
Bu bölümde kendi deneyimlerimden yola çıkarak “duyguya açlık” meselesini konuşuyorum. Neye aç olduğumuzu fark etmek, kırıntılarla yetinmemeyi öğrenmek ve kendi duygusal midemizi sağlıklı şekilde doyurabilmek üzerine biraz kafa yoracağız.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Bu hafta çok benden bir konuyla geldim size.
Yani böyle nasıl tehlikeler içerisinden zor çıkardım aldım kendimi.
Oturun bir dinleyin. Bir süredir böyle geri zekalı gibi hiç konuşmayacağım insanlarla konuştuğumu, tahammül etmeyeceğim davranışlara tahammül ettiğimi, vermek istediğim cevapları susturduğumu fark ettiğim
bir dönemdeydim. Biraz da farkında olarak kendimden o kadar uzaklaştım ki.
Hani Melisa bu değil yani.
Bir saçmaladım hani acaba böyle mi olmak gerekiyor deneyi yapacağım diye.
Kendimi dönüştürüyordum az kalsın olmadığım birine.
Sonra bir oturdum dedim la bir dur ya bir deli misin manyak mısın nesin bir dur.
Birileri de seninle konuşmasın yani eee.
İnsanlar kendilerini ne zannediyorlar anlamıyorum derdim hep de.
Biz onlara kendilerini bir şeyler zannetsinler diye izin veriyoruz onu fark ettim.
Oturdum bir dedim ki hani sen çok akıllısın ya Melisa'cığım.
İnsanlara akıl veriyorsun ya.
Kendine de versen ya biraz.
Harbiden oturdum bir gün şöyle aynanın karşısına.
Başladım konuşmaya.
Acayip bir görüntü olduğuna eminim ama bunu yapmam gerekiyordu.
Dedim ki sen mal mısın kanka?
Sana yazmadı eee.
Sana değer verdiğini gösteren davranışlarda da bulunmadı eee.
Senin için herhangi bir çabası olmadı eee.
Yani ne yapacaksın oturup bekleyeceksin mi olsun diye.
Sen kendi başına sağlıklı duygulara sahip olmaya ve onları sağlıklı şekilde kullanmaya çalışan akıllı bir bireysin.
Nasıl böyle akılsız hareketler yapmana sebep olacak insanlarla görüşürsün, durumların içinde bulunursun.
Böyle bir gerçekten acımasızca kızdım yani kendime.
Ama insan bazen yapıyor işte yani bunu da kabullenmek lazım.
Bazen sana ait olmayan davranışları da gösterebiliyorsun.
Canını sıkacak durumlara da sokabiliyorsun kendini.
Bazen seninle alakalı oluyor bu durum.
Bazen de karşıdaki kişinin sağlıksız duygu durum ve hareketleriyle.
Ama bence önemli olan günün sonunda fark etmek bunu.
Ben fark ettim ama hala sinirlenmeye ve takmaya devam ediyorum.
Sonuçta yani sihirli bir peri değilim.
Yani bir anda düzeltemem her şeyi.
Şu an bunları burada anlatmak bile çözümcül bir yaklaşım benim için.
Dedim biraz konuşalım şu durumu ya.
Eminim yaşayan başka dostlar da vardır.
Bir ışık tutalım birbirimize.
Ben kendi kendime ışık tutmaya çalıştığımda şunu fark ettim.
Sanırım çoğu saçma bulduğum hareketimin sebebi özellikle bu aralar çektiğim yalnızlıktan geldi.
Kendi yalnız hissettiğim birinin ilgisine, sevgisine ne bileyim böyle çabasına falan ihtiyaç duydum.
Çok da normal hani şu an düşününce.
Bazen de insan böyle sadece bir aksiyon olsun istiyor hayatında.
Sen aksiyona hazır oluyorsun da karşındaki de hazır mı acaba?
Sonra onun aksiyona hazır olmaması seni hayal kırıklığına böyle bir hüsrana uğratıyor.
Halbuki zorunda mı abi?
Yani sen aksiyon istiyorsun diye ne yapsın?
O da aksiyon istemek zorunda mı?
İşte dışarıdan bakınca bunları düşünebiliyorsun.
İçeriden de şey diyorum. Salak.
Biraz çaba göstersene.
Ne biçim birisin sen? Daha duygularını göstermeyi bilmiyor.
Yetişememiş yetişkin.
İğrenç. Ay işte bravo kanka tamam sen böyle davranmaya devam et falan.
Yani belki onun aksiyonu da o.
