
Asla Dediğimiz Şeyler Neden Işık Hızında Başımıza Gelir?
23 Eylül 2024 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Büyük laflar, bilinçaltı sürprizleri ve hayatın cilveleri… “Asla” dediğiniz şeylerin başınıza ışık hızında gelmesinin arkasındaki nedenleri keşfediyoruz bu bölümde🔎
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Umarım bu hafta asla dediğiniz şeylerin başınıza ışık hızında geldiği bir hafta olmuştur.
Böyle deyince de iyi mi oldu, kötü mü oldu bilemedim yalnız.
Yani en azından bölümü dinlemeniz için bir sebep olur diye düşünerekten.
İşte tam da bu yüzden bu bölümde herkesin hayatında en az bir kez karşılaştığı o meşhur duruma göz atacağız.
Asla dediğiniz şeylerin başınıza...
Işık hızında gelmesi. Hepimiz büyük laflar ediyoruz bazen.
Asla yapmam, asla gitmem, asla kabul etmem.
Ama sonra ne oluyor? Bir bakmışız o asla dediğimiz şeyi yaparken bulmuşuz kendimizi.
Hayatın komik bir cilvesi mi?
Yoksa evrenin bizi test etme şekli mi?
Ya da büyük lokmaya büyük laf konuşma sözünü kanıtlamak için de olabilir belki.
Gelin bu sorulara birlikte yanıt arayalım bu bölümde.
Asla derler. Psikolojide kesinlik hatası denilen bir şey var.
Beynimiz bilinmezlik karşısında kendini rahatlatmak için kesin ve net sınırlar çizmeyi tercih ediyor.
Örneğin bir şeye asla dediğimizde aslında korkularımızla yüzleşmekten kaçıyoruz.
Bilinmez olanı kontrol etme çabası gibi düşünebiliriz bunu.
Kendimize ve çevremize sınır koyarak belki de kontrol edemediğimiz şeylerle başa çıkmayı umuyoruz.
Bilinmeyen karşısında korku insanın en eski duygularından biridir.
Bu korkuyu yenmenin en hızlı yollarından biri ise onu net bir biçimde reddetmek.
Bunun altında yatan asıl duygu da kaygı oluyor.
bir duruma ya da deneyime girmektense onu tamamen dışlayarak kendimizi rahatlatıyoruz aslında.
Asla o işi kabul etmem dediğimizde aslında o işin bize sunabileceği belirsizlikleri ve zorlukları ortadan kaldırmak istiyoruz.
Ama ne zaman büyük konuşsak hayat bizi hep ters köşeye yatırmaya Burada devreye giren bir diğer psikolojik kavram da duygusal katılık ya da katı düşünce yapısı.
Bu düşünce yapısında insanlar olayları siyah beyaz olarak görür.
Griliklere pek yer yoktur.
Asla demek işte tam da bu şekilde işler.
Net. Katı ve sert.
Ancak yaşam genellikle bize o gri alanları keşfetmemiz için oldukça fazla fırsat sunuyor.
Asla yapmam dediğimiz şeyleri yapmak zorunda kaldığımızdaysa aslında o griliklerde yeni bir şeyler öğreniyoruz.
Sınırlarımızı genişletiyoruz, kendimizi yeni deneyimlere açıyoruz.
Bir de sosyal boyutu var.
Toplumsal olarak bazı şeylere asla demek, kendimizi belli bir kategoriye dahil etmenin bir yolu oluyor bazen de.
Mesela... Asla o tarz müzik dinlemem diyen birinin aslında kendini belli bir sosyal çevreye ait hissetmek istediği için öyle dediğini söyleyebiliriz.
Çünkü bazı tercihler insanlar arasında statü belirleyici olabilir.
Asla şu markayı giymem ya da asla o restoranlara gitmem gibi ifadeler bir tür sosyal kimlik yaratma aracı haline geliyor bazen.
Bizim asla dediğimiz şeyler bir anlamda sosyal ve kültürel aidiyetlerimizi de ifade ediyor.
Yani sadece kişisel bir tercih değil, aynı zamanda toplumun bize sunduğu kalıpları kabul etme ya da onlara karşı çıkma şeklimiz.
