
Selamlaaar! Bu bölümde 6. His kavramını, sezgilerimizi ve bize çizdirdiği yolları konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçenlerde böyle içimde bir his vardı bir konuyla alakalı.
Sonra üstüne bir şeyler oldu, hislerim daha da kabardı.
Sonra tam olarak açığa çıktı.
Dedim tövbe estağfurullah ne oluyor kızım?
Yani genelde altıncı hislerim kuvvetlidir zaten ama arada böyle çok bariz bir şekilde gözlemliyorum.
Bu da bazen korkutuyor, bazen de böyle olağanüstü güçlerim varmış gibi hissettiriyor açıkçası.
Geçenlerde tam da bu olay üzerine bir yaz satmıştım hatta instagrama.
Merak ettim gerçekten hisleri kuvvetli diğer insanlar ne yapıyor nasıl baş ediyor bununla diye.
Valla meğer ne çok insan varmış hisleri kuvvetli olan.
Acaba öyle mi sanıyoruz arkadaşlar ya olabilir mi ne diyorsunuz yani.
Bilemiyorum ama var ya gerçekten mideye öküz gibi böyle oturtan cinsten hissettiriyor bazen.
Çok rahatsız ediyor benim.
Bazen de böyle şey diyorum oh ya iyi ki böyle bir özelliğim var falan.
Kimi zaman böyle çok spritüel bir noktaya bağlıyorum olayı, kimi zaman da böyle çok bilimsel bir noktadan anlamaya çalışıyorum.
Anlayacağın işime ne gelirse.
E peki bu his tam olarak neye benziyor?
Benim anlattığım bir örnekle başladık ama şimdi biraz daha derinleşelim isterim.
Sezgiyi konuşalım, bilim boyutunu konuşalım, misliğini konuşalım ama önce bir tanımını netleştirelim.
Sezgi dediğimiz şey genelde mantığın hemen öncesinde gelen açıklaması zor his diye tanımlanıyor.
İngilizce'de good feeling, bazı kültürlerde işte üçüncü göz falan da diyorlar.
Psikolojide bazen hızlı karar alma, bazen de bilinçaltının birikimi diye anlatılır.
Eski zamanlarda insanlar buna tabii farklı isimler vermişler.
İşte kutsal bir işaret, rüya ön sezisi ya da ebeveynlerin anne sezisi gibi.
Yani bir yanı mistik, bir yanı sıradan anlayacağınız.
Biz de ikisini harmanlayacağız bugün.
Şimdi tamam, hepimiz diyoruz 6.
his diye. Peki bu laf nereden çıktı?
Hiç düşündünüz mü? Ben asıl ilk şunu düşünmüştüm.
Abi kim bunu fark etti ya?
Kim bunu fark etti de 6. hissedi falan diye.
İlk başa dönelim bir. İnsanlık tarihi boyunca kabul edilen 5 temel duyu var değil mi?
İşte görme, işitme, tat alma, koku alma, dokunma.
Bunlar Aristoteles'ten beri böyle kabul edilmiş.
Ama mesele şu ki insanlar hep bir şeylerin eksik olduğunu hissetmişler.
Çünkü sadece bu 5 duyuya indirgemek yetmiyor çoğu zaman.
Bizim başka türden fark edişlerimiz de var.
Mesela denge hissi.
Hiçbir yere bakmadan yürürken düşmüyorsun.
Ya da işte mesela propriosepsiyon dedikleri şey.
Gözlerini kapattığında bile elinin nerede olduğunu biliyorsun ya.
Bunlar aslında 6.
7. 8. his gibi kabul edilebilecek şeyler.
19. yüzyılda bilim insanları tam da bunu tartışmaya başlıyorlar.
Acaba Aristoteles'in saydığı 5 duy dışında başka duyularımız var mı?
İşte o dönemlerde literatürde sixth sense yani altıncı his ifadesi de kullanılmaya başlanıyor.
Ama iş burada kalmıyor tabii.
Halkın diline girince mesele bambaşka bir boyut kazanıyor.
Çünkü sıradan insanlar için altıncı his denge ya da propriosepsiyon değil daha çok görünmeyeni görmek, bilinmeyeni bilmek demek oluyor.
Bir çeşit ön sezi diyebiliriz.
