
Selamlaaar! Bu bölümde hepimizin zaman zaman hissettiği ama belki adını tam koyamadığı bir sorunun peşine düşüyorum: "Ben kimim… ve kimin gözünden?"Etiketler, roller, toplumun bize yapıştırdığı kimlikler… Sartre, Foucault, Bauman gibi düşünürlerin izinden giderek bireysel kimliğin, toplumsal beklentilerle nasıl şekillendiğini, adaletin adil olmadığı, etiketlerin hüküm sürdüğü bir düzende birey olmanın, sesini duyurmanın ne kadar zor olduğunu konuşuyorum.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ben birkaç haftadır ülkeden başka bir şey düşünemez hale geldim arkadaşlar.
Hani normal hayatımız devam ediyor tabii ama arka planda hep bir soru işaretleri.
Ne olacak, düzelecek miyiz, ne kadar böyle gider bu düzen?
İki yüzü gülünce insan kendini suçlu hissediyor ya.
Yani hemen ülkede neler oluyor, ben ne yapıyorum moduna giriyorsun.
Biraz gülmek, kafanı dağıtmak bile suçluluk hissettiriyor.
Bir yanda geçim derdi, adaletsizlikler, haksızlıklar, sürekli bir belirsizlik hali.
Diğer yanda hayat bir şekilde devam ediyor.
İşe gidiyoruz, arkadaşlarımızla buluşuyoruz, direnişlere gidiyoruz, dizi izliyoruz, kahve içiyoruz.
Ama hep bir iç sıkıntısı eşlik ediyor bize.
Ortasına yerleşmiş görünmez bir ağırlık gibi.
Ve bazen de soruyorsun kendi kendine.
Yani ben kimim bu sistemin içinde ya?
Ne kadar kendi kararlarımı alabiliyorum?
Ne kadar yönlendiriliyorum?
Ben kendi hayatımı mı yaşıyorum yoksa başkalarının beklentilerini mi yaşamaya çalışıyorum?
İşte tam da bu yüzden bu haftaki bölümün başlığı ben kimim ve kimin gözünden.
Bugün biraz kimlikten, etiketlerden, toplumun üzerimize yapıştırdığı rollerden konuşalım istedim.
Hani kendimizi tanıtırken böyle genellikle işte ismimizi, yaşımızı, mesleğimizi ya da işte nereli olduğumuzu falan söyleriz ya.
Ama bu bilgiler gerçekten kim olduğumuzu anlatıyor mu acaba?
Yoksa yalnızca toplumun bizden duymak istediği böyle kolayca kategorize edebileceği etiketler mi?
Bazen bu soruyu sorarken Sartre'nin sözleri geliyor aklıma.
İnsan kendini yaptığı seçimlerle tanımlar diyor.
Yani biz kim olacağımıza karar veririz.
Bizim özümüz seçimlerimizdir.
Ama içinde yaşadığımız toplum bize bu seçimi her zaman özgürce yapma şansı tanıyor mu?
Burası tartışılır.
E tabi burada da işler karışıyor biraz.
Çünkü çoğu zaman daha seçim yapmadan bazı etiketlerle karşılaşıyoruz.
Kadın, erkek, başarılı, başarısız, düzgün, problemli, şehirli, köylü, düzgün aile çocuğu, potansiyel tehlike.
Michael Foucault tam da bu noktaya parmak basıyor.
Diyor ki toplum düzeni sağlamak adına bazı kimlikleri normal bazılarını ise anormal ilan eder ve bu sınıflandırma aslında bir iktidar aracıdır.
Deli, hasta, suçlu ya da sığınmacı gibi tanımlar.
Sadece tarif etmekle kalmıyor bunlar.
Aynı zamanda kontrol ediyor ve yönlendiriyor.
Böylece birey artık kendi gözünden değil kendisine yöneltilen gözlerin bakışıyla var oluyor.
Zygmunt Bauman ise modern toplumda kimliğin artık sabit bir yapı olmadığını, aksine sürekli değişen, esnek ve hatta kırılgan bir şey haline geldiğini söylüyor.
Kimliğimiz bir projeye dönüşüyor yani.
Bugün ben buyum dediğimiz şey yarın değişebiliyor.
Hatta sosyal medya bu akışkanlığın belki de en net göstergesi.
Kendimize olduğumuz gibi mi sunuyoruz yoksa işte olmak istiyoruz.
istediğimiz gibi mi? Veya başkalarının bizde görmesini istediği gibi mi?
Tüm bunlar yalnızca bireysel bir arayış da değil.
Aynı zamanda bir adalet meselesi.
Kimlik çoğu zaman eşitliği bozan bir unsur haline geliyor çünkü.
Adliyede, mahkemede, okulda, hastanede toplumun sana verdiği etiket bazen senin söz hakkını belirliyor.
Eğer saygın bir vatandaşsan söylediklerin daha çok dinleniyor.
Ama öteki olarak görülüyorsan kelimelerin bile geçersiz sayılıyor maalesef.
Aynı suç, aynı mağduriyet, aynı acı ama farklı kimliklerle farklı sonuçlar doğuruyor.
O zaman tekrar başa dönecek olursak ben kimim ve kimin gözünden?
Kendimizi tanımak için önce hangi gözlüklerle baktığımızı fark etmemiz gerek.
