
Sınava bir ay kala lenfoma: Beklenmedik bir yolculuk (Konuk: Alperen Bilen) |19|
19 Şubat 2025 · 46 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Tıp fakültesinden çok sevdiğim öğrencimiz Alperen, mezun olduktan sonra Tıpta Uzmanlık Sınavı için yoğun bir tempoda çalışırken lenfoma tanısı aldı. Benim için gerçekten özel bir yeri olan bu bölümde ben sordum, Alperen bize kendi öyküsünü anlattı. Yalnızca onkoloji ve hematoloji hastalarının değil, stresli dönemlerden geçen herkesin yararlanabileceği, akıp giden bir sohbet oldu.
İçerik
(00:00) Giriş
(01:35) Hastalığın fark edilmesi
(04:43) Biyopsi sonucun beklenmesi
(07:00) TUS ve hastalık süreci
(09:00) Değişen planlar
(11:06) Tanı kesinleşene dek aklından geçenler
(12:42) Yakınlara haber verme ve onların tepkileri
(16:27) Hekimken hasta pozisyonuna geçmenin hissettirdikleri
(19:39) Tedavinin planlanması
(21:58) Hastalığı biliyorken sınava odaklanmaya çalışmak
(26:30) TUS ve ardından tedavi sürecinin başlaması
(28:56) Tedavinin fiziksel ve psikolojik etkileri
(34:17) Sınav sonuçlarının açıklanması
(35:38) Hekimliğe ve sağlık sistemine bakışının değişmesi
(42:34) Hekimlere ve hastalara önerileri
*Alperen'in deneyim ve düşüncelerini paylaştığı kişisel web sayfası
https://www.alperenbilen.com/
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Ne Biliyoruz'a hoş geldiniz.
Bu bölüm benim için gerçekten özel.
Hem mezun olmaktan onur duyduğum İzmir Fen Lisesi'nden okuldaşım, hem de tıp fakültesinden öğrencimiz Alperen'le birlikte hazırladık.
Kendisi geçtiğimiz yıl fakülteden mezun olduktan sonra tıpta uzmanlık sınavı için yoğun bir tempoda çalışırken lenfoma tanısı aldı.
Alperen'le boynunda bir şişlik fark etmesinden tedavi sürecinin sonuna kadar olan öyküsünü konuştuk.
stresli bir zamanda beklenmedik, korkutucu bir aksiliğin yaşamını nasıl değiştirdiğini, bir hekim olarak hasta konumuna geçmenin ona neler öğrettiğini ve tedavi sürecinde başa çıktığı fiziksel,
psikolojik zorlukları çok akıcı ve anlaşılır bir dille anlattı.
Yalnızca hematoloji ve onkoloji hastalarının değil, stresli dönemlerden geçen herkesin yararlanabileceği akıp giden bir sohbet oldu.
Sözü daha fazla uzatmadan, Herkese sağlıklı günler diliyorum ve sizi Alperen'in öyküsüyle baş başa bırakıyorum.
Alperen hoş geldin.
Nasılsın? Hoş buldum abi.
İyiyim teşekkür ederim.
Sen nasılsın? İyidir teşekkürler.
Çok teşekkürler katıldığın için.
Senden öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum, biliyorum.
Bu yayınlardaki ilk konu sen olmandan dolayı da ayrıca mutluyum.
Estağfurullah abi ben çok teşekkür ederim beni çağırdığın için.
Yani uzunca bir zamandır programı da takip ediyorum.
Ne mutlu yani senle konuşuyor olmak.
Çok teşekkürler. Sen mezun olduktan sonra TUS'a hazırlanırken lenfoma tanısı aldın.
Evet abi. Sürecin başından itibaren hem neler hissettin hem neler yaşadın sınavdan önce sınavdan sonra.
Biraz bahsedebilir misin?
Sen mezun olmuştun, sınava çalışıyordun.
Nasıl gidiyordu süreç? Abi süreç güzel gidiyordu.
Zaten ben yaklaşık 2-3 senedir bu sınava çalışıyordum.
Yani belli bir temel de vardı.
İşte o son bir aya kadar yine ben bu masadayım hemen yan tarafta otururken bir an ansızın işte elim boğazıma attım şöyle bir gerindim.
Ondan sonra boğazımda bir şişlik olduğunu fark ettim.
Boynumda daha doğrusu.
Öyle olunca birazcık tabii endişelendirdi bu açıkçası yani.
