
Bu bölümde, suç işleyen ya da ahlaki açıdan sorunlu davranışlar sergileyen kişilerin nasıl olup da kendilerini hâlâ “iyi insan” olarak gördüklerini konuşuyoruz. Rüşvet, torpil, kopya çekmek gibi örnekler üzerinden insanların vicdanlarını nasıl ikna ettiğini ve ahlaki çelişkilerle başa çıkmak için hangi psikolojik mekanizmaları kullandığını ele alıyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş: “Haram yemem, rüşvet yerim"
(01:17) Suç işleyenlerin tuhaf mazeretleri
(02:11) Piaget ve ahlaki gelişim
(03:00) “Makul istisna mı düşüncesizlik mi?” anketi
(04:33) Robin Hood ve mafya babaları: Kime göre ahlaklı?
(05:26) Bilişsel çelişki nedir? (Leon Festinger)
(06:34) Festinger & Carlsmith deneyi
(08:38) Seçim piramidi metaforu.
(09:44) Ahlaki çelişki ve Bandura’nın kuramı
(10:36) Ahlaki kopuşun 8 mekanizması
(13:52) Özet, bu bilgiler ne işimize yarayacak?
Kaynaklar
- Cognitive consequences of forced compliance.
- Moral disengagement
- Why We Believe-Long After We Shouldn't
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Geçenlerde onlar TV'de Timur Soykan bir rüşvet haberi sunuyordu.
Lokanta gibi bir yerde para alışverişi olacak ama rüşveti verecek taraf önceden emniyete haber vermiş.
Aslında her tarafta kameralar, mikrofonlar var.
Ve diğer masadakilerin de hepsi ekipten.
Sadece rüşvet alacak adamın olaydan haberi yok.
Rüşveti alıp dağıtacak olan bu adam bu işi şöyle hallederiz, böyle hallederiz falan diye anlatıyor.
Muhabbetin bir yerinde konu borsaya gelince de ben borsa oynamıyorum.
Günah diye düşünüyorum.
Tabii yanlış anlama bu benim düşüncem diyor.
Bunu duyunca onlar TV ekibi de doğal olarak diyor ki lan sen iki saattir nasıl insanların hakkına girdiğini anlatıyorsun.
Masada 50 bin dolar var.
Hala neyin günahından bahsediyorsun?
Peki rüşvet alan kişi bu tezatı görmüyor mu?
Komik duruma düştüğünü fark etmiyor mu?
Büyük ihtimalle fark etmiyor.
Kendini aşırı haklı sanıyor.
Ne Biliyoruz'a hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olma hedefliyoruz.
Bu bölümde hata yapan hatta suç işleyen kişilerin neden kendilerini kötü hissetmediklerini, hangi psikolojik mekanizmalarla bu çelişkileri örtbas ettiklerini konuşacağız.
Kendini haklı görmeye en sevdiğim örneklerden biri rahmetli Ferhan Şensoy'un Pardon filmindeki İbrahim karakteridir.
Sorgu sırasında İbrahim eniştesini bıçaklamak için kendisine lan demiş olmasını haklı bir mazeret olarak gösteriyor ve buna inanıyor.
Gerçekten de İbrahim gibi antisosyal kişiler işledikleri suçları çok absürt şekilde gerekçelendirebiliyorlar.
Bir şekilde adalet anlayışını kendi işlerine gelecek şekilde eğip büküyorlar.
O yüzden Timur Soyka'nın haberindeki masada oturanlardan biri dese ki ya kardeş sen neden bahsediyorsun?
Bizden rüşvet alıyorsun, bu parayı vermezseniz yakınınız cezaevinden çıkamaz diyorsun.
Bunlar günah değil de borsa mı günah?
Adam büyük ihtimalle evet lan doğru söylüyorsun deyip bir aydınlanma yaşamaz.
Boşu boşuna ortam gerilmiş olur.
Bize aşırı saçma gelse de bir şekilde bir mazeret üretecektir.
