
Unutkanlık en sık rastladığımız yakınmalardan biri. Bu bölümde belleğin nasıl çalıştığını, günlük yaşmadaki unutkanlığın sebeplerini, modern yaşamın bilişsel yükünü ve stresin belleğimiz üzerindeki etkilerini ele alıyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş: Günlük yaşamda unutkanlık
(01:06) Dikkatin bellek oluşumundaki rolü
(01:44) Çalışma belleği ve kapasite sınırlılıkları
(03:05) Kodlama
(05:51) Bilginin depolanması ve geri çağırılması
(08:00) Kayıtların zamanla değişmesi
(09:45) Unutkanlık neden bu kadar sık?
(10:22) Dijital dünyanın etkileri
(12:09) Dilimin ucunda fenomeni ve stres
(13:40) Özet ve kapanış
Kaynaklar
The Biology of Forgetting—A Perspective
Understanding the physical basis of memory: Molecular mechanisms of the engram
A theory of hippocampal function: New developments
Görünmez goril deneyi (video)
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde uzmanlık eğitimi almaya başlayacak doktorlara yılda iki defa oryantasyon eğitimi yapılıyor.
Ben de birkaç yıldır orada zaman yönetimi ve organizasyon becerileriyle ilgili kısa bir sunum yapıyorum.
Dikkat eksikliğinden bahsediyorum.
Unutkanlık olabilir, şöyle yapın, böyle yapın diye hava atıyorum.
Ondan sonra her seferinde ya flash belleğimi ya anahtarımı orada unutup geliyorum.
Tam rezillik. Bir keresinde çok dikkat ettim hiçbir şeyimi unutmayacağım diye.
Her şeyimi aldım. Yolda bölüme geri yürüyorum.
Telefon açtılar. Hocam bizim pointer'ı da almışsınız getirir misiniz diye.
Her şeyi alayım derken bu sefer de adamların pointer'ını yerine bırakmayı unutmuşum.
Bence bu kadar şaşkınlığa göre gene hayatımı iyi idare ediyorum.
Ne biliyorsa hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda basit ve anlaşılır bir dille insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde belleğimizin nasıl çalıştığından ve çoğumuzun az ya da çok deneyimlediği unutkanlıktan bahsedeceğiz.
İnsan beynini bilgisayara benzeterek anlatmak çoğu zaman isabetli oluyor.
Ama ne yazık ki uzun süreli hafızamızın çalışma şekli bilgisayarların hard diskinden epey farklı.
Keşke farklı olmasaydı.
Hatırlamak istediğimiz şeyleri tüm detaylarıyla kaydederdik, unutmak istediklerimizi de tek tuşla silerdik.
Gerçekten muhteşem olurdu.
Silmek istediğinizden emin misiniz diye soruyor.
Evet diyoruz ve sonsuza dek kurtuluyoruz.
Bir şeyi belleğimize kaydedebilmemiz için tabii ki önce var olduğunu fark etmemiz gerekiyor.
Bu herhangi bir şey olabilir.
Örneğin bir eşyanın yeri, bilgisayarın şifresi, bir söz ya da bir görüntü.
Dikkatimizi bir şeye yöneltince onu hemen çalışma belleğimize alıyoruz.
Beynimizdeki çalışma belleğini gerçekten ismi gibi bir çalışma masasına benzetebiliriz.
Tabii kişiden kişiye değişiyor ama çoğu insan için bu masanın üzerinde aynı anda en fazla 3-4 şey durabiliyor.
Bu masanın kapasitesini en muhteşem gösteren örneklerden biri dünyaca ünlü görünmez goril deneyi.
Bu deneyde katılımcılara bir video izletiliyor.
Videoda kendi aralarında basketbol topu ile paslaşan iki takım var.
Takımlardan biri beyaz, biri siyah tişört giymiş.
Video izleyenlerden beyaz takımın 24 saniyede toplam kaç pas yaptığını saymaları isteniyor.