O senin düşündüğün tarzda bir iletişim ve yakınlık geliştirmek istemiyor belki.
O zaman konuşmasın abi.
Şaka şaka. O zaman yani o şekilde belirsin ifadelerini diyebiliriz belki.
Ya istemem yan cebime demesin en azından.
En azından onu demesin.
Ya bazı insanlar da cesaretsiz bence be.
Yani aslında o da aynı eğilimleri göstermek istiyor ama cesareti yok.
Burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim bu arada.
Erkek kişileri bunu yapmasın lütfen.
Gerçekten yakışmıyor ya.
Belki cinsiyetçi bir yaklaşım dersiniz ama erkek kişisinin daha cesur olması lazım bu konuda.
Daha böyle bir adımlar atıp karşıyı ısındırması lazım.
Çünkü kadın ısındıkça çaba gördükçe bir aidiyet hissediyor, bağ kuruyor.
Ve sonrasında da size istediğiniz gibi hissettirmeye başlıyor.
Neyse verhasıl böyle durumların içerisinde bulununca dedim ki bir ne oluyor ya?
İşte tam da bu noktada dönüp bakınca şunu fark ettim dostlar.
Aslında hepimiz biraz böyle bazı duygulara açız.
Yani karnımız tok olabilir, işlerimiz yolunda gidiyor olabilir ama içeride bir boşluk var ya.
Onu dolduracak şeyi arıyoruz.
Ve bazen bu duygu açlığını yanlış yerlerden beslemeye çalışıyoruz.
Birinin böyle küçücük ilgisini koca bir sevgi sanıyoruz.
Birinin attığı tek bir mesajı saatlerce yorumluyoruz.
Halbuki aç olduğunda önüne ne gelse yersin ya.
Aynısı duygularda da oluyor biliyor musunuz?
Ne bulursak alıyoruz.
Ama burada kritik olan şey bence sen gerçekten neyi açsın?
İlgiye mi, sevgiye mi, anlaşılmaya mı yoksa sadece yalnız kalmamaya mı?
Çünkü ihtiyacını net bilirsen yanlış tabaklara saldırmazsın.
Mesela ben kendi adıma fark ettim ki bazen her ne kadar ilgiye aşık olduğunu düşünsem de değil aslında.
Sadece anlaşılmaya ihtiyacım var benim.
Biri beni anlamaya çalışsın, dinlesin bu bana yetiyor.
Ama işte o açlık duygusuyla bazen sanıyorsun ki ben sadece ilgi istiyorum, sevgi istiyorum.
Aslında sen sadece bunları istemiyorsun.
Çoğu zaman sadece birinin seni görmesine ihtiyaç duyuyorsun, seni anlamasına ihtiyaç duyuyorsun.
Ve bence bunun en güzel çözümü önce kendini doyurmak.
Yani kendi kendine şefkat göstermek, kendi kendini sevmek, kendini görmeye çalışmak.
Dışarıdan bakınca böyle çok klişe geliyor biliyorum.
Ama gerçekten pratikte denediğinde fark ediyorsun.
Kendini doyurmaya başladığında başkasının kırıntılarıyla yetinmiyorsun.
Hani karnın açken markete gidersen saçma sapan şeyler de alırsın ya.
Ben zaten karnım tokken gitsem bile saçma sapan şeyler alan biri olarak bu konuda bir şey deme hakkım yok pek ama.
Hep öyle olmaz mı ama ya?
Hani açken markete falan gidilmez yani ya da açken önünü görmeden sipariş verilmez.
Düşününce duygular için de öyle.
Karnın tok olduğunda yani kendini sevgiyle beslediğinde, şefkatle sardığında zaten ihtiyacın olmayan şeylere el uzatmıyorsun.
İşte bu yüzden dostlar ben kendi kendime şunu dedim.
Melisa önce sen doyacaksın.
Önce sen kendi karnını duygusal olarak tok tutacaksın ki önüne gelen ilk kırıntıya saldırmayasın.
Çünkü kırıntıyla doyduğunu zannediyorsun ama aslında daha da acıkıyorsun.
Yetmiyor, sonra da kendini değersiz hissetmeye başlıyorsun.
Halbuki sen zaten değerliydin.
Sadece yanlış tabaklardan yemek yemeye çalıştın.
Bence hayat biraz da böyle deneme yanılmalarla ilerliyor.
Yani sen de yanılıyorsun, ben de yanılıyorum.
Hepimiz bazen yanlış kişilere güveniyoruz, yanlış yerlerden ilgi arıyoruz.