En azından ya o başka bu başka falan diyecektir.
Jean Piaget'e göre çocuklar yaklaşık 12 yaşından itibaren kuralların arkasındaki mantığı ve bazı durumlarda kuralların esnetilebileceğini anlamaya başlar.
Yani ahlaki yargılar otomatik ezberler olmaktan çıkar ve daha esnek bağlama duyarlı hale gelir.
Ergenler bazen kuralların makul istisnaları olabileceğini kavramaya başlar.
Bu makul istisna kavramı bana hep üzerine düşünmeye değer gelmiştir.
Neyi makul istisna olarak kabul edeceğiz?
Bazı durumlarda bu çok açık.
Mesela lan dedi diye enişteyi bıçaklamak ya da hapisten insanları çıkarmak için rüşvet istemek makul istisna değil.
Tersine bir örnek uyduruyorum.
Mesela kendisine köpek saldıran biri kaçarken çimlere basmayın yazan yerden geçti diye kimse ona yıplamaz.
Fakat her senaryoda herkes bu kadar aynı fikirde olmuyor.
Daha ortada bir örnekle bilimsiz Instagram anketlerimden birini daha yaptım.
Soru şuydu. Uçuşuna 20 dakika kalan birinin yalnızca en öndekinden izin alıp uzun güvenlik sırasına kaynaması hangisine uyar?
Makul istisna mı yoksa düşüncesizlik mi?
Katılanların %58'i makul istisna, %42'si düşüncesizlik dedi.
Atılan mesajların da bir kısmını burada söylemeye değer.
Düşüncesizlik diyenler için de böyle durumlara aşırı sinirlendiğini söyleyenler oldu.
Birkaç kişi en öndeki sırasını verip kendisi en arkaya geçecekse hiç sorun yok yazdı.
Bu mesaj ilk geldiğinde güldüm.
Ya bunu kim yapar ki diye düşündüm ama sonradan başka insanlar da yazdı.
Hatta ben en önde olsam sıramı o kişiye verip arkaya geçerim yazan da oldu.
Burada tabii sizin geç kalan mı, en öndeki mi, arkada sıra bekleyen mi yoksa güvenlik mi olduğunuz olaya bakışınızı etkileyecek.
Biz oy verenlerin hepsinin sırada bekleyen kişiler olduğunu düşünelim.
Eğer uçağınız kaçmasın diye herkese kaynıyorsanız arkadakilerin yaklaşık %40'ının size sövdüğünü düşünebilirsiniz.
Bazıları ciddi sövüyor.
Aslında böyle bir durumda sıraya kaynayacak olanlar kötü insanlar değil.
Büyük çoğunluğu muhtemelen başkalarının hakkını yemekten çekinen bundan rahatsız olacak insanlar.
Uçağı kaçırma riskleri varken ya ne olacak canım bana da yapılsa hoş görürüm diye düşünüyorlar.
Ama başka bir grup kişi de bu davranışa epey öfkeleniyor.
Dolayısıyla hayatta her şeyde olduğu gibi düşüncesizlik hatta kötülük de bir yelpaze.
Klasik örnek Robin Hood'u bazıları bir kahraman olarak görürken bazıları da hırsız hırsızdır diye düşünür.
Ünlü mafya babalarının bazı konularda aşırı duyarlılık gösterdiği, cömert yardımlarda bulunduğu çok iyi bilinen bir gerçek.
Sadece bizim ülkemizde değil, Al Capone'un Pablo Escobar'ın da yaptığı birçok benzer şey var.
Kulağa inandırıcı gelmese de bu insanlar muhtemelen kendilerini kendi adaletlerini sağlayan kahramanlar, dünyayı ise adaletsiz bir yer olarak görüyor.
Tabii ki uçakta sıraya kaynayanla suç örgütü liderinin aynı olduğunu söylemeye çalışmıyorum.
Öyle düşünseydim Piaget'in gelişim basamaklarında oldukça geride kaldığım anlaşılırdı.