O anda çok fazla ders çalıştığımız için işte bunlarla haşir neşir çok fazla örnek de var karşımda.
Böyle küçük bir ayırıcı tanıya girdim kendi çapımda.
İşte o sırada böyle tüberkülozdur vesairedir gibi değişik hastalıklar da hani ilk başta grip, nezle gibi kolay bir şey geldi tabii.
Ondan sonra o sırada tabii bir bayramdı.
Bizimkiler de evde yoklardı.
Hani ben hemen onlara bir telefon açtım.
Böyle böyle bir şişlik var.
Hani onlar da şey der diye düşündüm açıkçası.
Ya boşver hani sınavdan sonra baktırırız önemli bir şey yoktur demelerini.
Onlar dediler ki ertesi gün git hastaneye hani orada bir göster randevu al.
Öyle deyince ben hemen ertesi gün atladım.
Hani o şekilde bir yolculuk başlamış oldu açıkçası tanı anlamında.
Senin ailen de sağlık sektöründe mi?
Yok hayır abi. Ona rağmen ihmal etme hemen yarın sen doktora git diye söylediler.
Tabii yani herkes anne babası kendi doktorudur aslında ya.
Doğru, doğru. Bir de aslında kendimiz ve yakınlarımız hasta olduğunda hekimler olarak bizim yaklaşımımız altın standarttan uzaklaşabiliyor.
Kendi yakınına bakmak daha farklı.
Peki sen sonra hemen ertesi gün gittin mi?
Hemen ertesi gün ben randevu aldım.
Özel bir klinikte genel cerrahiye gittim abi.
Sonra ne oldu? Ondan sonra işte cerrah birazcık muayene etti.
Muayene sonucunda böyle bir şişlik hani hematom gibi bir şey olabileceğinden şüphelendi.
O da ultrasona yönlendirdi beni.
O ultrasonda işte radyoluk hocanın gördüğü şeyler birazcık şüpheli karşılandı.
Hemen bir biyopsi alınması gerektiğini zaten söyledi.
Ben onlara söylemiştim hani böyle Ege mezunu oldu vesaire Ege'ye yönlendirdiler öyle olunca da.
Hı hı. Senin bizim hastanede biyopsi mi alındı?
Evet abi ben radyolojiye gittim oradan.
Radyolojide hemen bir ultrasonla baktılar.
O zaman aslında az çok anladım bir şeylerin yolunda gitmediğini.
Orada çünkü gördükleri şey böyle birazcık şüpheli yaklaştılar.
Her gelen zaten virüs kıdemini çağırmaya başladı.
Hani abi bu ne gelip baksana gibisinden radyolog abiler.
Sonrasında da bir hemen apar topar bir ince yine aspirasyon biyopsisi.
Ben çok şaşırdım tabii hiç beklemiyordum yani.
Ben orada bir gösteririm eve döner dersime devam ederim gibi.
Birazcık. Sonra sonuç mu bekledin?
Sonrasında evet iki haftalık bir bekleme oldu orada.
Şimdi aslında tanı öncesi ve sonrasında neler düşündüğünü soracağım ama öncelikle o tanının netleşmesine kadar geçen süreci öğrenelim istiyorum.
O iki hafta biyopsi sonucu.
Beklerken nasıl geçti?
Ya abi bekleme süreci tabii sancılıydı.
Yani bir miktar. Hani orada işte her gün böyle bir bakıyorum, soruyorum.
Patolojiye gidip geliyorum vesaire.
Her gün gidip gelmiyorum ama belli aralıklarla hani bir haber almak için gidiyordum orada.
Fakat zaten sonradan öğrendiğime göre ince in aspirasyon biyopsisi kesin yanıt vermiyormuş çoğunlukla.
O öyle olunca ya oradaki ince in aspirasyon biyopsisinden aslında bir şey çıkmadı yani.
Yetersiz patolojik değerlendirme, istatolojik değerlendirme diye geldi sonuç.
Tabii bir boşluğa düştüm yani ne yapacağımı bilemedim.
Hani doktor da olsa insan hani böyle bir şeyde tabii bir yön gösterilmesine ihtiyaç duyuyor açıkçası.
Sonra ne oldu? Ondan sonra benim Ege'de çok sevdiğim bir hematolog hocam vardı.
Hemen o aklıma geldi zaten.
Hani ondan yardım almaya gittim.
