
Selamlaaar! Bu bölümde; anaç olmanın ne demek olduğunu, neden bazı insanların başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önce fark ettiğini ve sevgiyle bakım vermekle kendini ihmal etmek arasındaki o ince çizgiyi konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Bugün öyle bir bölümle geldim ki yani günlük hayatımda yeri geliyor bazen bununla övülüyorum.
Yeri geliyor yeriliyorum.
Her grupta vardır ya böyle anaç bir kişi.
Gruptaki herkesin her şeyini düşünür.
Ona göre aksiyon alır.
Onların güvenliği, açlığı, tokluğu her şeylerini önemser.
Yani ihtiyaçlarını fark eder diyebiliriz aslında.
Özellikle çok sevdiği insanların daha da üzerine düşer.
Sürekli bir besleme eğilimindedir mesela.
Nereden biliyorsun diye sormayın.
Bir sevgi dili haline gelmiştir adeta bu yaptıkları.
Ben de tam olarak öyle bileyim arkadaşlar.
Mesela bir yere gidiyoruz tamam mı herkes arabadan indi.
Ben daha kendi çantamı almadan herkes indi mi?
Telefonunu unutan var mı?
Kapıyı kilitledik mi falan diye böyle bir etrafı kolaçan etme.
Ya da biri hasta olduğunu söylese direkt böyle kafamda çorba tarifleri dönmeye başlıyor.
Ya da eve gelen biri açsa hatta aç olmasına bile gerek yok.
Yani evden hiçbir şey yemeden ayrılmışsa benim işim rahat etmez.
Bir arkadaşımın morali bozuksa onunla böyle saatlerce konuşabilirim.
Yani sevdiğim insanlar iyi olsun diye elimden geleni yapmak bana yük gibi gelmiyor çoğu zaman.
Tam tersine sanki sevgimi en rahat böyle gösterebiliyorum.
Ve ilginç olan da şu.
Bunun normal olduğunu sandım çok uzun bir süre.
Hatta herkes böyle sandım yani.
Bazı insanlar gerçekten sadece kendini düşünerek yaşayabiliyor.
Bunu kötü anlamda söylemiyorum bu arada.
Ama ben uzun süre bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamadım.
Çünkü benim beynim sürekli başka...
Başka insanları da hesaplıyor.
Acaba üşüdü mü? Acaba eve vardı mı?
Acaba bunu söylesem kırılır mı?
Acaba bugün bir şeye ihtiyacı var mı?
Yani sanki kafamın arka planında sürekli böyle çalışan ikinci bir uygulama gibi.
Sonra fark ettim ki buna birçok kişi anaç olmak diyor tamam mı?
Bir noktada arkadaşlarım da böyle sürekli hayatımda gördüğüm en anaç insansın falan demeye başladı mesela bana.
Ve bu kelimeyi duyduğum her seferde de iki farklı tepki alıyorum.
Bir grup diyor ki ne kadar güzel bir özellik ya.
İnsan senin gibi birini hayatında ister.
Diğer grup da diyor ki biraz kendini düşün be yeter artık.
Herkesin sorumluluğunu almak zorunda değilsin.
İşte ben de bugün tam olarak bunu konuşmak istiyorum burada.
Yani anaç olmak gerçekten ne demek?
Anaçlık hani sadece şefkatli biri olmak.
mı demek yoksa farkında olmadan üstlendiğimiz görünmez bir rol haline mi gelmiş durumda?
Yani en önemlisi de şu.
Birilerini çok sevmekle onların yükünü omuzlamak arasındaki çizgiyi bazen kaçırıyor olabilir miyiz?
Ya bu sorular bence çok önemli.
Çünkü ben çok uzun süre anaç olmanın sadece güzel bir özellik olduğunu düşündüm.
Hatta hala büyük ölçüde de öyle düşünüyorum.
Ama zamanla fark ettiğim başka bir şey oldu.
Anaç insanlar bir odaya girdikleri anda sadece kendileri olarak girmiyorlar arkadaşlar.
Sanki o odadaki herkesin sorumluluğundan da böyle küçük küçük paylar alıyorlar.