Birine bakıyorsun mesela içinden işte bu insana güvenme diyorsun veya tam tersi hiçbir sebep yokken içinden bir sıcaklık geliyor ona karşı.
Bu bilimsel tarafıyla açıklanamayınca mistik bir anlam kazanıyor tabii.
Doğu kültürlerinde üçüncü göz diye geçiyor mesela.
Alım bölgesinde hayali bir göz, görünenin ötesini görmek manasında.
Spiritüel öğretilerde de enerji merkezleriyle, çakralarla ilişkilendirilen bir şey.
Batıda ise daha çok az önce de dediğim good feeling yani bağırsak hissi diye biliniyor.
İlginçtir bugün bilim insanları da bağırsak beyin bağlantısından bahsediyor sıklıkla.
Yani bir yanıyla doğru diyebiliriz.
Bizim kültürümüzde ise işin içine biraz daha spritüel bir hava katılmış.
İşte rüya tabirleri, içe doğmalar, annelerin benim içime doğdu yavrum demesi falan.
Bunların hepsi 6. his kategorisine giriyor.
Yani aslında 6. his kavramı hem bilimsel bir köke dayanıyor, 5'ten fazla duyumuz olabilir mi tartışmasıyla.
Hem de halkın hayat deneyiminden çıkmış bir şey.
Zamanla da mantıklı açıklanamayan sezgiler anlamına evrilmiş.
O yüzden biri çıkıp benim altıncı hislerim çok kuvvetli dediğinde hem bir yanıyla atalarından devraldığı bir dili konuşuyor hem de içsel deneyimlerini aktarıyor.
İşin bilim tarafına bakalım bir de.
Çünkü hepimizde var bu his ama acaba beynimizin oyunu mu yoksa gerçekten başka bir şey mi oluyor?
Mesela nörobilim diyor ki altıncı his dediğimiz şey aslında beynimizin inanılmaz bir hızlı veri işleme kapasitesidir.
Biz farkında olmadan bir sürü küçük detayı kaydediyoruz.
Karşımızdaki kişinin gözünü kırpma hızı, sesindeki titreme, ortamın kokusu, en ufak bir gerginlik bile bilinçaltımızda toplanıyor.
Sonra beyin bize diyor ki burada bir şey var abi.
Bir şuna bak burada bir şey var.
Biz de buna sezgi diyoruz.
Yani aslında bir çeşit hızlı algoritma çalışıyor beynimizde.
Beyin saniyenin 40'ta biri hızında bile yüz ifadeleri, bakış yönü, sesin ritmi, vücudun duruşu gibi mikro yapıları yakalayabiliyor.
Buna bazen thin slicing deniyor.
Yani çok az bilgiyle hızlıca karar verme.
Mesela biriyle 10 saniyede konuşunca içten bir böyle hııı sesi geliyorsa bilinçaltın daha önce benzer durumlarda gördüğü küçük işaretleri eşleştirip sana bir uyarı veriyor.
Bazen de geçmiş deneyimlerin birikimi devreye giriyor tabii.
Çok benzer durumlarla karşılaştıysan beynin bu daha önce böyle olmuştu deyip hızlı bir böyle ön sezi üretiyor hemen.
Bu yüzden deneyimli bir doktorun işte bunun kötü gideceğini hissediyorum demesi tesadüf değil.
Yılların birikimi bilinçaltında çalışmaya devam ediyor.
Beyin aslında gelen bilgiyi pasif almaz arkadaşlar.
Sürekli gelecek anı tahmin eder.
Ortamdan gelen küçük sapmalar yani beklenenle uyumsuzluk olduğunda da bir alarm verir sana.
Sezgi de bazen bu tahmin hatalarının farkına varmasıdır.
Burada bir uyumsuzluk var der ve o göğüsteki sıkışma, tedirginlik vs.
olarak bize iletilir.
Sezgiler genellikle sadece zihinsel de değildir, bedenle de gelir.
İşte bir mide guruldaması, göğüste sıkışma, nefesin daralması, terleme.
Bu fiziksel belirtiler beynin limbik sisteminden, işte amigdala, insula ve benzeri taraflardan gelirler.
Antonio Damasio'nun somatik marker kavramına benzer şekilde vücut hafızası bizi uyarır ve bilinç bunu hissetme şeklinde algılar.
