
Selamlaaar! "Algı Yönetilir Mi?" başlıklı bu podcast bölümünde, günlük yaşamımızda karşılaştığımız algı yönetimi olgusunu derinlemesine inceliyoruz. Hangi faktörlerin algıyı şekillendirdiğini ve nasıl yönetilebileceğini tartışıyoruz. Bilişsel psikoloji araştırmalarından gerçek dünya örneklerine kadar, algının nasıl oluştuğunu ve etkilendiğini anlamak için adım adım ilerliyoruz. Bu heyecan verici bölümü kaçırmayın! 🎙️🧠
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, hoş geldiniz.
Ben Melisa. Umarım hepimiz için çok güzel bir hafta olur.
Bugünün podcast bölümünde algı yönetilir mi konusunu ele alacağız hep birlikte.
Yani hep birlikte diyorum da aslında sadece ben konuşuyorum, onu nasıl yapacağız?
Şaka bir yana ben size hissederek konuştuğumdan aslında hep birlikte diyorum.
Nasıl? Romantik bir cümle oldu mu?
Etkilendiniz mi? Neyse bugünkü boşumu da yaptığıma göre geleyim konumuza.
Şimdi bu konu nereden geldi bana yine bir bakalım.
Ben bu aralar sosyal medyayla haşır neşirim.
İşte nasıl efektif kullanılır, nasıl işe yarayabilir gibi düşüncelerden aslında.
Kaldı ki zaten bizim işimizin büyük kısmı da bu.
Bu noktada içerik üretmeye de başladım.
Kendi hayatıma değinen, beni yansıtan şeylerden.
Bazen videolar... çekiyorum.
Bazen fotoğraflar. Kimi zaman beğeniyorum bazı içerikleri.
Kimi zaman da böyle cringe buluyorum.
Yani bu cringe'lik de tabii ne yapınca cringe olunuyor.
O da değişir de neyse.
Sonra geçen gün bir oturup düşünürken bunları dedim ki kendi kendime.
Instagram'a bakıyorum farklı bir kişi gibi.
TikTok'a bakıyorum farklı bir kişi.
LinkedIn'e bakıyorum apayrı bir kişi.
Dedim ki bu nedir ya?
Yani bu nedir? Ve kendi kendime cevap verdim.
Yani bu algı kardeşim.
Bu algı. Aslında doğal olan bu.
Yaratılan algı bu.
Sen o algının doğal sürecine uyum sağlamaya çalışıyorsun.
LinkedIn genellikle iş dünyasıyla ilişkilendirilen bir platform ve burada kişinin profesyonel deneyimleri, becerileri ve başarıları vurgulanıyor.
Nedenle bir iş arayan ya da herhangi bir çalışan LinkedIn profili üzerinden profesyonel bir imaj oluşturmak için çaba gösteriyor.
Burada profil resmi, iş geçmişi, becerileri ve paylaşılan içeriklerin büyük bir kısmı genelde işle ilgili oluyor.
Diğer yandan Instagram, TikTok, Facebook gibi daha kişisel platformlar genellikle daha samimi ve sosyal etkileşimlerin yaşandığı alanlar.
Bu platformlarda az önce bahsettiğim LinkedIn kişisi iş dışındaki ilgi alanları, hobiler, seyahatler gibi böyle daha kişisel içerikleri paylaşarak kendini daha insani ve samimi bir şekilde ifade etmeye çalışıyor.
Burada fotoğraflar, videolar, paylaşılan hikayeler, yapılan yorumlar kişinin sosyal çevresi ve kişisel ilgi alanları hakkında bir izlenim oluşturuyor.
İşte bu mecralar... da oluşan kitleye ve paylaşım tarzlarına göre kendi algımızı yönetiyoruz aslında.
Bu algı da LinkedIn'e girip işte get ready with me videosu atmamıza izin vermiyor maalesef.
Peki yani bu noktada bir bakacak olursak bu algı ne?
Aslında algı dediğimiz şey bir kişinin dış dünyadan aldığı duysal bilgileri işleyerek içinde bulunduğu ortamı anlaması ve bunu yorumlama süreci.
Başka bir deyişle de algı insanların çevrelerini algılama, yorumlama ve anlama biçimi.
İnsan algısı dış dünyadan gelen duysal bilgileri beyinleri aracılığıyla işleyerek anlamlandırıyor.
İşte bu duygusal bilgiler neler?
Görme, işitme, dokunma, koku alma, tat alma gibi.
Bu süreç kişisel deneyimler, inançlar, kültürel etkiler ve duygular gibi çeşitli faktörler tarafından şekillendiriliyor.
Bu nedenle algı kişiden kişiye değişebiliyor ve sübjektif olabiliyor.
Yani kişisel bir bakış açısını yansıtabiliyor.
