
Selamlaaar! Bu bölümde “zorbalık” kavramını konuşuyoruz. Bir şaka ne zaman zorbalığa dönüşür? İş yerinde, okulda, arkadaş ortamında ya da sosyal medyada…
Aslında hepimizin hayatına bir şekilde dokunan bu konuyu masaya yatırıyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçtiğimiz haftalarda iş yerinde böyle sıklıkla konuşup gündeme getirdiğimiz, hatta bazen birbirimizle dalga geçip espri yaparken değindiğimiz bir kavram var.
O da zorbalık. Ki yine bunun geyini yaparken dedim ben bunu konuşacağım podcast'te diye.
Onlar da konuş kız dediler.
Hani deriz ya işte böyle zorbalık yapma, çok zorbasın falan diye.
Yani biz bunu genelde biraz da böyle sürekli şakalar yapan, özellikle kişisel şakalar yapan birilerine diyoruz ama arada farklar var tabii.
Çoğu arkadaşımdan da böyle farkları ortaya seren dehşet verici hikayeler dinliyorum.
Bazı insanların şaka yaftası altında sıklıkla zorbalık yaptığına şahitlik ettiğimiz oluyor.
İşte tam da bu noktada ben bugün sizinle zorbalık konusunu biraz masaya yatırmak istiyorum.
Çünkü şakayla zorbalık arasındaki o ince çizgi var ya bazen onu biz bile fark edemiyoruz.
Peki zorbalık nedir?
Aslında zorbalık dediğimiz şey birinin gücünü kullanarak başka birini küçük düşürmesi.
tekrar tekrar kırıcı davranışlarda bulunması ve tabii karşı tarafın buna karşı koyamaması durumu.
Yani sadece bir kere yapılan bir espri ya da ufak bir itiş kakış değil bu.
Süreklilik arz eden kişiyi yıpratan bir süreçten bahsediyoruz.
Mesela okul yıllarını düşünelim.
Hepimizin sınıfında sürekli alay edilen bir çocuk olmuştur arkadaşlar.
Kimi zaman kilosu yüzünden, kimi zaman gözlük taktığı için, kimi zaman çok sessiz olduğu için.
Biz bazen buna böyle şaka deyip geçtik, belki kahkaha attık, belki biz bile farkında olmadan eşlik ettik yani.
Ama o kişi için durum hiç de o kadar basit değildi.
Çünkü zorbalıkta en önemli şeylerden biri süreklilik.
Bir şaka bir kere yapılır ve biter.
Ama zorbalık tekrar eder, tekrar eder, tekrar eder, tekrar tekrar sürekli ortaya çıkan bir şeydir bu.
Ta ki kişinin kendini değersiz hissetmesine yol açana kadar.
Araştırmalar da bunu gösteriyor.
İngiltere'de yapılan uzun süreli bir araştırmada ilkokul ve ortaokulda zorbalığa maruz kalan çocukların yetişkinlikte kaygı bozukluğu yaşama ihtimalinin iki kat daha fazla olduğu ortaya çıkmış.
hatta bu araştırmalarda zorbalığın etkilerinin çocukluk travmaları arasında depresyonla yarıştığı da söyleniyor yani zorbalık çocukluktan çıkınca biten bir şey değil kişinin zihninde taşınan uzun
vadeli bir yara Ama tabii bu sadece okulda yaşanan bir şey ya da okullarla sınırlı olan bir şey de değil.
İş yerlerine geldiğimizde de zorbalık çok daha farklı ve incelikli bir şekilde kendini gösteriyor.
Mesela düşünün bir toplantıdasınız.
Sürekli sözünüz kesiliyor, yaptığınız işler küçümseniyor.
Hatta hatalarınız toplantıda alay konusu yapılıyor.
Dışarıdan baktığında aslında bu kişi böyle işte esprili, eğlenceli biri gibi görünebiliyor.
Ama hedef alınan kişi için bu durum işine duyduğu motivasyonu yok eden bir şey.
İşte bu da mobbing dediğimiz yetişkinlikteki zorbalık türü aslında.
