
Selamlaaar! Bu bölümde; 100 kere tekrar etmenin bana öğrettiği 10 farklı şeyi, olduğu hâliyle, süslemeden paylaşıyorum. İyi dinlemeler!
---
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Dostlarım, bugün 100.
bölümdeyiz. Bir heyecanla oturdum böyle mikrofonun başına.
100 kere ne bölüm yapsam diye düşünmüşüm.
100 kere mikrofonun başına oturmuşum.
100 kere kayıt almışım, 100 kere edit yapılmış.
Canım dostum Ertuğ'ya teşekkürler.
100 kere görsel yapılmış.
Yine canım dostlarım Alp ve Ebru'ya teşekkürler.
100 kere bölüm paylaşılmış falan.
Yani bir şeyi istikrarlı şekilde 100 kere yapmışım anlayacağınız.
Kendimi tebrik ediyorum gerçekten.
Her hafta bölüm yapmaya çalışmak gerçekten bazen zorladı.
Bazen inanılmaz içimden geldi.
Bazen çok istek duydum.
Bazen mikrofonun başına bile oturmak istemedim.
Ama oturunca da çenemi susturamadım falan.
Yani sizlere de yüzlerce kez teşekkür ederim.
Her hafta beni dinlediniz, mesajlar attınız.
Birbirimizle paylaşımlarda bulunduk.
Bunlar güzel şeyler. Yüzde güzel bir sayı bence bu arada.
İnsan zihni için de böyle tamamlan...
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki
videoda görüşmek üzere. gibi de geliyor bana.
Bir şeyi yüz kere yaparsan yapmaya devam edersin.
Yani benim için öyle bir şey.
Ya da yüz kere yaparsan bir şeyi ondan bir şeyler öğrenmemen imkansızdır.
Ben de bu yüz bölümde aslında çok şey öğrendim.
Bugün de bunları anlatayım dedim hatta.
On tane böyle çekip aldım içlerinden.
Onları konuşmak geldi aslında içimden.
Yani bu sürece başladığımda ilk fark ettiğim şey şuydu.
Herkes dinlemiyor beni evet ama doğru insanlar dinliyor.
İnsan ilk başladığında ya o anki hevesle hani sanıyor ki herkes sonu dinleyecek falan.
Ya da kimse beni dinlemezse diye böyle bir şüpheci tarafına düşüyor.
O yüzden ister istemez böyle bir şey oluyor.
Kaç kişi dinledi ya acaba falan.
Bunlara takılıyorsun yani. Sayılara bakıyorsun, grafiklere bakıyorsun.
Artmış mı, azalmış mı?
Ama zamanla şunu fark ediyorum.
Herkes dinlese bile herkes beni duymuyor.
Yani bir kişi mesaj atıp bu bölüm beni bir yerden yakaladı dediğimde o sayıların hepsi anlamını yitiriyor biliyor musunuz?
Doğru insanların dinlemesi kalabalıktan daha sessiz olabiliyor belki.
Evet. Ama daha gerçek.
geliyor bana. Sonra mesela bir diğer şey her bölüm çok harika olmak zorunda değil.
Bazı bölümlerim var mesela.
Teknik olarak eksik, akış olarak dağınık, belki ruh hali olarak yorgun.
Ama o günün hali oydu.
Ve garip bir şekilde en çok bağ kurduğum bölümler de genelde onlar oldu.
Üçüncü öğrendiğim şey de bazen böyle konuşmak, susmaktan daha yorucu oluyor ya.
Yani öyle anlar oluyor. Yani şöyle aslında zaten daha yorucudur da hani susmak böyle bir ağırlık yaratır ya bazen.
Konuşmak da ağırlık yaratıyor.
Öyle bir taraftan yani.
Ve insan hep konuşunca rahatlayacağını sanıyor garip bir şekilde.
Hani içini dökersen geçecekmiş gibi geliyor.
Ama bazı anlar var.
Konuşuyorsun, anlatıyorsun, böyle kelimeler dökülüyor ama içindeki o gürültü azalmıyor.
Aksine artıyor. O zaman anlıyorsun ki her sessizlik bir kaçış değil.
Her konuşmada iyileşme değil.
Yani bunlar çok önemli şeyler bence.
Bir diğeri de bazı bölümlerde böyle hani kendim için yaptım ya.
Kimse için değildi. Sadece kendim için aldım o kaydı.
Hani dinleyiciyi düşünmeden kayda girdiğim bölümler oldu gerçekten.
Bu tutar mı demeden ne bileyim biri dinler mi diye sormadan.
O an ihtiyacım olan şey birilerine bir şeyler anlatmak değildi.
Kendime seslenmekti.
Yani bazı bölümler aslında bir podcast bölümü gibi değil de.
Kendime böyle nottu anlayacağın.
Ve beşinci de aslında bu yine bağlantılı bir noktada.
İnsan bazen iyi hissetmek için değil kötü hissettiğini meşrulaştırmak için de anlatıyor.