Yine good feeling deyimi de dediğim gibi hiç tesadüf bir şey değil.
Bağırsaklarımız da sinir ağı ve hormonlar aracılığıyla beyne mesaj gönderiyor.
Stres, adrenalin, kortizol gibi hormon değişimleri bedende hissediliyor ve bu da zihinsel algıyı etkiliyor haliyle.
Yani bazen gerçekten bağırsak bir şey der çünkü biyolojik bir sinyal var.
Sezgiler her zaman doğru da değildir bu arada.
Beynimiz hızlı karar verirken...
heuristik denen kestirme yollar var.
Bunları kullanıyor. Bu da yanılma riskini arttırıyor.
Önyargılar, korku veya önceki travmalar Sezgin'in yanlış alarm vermesine neden olabilir.
Ayrıca confirmation bias yani onaylama yanlılığı nedeniyle doğru çıkan hisleri daha çok hatırlarız ve ben hep hissetmiştim zaten deriz ama işte bir de işin spiritual tarafı var.
Mesela üçüncü göz dedikleri şey enerjisel olarak dünyayla daha derin bir bağ kurmak anlamına gelen şey.
Meditasyon yap... Yapanlar böyle birazcık daha işin ruhani pratik tarafıyla ilgilenenler çok sık söylüyorlar.
Sezgilerim açıldı diye.
Yani ben bazen düşünüyorum gerçekten mi açıldı yoksa biz daha dikkatli olmaya mı başladık da öyle mi hissediyoruz diye.
İki ihtimal de açıkçası çok mantıklı geliyor bana.
Belki de işin büyüsü burada.
İkisi aynı anda doğru olabilir gerçekten de yani.
Hem beynimiz böyle inanılmaz bir işlemci gibi çalışıyor.
Fark etmediğimiz detayları bize his olarak sunuyor.
Hem de biz o hislere ruhani anlamlar yükleyerek daha da derinleştiriyoruz.
Mesela ben kendimde çok yaşıyorum bunu.
Bazen sırf daha dikkatli olduğum için bazı şeyleri daha önce fark ediyorum.
Ama onu işte altıncı his diye yorumluyorum.
Bazen de öyle bir an geliyor ki hiçbir mantıklı açıklaması yok.
Tamamen içten gelen bir sinyal gibi.
İşte bu noktada kafam karışıyor açıkçası birazcık.
Acaba gerçekten mi hani öyleyiz yoksa yaşadığımız tesadüfleri seçici olarak hatırlayıp ben hissetmiştim mi diyoruz.
Ama şöyle bir şey de var.
Sezgi gerçekten doğruyu da işaret etmeyebiliyor bazen.
Sadece güven de verebiliyor.
Hani o iç ısınması vardır ya az önce de bahsettiğim.
Bazen biriyle karşılaşıyorsun daha 3 dakika konuşmadan içten içe böyle bir huzur doluyorsun.
Tamam diyorsun ya ben bu insana güvenebilirim.
O kadar güçlü ki o his.
Bazen mantık devreye girmeden karar veriyorsun hatta o his yüzünden.
Ve çoğu zaman da yanlış çıkmıyor.
Tabii riskli bir tarafı var.
Çünkü tamamen hislerle hareket etmek bazen yanıltıcı olabiliyor.
Ben de kendi hayatımda şunu öğrenmeye çalışıyorum açıkçası.
Sezgi geldiğinde onu hemen reddetme.
Ama körü körüne de bağlanma.
Biraz yanında mantığını da götür.
İçinden bir şey hayır diyorsa önce bir not et, bir gözlemle.
Sonra küçük küçük test et.
Zaten zamanla hangi hislerinin güvenilir olduğunu keşfediyorsun.
Ve belki de en güzel şey şu.
Sezgi sadece geleceği görmek değil, kendini tanımakla da ilgili bir taraftan.
Çünkü bedeninin, zihninin, kalbinin sana verdiği küçük sinyalleri duymak demek bu.
Sessizleştiğinde böyle bir farkındalığını arttırdığında hislerin daha da belirginleşiyor.
Ama gürültünün içinde kaybolduğunda onları duymaz zorlaşıyor.
Belki bu yüzden bazı dönemlerde hislerimiz çok güçlü.