Daniel Kahneman'ın Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabında da bu konuda okunması gereken önemli bir yaklaşım var bence.
Çok yararlı olacağını düşünüyorum.
Kahneman düşünme süreçlerimizi iki ana sistem üzerinde inceliyor.
Hızlı düşünme ve yavaş düşünme.
Hızlı düşünme dediğimiz süreç genellikle ani duygusal tepkiler verdiğimiz, kararları fazla düşünmeden aldığımız zamanları kapsıyor.
Asla dediğimiz anlar da genellikle bu hızlı düşünme süreçleriyle ilgili.
O anki duygu durumumuza, korkularımıza ya da sosyal baskılara dayanarak kesin bir karar veriyoruz.
Yavaş düşünme ise daha derin, daha analitik bir süreç.
Eğer asla demeden önce bu yavaş düşünme sürecine fırsat tanısaydık belki de o kadar kesin konuşmazdık.
Bu yaklaşımlarla olaya yaklaşmak ya da en azından yaklaşmayı deneyebiliyor olmak bence çok önemli bir aydınlanma süreci.
Bu aydınlanma sürecine de bir adım atmak için kitabı okuyabilirsiniz.
Hatta şöyle yapalım. Okumak isteyip ulaşamayan ve bana mail atan bir arkadaşıma ben hediye göndereyim.
Mail adresimi yine açıklamadan bulabilirsiniz.
Devam edelim. İlginç bir şekilde bilinçaltımızda büyük lafları kendini bir tür hedef olarak algılayabiliyor.
Yani biz asla dediğimizde aslında bilinçaltımızda bir yerlerde bu durumun gerçekleşme olasılığına zemin hazırlıyor olabiliriz.
Psikanaliz kuramına göre insanların çoğu bilinçaltında baskıladıkları, bastırdıkları ya da kaçındıkları şeylerle yüzleşmek zorunda kalıyorlar.
Bu yüzden asla dediğimiz şeylerin başımıza gelmesi aslında bu baskılamanın bir sonucu.
Bilinçaltı kaçtığımız şeyleri bize hatırlatmak için bu aslaları yaşamımıza çekiyor olabilir.
Bir de kendi kendini gerçekleştiren kehanet diye bir kavram var.
Yani bir şeyi tekrar tekrar söylediğimizde o şeyi farkında olmadan gerçekleştirmek için adımlar atmaya başlıyoruz.
Mesela ben asla geç kalmam dediğimizde aslında bu düşünceye o kadar odaklanıyoruz ki farkında olmadan zaman yönetimimizi bozuyoruz.
Ya da işte asla o tarz insanlarla takılmam dediğimizde o kişilere karşı ön yargılarımızı o kadar güçlendiriyoruz ki sonunda maalesef kendimizi onlarla bir arada buluyoruz.
İşte bu noktada asla demenin bir tür kehanet olduğunu ve bazen bu kehaneti kendimizin yarattığını fark ediyoruz.
Bir de hayatın tahmin edilemezliğini ve kontrol edilemezliğini aynı zamanda vurgulayan Murphy kanunu var.
Asla dediğimizde aslında hayatımızda bir tür kontrol yaratmaya çalışıyoruz demiştik ya.
Ne kadar kontrol etmeye çalışırsak çalışalım risk ve belirsizlik hep vardır.
Bu önüne geçilemeyecek bir şey.
Bir şeyi asla yapmam demek o şey tamamen hayatımızdan çıkardığımızı zannettiğimiz bir kontrol çabası aslında.
Murphy's Law The Science of Risk belgeselinde de buna değinmiş.
Hayatın doğasında var olan riskler ve belirsizlikler bizim büyük laflar etmemizi ya da kesin yargılarda bulunmamızı anlamsız hale getiriyor.
Hayatı tüm karmaşıklığı ve kaosuyla kabul etmek aslında daha özgür bir düşünme biçimi getiriyor beraberinde.
İşte tam da bu yüzden bir dahaki sefere büyük konuşmadan önce bu belgeseli izlemek çok iyi bir fikir olabilir.
Hem kendinizi daha az katı düşüncelerle sınırlarsınız hem de Murphy Kanunu'nun işleyişini anlamak sizi biraz daha esnek hale getire...