Bu paslaşma sırasında ekrana sağ taraftan goril kostümü giymiş biri giriyor.
Paslaşan gençlerin tam ortasında durup izleyiciye selam veriyor sonra yürüyerek sol taraftan çıkıyor.
24 saniyenin yaklaşık yarısında ekranda goril de var.
Deneyin sonunda katılımcılara iki soru soruluyor.
1- Beyaz takım kaç pas yaptı?
2- Gorili gördünüz mü?
Ve katılımcıların yarısı gorili hiç fark etmiyorlar.
Çünkü topu saymaya odaklanmak çalışma belleğinin tüm kapasitesini dolduruyor.
Bu deney seçici dikkat mekanizmasının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Deneye katılıp gorili gördün mü sorusuna ne gorili diyen kişiler unuttukları için değil hiç kaydetmedikleri için gorili hatırlamıyorlar.
İşte bilgisayarla en önemli farkımız bu.
Bilgisayar top paslaşmalarını sayarken arka plandaki gorilin her bir pikselini de aynı titizlikle kaydediyor.
Beynimiz maalesef böyle değil.
Dikkat etmediğimizde bir bilgiyi hafızamıza hiç kodlamıyoruz bile.
Bir şeyi uzun dönem hafızamıza alabilmemiz için sadece çalışma masamızın üstüne bir uğramış olması yeterli değil.
Aynı zamanda makul bir süre dikkatimizi ona yöneltmemiz gerekiyor.
Mesela bazen bir şeye odaklanmaya çalışıyoruz ama başka bir şey dikkatimizi çekiyor.
Yeni uyarana yer açabilmek için masanın üstündeki her şeyi yere döküp sıfırlayabiliyoruz.
Bunun çok tipik bir örneği kapı eşiği etkisi.
Aklımızda bir işle bir odaya girip sonra ya ben buraya niye gelmiştim diye kalmak çok sık yaşadığımız bir şey.
Bunun nedeni yeni ortamda karşılaştığımız yepyeni uyaranların çalışma masamızı süpürmesi.
Bununla ilgili çok tatlı çalışmalar var.
İki insan düşünün bir tanesi uzun bir odanın içinde yürüyor, diğeri aynı mesafe yürüyor ama oda değiştiriyor.
Farklı odaya geçen kişiler verilen bilgileri çok daha az hatırlıyor.
Sadece fiziksel olarak değil, bilgisayar oyunlarında da bir odadan başka bir odaya geçmek aynı etkiye yol açabiliyor.
Gördüğünüz gibi oda değiştirmekten tut yapacağımız bir işin aklımıza gelmesiyle ya da dün akşam yaşadığımız bir tartışmayı hatırlamakla gün boyu çalışma belleğimizden sayısız bilgi ya da uyaran geçiyor.
Bunların hangisini ne kadar hatırlayacağımız, masada ona ne kadar yer ve süre ayırdığımıza bağlı.
Hafta sonu bilimsiz Instagram anketlerimden bir yenisini yaptım.
soru şuydu, anahtarları nereye koyduğunu hatırlayamama çoğunlukla belleğin hangi aşamasındaki kusurdan kaynaklanır?
Kodlama mı, depolama mı, geri çağırma mı?
Doğru yanıt kodlama olacak.
Çünkü gün içinde bir eşyayı bulamadığınız zaman aslında bu çoğunlukla hangi anda nereye koyduğumuzu hiçbir zaman hafızamıza yazmadığımızdan oluyor.
Çünkü o sırada çalışma belleğimiz bambaşka şeylerle dolu.
Ama katılanların %77'si geri çağırmayı işaretledi.
Eğer sinir bilime ilginiz yoksa tabi bu çok anlaşılır bir yanıt.
Yine de doğru yanıt verenlerin sadece %12 olması bence şaşırtıcı.