Bazı dönemlerimizde ise hiçbir şey hissedemiyorum diyoruz.
Çünkü içsel bağlantı zayıflamış oluyor.
Hatta bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki...
Kendi hislerimizi bastırmayı öğreniyoruz.
Mesela biriyle tanışıyorsun.
İlk his böyle bir gariplik var diyor.
Ama mantığın saçmalama ya gayet normal biri falan diye bastırıyor.
Sonra aylar geçiyor ve o ilk his çıkıyor ortaya.
İşte sezgiyi görmezden gelmek de körü körüne bağlanmak kadar sıkıntılı bir durum.
Ben burada kendime şu soruyu soruyorum.
Bu his bana ne anlatmak istiyor?
Çünkü bazen gerçekten bir uyarı bazen de böyle sadece kendi korkularımın sesi oluyor.
Ayırt etmeyi öğrenmek için de yazmak falan lazım bence.
Ben daha çok gözlemliyorum, deniyorum.
Ya aslında sezgiye de pratik yapmak lazım bence.
Böyle bir kas gibi düşünün.
Kullandıkça güçlenip fark ettikçe böyle daha da netleşen bir şey olduğuna inanıyorum.
Bazen hayatının dönüm noktalarını o tek his belirliyor.
Düşünsene, üniversite seçerken, iş değiştirirken, aşka düşerken, mantıksal gerekçeler kadar o iç sesinde rolü yok mu?
Hatta bazen mantığın sakın yapma dediği yerde Sezgin denemelisin diye fısıldıyor ve hayatın başka bir yöne evriliyor.
O yüzden ben Sezgi'yi biraz da böyle yaşamın gizli ortağı gibi görüyorum.
Hep yanımızda ama görünmez.
İstediğinde bize dokunuyor, uyarıyor, itiyor ya da kucaklıyor.
Biz ona kulak vermeyi seçtiğimizde hayat daha da renkli, daha da derin bir hale geliyor.
Benim kendi deneyimimden çıkardığım şey şu açıkçası.
İçime bir his doğduğunda hemen aksiyon almıyorum.
Zaten çoğu şeye aksiyon alamıyorsun da hani öyle bir yetin olmuyor.
Yine de kendimi algılayabilmek adına önce fark etmeye çalışıyorum.
Şu an böyle bir his geldi diyorum.
Ondan sonra gözlemliyorum.
Acaba bedenim ne söylüyor, aklım ne söylüyor, kalbim ne söylüyor?
Üçünü yan yana koyduğumda çok daha sağlıklı kararlar aldığımı görüyorum.
Ve bazen gerçekten hayatının dönüm noktasında o his seni böyle bir ileriye doğru ittiriyor.
Düşünsene bir böyle belki yıllardır aklında olan bir şey var.
Mantığın sürekli riskli diyor.
Ama içinden bir ses denemelisin diye fısıldıyor.
O fısıltıyı duyduğunda cesaret buluyorsun.
Ve belki de hayatın en güzel deneyimlerinden birine açılan kapıyı işte o sezgi açıyor.
Ya da bitiremediğin, bitirmek de istemediğin.
Ama mantıklısının bu olduğunu düşündüğün bir ilişki de senin önünü kesiyor.
Diyor ki bir kendine gel ya.
O an seni süper mutlu olmakla süper pişman olma kararını vermenin eşiğinde bırakıyor resmen.
Bazı şeylerin yaşandığı ne kadar belli değil mi?
Allah'tan yanılacağım Sezgi'lere düşmüyorum da genelde.
Yani uzun lafın kısası dostlar.
Bana göre Sezgi görünmeyenle görünen arasındaki bir köprü bizi bilinçaltımıza, iç dünyamıza ve bazen de evrenin akışına bağlıyor.
İster bilimsel açıdan bak ister mistik açıdan.
Sezgi hayatımızda gerçekten rol oynayan bir şey.
O zaman sana bir soru.
Senin hayatını değiştiren bir sezgi oldu mu hiç?
Hani o iyi ki dinlemişim dediğin ya da keşke görmezden gelseydim diye pişman olduğun bir his?
İletişim bilgilerimi her bölümün açıklamalar kısmına bırakıyorum.
Bana oralardan ulaşabilirsiniz.
Sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgilisi olduğunu düşündüğüm bir arkadaşımla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için...
Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