Mobbing için böyle daha detaylı bir bölüm de yapacağım hatta.
O yüzden çok da derinleştirip konuyu dağıtmayayım burada.
Arkadaşlık ilişkilerinde de durum farklı değil.
Bazen bir grup içinde hep aynı kişi üzerinden espri yapılır.
Sürekli onun geçmişte yaptığı bir gaf hatırlatılır.
Ne bileyim böyle dış görülüşüyle ilgili şakalar yapılır.
Ya da bir şekilde böyle grupta hedef kişi haline getirilir.
Başta herkes güler hatta hedef olan kişi de gülüyormuş gibi yapar.
Ama içeride böyle yavaş yavaş ben değerli değilim duygusu oluşmaya başlar.
Bu ilişkisel zorbalığın en görünmez ama en yaygın halidir.
Ve günümüzde yine çok karşılaştığımız belki de en tehlikeli boyutlardan biri de siver zorbalık.
Çünkü artık sadece okul bahçesinde ya da iş yerinde karşılaşabileceğimiz zorbalık şimdi elimizdeki telefonlarla evimizin içine kadar girebiliyor.
Sosyal medyada yapılan küçümseyici yorumlar, özel mesajlarda atılan hakaretler ya da sürekli aynı kişiyi hedef alan alaycı içerikler.
Bunların hepsi aslında zorbalığın yeni hali.
UNICEF'in bir raporuna göre gençlerin yaklaşık üçte biri hayatında en az bir kere siber zorbalığa maruz kalmış.
Ve işin en korkutucu tarafı şu bence bu zorbalığa uğrayan gençlerin önemli bir kısmı okulu bırakmayı ya da arkadaş çevresinden tamamen çekilmeyi düşündüğünü söylemiş.
Yani dijital dünyada yazdığımız küçücük bir cümle birinin hayatında kocaman bir yara açabiliyor maalesef.
Bazen şunu duyuyoruz. Ama ben şaka yaptım.
Niyetim kötü değildi.
Evet belki niyet kötü değil ama burada önemli olan bizim niyetimiz de değil zaten.
Karşı tarafın nasıl hissettiği.
Çünkü şakanın sınırını belirleyen şey karşı tarafın kahkahasıdır aslında.
Eğer sadece bir kişi gülüyor ve diğeri sessizce içine atıyorsa işte orada şaka olmaktan çıkıp zorbalığa dönüşüyor.
Araştırmalar da bunu destekliyor.
Psikolojide bir kavram var mikrotranmalar diye.
Yani küçük gibi görünen ama sürekli tekrarlandığında büyük yaralar açan olaylar.
Mesela her gün işte böyle bir şey yapamadığında ya da işte hani o şeyi böyle çok da istediğin gibi yapamadığında biri çıkar şey falan der ya işte sen de ne kadar beceriksizsin ya falan hani kız ne kadar beceriksizsin falan gibi.
Hatta şey falan da derler hani işte az önce verdiğim örnekteki gibi bak ilk aklıma o geliyor.
Özellikle kızlara işte seni böyle kimse almaz.
Vay anasını ya bunun tersi durumda hemen alacaklar beni yani.
İlk gün böyle güler geçersin, ikinci gün takılmazsın belki.
Ama üçüncü, beşinci, onuncu gün bunu duymaya devam ettiğinde o kelime artık böyle zihnine kazınır.
Sen de kendi gerçekten öyle görmeye başlarsın.
İşte bu zorbalığın en büyük tehlikesi.
Bir de işin seyirci boyutu var diğer bir taraftan da.
Zorbalığı besleyen şeylerden biri etrafın sessizliğidir.
Hatta bence en büyük şeylerden biri bu.
Düşünün bir grup içinde böyle sürekli bir kişiye aynı şaka yapılıyor.
Ya da hep aynı kişiye hedef alınarak farklı şakalar yapılıyor.
Diğerleri de gülüyor ya da hiç ses çıkarmıyor.
İşte o sessizlik var ya.
Zorba kişinin cesaretini arttıran bir şey.
