
“Suça sürüklenme” denen şey nedir? Suç oranları neden ve nasıl artar? Bu bölümde gen–çevre tartışmasını, “suça sürüklenen çocuk” kavramının neden öne çıktığını ve suçun arkasındaki biyolojik, ailevi ve toplumsal etkenlerin nasıl iç içe geçtiğini konuşuyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş ve "Suça sürüklenen çocuk" kavramı.
(02:16) Genetik açıklamalar: neyi açıklar, neyi açıklamaz?
(05:05) Suç geni var mı? Genetik yüzde kaç etkili?
(11:28) Toplumsal zemin: yoksulluk, adaletsizlik, kültür
(13:15) Akran etkisi ve ergenlik beyni
(13:45) Aile: denetim, sınır ve görünmez koruma
(15:15) Kendi görüşlerim: suça sürüklenen çocuk ve ceza ehliyeti
Kaynaklar
Role of genotype in the cycle of violence in maltreated children
Lombroso's Controversial Legacy at the Interface of Forensic Psychiatry and Odontology
Impact of social factors responsible for Juvenile delinquency – A literature review
The 47,XYY syndrome, 50 years of certainties and doubts: A systematic review
Does digit ratio (2D:4D) predict penile length?
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Türkiye'de özellikle son bir yılda çok tartışılan suça sürüklenen çocuk kavramı çok değil yaklaşık 20 yıl önce 2005'te 5395 sayılı çocuk koruma kanunuyla mevzuat
diline yerleşmiş. Bu yeni sayılabilecek terim suç işleyen çocuğu çevresel faktörler, ailevi ihmaller, yoksulluk, akran baskısı veya yetişkin yönlendirmesiyle suç ortamına itilen bir mağdur
olarak tanımlıyor. Son dönemde bu terimin çok tartışılması, insan davranışlarına son derece biyolojik taraftan bakan biri olarak bana, acaba suç işlemenin ne kadarı genetiğe, ne kadarı aileye,
ne kadarı da topluma bağlı diye düşündürdü.
Ne Biliyoruz'a hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde insanı suç işlemeye götüren süreçte hangi faktörlerin daha baskın etki ettiğini konuşacağız.
Suç işleyen küçük bir çocuğun bir erişkine göre daha az ceza alması fikri, saptanabildiği kadarıyla M.Ö.
5. yüzyılda Roma'daki 12 levha kanunlarına kadar uzanıyor.
Ondan 1300 yıl daha öncesinde Hammurabi kanunlarındaysa çocuklar daha az ceza almayı bırak, tam tersi otorite karşısında sindiriliyor.
Mesela madde 195'e göre bir oğul babasına vurursa ellerini kesiyorlar.
Hatta birey olarak değil, mülk olarak görülüyorlar.
Diyelim ki bir inşaat ustası ev yaptı.
Ev de yıkıldı. Eğer bu yıkımda ev sahibinin oğlu öldüyse buna karşılık ustanın da oğlu öldürülüyor.
Yani bugün bize çok doğal gelen çocuğun aklının erip ermemesi hatta sorumluluğun şahsiliği gibi kavramlar ezelden beri var olan şeyler değil.
Sonradan ortaya çıkmışlar.
Sadece cezanın azaltılması değil çocukların tamamen ayrı bir sistemde yargılanmasıysa çok çok daha sonra.
1899'da başlıyor.
Önce ABD'de çocuklara özel bir mahkeme kuruluyor.
Sonra çocukları bir suçlu olarak değil devletin koruması gereken bireyler olarak gören bu yaklaşım 20.
yüzyılın başlarından itibaren Avrupa'da da benimseniyor.
Diğer yandan 1870'lerde aynı benim gibi genetiğin gücüne tapan bir psikiyatrist Cesare Lombroso suçun bireyin özgür iradesinin bir ürünü değil biyolojik bir kader olduğunu
öne sürmüş. Lombroso'ya göre bazı kişiler suç işlemeye programlı bir şekilde doğuyor.