Tabii o süreçte çok şeyim hem patoloji sonucunu beklemişim böyle bir sonuç vermemiş.
Hem de yani kendimi böyle üzgün hissediyorum, mutsuz hissediyorum yani.
Hala çalışmak zorunda olduğum bir tuz var.
O gerçekte var. Öyle olunca hani birazcık üzgün ve mutsuz bir şekilde böyle bir paçavra gibi hani açıkçası ben o hastane koridorunda yürüdüğümü hatırlıyorum.
Yani birazcık mutsuzluk vardı orada.
Hocamın yanına çıktıktan sonra işte zaten bir şey oldu orada.
İlk duygu boşalmasını orada yaşadım açıkçası.
Kendimi biraz sıkmışım.
Hani en üst şeye çıktığımda işte orada böyle dedim.
Yani hocam benim lenf notlarım var, büyümüş lenf notlarım var ve şüpheleniliyor dedim.
Hani orada zaten koyuverdim ve birazcık da.
Peki sana sen kesin lenfomasın dediler mi?
Yok abi ben hiçbir şey yani ta ki daha sonradan eksizyonel biyopsi alınana kadar, onun sonucu çıkana kadar hani kesin lenfoması bilmiyordum.
Anladım. Ona rağmen o stresle bir...
Yani dolmuşluk ve duygu boşalması yaşadın.
Kesinlikle abi. Yani insana kötü etkilen bir süreç.
O aralıkta sen bir de dakikaları sayıyorsun.
Aslında şu gün şu saat şu kadar yap çalıştım işte buradan şu kadar arttırırsam şurada kullanırım gibi.
İşte bir biyopsi alınıyor sonucu tam çıkmıyor sonra MR çekiliyor ultrasonlar.
Hem stresli gergin bir bekleyiş var hem de bir yandan da vaktini harcadığın.
İçin belki stres oluyorsun ya da belki de onlar hiç gözüne de gözükmüyor bilmiyorum.
Biraz ondan bahsedebilir misin?
Bu bir yandan sınav yaklaşıyor bir yandan da çok hayati bir konuda yapman gereken şeyler var.
O nasıl bir duyguydu? Ya abi kesinlikle dediğin doğru.
Yani şu anda hani dışarıdan bakmaya çalıştığım zaman aslında çok abartı geliyor bu söylediklerim belki birazcık.
Hani aklımda hala o dönemde tusun olması, o çalışma gerekliliğini hissediyor olmam.
Hani belki biraz abartı gibi geliyor.
Ama hakikaten de hani o süreçlerin her biri aslında oradaki hayat mematı olduğu kadar aslında bir kariyer de sonuç olarak.
Ben uzun zamandır çünkü buna hedef koydum.
Hani çalıştım. Emek vermiş biri olarak en azından.
O iki senelik çalışmaların boşa gideceğine birazcık inandım.
Dediğim gibi o çalışamamak ayrı bir stres konusuydu zaten.
Ayrı bir beni yoran bir faktör oldu.
Yani nitekim şey yaptım yani hani hem oradaki yatışımda olsun.
Hani ben gittiğimde mesela kulak burun boğaza oradaki asistan abi ben de toz çalışırken bu tarz bir işte lenf nodu vardı.
Sonradan indi. Sıkıntı olmaz diye mesela beni abutmaya çalışıyordu orada.
Hani bundan bir şey çıkmaz.
İyisin sen, sıkıntı yok falan gibi.
Bu gerçekten stres zaten belki bunu tetikledi.
Belki tam tersi de oluyor. Bir karşı attı, kısır döndü gibi aslında.
Dolayısıyla hani ikisini bir arada yönetmek zor olmadı.
Belki bir tanesiyle baş başa kalsaydım olaylar daha farklı olabilirdi.
Belki biraz koruyucu olabiliyor.
Yani aklının dağılması anlamında.
Belki işleri kolaylaştırmış da olabilir.
O da olabilir. Dediğin gibi.
Peki şunu sormak istiyorum sen.
Şimdi tekrar geriye dönmüş gibi olacak.
Tıp fakültesini bitirdin.
Hiç bunlar ortada yokken yani boynunda şiştik fark etmemişken aklında nasıl bir gelecek vardı?
Hangi uzmanlığı istiyordun?
Bir hayat planın var mıydı?
Tabii abi ben hep cerrah olmak istemiştim.