Toplumun, medyanın, ailenin hatta bizim dışımızdaki herkesin taktığı gözlükleri bir kenara bırakıp kendi bakışımızı oluşturmak.
Belki de en devrimci eylem budur.
Kimlik dediğim şey zaten sabit bir hani böyle kimlik kartı gibi bir şey değil yani.
Hani doğduğun anda verilen bir kere yazılıp biten bir şey de değil.
Aksine her gün biraz daha şekillenen, dönüşen, yeniden yazılan bir hikaye.
Ve o hikayeyi yazarken eline kalemini alman gerekiyor.
Kendi kalemini kendi eline alman ve kendin yönetmen gerekiyor.
Başkalarının sana yazdığı cümlelerle değil kendi kelimelerinle yazman gerekiyor.
Bazen de başka bir şey için yeni bir kimlik yaratmaya çalışıyorsun.
Bazen ülken için, bazen ailen için, bazen dostlukların için.
Şu dönemde de aslında ülkemiz için yeni bir kimlik yaratmaya çalışıyoruz diyebiliriz.
Çünkü artık sadece birey olarak değil topluca da bir aynaya bakma sürecindeyiz.
Ne olmak istiyoruz?
Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz?
Belki de en büyük mücadelemiz bu şu an.
Bize yıllardır giydirilmeye çalışılan kalıplardan sıyrılıp hem bireysel hem toplumsal olarak kendi tanımımızı yazmak.
Adaletin gerçekten adil olduğu, hakların sadece kağıt üstünde kalmadığı, Normalin yalnızca çoğunluğun değil herkesin sesi olduğu bir yer düşlemek.
Bu sadece politik bir mesele değil çok daha kişisel bir meseleye de dönüşüyor bir noktada.
Çünkü biz nasıl insanlarsak, nasıl ilişkiler kuruyorsak, nasıl bir vicdana sahipsek yaşamak istediğimiz ülke de öyle şekilleniyor.
Yani görüyoruz şu an bu gençlik bana öyle bir güç veriyor ki ben de o gençlerden biriyim yani böyle dediğime bakmayın.
Ben de bir Z kuşağıyım.
Fark ediyorum ki biz öyle bir kimlik yaratmaya çalışıyoruz ki bu kendi insanlığımızdan, adiliyetimizden, artık böyle birazcık da empatlığımızdan.
Bence gerçekten de bunu başaracağız.
Ve belki de bu yüzden de işte ben kimim sorusu sadece bana dair bir şey değil.
Aynı zamanda biz kimiz sorusuna da zemin hazırlıyor.
Ve biz olabilmek için önce kendine dürüstçe bakabilen bireyler olmamız gerekiyor.
Çünkü kendi kimliğini tanımayan biri başkasının varlığını da tam anlamıyla tanıyamaz.
Farklılıklara tahammül edemez.
Sesi bastırmaya, kimliği yok saymaya başlar.
Ama biz artık bastırılan değil duyan, yok sayılan değil gören, görülen, tek tip değil çok sesli bir toplum olmayı hayal ediyoruz.
Çünkü gerçek bir biz olmanın yolu farklılıkları tehdit olarak görmekten değil, zenginlik olarak kabul etmekten geçiyor.
Ancak farklılıkların yan yana var olabildiği bir yer gerçekten adil olabilir.
Ve ancak herkesin sesi duyulabildiğinde o toplumda bir bütünlükten, bir ortak gelecekten söz edilebilir.
Yani mesele sadece ben kimim değil artık.
Mesele senin kim olduğunu ben tanıyor muyum, görüyor muyum, seni dinleyebiliyor muyum meselesi de.
Çünkü her birimiz ötekinin aynasında da şekilleniyoruz.
Biri bastırıldığında hepimiz biraz daha sessizleşiyoruz.
Birinin hakkı çiğnendiğinde hepimizin vicdanından bir şeyler eksiliyor.
Ve tüm bu kimlik meselesi içinde Belki de en çok unuttuğumuz şey şu.
Kimliğimizin en temel parçalarından biri insanlığımız.
Merhametimiz, adalet duygumuz, empatiyetimiz.
Ama bunlar gün geçtikçe arka plana atılıyor.
Kimlikler savaşıyor, insanlar susuyor.
Etiketler bağırıyor, duygular bastırılıyor.
Ama işte tam da bu yüzden bu sorular önemli.
Ben kimim? Kimin gözünden tanımlanıyorum?
Ve ben başkasına nasıl bakıyorum?
Ya bence hiç kolay sorular değil.
Bazen de can yakıcı olabiliyorlar.
Ama yüzleşmeden iyileşme olmuyor.
Zaten ne geliyorsa başımıza sormamaktan, sorgulamamaktan geliyor.
O yüzden bende de böyle bir kanal ortaya çıktı işte.
O zaman sana bir soru tam olarak buradan geliyor.
Biraz bir şeyleri soralım istiyorum artık.
Sorgulayalım. Gerekirse karşı çıkalım istiyorum.
Bu bölümde de birlikte yaptım.
yaptığımız şey biraz o yüzleşmeye yaklaşmak olsun istedim.
Kendimizle, toplumla, birbirimizle biraz böyle gündemi destekleyecek şeyler de paylaşmak istiyorum çünkü.
Bu sebepten böyle bir bölüm ortaya çıkmış oldu.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde ve çok daha güzel bir ülkede inşallah buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