Mesela restorana gidiyorsunuz tamam mı?
Herkes menüye bakıyor.
Sen bir yandan menüye bakıyorsun bir yandan da ay o bunu yer mi acaba?
Onda alerji vardı sanki.
Şuna da söylesek mi?
Masaya su geldi mi?
Yani beynin hiçbir zaman tek kişilik çalışmıyor.
Ya da bir tatile gidiliyor.
Herkes valizini hazırlıyor.
Sen bir de herkes adına düşünüyorsun.
Şarj aleti alan oldu mu?
İlaçları aldık mı?
Powerbank kimde? Hava akşam serin olur.
Mont al falan yani. Birisi montunu almıyor mesela sen.
üşüyorsun. Çünkü onun üşüyeceğini biliyorsun ya.
Bakın bu gerçekten çok ilginç bir şey.
Yani o kişi üşümüyor henüz.
Ama sen onun gelecekte üşüyeceği ihtimali için bile rahatsız oluyorsun.
Ve bazen düşünüyorum biz gerçekten insanları mı düşünüyoruz yoksa onları düşündüğümüzde içimiz rahat ettiği için mi bunu yapıyoruz?
Bence ikisi de bu arada.
Çünkü sevdiğim bir insanın iyi olduğunu görmek gerçekten dünyanın en huzurlu hislerinden biri.
Ben mesela çok sevdiğim insanlar güzel yemek yesin istiyorum tamam mı?
Dinlensin istiyorum güvende olsun istiyorum eve vardığında bana haber versin istiyorum ne bileyim böyle hasta olursa çorba yapasım geliyor canı sıkkınsa konuşasım geliyor başarılı olursa mesela en çok
ben seviniyorum yani bunların hiçbirini de görev gibi hissetmiyorum Çünkü benim sevgi dilim de biraz bu.
Ben sevgimi ilgilenerek gösteriyorum.
Ve sanırım birçok anaç insanın ortak noktası da bu.
Hani sarılmak kadar ne bileyim yemek yedin mi demek de bir sevgi dili.
Hava serin üstüne bir şey al demek de bir sevgi dili.
Mesaj atınca içim rahat edecek demek de yine aynı şekilde.
Ama işte tam da burada çok ince bir çizgi var.
Çünkü bir noktadan sonra bu sevgi yavaş yavaş sorumluluğa da dönüşebiliyor.
Ve işte bence insanı yoran kısmı da tam olarak burası.
Geçenlerde bununla ilgili çok ilginç bir şey düşündüm.
Mesela diyelim ki bir arkadaş grubuyla pikniğe gittiniz.
Herkes oturdu muhabbet ediyor falan böyle.
Ama o anaç kişi var ya hiçbir zaman ilk 5 dakika gerçekten oturmaz.
Bir bakıyorsun örtüyü düzeltiyor.
Bir bakıyorsun poşetleri topluyor.
Ne bileyim herkese tabak var mı?
Ay çatal eksik galiba.
Güneşte kalmayın.
Su bitmiş. Sen gölgede otur.
Ne bileyim sana da koyayım.
Herkes yedim. Arkadaşlar bir dakika ya bu insan ne zaman kendi pikniğini yapacak?
Gerçekten soruyorum bunu yani.
Çünkü o kadar komik ki dışarıdan izleyince.
Sanki organizasyonu belediye vermiş de koordinatör olarak bizi görevlendirmişler gibi böyle ortada dolaşıyoruz.
Ya ben seni kendimi böyle uzaktan izliyorum tamam mı?
Evde misafir var. Ben oturuyorum.
Sonra bir bardağını bitiriyor.
Ben daha o kişi ağzını silmeden kalkmış oluyorum.
İçeceğinizi tazeleyeyim.
Abi bir otur. Kimse senden bunu istemedi ya.
Hatta büyük ihtimalle o insan kendi kalkıp alacak zaten.
Ama yok. Bizim içimizde görünmez bir alarm var.
Bir ihtiyaç oluştu.
Bip diye böyle hemen çaldım.
mı Melisa görev başına. Ve işin komik kısmı da şu.