Bunu fark etmek de biraz rahatsız edici.
Çünkü hani anlatmanın her zaman şifa olmadığını kabul ediyorsun bir noktada.
Bazen anlatıyorsun çünkü hani bu halim de normal demek istiyorsun.
Bunu yaşayan da bir tek ben değilimdir'i duymaya ihtiyacın oluyor.
Anlatmak bazen hani çözmek değil yalnızlığını paylaşmak oluyor aslında.
Ve bunları paylaşırken de şunu fark ettim.
Bu da altıncı olsun. Büyümek böyle bazen daha az emin konuşmak demek ya.
Yani ben önceden daha çok böyle net konuşabilen bir insandım.
Ama büyüdükçe ki bu kayıtlarda daha da farkına vardığım bir şey oldu.
Hayatta böyle hiçbir şeyin o kadar da net ya da o kadar da keskin olmadığını anladım.
Ve cümlelerim yumuşadı.
Tabii cümlelerim yumuşadıkça ben de yumuşadım.
Yani keskinlik, netlik hani illa bir geriyor insanın bunlar.
Böyle kaslarımız bile kasılıyor.
Şimdi daha çok duruyor. Daha çok bilmiyorum diyorum eğer bilmiyorsam.
Ve bu bir geriye gidiş de değil yani.
Buradan da şunu çıkardım kendime.
Meğer büyümek kesinlikten değil de farkındalıktan geçiyormuş aslında.
Ve yedinciye geldim.
Bazı konuları defalarca anlatmam hala orada takılı kaldığımı gösteriyormuş.
Bunu öğrendim hani kendimle ilgili.
Bir konuyu tekrar tekrar anlatıyorsan belki de onu çok iyi bildiğin için değil henüz çözemediğin için anlatıyorsundur Melisa dedim kendime.
Çünkü baktığımda benim de öyle konularım var bence.
Her seferinde başka bir yerinden tutuyorum onları ama hala oradayım yani.
Tekrar bazen böyle bir derinlik demek değil anlayacağınız.
Askıda kalmışlık da olabiliyor.
İçimden böyle sürekli bir onu konuşma hali fışkırıyor gibi hissediyorum.
Hani çözemediğin için tam olarak çözene kadar konuşmak istiyorsun.
Belki de bazen konuştukça çözeceksin.
Yani doğruluk payı da olabilir bu arada.
Bazen konuştukça farkındalık kazandığım da çok konu oluyor çünkü.
Ya ben zaten hani genel olarak çok konuşan işte hatta kendi kendine de konuşan biri olarak.
Çok yüksek oranda böyle yaşarım farkındalıklarımı.
Bir anda içimden bir ses yükselir böyle.
Lan evet ya falan diye.
İnsan bunu diyebilince de o kadar rahatlıyor ki aslında.
Bir şeyi çözdün sonuçta sen artık.
Artık onu çözme sorununu sen aştın yani.
Hani okeysin bir tik attın oraya.
Ama tabii bir diğer noktada öğrendiğim bir başka şey de ve buna da sekizinci şey diyelim.
Anlatmak da her zaman çözmek anlamına gelmiyor arkadaşlar.
Bir şeyi çok iyi anlatabiliyor olmak onunla vedalaştığın anlamını taşımıyor yani.
Bazı duygular var ki böyle kelimelere çok yakışıyor ama hayattan da çıkıp gidemiyor yani o seninle birlikte akıyor hayatta.
Bunu kabullenmek, anlatmayı daha dürüst bir yere taşıyor bence.
Hani her anlattığımı da çözmüş olmak zorunda değilim.
Ki kimi zaman çözemediklerimi de anlattım.
Hatta düşününce onları daha çok anlattım bence.
Ki zaten böyle yapınca da daha çok konu seni buluyor.
Hatta böyle bir dokuzuncu öğrendiğim şey olsun buradan da yine.
Bazen bir konuyu seçmiyorum ben.
O beni buluyor. Bazı bölümler planlı olmuyor.
İşte gündemden, bir cümleden, bir histen çıkıyor.
Ben seçtiğimi sanıyorum ama aslında o konu beni bir yerden yakalamış.
oluyor. En gerçek bölümler de genelde böyle oldu.
Hazırlıksız ama sahici bölümler.
Ve tüm bunların yanında öğrendiğim en önemli şeylerden biri de bu da işte onuncu ve sonuncu olsun.
Bazı bölümleri kaydederken böyle çok güçlü hissettim.
Ama yayınlarken de tam tersi kırılgan.
Kayıt anında yalnızsın.
Mikrofon var sen varsın.
Ama yayınladığında o sözler senden çıkıyor ve artık sana ait olmuyor sanki.
İşte orası biraz zor olan kısmı.
Güçlü hissettiğin şey böyle kırılgan bir yere dönüşüyor çünkü orada.
Ve bu da işin bir parçası.
Yani aslında şunu fark ettim bu 10 maddeden sonra.