Hatta bu kişiler genetik olarak yakın olduğundan tipleri de birbirine benziyor.
Alt çenenin çıkık olması, dişlerin normalden büyük ve sivri olması, kaba bir yüz yapısı suçlu insanlar da çok sık görülüyor.
Hatta diyor ki bu özellikler saldırgan hayvanları andırıyor.
Belki de bu kişiler evrimde daha geri kaldıkları için bu özellikleri hala taşıyorlar.
Lombroso'nun bu fikirleri her ne kadar çok kez yanlışlanmış olsa da kendisi kriminolojinin de kurucusu sayılan ve tarihsel önemi olan bir figür.
Tıpkı kim gibi? Diğer yandan aynı kim olduğunu bilirsin sen gibi bazı isabetli gözlemlerinin de olduğunu düşünüyorum.
Mesela anne karnında daha fazla testosterona maruz kalma hem çenenin öne çıkık olmasıyla hem de suç davranışıyla ilişkili.
Ama tabi bu arada bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermez.
Bu biraz şuna benziyor.
Gebelikte çok yoğun alkol kullanan annelerin bebeklerinde hem üst dudağın ince olması hem de saldırganlık davranışı sık saptanıyor.
Ama biz bunu ince dudaklılar saldırgan olur diye yuvarlayamayız.
Çünkü her ikisinin gelişiminde bir sürü başka faktörler de etkili.
Bu anne karnında testosterona maruz kalmayla ilgili başka bir bilgi de var.
Yüzük parmağı işaret parmağından uzun olanların penisi de uzun oluyormuş.
Şu anda parmaklarınıza bakıyorsanız bu çok doğal bir refleks.
Bilgi de o kadar kesin değil bu arada.
Öyle göstermeyen çalışmalar da var.
Konumuza dönelim. Suçun maskülen özelliklerle genetik olarak ilişkilendirilmeye çalışıldığı çok fazla araştırma var.
En bilinen örneklerden biri süper erkek sendromu da denen Jacob sendromu.
Bu sendromu olan kişilerde fazladan bir tane Y kromozomu var.
Yani sağlıklı erkek X, Y taşıyorken bunlar X, Y, Y taşıyor.
1960'lardan itibaren uzun süre bu kişilerin suç işlemeye daha yatkın olduğu kabul edilmiş.
Bu bulgular ilk çalışmalarda cezaevlerinde X, Y, Y olan kişi oranının genel toplumdan daha fazla olmasına dayanıyor.
Hatta ben tıp fakültesini 2006-2012 yılları arasında okudum.
O zamanlar bize de böyle anlatılıyordu.
Ama 2010'dan sonra yayınlanan geniş derlemeler buradaki suç artışının aslında daha çok öğrenme güçlükleri, zeka geriliği ve sosyoekonomik koşullarla ilgili olduğunu söylüyor.
Yani başka sebepten bilissel problemleri olanlarla X, Y, Y olduğu için bu sorunları yaşayanlar arasında pek de fark yok.
Nihayetinde şunu söyleyebiliriz, bugüne kadar bir suçlu geni bulmaya çalışan araştırmalar, evet bu gene sahipseniz suç işleme olasılığınız yüksektir gibi net bir sonuca varamamış.
Dopamin ve serotonini taşıyan moleküllerle bunları parçalayan MAO-A geniyle ilgili bazı veriler var.
İlginç bir şekilde istirahat halindeyken kalp atımızı düşük olan çocukların, ileride suç işleme riskinin daha yüksek olduğunu gösteren tutarlı çalışmalar da var.
Muhtemelen bu soğukkanlı kalabilmekle ilgili ama bunların hiçbiri doğrudan suçlu olmaya yol açmıyor.
Ancak çocukluk travmaları ve olumsuz çevresel koşullarla birleşince o da çok küçük oranlarda suç artışına neden oluyorlar.
Diğer yandan bir suç geni bulunmamış olması suçta genetiğin pek de bir etkisi yok anlamına gelmez.