Bunu yaptığımız için kimse bize madalya falan da vermiyor yani.
Hatta çoğu zaman insanlar bunun farkında bile olmuyor.
Çünkü sen o kadar doğal yapıyorsun ki bunu.
Onlar bunu senin karakterin sanıyorlar.
Halbuki sen o sırada 38.
kez mutfağa gidip gelmişsin böyle.
Mekik dokunmuşsun orada bir.
Sonra şunu fark ettim.
Anaç insanlar ihtiyaç söylenmesini beklemiyor.
İhtiyacı tahmin ediyorlar.
Ve bence bütün mesele de burada başlıyor.
Çünkü biri gelip bana Melisa bana bir bak Bir bardak su verir misin dese bu normal.
Okey. Ama ben daha adam susadığını söylemeden su ister misin diye soruyorum.
İşte yani bütün sistem böyle çalışıyor.
Ve bu sadece yemekle falan da ilgili değil.
Duygular konusunda da aynı şey oluyor.
Mesela bir arkadaşım iyiyim diyor ya da herkes tamam diyor.
Bende ne oluyor? Yok ya bir ses tonu farklıydı.
Bir mesaj geliyor mesela işte ne bileyim nokta koymuş.
Acaba kırıldı mı? Yani hayırdır ya falan gibi böyle bir moda giriyorum.
Son görülmesi kapalıymış bir şey mi oldu?
olmuş falan filan. Ya bu arada bunları eskiye göre çok daha az yapıyorum.
Çok çok daha az hatta ama yine de yani CIA bile bizim kadar analiz yapmıyordur söyleyeyim.
Gerçekten bazen hani böyle kelime dışarıdan bakınca inanılmaz gülüyorum.
Çünkü beynim sürekli bir tarama modunda.
Kim üzgün, kim yoruldu, kim sessizleşti, kim biraz ilgi bekliyor.
Ve bunun kötü bir şey olduğunu da düşünmüyorum bu arada.
Hatta bence dünyada böyle insanların olması çok güzel.
Çünkü hepimizin hayatında bir tane hani böyle yemek yedin mi diye soran bir insana ihtiyacı var.
Ya da işte eve varınca haber ver diyen insana ihtiyacı var.
Bir tane seni senden önce düşünen insana ihtiyacı var ya.
Bu kadar basit abicim.
Ama işte bu ama çok önemli bu arada.
Bir gün şunu fark ettim.
Ben herkesin iyi olmasını istiyorum da ben iyi değilsem bunu fark eden kaç kişi var?
Yani genelde pek de olmuyor.
Çünkü sen o rolü öyle bir üstleniyorsun ki herkesin üstünden kalkıyor zaten o sorumluluk.
Herkes mesa yapar zaten, düşünür zaten falan diye düşünmeye başlıyor.
Kendine de yapıyorsundur bunları.
Yani öyle düşünülür.
Ama kendini düşünmekle başkasının seni düşünmesi aynı şey de değildir ya.
Psikolojide bununla ilgili yıllardır konuşulan kavramlar falan da varmış bu arada.
Bu bölümü yapmayı düşününce şöyle bir onlara da bakındım.
Mesela araştırmacılar insanların caregiving sistem yani bakım verme sistemi dediği bir şeyden bahsediyor.
Yani bazı insanların beyni çevresindeki insanların ihtiyaçlarını fark etmeye diğer insanlardan daha yatkın çalışıyor.
Kim üzgün, kim yoruldu, kimin yardıma ihtiyacı var, kim kendini yalnız hissediyor.
Bu insanlar bunları çok daha hızlı fark edebiliyorlar.
Bunu duyunca dedim ki Yani demek ki benim beynimde de gerçekten arka planda açık kalan bir uygulama varmış yani.
Çünkü ben bazen gerçekten bunun normal olmadığını düşünüyordum.
Mesela bir kafede oturuyorum.
Yan masadaki çocuğun montunu giymediğini görünce bile...
Bak yan masadaki çocuk kim ki yani?
Üşüyecek falan diye geçiyor içimden tamam mı?
