürüldüğü yerlerde ne kadar bulunmak isteyebilirsin yani?
İşte bu da sorulardan bir tanesi ve cevabı birinden vazgeçmene karar vermen için büyük bir önem arz ediyor.
Özellikle romantik ilişkilerde tutku çok önemlidir arkadaşlar.
Gerektiği yerde açığa çıkmayı bilmelidir ve içten içe de hep var olmalıdır.
Bir diğer önemli nokta da karşılıklı ihtiyaçlara duyarlı olmak ve içten davranışlar sergilemek.
Yani onun ihtiyaçlarını benimsemek ve bu konuda gerçekten içsel şekilde neler yapabileceğini düşünmek.
Tabii bunun altında aslında karşı tarafı anlamaya çalışma isteği yatar.
Hepimiz anlaşıldığımız yerlerde durmak istiyoruz.
Anlaşılmadığımızı düşündüğümüz yer hele de bizim anlayışla yaklaştığımız bir taraftayken çok can sıkıcı oluyor.
Neden anlaşılmıyorum acaba ben mi anlatamıyorum diye böyle sürekli düşündüğümüz bir yerdeysek bu bana hiç sağlıklı ve doğru gelmiyor açıkçası.
Çünkü uzun vadede anlaşılamıyor olman birilerinin seni anlamak için çaba göstermediği anlamına gelir.
Gerçekten anlatamıyor olduğunu düşündüğümüz versiyonda da yine nasıl anlatabileceğini seninle paylaşmayı düşünemeyen birisiyle iletişimde olduğunu anlamına gelir.
Bu çok karşılıklı bir iş arkadaşlar.
İki tarafın da karşısındakinin ihtiyaclarını görüp anlamaya çalışıp içselleştirmesi lazım.
Yani öyle lalet tayin cümlelerle olacak bir iş değil bu.
Bu çok gerçekten derin bir anlama işi.
İçten bir seni anlıyorum.
İçten bir ne yapabiliriz bu konuda.
Bu cümleleri duymak istiyor insan.
Ve tabii sonrasında da harekete geçilmesini.
Ve bence diğer en önemli noktalardan bir tanesi de kişilerin karşılıklı bir hayat amacının olması.
Yani aynı amaçlara aynı hedeflere sahip olmak zorunda değiller.
Ama bireylerin hayata karşı bir sorumluluğunun olması lazım diye düşünüyorum.
Bir taraf bu konuda muhteşem bir çaba harcarken diğer tarafta böyle bir gaye yoksa günün sonunda mutlu bir ilişki yürütmeniz mümkün değil onu söyleyeyim.
Belki olay biraz şeye de çıkıyor burada.
Bir tarafın çalışkan diğer tarafın tembel olması ya da işte bir tarafın sorumluluk alma bilincinin olup diğer tarafın daha sorumluluğun tanımını bile yapamaması gibi.
Yani çok farklı şeylerdir diyemeyeceğim.
Çünkü sorumluluğun tanımını yapamayıp çalışkan olan ya da sorumluluk alma bilinci olup tembel olan insan görmedim pek.
Ve bunun da çok önemli bir kapasite olduğuna inanıyorum.
Hayata karşı bir sorumluluğu olmayan, hayat amacı olmayan bir insanın sana karşı nasıl bir sorumluluğu olabilir?
Ya da seninle ilgili amaçları nasıl geliştirebilir?
Biliyorum bazen aşkın, sevginin ya da böyle güçlü duyguların büyüsüne kapılmak kaçınılmaz oluyor.
Ama günün sonunda birinden vazgeçme düşüncesi zihnine düştüyse zaten bu duyguları mantıkla yönetebildiğin bir noktaya gelmişsin demektir.
Ki o noktaya da öyle kolay gelinmiyor ben söyleyeyim.
Bölümün başında da dediğim gibi kalbe laf geçirmek çok zor ve buna rağmen öyle bir noktaya gelebildiysen sorgulaman gereken bazı şeyler çok uzun süredir seninle birlikteler demektir.