Mesela otizm için de evet otizme yol açan gen bulundu gibi bir şey yok.
Ama yine de otizmin %80'e varan oranda genetik etkenlere bağlı olduğunu biliyoruz.
Zaten hayattaki hemen her özellik tam da adı konamayan çok sayıda genin etkileşimiyle ortaya çıkıyor.
Suç da öyle. Böyle durumlarda mantıklı bir gösterge ülkeler arasında sıklık farkıdır.
Bir özellikte genetik çok etkili ise farklı coğrafyalarda görülme sıklığının daha az değişmesini bekleriz.
Mesela otizm sıklığı dünyanın hemen her yerinde % yarımla 1,5 arasında bildiriliyor.
Buradaki farklar da genelde kullanılan tanı kriterleri ve sağlık hizmetlerine erişebilme oranlarından kaynaklanıyor.
Ama suç oranları öyle değil.
Mesela Wikipedia'daki Birleşmiş Milletler verilerine göre son yıllarda 100 bin kişiye düşen cinayet sayılarına bakalım.
Bu oran Jamaica'da 50, Meksika'da 25, Danimarka'da 1, İsviçre'de 0,5, Japonya'da 0.25, Vatikan'da 0.
Tabii bu oranlar yıllık, zamanla değişebilir.
Yoksa Vatikan tarihinde işlenmiş 3-5 cinayet varmış.
Bu arada Türkiye'yi de merak ediyorsanız söyleyeyim, 100.000'de yaklaşık 2.5.
Yani sonuçta ülkeden ülkeye bayağı bir fark var.
O halde şunu söyleyebiliriz.
Bir bebek genleriyle 0 km olarak doğduğunda hayatı boyunca suç işleyip işlemeyeceği toplumsal koşullara çok bağlı.
Aynı bebeğin Jamaica'da doğmasıyla İsviçre'de doğması arasında büyük fark var.
O zaman bir insanı suç işlemeye götüren faktörlerden hangisi ne kadar etkili?
Bunu yüzde cinsinden ifade edebilir miyiz?
Son yaptığım bilimsiz Instagram anketinde bir kişinin suça yönelmesinde hangisi daha etkilidir diye sordum.
Genetik, yetişme tarzı ve toplumsal koşulların hepsini birbiriyle karşılaştıran 3 tane anket yaptım.
Sonuçta genetik %15, toplumsal koşullar %41, yetişme tarzı %44 aldı.
Yani klasik gen-çevre karşılaştırmasını yapabilmek için yetişme tarzıyla toplumsal koşulları birleştirip tek bir kategori olarak alırsak katılanların %15'i gen, %85'i çevre
demiş oldu. Gerçekte bunları birbirinden keskin sınırlarla ayırmak imkansız.
Zaten o yüzden anketin ismi bilimsiz instagram anketi.
Mesela yetişme tarzı hem toplumsal koşullardan hem de ailenin genlerinden etkileniyor.
Hatta karşılıklı bir etkileşim var.
Genler de dış koşullardan etkileniyor.
Epigenetik mekanizmalar hangi genlerden ne kadar protein üretileceğini belirleyebiliyor.
Bana en mantıklı gelen özet şu.
Bir toplumda suç işlenme oranını belirleyen en önemli faktör kesinlikle toplumsal koşulla.
Bu toplumsal koşul kavramının içinde ekonominin genel durumu, Gelir dağılımı, adalet sistemi, eğitim, kültür gibi çok fazla etken var.
Eşit koşullarda yaşayan insanlar arasında kimlerin suç işleyeceğini ise genetik özellikler belirliyor.
Benim anketimdeki üçüncü faktör, ailenin çocuğu yetiştirme tarzı da zaten diğer iki faktörün bir ürünü.
Bu eşit koşullarda kimin suç işleyeceği kavramını biraz daha açmak istiyorum.
Suç da çok geniş bir kavram.