Gerçekte bize unutkanlık yakınmasıyla başvuran kişilerin yaşadığı şey çok büyük oranda bu.
Sonuçta en dikkatli insanın bile bir çalışma belleği kapasitesi var.
Eğer zihniniz çok meşgul ise bu tarz şeyleri yaşamak da çok doğal.
Dikkat eksikliği olanların işi daha da zor.
Özel bir önlem almıyorlarsa...
Anahtar, cüzdan, telefon, kulaklık gibi şeyleri kaybetmek onlar için hayatın rutin bir parçası.
Mesela ben duş alırken acaba saçımı yıkadım mı yıkamadım mı diye arada kaldığım çok oluyor.
Çünkü o sırada başka şeyler düşünüyorum.
Anlık belleğin nasıl çalıştığını konuşmuş olduk.
Peki bir şeyi uzun süreli hafızamıza aktarmamız nasıl oluyor?
Bu aktarımda beynimizin önemli bir aracı merkezi var.
Hipokampus. Hipokampus kendisi bilgi depolamıyor ama...
hem depoya gönderilmesinde hem de depodan çağrılmasında rol oynuyor.
Burada depo dediğimiz yer büyük oranda üst beynimiz.
Uzun dönem hafızamızda tuttuğumuz bilgileri üst beynin farklı bölgelerinde saklıyoruz.
Ama ne yazık ki beynimiz için bir bilgiyi saklamak, masanın üstündeki kağıtları arşive kaldırıp orada tutmak, lazım olunca da çıkarmak gibi bir şey değil.
Mekanizma çok daha farklı.
Daha çok her tarafı yabani otlarla kaplı bir tarlada yürüyerek yol açmaya benziyor.
Bir bilgiyle ilk kez karşılaştığımızda üst beynimizdeki nöronlar arasında zayıf bir bağlantı oluşur.
Bu otların içinde sadece bir kez yürüyünce ortaya çıkan incecik bir ize benziyor.
Eğer o izin üstünde yürümeye devam etmezsek, yani bilgiyi tekrar etmezsek, yabancı otlar o izi hızla kapatıyor.
Bilgi de kayboluyor.
Ama bilginin üstünden geçtiğimizde, onu başka şeylerle bağ kurarak anlamlandırdığımızda iz giderek belirginleşiyor.
Önce bir patikaya sonra geniş bir yola hatta otobana dönüşüyor.
İşte bu kalıcı yola yani kodlanan bilginin bellekteki fiziksel izine engram diyoruz.
Bu engramların kalıcı yollara dönüşmesinde önemli faktörlerden biri de uyku.
Özellikle derin uyku sırasında nöronlarımız gün içinde yaşadığı ateşlemeleri yeniden oynatıyor.
Yani bir anlamda açılan patikada bir ileri bir geri yürüyor.
Eğer iyi bir uyku çekmiyorsak bilgiler geri çağrılması daha zor gürültülü izler şeklinde kalıyor.
Bu yol benzetmesi bir başka açıdan da başarılı.
Bir şeyler öğrenirken bilgi beynimizde bir hücrenin içine kaydedilmiyor.
Çok sayıda hücrenin kendi aralarında bağlantı kurmasıyla kaydedilebiliyor.
Hatta uzun dönem belleğimizin kapasitesini belirleyen şey de hücrelerimiz arasında kurulan bu bağlantıların sayısı.
Tarlaların bakarsan bağ, bakmazsan dağ olması gibi neredeyse hiçbir yol sonsuza dek ilk açtığımız şeklini koruyamıyor.
Bu yolun kalıcı bir iz bırakması için oradan sürekli gidip geliyoruz ama her seferinde adımımızı kusursuzca aynı yerlere basmak da tabii ki mümkün değil.
Mecburen özellikle ilk tekrarlarda bazı noktalarda hafifçe sağa sola taşarak geçeceğiz.
Bilgisayardan bir başka çok önemli farkımız da bu.
Engram dediğimiz izler sabit değil.