Örneğin bir kişi için dağların görüntüsü huzur verici bir deneyim olabilir.
Çünkü çocukluğunda dağ evinde geçirdiği mutlu anıları hatırlatıyordur.
Ancak aynı manzarayı gören başka bir kişi için dağların büyüklüğü ve uzaklığı sıkıcı veya rahatsız edici olabilir.
Çünkü onun belki yükseklik korkusu veya açık alanlardan hoşlanmama gibi kişisel tercihleri vardır.
Peki bu algı nasıl oluşuyor?
Daha somut açıklamak gerekirse algı süreci dış dünyadan gelen duysal bilgilerin alınmasıyla başlıyor.
Gözler aracılığıyla ışık dalgaları, kulaklar aracılığıyla ses dalgaları, deri aracılığıyla dokunma, burun aracılığıyla koku ve dil aracılığıyla da tat gibi duysal uyaranlar alınıyor.
Alınan duysal bilgiler sinir sistemimiz tarafından beynimize iletiliyor.
Burada bilgi işleme süreci başlıyor hemen.
Beyin duysal bilgileri işliyor, uyaranların özelliklerini ve anlamlarını yorumluyor bir yandan da.
Örneğin gözler aracılığıyla alınan ışık dalgaları beyinde optik sinirler aracılığıyla işleniyor ve sonucunda görüntüler oluşturuluyor.
Beyin işlenen duysal bilgileri anlamlandırarak uyaranların ne olduğunu ve ne anlama geldiğini belirliyor.
Bu süreç bireyin daha önceki deneyimleri, bilgisi ve inançlarıyla şekilleniyor.
Peki bir örnek. verecek olursak bir kişi için deniz kokusu tatil ve dinlenme anılarını çağrıştırırken başka bir kişi için deniz kokusu tuzlu ve hoş olabilir.
Sonuç olarak algı süreci dış dünyadan gelen duysal bilgilerin işlenmesi, bir noktada anlamlandırılması ve anlamlandırılmayla kalmayıp aslında yorumlanmasıyla gerçekleşiyor.
Bu süreçte duyuların ve beyin fonksiyonlarının bir araya gelmesiyle kompleks bir şekilde gerçekleşiyor ve kişinin çevresini nasıl algıladığını belirliyor.
Algının nasıl oluştuğuna dair araştırmacılar tarafından yapılan bilimsel çalışmalar da var.
Bunların birçoğu bilişsel psikoloji, nöropsikoloji ve nörobilim alanlarında.
Bu çalışmalar Algısal süreçleri anlamak ve çeşitli yöntemler kullanılarak genellikle insan katılımcılar üzerinde yapılan deneylerle desteklenmiş çalışmalar.
Bunlardan bazılarına değinecek olursam mesela görsel algının nasıl oluştuğunu anlamak için yapılan araştırmalar görme sisteminin nasıl işlediğini ve görsel bilgilerin nasıl işlendiğini açıklıyor.
Örneğin üstünlük etkisi deneyinde katılımcılara karmaşık harf veya rakamlardan oluşan bir dizi gösteriyorlar ve belirli bir karakterin nasıl algılandığını belirlemek için bunu inceletiyorlar.
genellikle katılımcıların belirli bir karakteri diğerlerinden daha hızlı ve daha doğru bir şekilde algıladıklarını gösteriyor.
Bu bazı özelliklerin işte örneğin renk, şekil veya boyut gibi diğerlerinden daha baskın olduğunu ve algılamada daha etkili olduğunu ortaya koyuyor aslında.
Görüntü işleme deneyinde ise katılımcılara böyle görsel uyaranlar sunuyorlar ve beyin aktivitelerini ölçüyorlar burada.
Farklı renkler, şekiller, hareketler gibi tepkiler karşısında nasıl tepki verdikleri aslında.
inceleniyor. Bu deney farklı görsel uyaranlara beyin tepkilerini ölçerek farklı görsel özelliklerin nasıl işlendiğini belirliyor aslında.
Örneğin belirli bir renk veya şekil karşısında belirli beyin bölgelerinin daha fazla aktivasyon gösterdiğini gözlemliyorlar.
Bir diğer noktada görüntü kesme deneyinde görüntü bir süre sonra kesiliyor ya da değiştiriliyor ve katılımcıların değişiklikleri fark edip etmedikleri gözlemleniyor.
Bu deneyde katılımcıların değişiklikleri fark etme oranı görsel algının ne kadar bütünsel ya da işte ne kadar parça olduğunu aslında anlamamıza yardımcı oluyor.
Peki bir deneyimiz daha vardı.
İllüzyon deneyi. Burada da Ames kutusu diye bir kutu var.
Bu kutu düz bir yüzey üzerine yerleştirilmiş.