Ama önemli olan her seferinde kendine dönüp bakabilmek.
Ben şu an neyi açım?
Benim gerçekten ihtiyacım ne sorusunu sorabilmek.
Çünkü belki de tek ihtiyacın şu an saçma geliyor da olabilir sana ama bir yürüyüş yapmak, bir arkadaşına derdini anlatmak ya da kendi kendine oturup müzik dinlemek kadar basit bir ihtiyaç bile olabilir.
Ama biz bazen en büyük boşlukları en yanlış insanlarla doldurmaya çalışıyoruz.
Oradan da hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor tabii.
O yüzden ben son dönemde kendime şunu öğütlüyorum.
Birine ihtiyaç duyman çok normal.
Ama sakın ola ki kendi ihtiyaçlarını bu uğurda hiçe sayma.
Çünkü sen kendini doyurduğunda karşıdaki de zaten seni doyuracak ekstra bir şey katabiliyor sana.
Ama boş bir mideyle gittiğinde onun sana vereceği küçücük şey bile seni bağımlı hale getiriyor.
Ve bu bağımlılık işte en tehlikelisi.
Dostlar belki de en çok öğrenmemiz gereken şey şu.
Kimse bizim karnımızı doyurmak zorunda değil.
Kimse bizim yaralarımızı kapatmak zorunda da değil.
Bu bizim görevimiz. Birileri ancak bizim için bir şey yapmak isterse bize yardımcı olabilir.
Ve biz bunu kendimize yaptıkça hayatımıza giren insanlar daha bir tatlı, daha bir keyifli hale geliyorlar.
Hani yemek üstüne gelen o en sevdiğin tatlıyı düşün ama ana yemeği sen kendi kendine hazırlamak zorundasın.
Ben en azından artık böyle bakmaya çalışıyorum.
Herkesin kendi doluluğu, kendi tok hali daha sağlıklı ilişkiler kurmasına sebep oluyor.
Ve bence işte o sağlıklı ilişkiler tam da buradan doğuyor.
Yani iki yarımın birleşip bir bütün olması falan değil mevzu.
İki bütün insanın bir araya gelip hayatı paylaşması.
Çünkü yarım olduğunda öbür yarıya bağımlı hale geliyorsun.
Ama bütün olduğunda zaten sen teksin.
Zaten sen dolusun.
Karşı taraf da kendi doluluğunu getiriyor ve böylelikle ortaya çok daha güzel bir birliktelik çıkıyor.
Bak mesela bunu şöyle düşünüyorum.
İki tane boş bardak yan yana koy.
Yan yana duruyorlar ama birbirlerine hiçbir şey katamıyorlar değil mi?
Ama iki dolu bardak yan yana geldiğinde içlerinden biri taşsa bile diğerine akar.
Bir paylaşım olur. İşte biz de duygusal olarak dolu olduğumuzda taşan sevgimizi, ilgimizi, şefkatimizi başkalarıyla paylaşabiliyoruz.
Ve o paylaşım da gerçek oluyor, sağlıklı oluyor.
Ama işte burada işin en zor kısmı kendini doldurmak kısmı.
Çünkü kolay değil. Kimse sana öğretmiyor bunu.
Hep başkalarından beklemeyi öğreniyoruz bunları.
Hep masallarda, filmlerde, şarkılarda işte biri gelecek ve seni tamamlayacak falan diyorlar.
Halbuki tamamlanmaya ihtiyacın yok.
Sen zaten tamdın.
O biri ancak senin yolculuğuna eşlik edebilir.
O kadar yani. Ve ben şunu fark ettim.
Kendini doldurmanın yolları da çok basit aslında ama düzenli yapmak gerekiyor.
Küçük şeyler. Bir kahve alıp tek başına oturmak, bir yürüyüş yapmak, günlüğüne içinden gelenleri yazmak, aynanın karşısına geçip kendine bakmak ve bunları yaparken duygularının farkında olup onları olduğu
gibi hissetmeye özen göstermek.
Hani şu an sana böyle bir klişe gibi geliyor olabilir ama gerçekten fark ettiriyor.
Çünkü kendine şunu demiş oluyorsun.
Ben sana değer veriyorum.
Ve kendine değer verdikçe başkasından değer görmek için aç kurt gibi dolaşmamaya başlıyorsun.
O yüzden dostlar şunu unutmayalım.
Kimse kimsenin kurtarıcısı değil.
Biz kendimizi kurtardıkça başkasının varlığı sadece bir hediye oluyor bize.