Her hatırlayışta bir miktar güncelleniyor.
Bir hikayeyi arkadaşlarımıza her anlattığımızda beynimiz bazen o anki ruh haline göre, bazen paşa gönlüne göre detayları hafifçe değiştirebiliyor.
Bununla ilgili güzel bir örnek yanlış bilgi etkisi.
Bu etkiyi araştıran deneylerde önce kişi bir olaya tanık oluyor, örneğin bir video izliyor.
Daha sonra o olayla ilgili yanlış ya da çelişkili bilgiler içeren bir hikaye ya da bir soruyla karşılaşıyor.
Deneylerin sonunda yapılan hafıza testlerinde kişiler bu yanlış bilgileri de gerçek olayın bir parçasıymış gibi hatırlıyor.
Günlük hayatta da örneğin bir olayı arkadaşlarımızla detaylı ve tekrar tekrar konuşursak, bir süre sonra arkadaşımızın anlattığı bazı şeyleri kendi gözümüzle görmüş gibi hatırlamaya başlayabiliyoruz.
Beynimiz engramlarına daha kolay yol açabilmek için çevreden gelen sinyalleri kullanmayı çok seviyor.
33. bölümde ele aldığımız herkesin kendini aşırı haklı sanmasındaki nedenlerden biri de bu.
Geçmişteki bir olayı tartışırken her şeyi işimize geldiği gibi hatırlama eğiliminde oluyoruz.
Bu etkinin bir başka pratik yansıması da adli durumlarda.
Yanlış bilgi etkisi nedeniyle kendileri içtenlikle inanıyor olsa bile tanık ifadelerinin doğruluğu azalıyor.
Belleğimizin nasıl çalıştığını konuşmuş olduk.
Peki günümüzde unutkanlık neden bu kadar sık?
Modern yaşam belleğin çalışma sürecini nasıl sabote ediyor?
Günlük hayatlarımızda maruz kaldığımız uyaran yoğunluğu, anne babamızın bizim yaşlarımızdayken maruz kaldıkları yoğunluğa göre çok çok daha fazla.
Bu kadar uyaran beynimizi sürekli kısmi dikkat dediğimiz bir duruma sokuyor.
Yani dikkatimizi tek bir hedefe tam olarak odaklamak yerine, aynı anda bir sürü yere bölüyoruz.
Böylece hiçbir şeyi hakkıyla yapmayıp her şeyi yüzeysel olarak takip etmiş oluyoruz.
Yani çalışma masamızın üstü sürekli ıvır zıvırla dolu oluyor.
Tabii ki artan unutkanlıkta en önemli faktörlerden biri cep telefonu kullanımı, sosyal medyadaki kısa içerikler, beynimizin dikkat ve motivasyonla ilgili dopamin sistemini bir anlamda tuzağa
düşürmek üzere tasarlanıyor.
Ben de bu podcast yapma ve sosyal medyadan duyurma sürecinde çok daha iyi gözledim.
İlk 3 saniyede dopamini uyaramazsanız içerik kalabalığında kaybolup gidiyorsunuz.
Sadece 3 saniyede değil, burada başarılı olduysanız sizi kaydırıp başka şeye geçmesin diye sürekli dikkat çekici uyaranlar vermek zorundasınız.
İnsan beyni de nöroplastik, çok esnek, uyarana maruz kaldıkça şekilleniyor ve giderek hızlı dopamin artışlarını bekler hale geliyor.
Bir şeye tam olarak odaklanmak yerine sürekli uyaran kovalamayı tarlada bir o yana bir bu yana koşup durmaya benzetebiliriz.
Sonuçta koşmaya çok alışan beynimiz için tek bir yol üstünde yavaş yavaş gidip gelmek çok sıkıcı bir hale geliyor.
O yüzden bir işe derinlemesine odaklanmak ve bu odağımızı sürdürmek inanılmaz zorlaşıyor.