Yani tıp fakültesinin özellikle son senelerinde artık staja geçtiğimizde ve hastanede görev almaya başladığımızda özellikle.
Dahili branşlardan biraz uzaklaşmıştım.
Sonrasında da hani en yapabileceğim, en keyif alabileceğim cerrahinin de plastik cerrahi olduğuna karar vermiştim.
Özellikle de aklımda açıkçası Ege Plastik vardı.
Oradaki abilerim tanıdıktı.
Hem asistan abilerim hem hocalarım.
Tanıdık bir ortam vardı. Yaptıkları iş de hoşuma gitmişti.
Farklı farklı şeylerle ilgileniyorlardı.
O şekilde sınava hazırlandım ben.
Yani sen Ege Plastik istiyordun.
Evet aslında öyleydi.
Sonradan fikrin değişti mi?
Cerrahiden vazgeçtin mi?
Yakından neler geçti?
Sonrasında abi bu şeyler tabii daha tanıyı aldıktan sonraki süreçte yani cerrahi birazcık daha ya yapacaksam daha hafif, daha temiz bir cerrahi yapmam gerektiğini veya belki
de hani klinik safhasında kalmam gerektiğini, bir klinisyen olmam gerektiğini, daireye gibi bir şey ya da psikiyatri gibi bir şey yazmayı çok düşündüm.
O süreçte. O şekilde onlar arasındaydım yani.
Yani seni o tarafa doğru yönelten şey cerrahinin stresli ortamının hastalığının seyrinde de kötü bir etkisi olabileceğiyle ilgili mi?
Kesinlikle abi. Yani stres beni hep zaten oldum olası zorlayıcı bir unsur oldu.
Belki de dedim hani bu uykusuzluk, bu beslenme problemleri, dediğin gibi stres ileride tekrar hani bu hastalığın geri gelmesine sebep olabilir.
Hani o an stres yönetiminin kötü olduğunu ve çok da zorlanmam gerektiğini düşündüm yani dediğim gibi.
Anladım anladım.
Şimdi nerede olduğunu sona saklayalım.
Peki şişliği fark edip ondan sonra tanı almaya geçen sürede o babanın sana anne babanın yarın hemen git demesiyle kesin eksizyonel biyopsi
sonucunun alınması arası toplam ne kadar bir süre var?
Hani maksimum maksimum 3 hafta falan vardır.
O üç haftada artık kesin biyopsi sonucu gelene kadar halen ya yok canım bu lenfoma değildir düşüncesi ne kadar devam ediyor?
Sende ne kadar devam ediyor?
Ailen nasıl yaklaşıyor?
Senin de yok ya bu böyle bir şey değildir dediğin ya da tüm bu yaşananlar gerçek değilmiş gibi geldiği oldu mu?
Yani abi şöyle aslında bu şeyler hani...
Ultrasonda bakıldıktan sonra kabullenmesi daha kolay oldu.
Ama tabii ki bir tetkik yapılmadan, tahlil yapılmadan hiç kimse bunu kondurmadı yani.
Ailem, ben böyle bir şey oradan çıkmasını beklemiyorduk.
Benim ailemde de böyle bir öykü yok.
Sen diyorlar gençsin zaten hani.
Sende böyle bir şey olamaz, böyle bir şey çıkmaz gibisinden bir konuşmalar geçti aramızda.
Ben patolog hocamla konuşana kadar yani bu lenfoma değildir, bu tüberkülozdur.
Zaten benim son yaptığım internlik yeri de göğüstü.
Öyle olunca serviste birisinden kapmışımdır gibi bir düşünce vardı yani.
Antibiyotik kullanırım geçerli.
Tüberküloz o kadar da korkutmuyordu açıkçası.
Ama o çıkana kadar yani diyebiliriz.
Anladım. Peki yani kesin tanıya sen anladıktan sonra çevrene söylemek nasıl bir süreçti?
Abi çevreme söylemek de zor bir süreç oldu.
Yani orada... Benim açımdan bir hasta yakınıyla konuşmak, ona kötü haberi vermek ile anneme kötü haberi vermek arasında hakikaten çok büyük bir fark sezmedim ben.
Hepsi zorlayıcı yani.
Kötü haber vermenin her türlüsü çok zorlayıcı.
Ben aldığımda o kadar da zorlanmadım.
Çünkü tahmin etmeye başlamıştım yani.
Zaten yaygın olduğunu biliyorum çalıştığım kitaplardan, şeyden.