Oysa araştırmalar gösteriyor ki eğer gruptan sadece bir kişi bile çıkıp işte bu artık komik değil bunu yapmayı keselim falan gibi cümleler kursa zorbalık vakalarının yarısından fazlası orada bitiyor.
Yani aslında zorbalığı durdurma gücü çoğu zaman seyircilerde ve işte bu yüzden zorbalık sadece zorbayla mağdur arasında yaşanan bir olay değil.
Bir grup dinamiği gibi düşünebilirsiniz.
Eğer etraftaki seyirciler gülerse zorba güç kazanır.
Eğer seyirciler sessiz kalırsa Zorba yine güç kazanır.
Ama bir kişi bile ses çıkarırsa yani işte dur bu artık komik değil bunu artık yapma derse işte orada tüm denge değişiyor.
Çünkü zorbalığın devam etmesi büyük ölçüde seyircinin tavrına bağlı olan bir şey.
Bir de şunu unutmamak lazım.
Zorbalığa uğrayan kişi çoğu zaman yalnız hisseden kişi.
Ben mi abartıyorum acaba?
Acaba gerçekten şaka mı yapıyorlar?
fazla mı alınıyorum diye düşünen bir tarafta.
Oysa bu düşünce bile hani böyle başlı başına zorbalığın yarattığı bir etki.
Kişi kendi duygularını sorgulamaya başlıyor.
Halbuki hissettiğimiz her şey gerçektir arkadaşlar.
Ben bunu çok da sık söylerim.
Eğer incindiysek, kırıldıysak bunu küçümsemememiz lazım.
Çünkü zorbalığın en görünmez ama en yıkıcı kısmı tam da bu.
Mağduru kendi hislerinden şüphe ettirmek.
Ve belki de bu yüzden zorbalığın en ağır kısmı sadece dışarıdan gelen sözler değil, içeride bıraktığı yankı.
Çünkü bir kere kendimizi sorgulamaya başladığımızda iç sesimiz artık o karşıdaki zorbalanın sesine dönüşüyor.
Hani sen susuyorsun ama kafanın içinde hep o sözler dönüyor ya.
İşte zorbalık tam da orada devam ediyor.
Bedeninden uzaklaşsa bile zihninde, kalbinde bir yerlerde kalıyor o.
Bunu yaşayan insanlar yıllar sonra bile o kelimeleri unutamıyorlar arkadaşlar.
Mesela ilkokulda şişkoh diye dalga geçilen birini düşünelim.
Yetişkin olduğunda da kilosu ile ilgili kaygı yaşaması hiç tesadüf değil.
İnanın hiç tesadüf değil.
Ya da sürekli işte aptal diye etiketlenen birinin ilerleyen yıllarda en ufak bir hatasında hemen işte böyle ben zaten başarısızım diye düşünmesi.
Bu da inanın hiç tesadüf değil.
Bunların hepsi zorbalığın yıllar boyu taşınan izleri.
Ama bu zincir kırılabilir.
Nasıl mı? Öncelikle fark etmekle tabii.
Eğer bir şey seni kırıyorsa evet kırıyordur abi.
Sen yanlış anlamıyorsun tamam mı?
Hissin yanlışı olmaz.
Öyle hissediyorsan öyledir.
Eğer bir şaka seni rahatsız ediyorsa evet o rahatsız edicidir.
Duygularımızı küçümsememek ilk adım.
İkinci adımsa bence paylaşmak.
Ben böyle hissettim demek çok güçlü bir şey.
Çünkü zorbalığın en büyük gücü sessizlikten besleniyor.
Konuşmaya başladığımız anda o güç dağılıyor.
Bir de seyirciler için küçük bir hatırlatma yapayım.
Bazen birinin yanında olmak sadece tek bir cümle kurmak bile çok şey değiştirebilir.
Dur işte bu artık hoş değil demek, birinin yalnız olmadığını hissettirmek gerçekten çok değerli ve kıymetli bir şey.
Bazen bu mağdurun duyduğu tek destek cümlesi oluyor.