Peki tüm bu örnekleri ortak psikolojik potada eriten şey ne?
İnsanların kendilerini kötü olarak görmelerini engelleyen, eylemlerini meşru kılan güçlü zihinsel mekanizmalar neler?
İnsanlar düşünceleri, inançları ve eylemleri arasında bir tutarlılık ve uyum olmasına doğal bir istek duyar.
Bu iç uyum bozulduğunda yani birbiriyle çelişen iki veya daha fazla bilişe aynı anda sahip olduğumuzda, Leon Festinger'ın bilişsel çelişki diye adlandırdığı güçlü
bir psikolojik gerilim durumu ortaya çıkar.
Bu gerilim sadece entelektüel bir tutarsızlık değil, aynı zamanda açlık veya susuzluk gibi temel fizyolojik dürtülere benzetilebilecek kadar rahatsız edici.
Dolayısıyla bu rahatsızlığı yaşayan kişiler, bundan kurtulmak ve kaybolan bilissel uyumu yeniden tesis edebilmek için yoğun bir çaba içine girer.
Mesela bir doktorun sigara içmesi, sağlık sektörüyle alakası olmayan birinin sigara içmesine göre daha büyük bir bilissel çelişki yaratır.
Bu tarz çelişkilerden kurtulmak için ne yapabiliriz?
Davranışımızı değiştirebiliriz, tutum veya inancımızı değiştirebiliriz ya da Eyleme dair düşüncelerimizi değiştirebiliriz.
Çoğu zaman burada en pratik olan eyleme dair düşünceleri değiştirmektir.
Bunu araştıran klasik deneylerden birini Festinger ve Carl Smith 1959'da yapmışlar.
Bu deneyde üniversite öğrencilerinden bir saat boyunca ultra sıkıcı bir iş yapmaları isteniyor.
Bir masadaki tahtadan makaraları çevirip duruyorlar.
Daha sonra öğrencilerden bir sonraki katılımcıya görevi devrederken bu işin çok eğlenceli bir şey olduğunu söylemeleri, Yani yalan söylemeleri isteniyor.
Böyle bir durumda öğrenciler neden yalan söyler?
Muhtemelen şöyle düşünür.
Ya zaten bu bir deney.
Kendileri de katılımcı.
Yani yalan söylemenin sorumluluğu onlarda değil.
Ayrıca karşıdakine zararı olacak bir şey de değil.
Beyaz bir yalan. Dolayısıyla çok da vicdan yapacak bir durum yok.
Fakat bu yalanı söylemeleri karşılığında bir gruba 1 dolar teklif edilirken başka bir gruba da 20 dolar teklif ediliyor.
Her şey bittikten sonra katılımcılara soruyorlar.
Peki bu iş gerçekte ne kadar eğlenceliydi diye.
20 dolar alan grup işin bayağı sıkıcı olduğunu tarif ederken 1 dolar alan grup ya aslında o kadar da kötü değildi hatta eğlenceliydi diyor.
Araştırmacılar da bunu şöyle yorumluyor.
Daha fazla para alan grup hem deneye katıldım, bilime yardımcı oldum hem de para kazandım diye düşündüğü için bilissel çelişkiyi gidermek adına başka bir şeye ihtiyaç duymuyor.
Oysa sadece 1 dolar alan grup Bu çelişkiden kurtulmak için kendilerini aslında oyunun o kadar da sıkıcı olmadığına ikna etmeye çalışıyor.
Bir ara not, aynı şey aslında tersten de geçerli.
Mesela bir konser var diyelim, bir kişi 50 dolara, öteki de kara borsadan 200 dolara bilet alsın.
200 dolara bilet alanın daha çok eğlendiğini hissetmesi muhtemel.
Çünkü kendini enayi gibi hissetme bilissel çelişkisinden kurtulmak istiyor.
Yani insanlar bir şekilde yaptıkları eylemi yeniden değerlendirir ve kendilerini haklı çıkarmaya çalışır.