İki boyutlu. Bir deseni var.
Bir optik yansıma yaratarak üzerinde.
Üç boyutlu gibi algılatıyor aslında.
Kutunun bir tarafı diğerinden daha uzak.
Gerçekte ikisi de aynı uzaklıkta aslında.
Bu illüzyon insan gözünün derinlik algısını yanıltıyor ve bir objenin aslında olduğundan daha büyük veya daha küçük olduğu izlemini veriyor.
Bir de bir ponzo ilüzyonu var.
Burada da iki paralel çizginin birbirine göre birbirinden farklı uzunluklarda algılanmasına neden olan bir optik yanılsama var.
Genellikle iki çizgi arasında çizilmiş iki dikey çizgi ve birkaç yatağı çizgi kullanılarak oluşturuyorlar.
İki paralel çizgi aynı uzunlukta ancak perspektif nedeniyle uzaklık hissi veren dikey çizgiler çizgilerin boyunu algılamada yanıltıcı olabiliyor.
Bu nedenle daha uzakta olan çizginin daha uzun olduğu algısı oluşuyor.
Bu gibi ilüzyonlar kullanılıyor.
katılımcıların algılarının nasıl yanıltılabileceğini araştırıyorlar.
Bu deneylerde katılımcıların algıları yanıltılarak görsel algının nasıl yanıltılabileceği ve gerçeklikle çelişebileceğini gösteriyorlar aslında.
Bu görsel algının bazen yanıltıcı olabildiği ve kişinin algıladığı şeyin gerçeklikle tam olarak örtüşmeyebileceğini ortaya koyuyorlar.
İşte bu aslında gerçeklikle de bağdaştırılıp algı yönetimine doğrudan bağlanacak bir açıdan bakmamızı sağlayan başlangıç noktalardan biri.
Bir diğer nokta da beyin görüntüleme çalışmaları ve dikkat-algı ilişkisi araştırmaları var.
Yapılan bu araştırmalarda diğer araştırmalardan farklı olarak beyin görüntüleme çalışmaları yine benim aslında en ilgimi çeken araştırmalardan.
Belki de bunlar hep böyle mühendislikten geliyor olabilir.
Bu çalışmalarda beyin görüntüleme teknikleri algısal süreçlerin beyinde hangi bölgelerde gerçekleştiğini belirlemek için kullanılıyor.
Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme, fMRI, dedikleri, işte pozitron emisyon tomografisi, PET dedikleri genelde böyle kanser hastalarına daha genel bir tarama yapmak için kullanıyorlar bunları.
Algısal uyaranlara yanıt olarak beyindeki aktiviteyi ölçmek için kullanıyor bunlar.
FMRI beyin aktivitesini belirlemek için yaygın olarak kullanılan bir yöntem.
Bu yöntemde katılımcılara bir dizi algısal uyarıcı sunuluyor.
Beyindeki kan akışındaki değişiklikleri ölçülüyor.
Aktif beyin bölgeleri daha fazla kan akışı aldığından bu bölgelerdeki oksijen miktarı artıyor haliyle.
ay bu oksijen değişikliklerini algılayarak aktif beyin bölgelerini görselleştiriyor ve böylece algısal süreçlerin hangi bölgelerde gerçekleştiğini belirliyor.
Peki PET ne? PET de bir başka yaygın kullanılan beyin görüntüleme tekniği.
Bu yöntemde katılımcılara radyoaktif bir madde enjekte ediyorlar.
Bu madde beyindeki aktif bölgelere bağlanıyor ve radyoaktif ışınlar yayarak bu bölgelerin konumunu belirliyor.
PET beyindeki metabolik aktiviteyi ölçüyor ve algısal süreçlerin hangi bölgelerde gerçekleştiğini belirliyor.
Bu yöntemler algısal süreçlerin beyinde hangi bölgelerde gerçekleştiğini anlamak için çok güçlü araçlar aslında.
Algısal uyaranlara nasıl yanıt verildiğini belirlemek için kullanılan bu teknikler beyin aktivitesini doğrudan ölçerek bize çok değerli bilgiler sunuyor aslında.
Bir yandan da algının nörolojik temellerini ve beyinle davranış arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.
Peki dikkat ve algı ilişkisi araştırmalarında neler var, neler yapılmış, ne sonuçlara varılmış merak edecek olursak bu konuya dikkat yöneltme, dikkati bölünmesi ve dikkatin duysal işlemeyi yönlendirmesi deneyleri
yön vermiş. Dikkatin odaklandığı çalışmalarda dikkatin belirli bir uyaran veya belirli bir bilgiye odaklanmasının odaklanılan bu bilgiyi algılamanın ve işleminin daha etkili olduğunu göstermiş.