Yani çocuğu tanımıyorsun, çocuk seni tanımıyor.
Ama beynin görev başında maşallah.
Tam da böyle araştırırken başka bir şeye daha denk geldim.
Parentification diye bir kavram var tamam mı?
Türkçe'ye tam çevirmek zor ama kabaca şöyle.
Çocukken olması gerekenden erken büyümek.
Yani evde bazen ebeveyn rolünü üstlenmek, işte kardeşlerine bakmak, annenin yükünü paylaşmak, herkesi idare etmeye çalışmak ve bu çocuklar büyüdüklerinde çoğu zaman yetişkin olduklarında da aynı
rolü sürdürmeye devam ediyorlar.
Şimdi yanlış anlaşılmasın bu arada hani ben her anaç olan kişiye Çocukluğunda bunu yaşamıştır kesin falan demiyorum.
Böyle bir şey söylemek doğru olmaz zaten.
Ama bazı insanlar için bunun gerçekten çocuklukta öğrenilmiş bir davranış olabileceğini söylüyor araştırmalar.
Yani ben kendi çocukluğumu şöyle bir düşündüm ve şunu fark ettim.
Bazı davranışlarımızı biri bize böyle oturup öğretmiyor.
Evde gördüğümüz düzen, üstlendiğimiz roller, bize ihtiyaç duyulma biçimi bunların hepsi yavaş yavaş bizim karakterimizin bir parçası oluyorlar.
Mesela siz insanlara yardım etmeyi seviyor musunuz?
Yoksa yardım etmediğiniz zaman suçlu musunuz?
mı hissediyorsunuz? Bence bu ikisinin cevabı çok farklı.
Çünkü yardım etmek çok güzel bir şey.
Evet. Ama yardım etmediğinde kendini kötü hissediyorsan işte orada konu artık sadece şefkat falan olmaktan çıkıyor.
İlginç olan da şu. Yardım etmeyi seven insanların hepsi aynı şekilde hissetmiyor.
Bazı araştırmalar şunu söylüyor.
Empati çok güzel bir özellik.
Ama eğer sürekli başkalarının duygularını kendi sırtına yüklemeye başlarsan bu zamanla tükenmişlik, kaygı ve hatta depresif belirtilerle ilişkiniz Yani sorun şefkat değil.
Sınırların kaybolması sorun.
Ben bunu çok geç fark ettim.
Mesela biri bana iyiyim diyor.
Tamam okey iyiysen okey yani.
Ama ben bırakmıyorum. Yok ya bir şey olmuş anlat kesin bir şey var falan.
Arkadaşlar yani belki gerçekten iyidir.
Hani anladın mı? Gerçekten iyi belki.
Yani bazen insanların hislerini onlar söylemeden çözmeye çalışıyoruz.
Ve işin kötüsü de bunu onları sevdiğimiz için yapıyoruz.
Anaç olmak bence çok güzel.
Yani gerçekten öyle. Ben çok seviyorum.
Ben yine aynı Melisa olacağım.
Yine arkadaşlarım açsa doyuracağım.
Hasta olunca çorba yapacağım.
Eve vardın mı diye soracağım.
Çünkü bunlar benim sevgimi gösterme biçimim.
Ama artık kendime yeni bir şey öğretmeye çalışıyorum.
Birini çok sevmek onun bütün yükünü taşımak değil.
Birini korumak kendini ihmal etmek demek değil.
Ve belki de en önemlisi başkalarına gösterdiğimiz o anaç taraf var ya.
Bir gün dönüp onu kendimize de gösterebilmemiz lazım.
Ki ben bunu özellikle son bir senedir bayağı yapıyorum da.
Resmen terapi gibi bir şey.
Yani kendi kendinin anası olmak.
İnanılmaz böyle hoşuma giden bir şey oldu bu benim.
Bakın bu cümleyi söylerken bile hani komik geliyor.
Gülüyorum yani. Ama gerçekten öyle.
Çünkü yıllarca, bakın yıllarca başkalarına gösterdiğim özeni kendime göstermeyi hiç düşünmemiştim.