Cinayet ve gasp gibi sokak suçlarıyla uyuşturucu baronluğu, dolandırıcılık, zimmete geçirme, çevre katliamı yapma gibi karmaşık suçların gelişme mekanizmaları farklı.
Adi sokak suçları daha çok alt beyin-üst beyin dengesizliğinden kaynaklanıyor.
Bu suçları işleyenler üst beyinlerindeki frenleme mekanizması zayıf, daha çok dürtüsel, sonunu düşünmeden, öfkeyle hareket eden kişiler.
IQ'leri sıklıkla ortalama ya da ortalamanın altında.
Bazen beyaz yaka suçları da denen karmaşık suçlarsa frenlerin tutmamasından çok direksiyonu bilerek suç yönüne kırmaktan kaynaklanıyor.
Yani kontrolsüzlük değil, daha planlı bir kötülük.
Böyle suçlarda daha çok başarıya giden her yol mübahtır diyen makevelist bir yaklaşım ve soğuk empati etkili.
Soğuk empati karşısındakinin acısını veya zararını bilissel olarak anlama ama duygusal olarak hissetmemedir.
Böylece soğuk empati yapan kişiler, rahatsızlık duymadan başkalarının gördüğü zararı yönetebilirler.
Bu kişiler adi suç işleyenlerin aksine, yürütücü işlevleri daha iyi, bazen daha zeki, sabırlı ve planlı kişilerdir.
Her iki suç tipi içinde saydığım bu özelliklerde genetiğin rolü oldukça fazla.
Biliyorsunuz, insana dair bir özellik de genetiğin payını ölçmek için en ideal çalışma türlerinden biri ikiz çalışmaları.
Suçla en çok ilişkilendirilen antisosyal kişilik bozukluğu ile ilgili ikiz çalışmalarında genetiğin rolü ortalama %50 civarında çıkıyor.
Tam tersi bir özellik diyebileceğimiz sorumluluk sahibi olma ile ilgili çalışmalar da yine benzer oranlar veriyor.
O halde şunu söyleyebiliriz.
Genetiğin rolü için benim ankette çıkan %15 muhtemelen düşük bir oran ama bir bebeğin ileride bir suçluya dönüşüp dönüşmeyeceğinde çevrenin etkisi çok daha fazla.
Suç oranlarını azaltmak için genetiği değiştiremeyeceğimizi ama çevresel koşulları iyileştirebileceğimizi düşünürsek bu aslında iyi bir haber.
O zaman hangi çevresel koşulların suçla daha ilişkili olduğuna bakalım.
En çok çalışılan faktörlerden biri tabii ki ekonomik koşullar.
Toplum ölçeğinde hem yoksulluk hem de gelir adaletsizliği daha çok suçla ilişkili.
Mutlak yoksulluk daha çok cinayet ve şiddet suçlarını arttırırken, gelir dağılımındaki eşitsizlik daha çok soygunları ve maddi suçları arttırıyor.
Ayrıca birçok çalışmada eğer yoksulluk sorunu çözülebilirse, gelir adaletsizliğinin suçu o kadar da arttırmadığı görülmüş.
Yani bir mahallede kimse fakir değilse suç da az, herkes fakirse suç fazla, çoğu kişi fakir, bazıları aşırı zenginse suç çok fazla.
Ekonomik faktörlerle ilişkili suç oranlarını artıran bir başka etken de onur kültürü.
Özellikle yaşamın zorlu, kurumların zayıf olduğu, hukuk sisteminin ve devletin adaleti koruyamadığı ortamlarda insanlar caydırıcılığı sağlamak için kendi şiddet potansiyellerini yüksek
göstermeye yönelir. Böyle kültürler başkalarının gözünde zayıf gözükmemek, itibarını korumak için en ufak şeye bile şiddetle karşılık verme baskısı doğurur.
Namus ve şeref kavramları kadınların cinsel davranışları üzerinden tanımlanabilir.
Erkek adam altta kalmaz, şöyle yapar, böyle yapar bakışı hem kadına yönelik şiddeti hem de erkekler arasında kavga cinayetlerini arttırır.