İşte tam da burası yani sorgulamalarını yapıp vazgeçmeye karar verdiğin an aslında senin hikayenin bittiği değil yeni bir hikayenin başladığı yer oluyor.
Çünkü birinden vazgeçmek sadece o kişiden değil, onunla kurduğun hayallerden, beklentilerden hatta bazen kendinin o versiyonundan da vazgeçmek demek.
En zor kısmı da bu bence.
O ilişkideki halinle vedalaşmak.
Çünkü o ilişkide sen sadece bir bizim parçası değildin.
Aynı zamanda o bizim içinde kim olduğunu da tanımlamıştın.
Ama işte bu farkındalıkla birlikte bir şey değişmeye başlıyor.
Artık karşı tarafın sana veremediklerine değil, senin kendine verebileceğin şeylere odaklanmaya başlıyorsun.
Ben ne istiyorum, bana ne iyi geliyor, benim sınırlarım neler, neredeler?
Bu sorular böyle beyninin bir tarafında seni kemirmeye ve daha net duyulmaya başlıyor.
Ve o anda gerçekten o vazgeçişin bir kayıp değil bir kazanım olduğunu anlıyorsun.
Çünkü seni en çok yoran şey o kişiyi sevmek değil.
Artık seni büyütmeyen bir yerde kalmaya çalışmak.
Benim için de öyle olmuştu.
Vazgeçtiğimde içimde sanki böyle kocaman bir boşluk oluşmuştu.
Ama o boşluk zamanla kendimle de olmaya başladı.
Kendi düşüncelerimle, kendi alışkanlıklarımla, kendi hayallerimle.
Ve şunu fark ettim.
Vazgeçmek aslında bir bırakma değil bir yer açma eylemi.
Kendine, yeni deneyimlere, yeni duygulara hatta bazen bambaşka birine yer açmak.
Yani birinden vazgeçmek onu silmek demek değil.
Ben böyle çok keskin, çok net, çok böyle karşı tarafı aşağılayıcı düşüncelerin ve duyguların olmaması gerektiği kanaatinde bir insanım.
Ki bence bu gerçek olgunluğun en büyük şeylerinden biridir.
Birine karşı nefret besleyememe hali.
Ben buna inanan bir insanım.
Birinden vazgeçmek kısacası o kişinin artık senin hikayendeki rolünü tamamladığını kabul etmek.
Ve bunu kabul ettiğin gün hayat gerçekten böyle çok acayip bir şekilde ya anlatamam yani öyle bir hafifliği yok ki.
Çünkü geçmişin seni tutan ellerini böyle nazikçe bırakıyorsun.
Ve bu hafiflik bir anda olmuyor.
Çünkü insan alıştığı ağırlığı bırakınca önce bir dengesizlik yaşıyor.
Sanki kolunu alçıdan çıkarmışsın gibi.
Hafif ama bir o kadar da garip.
İlk günler, haftalar, belki aylar boyunca o kişiyi düşünmeye devam ediyorsun.
Onun sesini, kokusunu, mesajlarını, birlikte yaptığınız sıradan şeyleri.
Ama sonra bir sabah uyanıyorsun ve fark ediyorsun ki artık canın o kadar da acımıyor.
Hatta bazen aklına geldiğinde yüzüne böyle koca bir gülümseme bile yayılabiliyor.
Çünkü o an anlıyorsun ki iyileşmek tam da bu ya.
Tam da bu yani. Acının tamamen geçmesi değil, onunla yaşamayı öğrenmek.
Bir noktadan sonra o kişi artık bir yara değil, bir anı haline geliyor.
Ve anıların canını yakmadığı gün, işte o gün gerçekten iyileşmiş oluyorsun.
Birinden vazgeçmek, unutmak değil.
Bunu tekrar söyleyeyim. O kişiyi, yaşananları...
Seni sen yapan belki de deneyimleri hafızandan silmek demek de değil.
Sadece artık o hikayenin seni tanımlamasına izin vermemek demek.