Yani dikkat odaklanması algısal performansı arttırabilir kanısına varılabilir aslında.
Dikkatin bölündüğü çalışmalarda algısal performansın genellikle azaldığı görülmüş.
Dikkat birden çok görev veya uyaran arasında bölündüğünde her bir görev veya uyaranın algısal işleme daha az kaynak ayırmasından kaynaklı olabilir belki de bu durum.
Dikkatin yönlendirilmesi çalışmalarındaysa yönlendirilen bu özellik veya uyaran türünün daha etkili bir şekilde algılanmasını sağladığını gösteriyor.
Örneğin belirli bir renge odaklanma bu rengin diğer renklere göre daha iyi algılanmasını sağlayabiliyor.
Detaylarda biraz kaybolduk şimdi aslında.
Asıl konumuza böyle yavaş yavaş geliyoruz.
Algı nasıl yönetilir?
Mümkün mü bu yani?
Algı yönetimi konusunda aslında birçok tartışma var.
Bazıları algının tamamen konsol edilemez olduğunu düşünürken diğerleri ise bireylerin ve organizasyonların algıyı etkileyebileceğini savunuyor.
Ama algıyı yönetmek için çeşitli stratejiler kullanılabilir.
İletişim, marka imajı, kriz yönetimi gibi konular üzerinde durularak algıyı şekillendirebilecek ve olumlu bir imaj oluşturabilecek iletişim stratejileri geliştirilebilir.
Örneğin bir şirketin ürünlerini veya hizmetini...
Aynı şekilde bir kriz durumunda şirketin krize hızlı ve etkili bir şekilde müdahale etmesi algı yönetimi açısından oldukça önemlidir.
Kriz iletişimi stratejileri şirketin itibarını korumak ve olumsuz algıları minimize etmek için kullanılabilir.
Ayrıca marka imajı oluşturma sürecinde şirketin ürün veya hizmetlerini hedef kitlesine nasıl sunacağına dair stratejiler belirlemesi de olumsuz.
oldukça önemli ve bu noktada da etkili bir algı yönetimi sağlanabilir.
Bu stratejiler şirketin istenen imajını oluşturmasına ve hedef kitlesinin algısını şekillendirmesine yardımcı olur.
Sonuç olarak algı yönetim konusu karmaşık ve çeşitli faktörlerden etkilenen bir süreç.
Ancak doğru stratejiler ve iletişim araçları kullanılarak algının yönetilebileceği ve olumlu şekilde şekillendirilebileceği benim kanaatim.
Kaldı ki az önce bahsettiğim ilüzyon deneylerinden yola çıkarsak aslında bilimsel olarak bile algının yönetilmesi mümkün olduğu çıkarımını yapabiliriz.
Gerçi bilimsel kanıtlara da gerek yok.
Günlük yaşamımızda yeterince şahit olduğumuz oluyordur diye düşünüyorum.
Her gün gördüğümüz o reklamlar, en başta bahsettiğim gibi sosyal medya paylaşımları, siyaset, bunlar bile yeterli diye düşünüyorum aslında.
Peki bunlar topluma nasıl yansıyor?
Yani örneğin bir siyasi liderin verdiği bir konuşma veya bir parti tarafından yayınlanan bir reklam kampanyası toplumda belirli bir politika veya aday hakkında olumlu veya olumsuz bir algı oluşturuyor.
Ancak toplumun medya ve siyasetin algı yönetimine nasıl tepki verdiğini incelemek de önemli.
Bilinçli tüketici davranışları, bağımsız medya kaynaklarına başvurma ve siyasi farklı görüşleri değerlendirme gibi faktörler toplumun algı yönetimine karşı tepkilerini şekillendiriyor.
Bu nedenle algı yönetimi toplumun bilgiye erişimini, kamuoyunu ve demokratik süreçlerini etkileyebiliyor ve toplumun genel görüşlerini şekillendirmede de önemli bir rol oynuyor.
Gelecek olursak sonumuza, bölümümüzün sonuna.
Algının ne olduğunu, nasıl oluştuğunu ve yönetilip yönetilemeyeceğini derinlemesine inceledik bu bölümde.
Algı kişisel, sosyal ve kültürel faktörlerle etkileniyor ve bu da onu yönetmeyi zorlaştırıyor.
Ancak iletişim stratejileri ve bilinçli çabayla algıyı etkilemek tabii ki mümkün.
Önemli olan algıyı doğru yöneterek olumlu sonuçlar elde etmeye çalışmak diyerek özet noktayı koyalım derim ben.
O zaman size bir soru.
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Sorunun cevabını ve yorumlarınızı benimle paylaşmanızı bekliyor olacağım.
Bunun için açıklamada Instagram hesabıma ulaşabilirsiniz.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize iyi bakın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