Buradaki deney için söylüyorum, ben sadece katılımcıyım, deneyde ne söylendiyse onu yaptım diye düşünmek, dışsal haklı çıkarma, ya zaten kimseye bir zararı olmadı, işte o kadar sıkıcı değildi diye düşünmek
de içsel haklı çıkarmadır.
Bu minik haklı çıkarmaların zamanla birikip insanı daha büyük suçlara götürebilmesi için yapılmış bir seçim piramidi benzetmesi var.
Aynı ahlaki ikilemle karşılaşan iki kişinin başlangıçta bir piramidin tepesinde olduğunu düşünelim.
Mesela bu ikilem basitçe sınavda kopya çekmek olsun.
Bir tanesi kopya çekmek kötüdür zaten yakalanma riskine de değmez deyip piramidin bir tarafına doğru adım atıyor.
Diğeri de ya sanki sınav çok madil herkes kopya çekiyor benim yüksek puan almamın kime ne zararı olacak diye düşünüp diğer tarafa doğru iniyor.
Eğer koşullar benzer ikilemlerle her seferinde bu iki kişiyi sınamaya devam ederse, sonuçta minik minik tercihlerin birikmesiyle piramidin tabanında bambaşka yerlerde olacaklar.
Bu benzetme toplumdaki yolsuzlukların ve ahlaki yozlaşmanın bir anda bir patlama şeklinde değil de nasıl yavaş yavaş, adım adım geliştiğini gösteren güçlü bir metafor.
Bu arada bu kopya örneğini Tavris ve Aronson'un piramit metaforunu anlatan kaynak vermiş.
Yoksa gündeme gönderme olsun diye ben seçmedim.
İnsanların büyük çoğunluğu kendini iyi, dürüst ve ahlaklı olarak görmek ister.
Bu temel ahlaki imajla çelişen bir davranış sergiledikleri zaman zihinlerinde güçlü bir bilissel çelişki oluşur.
Buna ahlaki çelişki diyebiliriz.
Bu çelişkinin yarattığı huzursuzluktan kurtulmak için kullandığımız mekanizmaları da Albert Bendur'a ahlaki kopuş kuramında özetlemiş.
Bu kuram insanların nasıl kendi vicdanlarını susturduklarını ve ahlak dışı eylemleri meşrulaştırdıklarını açıklamaya çalışıyor.
Bendura'nın öne sürdüğü bu mekanizmaları farklı yelpazelerden örneklerle anlatacağım.
Bunların bir kısmı size mantıklı gelebilir, bir kısmı gelmeyebilir.
Sonuçta makul istisna kavramı oldukça göreceli.
Farklı yerlerde farklı Türkçe çeviriler görebilirsiniz.
Ben kafama en çok yatanları seçtim.
Birinci mekanizma, Ahlaki gerekçelendirme Örneğin bir ilaç şirketinde yönetici olan bir kişinin hayat kurtaran bir kanser ilacının fiyatını hastaların çoğunun ulaşamayacağı kadar yüksek
belirleyip sonra da bu geliri elde etmezsek ileride daha çok hayat kurtaracak yeni araştırmaları yapamayız.
Bu sadece bir ilaç satmak değil, bilimin ilerlemesini ve gelecekteki hastaları kurtarmayı sağlamaktır demesi buna örnektir.
Bir başka örnekte bir eylemcinin doğaya zarar verdiğine inandığı bir fabrikanın makinelerine zarar vermesi ve bu doğayı korumak için yapılmış ahlaki bir görevdir diye düşünmesidir.
Yani tanım olarak ahlaki gerekçelendirme zararlı bir davranışın daha yüce, daha onurlu bir amaç uğruna yapıldığına dair bir inanç geliştirmektir.
İkinci mekanizma arındırıcı dil kullanımı.
Mesela esnaftan haraç kesen mafyanın kestiği parayı bu onların güvenliğini sağlamamız için bize verdikleri ücret diye tanımlaması.
Üçüncüsü avantajlı karşılaştırma.