Hani evet olmaz olmaz ama olsa da böyle bir şok oluşmadı bende.
Telefonla aramıştı hocam o zaman.
Dedi hani senin Hodgkin'le benzer bir hücrelerini gördüm.
Lichtenberg hücrelerini gördüm dedi.
Boyamaya bile gerek yok bunu dedi.
Yani dört dörtlük. Hani ondan sonra telefonu kapattıktan sonra hocam hoşçakalın teşekkür ederim diye böyle gülerek telefonu kapattım.
Ama anneme söyleme süreci orada.
Tabii daha sıkıntılı bir süreç.
Yani onun yerine koyduğumda da kendimi.
Beni o kadar şey yapmadığını söyleyebilirim o anda.
Ama haberi vermek çok daha zor oldu.
Diğer şeylere de...
Annemle babam haber verdiler zaten hani aile yakınlarına.
Ben sadece annemle babama verdim.
Onlar da akrabalara eşe dosta verdiler yani.
Anladım. Yakınlarına onlar haber vermişler anne baba.
Şunu da sormak istiyorum.
Bir yakını böyle tanı alan kişilerde de sen özellikle de sınava çalışma döneminde olduğu için ya işte arasak hatırlatıp üzmüş mü oluruz ya da rahatsız mı etmiş oluruz?
Ya da aramazsak mı acaba hani onu ilgilenmiyormuş gibi mi gözükürüz gibi bir ikilem olabiliyor.
Orada senin en yakınındaki ailen değil de daha geniş ailen ya da tanıdıkların, arkadaşların bu çevrenden insanların yaklaşımı nasıl oldu?
Yani abi tabii şöyle bir durum var.
Ben bunu çok düşündüm kendi açımdan da.
Hani herhangi söyledikleri bir şey beni çok fazla üzmedi açıkçası.
En azından lenfomat anısından daha fazla üzmedi yani.
Baktığım zaman. O yüzden söyleyecekleri şeylerden ziyade hani aramaları benim için çok önemliydi orada.
Yani arayıp bir ihtiyacın var mı demeleri gerçekten benim içimi rahatlattı.
Yanımda olduklarını hissettirdi bana.
Çok yanlış bir şey de söyleyen de olmadı.
Hani ne söyleselerdi de yanlış bir şey olurdu açıkçası onu da bilmiyorum.
Ama dediğim gibi aramaları bir hal hatır sormaları bile.
Benim için çok yeterliydi.
Çok faydalıydı. Soruna cevap olabildi mi acaba bilemedim.
Çok iyi cevap oldu.
O zaman şöyle diyebilir miyiz?
Yakını böyle bir tane alan kişiler arayıp ya nasılsın geçmiş olsun bir ihtiyacın var mı?
Yapabileceğimiz bir şeyler var mı?
Demek de hiç tereddüt etmesinler.
Kesinlikle abi. Bir de şeyden de uzak durulması lazım burada tabii ki bence.
Bir acıma duygusundan ziyade Tabii bunu hepimiz insan olarak duyabiliriz ama bu şekilde hani sen daha çok gençsin, bunlara yakalanmak zorunda değilsin gibi değil.
Ama dediğim gibi yapabileceğimiz bir şey var mı?
Yardıma ihtiyacın var mı?
Biz her zaman yanındayız, bu süreçler geçici gibi daha olumlu, böyle daha umut dolu mesajlar bence insanlara ya en azından bana çok iyi geldi diyebilirim.
Böyle dönemlerde insan bazen sevdiği kişiye bir tavsiyede bulunmak.
Ama bir şeyler tavsiye etmek de zor.
Belki bir şeyler önermekten ziyade hal hatır sormak ya da işte karşıdaki bir şeyi anlatmak istiyorsa onu dinlemek hem daha kolay hem daha rahatlatıcı herhalde.
Çok haklısın abi ben bu konuda kesinlikle katılıyorum.
Sen az önce dedin ki bir hekim olarak hasta yakınına bilgi vermeyle anneme bilgi verme arasında benzerlikler vardı.
Bir hekim olarak bir anda...
Hasta pozisyonunda da olmak nasıl bir iste?
Yani bir doktor olarak bu süreci yaşamak avantaj mı dezavantaj mı nasıl etkiliyor?
Abi son 3 senesinde hasta görmüş bir tıp öğrencisi olarak yani şunu diyebilirim ki aslında.