Ama kendi yaralarını başkasına dert edip gel sen iyileştir beni dersen o ilişki zaten bir yükle başlıyor.
Ve yük taşıyan ilişkiler bir yerden sonra çöküyor.
Benim kendi hayatımda da öğrendiğim şey bu oldu.
Hala zorlanıyor muyum? Evet.
Hala bazen kırıntılara kanıyor muyum?
Evet. Ama en azından artık farkındayım ve farkında olmak bile çok büyük bir adım.
Çünkü bir kere fark ettiğinde ikinci kez aynı şeyi yaparken kendini durdurabiliyorsun.
Ya da bazen farkında olarak da yapıyorum bu arada ama en azından sonunda canımı acıtmıyor, sallayıveriyorum.
İki konuşur takılırız, dağılırız falan diyorum.
Ciddi duygusal bir bağ geliştirip kendimi ortada kalmış bir halde bulmuyorum.
Çünkü artık biliyorum ki duygusal bağ dediğin şey böyle her önüne gelenle kurulacak bir şey değil.
O bağ kıymetli, emek isteyen, karşılıklılık isteyen bir şey.
Yani sen çaba göstereceksin, karşındaki de gösterecek.
Karşındaki gösteriyorsa sen de göstereceksin.
Sen anlayacaksın, karşıdaki de anlayacak.
Tek taraflı olduğunda zaten bağ olmuyor.
Zincir oluyor o. Zincir de insanı özgürleştirmez, tam tersi hapseder.
O yüzden dostlar, ben kendi kendime şunu söyledim.
Bağ kurmak istiyorsan önce zincirlerini çöz.
Yani bağımlılıklarından, açlıklarından, kırıntı toplamaktan vazgeç.
Kendi kendine tok olduğunda, özgür olduğunda kurduğun bağ çok daha sağlam olacak.
Çünkü o zaman sevgi bir ihtiyaçtan değil de bir seçimden doğuyor.
Ve ihtiyaçtan doğmayan sevgi en temiz, en hafif sevgi oluyor bence.
Hala öğreniyorum, hala tökeziyorum ama artık şunu biliyorum.
Ben Melisa olarak kendi başıma da yeterliyim.
Bunu söyleyebilmek çok zor hele ki yalnızlık hissi bastığında.
Ama işte her seferinde kendine dönüp tekrar tekrar hatırlatıyorsun.
Ben zaten yeterliyim, ben zaten değerliyim.
Benim zaten bir ışığım var.
Ve ne kadar klişe olsa da kendi ışığını fark ettikçe başkalarının ışığına daha çok hayran kalabiliyorsun.
Ama kendi ışığını görmeden başkasının ışığına koşarsan maalesef kör oluyorsun.
Karanlıkta kalıyorsun. Ben artık şunu seçiyorum.
Işığımı görenle ve ışığını gösterenle yan yana yürümeyi, gerisini de salmayı açıkçası.
Çünkü bazen gerçekten bırakmak da bir özgürlük, bırakmak da bir sevgi.
Neyse dostlar bugünkü iç dökümüm bu kadardı.
Eminim içinizden birileri aa ben de tam böyle hissetmiştim ya diyecektir.
Eğer öyle hissettiyseniz yalnız değilsiniz.
Hepimiz bu yollardan geçiyoruz.
Ve belki de en güzeli bunları konuşabilmek, paylaşabilmek.
Çünkü paylaştıkça hafifliyoruz.
Paylaştıkça iyileşiyoruz.
Başka biri aa bunu ben de yaşadım ya.
Ben de böyle hissettim dediğinde iyi hissediyorum ben de.
Başka birileri daha sizin yaşadıklarınızın benzerini yaşıyor, hissettiklerinizin benzerini hissediyor.
Ve bunları bilmek çok iyi geliyor bence insana.
Böyle bazı bölümler de kendi hayatımdan çıkarımlarla oluyor işte.
Siz de kendi hayatınıza bir şeyler çıkarabilin diye.
Umarım da öyle oluyordur.
İyi bir şeylerin önünü açıyorumdur.
O zaman sana bir soru.
Son zamanlarda en çok hangi duyguya aç olduğunu fark ettin?
İlgi mi, sevgi mi, anlaşılmak mı yoksa sadece yanında birinin varlığını hissetmek mi?
Bir düşünün bakalım. Belki de kendi ışığınızı bulmanın ilk adımı bu soruya cevap vermek olur.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İhtiyacı olduğunu düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