Çünkü bazen insan sevdiği birini değil, o sevgiye yüklediği anlamı bırakmak zorunda kalıyor ve o anlam çoğu zaman en çok kendi içimizde yarattığımız bir şey oluyor.
Yani aslında vazgeçtiğin kişi değil, senin o kişiyle kurduğun hayalin gibi.
O hayal yıkıldığında üzülüyorsun ama zamanla da fark ediyorsun ki yeni bir hayali inşa etme gücü hala sende.
Ve belki de en güzeli şu, birinden vazgeçmek artık kendi hayatında baş rolü yeniden eline almak demek.
Kendinle yeniden tanışmak, kendi sesini duymak, kendi adımlarına güvenmeyi öğrenmek demek.
Ben bu süreçte şunu öğrendim açıkçası, bazen en büyük sevgi gitmeyi seçmekte gizli.
Bazen gitmek de bir sevme biçimidir.
Hem karşındakini hem kendini hem de geleceğini sevmenin bir yolu.
Açıkçası ben geleceğimi çok sevdiğimi fark ettim.
Yaşamak istediklerimi, ihtimali olanları.
O yüzden birinden vazgeçtiğinde sadece birini değil, seni tüketen beklentileri, seni küçülten duyguları, seni unutturan taraflarını da bırakıyorsun.
Ve bence bu özgürlüğün en güzel hali.
Ve özgürlük dediğin şey de bazen sandığın kadar gösterişli bir şey olmuyor.
Bazen sessiz bir sabah böyle kahveni içerken içinin ilk kez uzun zaman sonra huzurlu olduğunu fark etmekle oluyor.
Bazen de biri seni artık hiç aramadığında kalbinin hiç sızlamadığını fark ettiğinde oluyor.
Yani öyle büyük kutlamalarla gelmiyor özgürlük.
Böyle minik fark edişlerle geliyor.
Birinden vazgeçmek bir süredir seni kendinden alıkoyan o sisin dağılması gibi.
kendini yeniden görmeye başlıyorsun.
Aynaya baktığında artık bir bizin yansımasını değil sadece seni görüyorsun.
Ve o hal başta böyle seni biraz yalnız hissettirse de zamanla huzurlu bir yalnızlığa dönüşüyor.
Çünkü artık kim olduğunu, neye razı olmadığını, nereye kadar verebildiğini biliyorsun.
Bazen biriyle vedalaşmak aslında eski kendinle vedalaşmak demek.
Artık sevilmek için çabalayan, görülmek için fazladan parlayan o halinden uzaklaşıyorsun.
Kendini seçtiğin an o eski versiyonun var ya yavaşça geride kalıyor.
Ve yerini daha güçlü, daha sakin, daha farkında bir sen alıyor.
Ben bu dönemde şunu çok düşündüm.
Birinden vazgeçmek aslında kendini geri almak demek.
Ve bu yüzden zor ama bir o kadar da değerli bir şey.
Çünkü sonunda şunu anlıyorsun.
Bazı insanlar hayatına sonsuza kadar kalmak için değil, seni kendine döndürmek için giriyorlar.
Ve görevini tamamlayan her hikayede bir teşekkürle kapanmalı diye düşünüyorum.
O yüzden ben teşekkürümü ettim.
Öğrettiklerine, hissettirdiklerine, zorladıklarına, büyüttüklerine.
Ve o teşekkür bir vedadan çok bir kapanış gibiydi.
Artık içimde bir eksiklik değil bir bütünlük hissediyorum.
Çünkü nihayet eksilmeden gitmeyi öğrendim.
Belki senin de şu anda aklında biri var.
Belki hala vazgeçmeli miyim diye soruyorsun kendine.
Cevabı hemen bulamayabilirsin.
Ama şunu unutma. Birinden vazgeçmek bazen kaybetmek değil, kendine geri dönmektir.
Ve belki de en sonunda tüm bu yolculuk seni en çok sevmen gereken kişiye, yani kendine götürür.
O zaman sana bir soru.
Sen kendine dönmek için kimden vazgeçmen gerektiğini hiç düşündün mü?
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İhtiyacı olduğunu düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