Oradaki hastaların pek çoğu biz eve gittikten sonra hayatımızdan çıkıyor.
Sabah oraya gittiğimizde tekrar hayatımıza giriyor.
Dolayısıyla hani onlar bizim iş yaşamımızın bir parçası gibi aslında.
Benim gözlemlediğim şekliyle söylüyorum.
Böyle bir hale geliyor.
İş yaşamımızın bir parçası gibi görüyoruz onları.
Hani sanki onlar bizim orada staj yapmamız için konulmuş mankenler gibi de gelmeye başlıyor aslında.
Kan gazı almayı öğreniyoruz, sonda takmayı öğreniyoruz.
Pek çok işlem uyguluyoruz hastalara.
Pek çok fedakarlıklar da yapıyoruz tabii ki.
Ama bazen de şeyi anlamakta güçlük çektiğimiz zamanlar oluyor.
Bunlar gerçek hastalar.
Ben onların yerinde olabilirdim.
Anne babam onların yerinde olabilirdi.
Veya tanıdığım herhangi bir kişi de, kimse de orada yatıyor olabilirdi.
Ve bu işlemlere maruz kalabilirdi.
Dolayısıyla bunu hatırlamak çok önemli.
Ben de bu süreçte bunu çok daha iyi anladığımı düşünüyorum.
Yani orada çünkü plastik cerrahi servisinde de bir gece yattım.
Ve yattığımda o hastalardan biri oldum.
Böyle olunca bir empati geliştirdim aslında.
Yani dedim ki...
Ben aslında doktor olduğum zaman bu hastaların hayatlarını kolaylaştırmam gerekiyor.
Tamam kendi tıbbi birikimimi, bilgimi ve tecrübemi de arttırmam lazım aslında.
Ama bütün olay bu değil.
Orada gerçek hastalar var.
Tedavide en fazla nasıl faydalı olacaksam o şekilde faydalı olmam gerekiyor diye düşünmeye başladım.
Ne zaman oldu işte bu doktorluktan hastalığa değiştirdiğimde, döndüğüm zaman daha çok dank etti.
Yani hep bilincindeydim. Yani hep farkındaydım ama bu kadar derinden anlamamıştım yani onu fark ettim açıkçası.
Yani bir şeyi iş olarak yaptığında onun duygusal boyutuna biraz yalıtılmış bakabiliyorsun.
Belki bu koruyucu da bir şey.
Çünkü biz hekim olarak meslek gereği sürekli bir problemi olan mutsuz insanlarla çalışıyoruz.
Belki bu da çok yıpratıcı.
Belki o söz ettiğin işin o duygusal...
Kısmından yalatılmak bir miktar koruyucu da oluyor.
Ama sen aynı ilişkiye bir de hasta tarafından baktığında önceden doktor olarak görmediğin birçok şeyi de fark etmişsin herhalde.
Evet abi öyle oldu yani kesinlikle.
Bu süreç o anlamda yani hem hastalara daha fazla anlamamı sağladı.
Onların mesela karşılaştıkları zorlukları anlamamı sağladı.
Yani belki de hani doktorken, tıp öğrencisiyken hani ne kadar garip bir şey.
Hani sorduğu şu soru ne kadar enteresan gibi oluyordu.
Ama baktım ki aslında pek öyle olmuyor yani.
Hasta boyutunda insanın daha farklı şeyleri, düşünceleri oluyor.
Öyle söyleyeyim. Benim bildiğim kadarıyla senin tanın kesinleştikten sonra kemoterapi süreci de zorlayıcı olduğu için bunu sınav sonrasını erteleyelim dendi.
Doğru mu? Doğru abi.
Peki orada insan şöyle düşünüyor ya bu sırada işte hastalık yayılmaya devam ediyor mu?
Onunla ilgili bir endişen oldu mu?
Hani geçen her saniye acaba ben daha kötüye gider miyim diye?
Abi açıkçası olmadı.
Çünkü hani çalıştığım dönemden, derslerden de biliyorum.
Bunun çok agresif bir ilerleyişinin olmadığını, tedaviye de çok olumlu yanıtlar verdiğini hani biliyorum.
Ve açıkçası ne zamandır bende olduğunu da bilmiyorum.
Yani o evrilemeler yapıldıktan sonra, tanıkonulduktan sonra...
bile çok ileri bir evre değildi benimki.
Öyle olunca bu kadar zaman zaten orada bulunmuş.