Ve inanın zorbanın en büyük korkusu da bu.
Karşısındaki yalnız kişinin değil de yanında duran insanların tepki gösterdiğini görmek.
Zorbalıkla ilgili belki hepimiz bir şekilde deneyim yaşamışızdır.
Kimi zaman mağdur olduk, kimi zaman seyirci kaldık, kimi zaman da farkında olmadan biz zorbalık yaptık.
Çünkü hep söylüyorum mesele niyet değil.
Karşı tarafın hissettiği şey asıl mesele.
O yüzden kendimize de sormamız lazım.
Benim yaptığım şaka gerçekten karşı taraf içinde şaka mı yoksa canını acıtıyor mu?
Bazen şöyle düşünürüz.
Ama ben öyle kötü biri değilim ki niye zorba olayım?
Evet belki kötü bir niyetle yapmıyoruz ama hatırlayın niyet değil his belirleyici.
Senin için eğlenceli olan bir şaka karşı tarafın kalbinde bir yaraya dönüşebilir.
İşte bu yüzden empati dediğimiz şey bu kadar kıymetli.
Karşındaki kişinin yerine kendini koyabilmek bu kadar değerli bir şey.
O espriyi o lafı sana söyleseler sen nasıl hissederdin?
Bunu kendimize sormak zorundayız.
Bir de şu var, zorbalık sadece bireysel bir mesele değil, toplumsal da bir mesele.
Çünkü sessiz kalan, görmezden gelen bir toplumda zorbalık daha da büyüyen, yaygınlaşan bir şey.
Çocukken zorbalığa uğrayan biri büyüdüğünde sesini çıkarmamayı öğreniyor.
Ya da iş hayatında haksızlığa uğradığında boşver ya uğraşılmaz diyor.
İlişkilerinde incitildiğinde ben zaten hassasım galiba diye susuyor.
Yani çocuklukta öğrenilen bu sessizlik hayatın her alanına taşınıyor.
Ama tabii bu zincir kırmak yine bizim elimizde.
Kimi zaman mağdur olarak ses çıkararak, kimi zaman seyirci olarak destek vererek, kimi zaman da kendimizi sorgulayarak.
Çünkü hepimiz şu an belki küçük bir adım atabiliriz.
Mesela bir arkadaş ortamında sürekli aynı kişinin üstünden şaka yapıldığında sen işte ya hadi başka konu bulalım dediğin zaman aslında çok büyük bir şey yapmış oluyorsun.
Ya da bir iş yerinde sürekli küçümsenen birine ben senin yanındayım demek onun için dünyalara bedel olabiliyor.
Sosyal medyada kötü bir yorum gördüğünde belki kibar bir şekilde bu hoş değil yazmak bile oradaki atmosferi değiştirebiliyor.
Yani bazen çözüm sandığımızdan daha basit.
Fark etmek, empati kurmak ve ses çıkarmak.
Yani arkadaşlar işin özü şu.
Zorbalık sandığımızdan çok daha yaygın ve düşündüğümüzden çok daha derin izler bırakıyor.
Hepimizin de hayatında bir şekilde denk geldiği bir şey.
Şaka yapmayı bırakmayalım, eğlenelim, gülelim.
Ama birinin canını sıkma, onu böyle hayattan bezdirme pahasına da olmasın bu.
Çünkü şaka iki tarafta güldüğünde şaka oluyor.
Tek taraflı kahkahalar aslında birinin içindeki sessizliği büyüten şeyler.
Benim de bugünkü sorum bu olsun.
Acaba sen hiç böyle bir an yaşadın mı?
Yani ya zorbalığa uğradın ya da farkında olmadan başkasını incitmiş olabilirsin.
Belki de seyirci oldun.
Kendine şunu sor. O an ne yaptın ya da ne yapabilirdin?
Çünkü belki de bu bölümü dinledikten sonra bir dahaki sefere farkında olup ses çıkaracaksın.
Ve inanın bana bazen tek bir ses bile birinin hayatında çok şeyi değiştirebiliyor.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