Mesela vergi kaçıran birinin ya benimkinden ne olacak esas dev şirketlerin milyonlarca lira vergi kaçırmasına baksınlar demesi.
Dördüncüsü sorumluluğu başkasına atfetme.
Mesela baskıcı rejimlerde propaganda yazıları yazan gazetecilerin Yıllar sonra kendilerini savunurken bana bunları yazmam için onlar veriyordu.
Ben farklı bir şey yazsaydım ya işimden olurdum ya kendimi hapiste bulurdum.
Sorumluluk bende değil yukarıdakilerde demesi.
Beşincisi bununla yakından ilişkili sorumluluğun dağıtılması.
Mesela torpil yapan birinin ya burada işler böyle yürüyor sadece ben değil ki herkes kendi yakınına aldı demesi.
Veya rüşvet alan birinin maaşları doğru düzgün yatırsalardı kimse bu yollara tenezzül etmezdi.
Zaten herkes böyle yapıyor.
Beni bu duruma sistem zorluyor demesi.
Altıncısı, sonuçları görmezden gelme veya çarpıtma.
Örneğin yine rüşvet alan birinin, ya benim yaptığımdan kim ne zarar görüyor ki?
Ben kimseyi zorlamıyorum.
Tam tersi adaleti hızlandırıyorum.
Parayı veren razı, alan razı.
Bu da karşılıklı bir anlaşma demesi.
Ya da bir çalışanına psikolojik olarak sürekli eziyet eden bir yöneticinin, Ya sanki küfür ettik, altüstü birkaç şaka yaptık, bu kadar da alıngan olunmaz demesi.
Sonuçları görmezden gelme özellikle mağdurun doğrudan görülmediği zamanlarda çok daha kolay işler.
Devletin malı deniz lafı da bununla ilgili.
Yedinci mekanizma korkunç, insanlıktan çıkarma.
Maalesef terör saldırılarında ya da kitleler halinde insanlara zarar verilen tarihi olaylarda bu mekanizma çalışır.
Tanım olarak zarar verilen kişi ya da grupların insani niteliklerinin yok sayılması, mağdurların insan olarak görülmesi yerine nesne veya aşağı yaratıklar olarak algılanmasıdır.
Bu bakış onlara şiddet uygulamayı psikolojik olarak mümkün kılar.
Sekizincisi ve sonuncusu da mağduru suçlama.
Mesela İbrahim'in enişteyi lan demekle suçlaması ya da dolandırıcıların ben kimseyi zorlamadım onlar aç gözlüğünün kurbanı oldu.
bu kadar saf olmasalarmış demesi.
Özetle, bilişsel çelişki, inançlarımız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz arasında bir uyumsuzluk olduğunda hissettiğimiz zihinsel gerilim, ahlaki çelişki de bunun iyilik ve dürüstlükle
ilgili bir özel hali.
Albert Bendro'ya göre, bu çelişkinin yarattığı huzursuzluktan kurtulmak için 8 farklı ahlaki kopma mekanizması kullanılabilir.
Bazen bir tanesi, bazen birkaç tanesi bir arada işler.
Tabii sadece suçlular özgü değil, günlük hayatta hepimiz bu zihinsel manevraları kullanıyoruz.
Mesela uçak kaçmasın diye sıraya kaynamayı hoş görme, bir çeşit ahlaki gerekçelendirme.
Ya da herkes yapıyor diye emniyet şeridinden gitme, sorumluluğu dağıtma.
Peki bu bilgiler günlük hayatta ne işimize yarayacak?
Belki bunları kendimizde ve çevremizde fark etmeye başlarsak, seçim piramidinde ters tarafa doğru attığımız adımları daha erken fark edebiliriz.
Ya da başkalarının neden bu kadar tutarsız veya ikiyüzlü görünebildiğini daha iyi anlarız.
Tabi bu onları haklı çıkarmaz ama davranışlarının psikolojik altyapısını anlamamıza yardımcı olur.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