Mesela arkadaşım çok yorulduğunda ne derim?
Bugün hiçbir şey yapma dinlen.
Yemek falan yapma sipariş verirsin.
Boşver evi bugün. Kendine yüklenme falan.
Peki kendime ne diyordun?
Hadi biraz daha şunu da bitir.
Biraz daha dayan. Bunu da hallet falan.
Yani aynı şefkati bakın kendime göstermiyormuşum.
Ve bir gün kendi kendime şöyle bir soru sordum.
Melisa ya sen kendinle arkadaş olsaydın kendine nasıl davranırdın?
Bence bu inanılmaz acayip bir soru.
Çünkü cevap çoğu zaman şu oluyor.
Kendimize davrandığımız gibi davranmazdık.
Daha anlayışlı olurduk, daha sabırlı olurduk, daha yumuşak olurduk.
Bir arkadaşımız saatlerce çalışsa mesela biraz dinlen deriz ya.
Kendimiz saatlerce çalışınca tamam bir şey olmaz bir kahve iç devam et falan diyoruz.
Arkadaşımız hata yapınca mesela olur öyle şeyler diyoruz.
Kendimiz hata yapınca nasıl yaptın bunu ya deyip böyle kendimizi ağzına ağzına etmece hali yani.
Arkadaşımız ağlayınca sarılıyoruz mesela kendimiz ağlayınca.
Tamam abartma koy verme kendini hadi devam et falan.
Ya neden ya? Neden başkalarına gösterdiğimiz şefkat bize gelince bu kadar azalıyor?
Ve sanırım anaç insanların en büyük sınavı da tam burada başlıyor.
Çünkü başkalarına annelik etmek çok kolay arkadaşlar.
Kendine annelik etmekse bir o kadar zor.
Kendine de aynı özeni göstermek, kendine de aynı sabrı göstermek, kendini de beslemek.
Sadece yemekle falan değil bu arada.
Dinlenerek, sınır koyarak, bugün istemiyorum diyebilerek.
Yani telefonu açmayarak belki de.
Bazen kimseyi kurtarmamayı seçerek.
Çünkü şunu fark ettim. ettim.
Ben herkesi ayakta tutmaya çalışırken yoruluyorum.
Ama kimse de benden bunu istemiyor.
Orası da ayrı bir olay. Bu rolü biraz da kendime ben veriyorum baktığımızda.
Ve bunu fark etmek o kadar özgürleştirici oldu ki.
Çünkü artık şunu söyleyebiliyorum.
Ben yine anaç olacağım. Okey.
Yani bundan kolay kolay vazgeçemem çünkü.
Yine sevdiğim insanlara yemek yapacağım.
Yine montlarını almalarını söyleyeceğim.
Eve varınca haber ver diyeceğim.
Hasta olunca çorba götüreceğim.
Çünkü bunlar benim sevgimi gösterme şeklim.
Ama artık bir farkla bunu yaparken kendimi unutmayacağım.
Çünkü sevgi sadece dışarı doğru akan bir şey olmamalı.
Biraz da dönüp sahibini beslemeli.
Belki de anaç olmanın en olgun hali de budur diye düşünüyorum.
Sadece başkalarını büyütmek değil de...
Kendini de büyütebilmek.
Kendini de sarıp sarmalayabilmek.
Ve belki de günün sonunda kendimize de şunu söyleyebilmek.
Bugün elinden geleni yaptın ya.
Şimdi biraz da sen dinlen.
Çünkü dünyanın gerçekten bir tane daha fedakarı insana değil de.
kendine de şefkat gösterebilen insana ihtiyacı var.
Ve belki de o gerçek anlaştık dediğimiz şey başkalarına gösterdiğin sevgiyi bir gün dönüp aynı cömertlikle kendine de gösterebilmektir.
Ben bugün bunu bir miktar öğrenmiş ve uygulamaya geçmiş biri olarak size de söylemek istedim.
Belki böyle ufak da olsa bir ışık yakar.
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekebileceğini düşündüğüm bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zil açmayı unutmayın.
açmayı unutma lütfen. Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