Bu asla dediğimiz durumların bazıları basit gündelik meseleler olabilirken bazen hayatın daha büyük dönemeçlerine de dokunabiliyorlar.
Mesela hayatını belirli bir yolda sürdürmeyi planlarken asla dediğim bir kariyer fırsatını kabul etmek zorunda kalabilirsin ve bu karar hayatının dönüm noktası olabilir.
Ya da hiç gitmek istemediğin bir şehirde yaşamaya başlarsın.
Belki de hayatının...
En güzel anılarını orada biriktirirsin.
Bu tür örneklerle dolu değil zaten hayatımız.
İşte bu yüzden hayatın asla tahmin edilemeyecek yolları var.
Ve bittiği en büyük derslerden birisi de asla dememek.
Asla asla deme güzel kardeşim.
Çünkü o an bize imkansız gibi gelen şeyler bir süre sonra hayatımızın en önemli parçası haline gelebilir.
Bu da bize şunu gösteriyor ki esnek olmak hayatta en çok işimize yarayan becerilerden biri.
Katı ve kesin kurallar yerine hayata biraz daha açık yaklaşmak belki de bizi daha mutlu kılacak şeylerle tanıştırabilir.
Peki şimdi biraz daha düşünelim, biraz daha kişisel düşünelim hatta.
Sizlerin de asla dediğiniz ama bir şekilde başınıza gelen olaylar oldu mu ki kesin olmuştur.
Mesela hiç gitmem dediğiniz bir tatil beldesine bayılıp tekrar tekrar gitmek istemiş olabilir misiniz?
Ya da asla bu hobiyi denemem deyip sonradan o hobinin tutkunu olmuş olabilir misiniz?
Hayat böyle örneklerle dolu gerçekten bence.
Asla demeden önce belki de biraz düşünmek gerek.
Ya da tam tersini yapalım.
Büyük konuşalım ama başımıza geldiğinde de gülüp geçinelim.
Oturup ağlamayalım.
Duygusal ve psikolojik olarak bu asla dediğimiz şeyler kendimizi sınırladığımızı gösteriyor.
Ama aynı zamanda bu sınırların zorlandığı hatta aşıldığı anlar büyümenin ve gelişmenin de çok büyük bir başlangıcı bence.
Yani asla dediğimiz şeylerin başımıza gelmesi aslında bizim için iyi bir şey de olabilir bir noktada.
Yeni deneyimler, yeni bakış açıları, belki de hayatımızda hiç tahmin etmediğimiz güzel sonuçlar elde ederiz.
Bu yüzden bu hafta sizden bir şey rica ediyorum.
Hayatınızda asla dediğiniz bir şeyi şöyle bir oturun bir derinlemesine düşünün.
Bu küçük bir şey olabilir ya da büyük bir karar olabilir.
Ve sonra bir adım geri atın.
Ona bir yeniden bakın. Şöyle onu bir dışarıdan izleyin.
Gerçekten asla mı demek istiyorsunuz?
Yoksa bu bir tür korkudan mı kaynaklanıyor?
Ya da zamanınızda bu asla dediğiniz şey şu an başınıza gelseydi de aynı davranışı, aynı karşılayışı gösterebilir miydiniz?
Belki de o asla dediğiniz şeyi bir kez de...
Size bambaşka kapılar açmıştır.
Kim bilir belki de bu hafta asla dediğiniz şeyler hayatınıza yeni bir renk katar.
Evet, yeni bir bölümü daha bitirirken o zaman sana bir sorum olacak yine.
Hayatınızda asla dediğiniz...
Ama sonrasında tam tersini yaptığınız bir olay yaşadınız mı?
Eğer yaşadıysanız bu deneyim size ne öğretti?
Bunu düşünerek belki de hayatınıza biraz daha esneklik katabilirsiniz.
Şimdilik benden bu kadar.
Kendinize iyi bakın. Spotify'dan takipte kalmayı unutmayın lütfen.
Büyük laflar etmeyin ve her ne kadar ışık hızında olsa da asla dediğiniz şeylerin size getireceği derslere açık olun lütfen.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