Modern yaşamın bir başka etkisi de bilgiye erişmenin çok kolaylaşması.
Beynimiz bilginin harici bir yerde kolayca erişilebilir olduğunu bildiği zaman o bilginin ayrıntılarını üst beyne kodlamakla pek uğraşmıyor.
Bilginin kendisini depolamaktan çok nerede bulunabileceğine odaklanmaya başlıyor.
Bu durumun bir ismi de var, dijital amnezi ya da Google etkisi denmiş.
Ama bence bu terim artık eskiyor.
Çünkü artık sadece Google değil, her şeyi birkaç saniyede yanıtlayan yapay zekalar da var.
Ve onlar da belleğin çalışma şeklini değiştiriyor.
Belki ileride chat GPT etkisi diye yeni bir kavram da tanımlamak gerekecek.
Unutkanlığın artması sadece dijital hayata ve dopamine bağlı değil.
Üst beyinde depolanan bilgilerin geri çağrılmasında hipokampusun rol oynadığını söylemiştik.
Stresle birlikte vücudumuzda artan hormon kortizol, hipokampusun bilgileri üst beynin farklı yerlerinden çağırmasını engelliyor.
Çoğumuzun yaşadığı sınavlarda strese girip bildiğimiz soruları bile yapamamak da bununla ilgili.
Bilgi depoda duruyor ama çağıran sistem kilitleniyor.
Bunu tıp öğrencileri çok iyi bilirler.
Klinikteki stajların sonunda sözlü oluyor.
Bırakmasıyla meşhur bir hocada denk geldiyse artan stresle bazen bildiğiniz şeyleri bile söyleyemiyorsunuz.
Buna letologika ya da dilimin ucunda fenomeni deniyor.
Sözlülerde en çok duyduğumuz şeylerden biri.
Dilimin ucunda hocam ama.
Yani en başta söylediğim anahtarını kaybeden kişinin yaşadığı sorun kodlama aşamasındaydı ama dilinin ucundaki bir şeyi söyleyemeyen bir kişi gerçekten geri çağırma aşamasında sorun yaşıyor.
Böyle durumlarda kelimenin anlam bilgisi beynimizde aktif olsa da ses bilgisini aktifleştirip söze dökemiyoruz.
Sadece anlık stres değil, uzun süreli stres, yorgunluk, uykusuzluk da hafızayı kötü etkiliyor.
Kronik stres ve tükenmişlik hem üst beynimizin gereksiz uyaranları filtreleme becerisini azaltıyor hem de hipokampusumuzun küçülmesine yol açıyor.
Orta yaşlarda yoğun stres yaşamanın ilerleyen dönemde demans riskini arttırdığını biliyoruz.
Özetle bu bölümde bilginin çalışma masamızda kodlanma, üst beynimizdeki tarlalarda depolanma ve gereğinde hipokampus aracılığıyla geri çağrılma süreçlerini konuştuk.
Uyaran fazlalığı, dikkat eksikliği, uykusuzluk, tükenmişlik ve stresin hafızayı nasıl etkilediğinden, günlük yaşamdaki unutkanlıkların çoğu zaman başka bir hastalıktan değil de bunlardan kaynaklandığından
bahsettik. Tabii altta yatan tıbbi sebepler de olabilir.
O yüzden sizi ya da yakınlarınızı rahatsız edecek ölçüde unutkanlığınız oluyorsa bir doktora başvurmakta yarar var.
Eğer unutkanlığınızın tıbbi nedenleri dışlandıysa ve saydığımız gündelik sebeplere bağlı olduğunu düşünüyorsanız, Dikkat ve Zaman Yönetimi ile ilgili 14.
ve 15. bölümleri, uykusuzluk, stres ve tükenmişlikle ilgili 5, 9, 16 ve 37.
bölümleri yeniden dinleyebilirsiniz.
Aramıza yeni katılanlar da istediği bölümden başlayabilir.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