Medya da bu konuda çok etkili.
Gerek kurgu yapımlarla, gerek haberlerle şiddete maruz kalma, Senaryoların öğrenilmesi, şiddete duyarsızlaşma, dünyanın tehlikeli algılanması, öfkenin artması gibi mekanizmalarla
özellikle gençlerde şiddet suçlarını arttırıyor.
Hele şöyle iyi kalpli böyle kral adam diye mafya liderlerinin övülmesi inanılmaz gerçekten.
Şiddet suçları üst beynin alt beyni dizginleyememesiyle ilişkiliydi.
O yüzden söz ettiğimiz bu atmosfer yaşları gereği üst beyinleri henüz tam olgunlaşmamış ergenler için daha da büyük risk yaratıyor.
Suç, ergen gruplarında da bir statü kazanma aracına dönüşüyor.
Arkadaş grubu, kavga, hırsızlık gibi riskli davranışları onaylayarak ve gülerek ödüllendirirken, kurallara uymak, ders çalışmak gibi şeyleri eziklik olarak görüp alay konusu yapıyor.
Tabii böyle bir ortamın içinde kalmak ailenin tutumuyla da çok bağlantılı, hem ihmalkar veya aşırı izin verici, Hem de aşırı otoriter tutumlar çocukları bu tehlikeli akran ortamına daha
çok itiyor. Daha dengeli ve demokratik bir otoriterlik suç oranlarını azaltıyor.
Meta analizlerde suçla ilişkisi en çok gösterilen ebeveyn özelliklerinden biri çocuğun nerede olduğundan haberdar olmamak.
Tabi buradaki haberdarlık çocuğu dedektif gibi izleyerek ya da tehdit ederek değil, çocuğun kendiliğinden anlatmasını sağlayarak olmalı.
Bu arada bir meta analizde anneden gelen desteğin eksikliğine göre babadan gelen desteğin eksikliğinin özellikle erkek çocukları daha çok suça ittiği bulunmuş.
Ebeveynlerin etkisi 12-13 yaşına kadar daha fazla gibi görünüyor.
Lisede ve sonrasında artık birçok şey yerleşmiş oluyor ve ebeveyn etkisi azalıyor.
33. bölümde işlemiştik.
Bir düşünce ya da inanç kimliğin bir parçası olarak benimsenirse sarsılması iyice zorlaşır.
O yüzden lise çağına gelmiş bir ergen, Korkulacak, belalı biri olmayı saygı görmenin tek yolu diye benimsediyse artık iş çok daha zor.
Toplumsal suçun azalması için alınacak önlemlerin çok daha küçük yaşlardan itibaren etkili olması gerekiyor.
Bu da sadece suç konusuna kafa yorarak değil, hukuk sistemi, gelir dağılımı, işsizlik, eğitim gibi alanlarda çok daha köklü toplumsal sorunların çözülmesiyle olabilecek bir şey.
Son olarak kendi görüşümü de söylemek istiyorum.
Bu bilimsel bir veri değil, kişisel kanaatim belki zaman içinde değiş edebilir.
İnsan davranışlarına son derece biyolojik bir perspektiften bakan ben bile suça sürüklenen çocuk kavramına katılıyorum.
Ama sadece çocuk değil, toplumda genel bir yozlaşma olduğu zaman kadın, erkek, genç, yaşlı, küçük, büyük, ihtiyar hep beraber suça doğru sürükleniyor.
O nedenle suça sürüklenme, özgür irade ve cezaevaliyeti kavramları birbiriyle ilişkili ama bir yandan da her biri üzerine çok konuşulabilecek farklı kavramlar.
Hangi yaşta hangi suçun ne kadar ceza alacağı, sonradan af çıkıp çıkmayacağı gibi konular sadece özgür irade değil, toplumun yararı ve sonraki suçların önlenmesi açısından da değerlendirilmeli.
Belki ileride bu alanda benden daha yetkin konuklarla ceza ehliyeti üzerine bölümler de yaparız.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