Bu podcast bana ne yapacağımı ya da nasıl yapacağımı falan öğretmedi.
Nasıl anlatacağımı öğretmedi.
Daha çok neyi taşıdığımı gösterdi.
Hangi konularda dolup taştığımı, hangi yerlerde takılı kaldığımı, nerelerde hala kendimle pazarlık yaptığımı.
Bazen bir bölüm kaydedip kapattığımda tamam ya bugünlük bu kadar dediğim oldu.
Bazen kayıt bitmesine rağmen mikrofonu kapatmak istemedim.
Çünkü ilk defa bir şeyi kendime bu kadar net söylediğimi hissettim.
Ve şunu da çok net söyleyebilirim.
Bu 100 bölüm bir sonuç değil, bir final hiç değil.
Daha çok küçük bir durak gibi benim için.
Hani yolda arabayı kenara çekersin, böyle bir nefes alırsın.
Arkaya dönüp baktığında buraya kadar gelmişim ya dersin ya.
Öyle bir an. Ben anlatmaya devam edeceğim.
Çünkü hala anlamaya çalışıyorum ve anlamaya çalıştıklarımı anlatmak istiyorum.
Hala sorularım var. Hala bazen konuşarak, bazen susarak yolumu buluyorum.
Ve siz buradaysanız, dinliyorsanız, bazen bir cümlede kendinizi yakalıyorsanız bu bağ bana çok iyi geliyor gerçekten.
O yüzden bu bölümü hani böyle bir kutlama gibi değil de bir dönüp bakma, durup bakma anı gibi yaşamak istedim.
Ne yaptım, ne öğrendim, neredeyim diye.
Belki sen de dinlerken hani evet ya ben de bunu yaşıyorum dediğin bir yer olmuştur.
Belki de sadece eşlik etmişsindir bana.
İkisi de çok kıymetli inan.
Yani şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Bu podcast olmasaydı ben kendimi bu kadar net duyamazdım.
Bazen aynaya bakmak gibi oldu çünkü benim için bu kayıtlar.
Bazen de sanki böyle bir defterin kenarına düşülmüş notlar gibi.
Ve hala buradayım. Hala anlatacaklarım var.
Hala bazen saçmalıyorum.
Bazen çok netleşiyorum.
Bazen de hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissediyorum.
Ama galiba mesele de bu zaten.
O yüzden bu 100 bölüm bir bitiş değil.
Sadece tamam ya buraya kadar gelmişiz.
Vallahi helal olsun bize deme anı.
Yola devam etmeden önce de işte dediğim gibi böyle benim için kısa bir durak gibi.
Kapanışı yine o zaman sana bir soru diyerek yapmak istiyorum.
Belki bilmeyenler vardır. Tekrar edelim.
Bu o zaman sana bir soru kanalın adı ve bu kon...
Konsepte tamamen böyle doğdu.
Nasıl doğdu? Ben hep günlük hayatımda arkadaşlarıma bir şeyler anlatırken, bir şeyler söylerken o zaman sana bir soru, hadi bize bunu da söyle.
O zaman sana bir soru, şunu da anlat falan gibi çokça söylemlerim olur.
Onlar da bana dediler ki o zaman sana bir soru...
Tam olarak sensin yani.
Çünkü sürekli bunu söylüyorsun.
Ve kanalın adı da böyle çıktı.
Çok da içime sinen bir isim oldu.
Çok da benimle özdeşleşen bir isim oldu.
Ben de şimdi tekrardan o zaman sana bir soru diyerek bir soruyla kapanışı yapayım.
Senin de 100 kere böyle istikrarla yaptığın bir şey var mı?
Varsa bu sana ne öğretti?
Belki şu an cevabı yok bu sorunun.
Belki yüz kere istikrarlı yaptığım ne var ki benim diye düşünüyorsun.
Hiç sorun değil. Bazen o cevaplar hemen gelmiyor.
Bazen bir süre bizimle birlikte yürümesi gerekiyor o sorununda.
Belki yüz kere yaptığın şey büyük bir şey bile olmayabilir.
Belki her sabah yataktan kalkmak.
Belki defalarca aynı yerden vazgeçmemek.
Belki de her seferinde yeniden denemek olabilir.
Ama şuna inanıyorum. Bir şeyi bu kadar tekrar ettiğinde o sana mutlaka bir şey söylüyor.
Benim için bu podcast sadece anlatmakla ilgili olmadı o yüzden işte.
Dinlemeyi de öğrendim. Kendimi, bazen sizi.
O yüzden burada bitirmiyorum.
Sadece küçük bir virgül koyuyorum.
Bir sonraki bölümde yani haftaya pazartesi belki başka bir soruda, belki başka bir halde yeniden buluşacağız.
Beni dinlediğin için, burada olduğun için ve bu yolculuğa eşlik ettiğin için gerçekten çok teşekkür ederim.
İhtiyacı olduğunu düşündüğün bir arkadaşınla bölümü paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