Bir ay daha benim için çok şey olmaz gibi geldi.
Ama zaten karar bana da ait değildi.
Hematolog hocam sağ olsanız zaten tecrübeli bir insan.
Benim gibi hastalarla çok fazla tedavi etmiş bir insan.
Hani onun önerisiyle de bu kadar emek verdin.
Şimdi alırsan, kemoterapi almaya başlarsan sınav sürecin buna etkilenecek dedi.
O yüzden Bunu sınavdan sonra ertelememi önerdi.
Benim için çok daha iyi oldu böylesi.
Onların erteleme kararı vermesi tabii çok daha rahatlatıcı.
Peki onlar deseydi ki ya bu olmaz.
Tedaviye şimdi başlamamız gerekir.
Ertelemek senin aklından geçer miydi?
Benim de aklımdan geçerdi abi.
Çünkü yani şöyle bir şey var.
Hani iki taraflı bir şey aslında.
Şöyle oldu. Benim o sınava çalışmam yani ona azım etmem, devam etmem hayatıma birazcık da motivasyon da sağladı.
Yani ben tanıyı aldım ama ondan sonraki süreçte kendimi derslerime verdiğimde ve bir hedefimin peşinden, hayalimin peşinden...
Devam ettiğimde kendimi birazcık daha hayata sarılır buldum.
Dayanacak bir şey buldum kendime aslında orada birazcık da.
Ve aslında TUS'u kazanmış olmak benim için şu an acayip bir motivasyon.
Hani asistanlığa başlayacağımı bilmem.
Aslında şu an bana güç ve kuvvet veriyor.
Tedavimi alırken de öyle. O dönemde tanımı aldığımda da öyleydi.
O yüzden gayet mutluyum yani.
Bu kararı vermiş olmaktan da bir daha olsa bir daha da ertelerdim yani.
Peki sonra bu erteleme kararı alındıktan sonra bir süre artık sen tamamen sınava odaklanma fırsatı buldun.
O süreçte sınava hazırlanmak mümkün oldu mu?
Yoksa etkilendi mi çalışma tempon?
Abi acayip etkilendi.
Ben her zaman böyle düşünmüyordum yani.
Şu anda konuştuğumuz gibi en başından düşünüyor olsaydım belki daha az etkilenirdi.
Ama o dönemde böyle birazcık dağılmış bir vaziyetteydim.
O tanının şoku ve şeysi birazcık vurdu yani.
Çünkü abi şöyle de bir durum var.
Hani biz doktorlar hiçbir zaman hastalanmayacakmışız gibi sanki yaşıyoruz.
Birazcık onu fark ettim.
Hem ben hem etrafımdaki arkadaşlara baktığım zaman hani çok fazla çalışıyoruz, biliyoruz ve bu bilgi sanki bizi dışarıdaki hastalıklardan koruyor.
Teler patofizyolojiyi falan öğrenince aslında sağlığın ve hani güzel şeylerin çok nadir, çok mucizevi şeyler olduğunu anlamıyoruz.
Yani çok fazla hastalık görüyoruz.
Bunlar bizim için sıradanlaşıyor.
Hastalık kavramı bizden uzak sadece o kitaplardaki şeylermiş gibi geliyor.
Yani dolayısıyla hani orada aslında bu yanılgıya da düşmememiz lazım.
Birazcık yeryüzüne de inmek faydalı olur.
Ama ben soruyu unuttum abi.
Yok çok değerli oldu.
Şunu sormuştum.
Çalışma tempon normalde olduğu gibi devam etti mi?
Yoksa yani sonuçta sen tamam kemoterapiyi erteleyeceğiz dendi ya.
Evet. Orada TUS'a tam odaklanmak için bir fırsat olmuş oldu.
Gerçekten insan tamamen odaklanabiliyor mu orada yoksa aklının bir köşesinde daima ya ben hastalığım var işte sınavdan sonra tedavi olacağım düşüncesi oluyor mu?
Ben elimden geldiği kadar devam ettirmeye çalıştım ama çok da fazlası gelmedi elimden yani şöyle.
Baktım ki ders aralarım birazcık uzamaya başladı.
Ders sürelerim kısalmaya başladı.
Kendimi sürekli böyle Instagram'a bakarken işte sosyal medya kullanırken veya telefonda oyunlar oynarken bulmaya başladım bir süre sonra.
Böyle olunca sınavın da yaklaştığı bilinciyle stresim yükseldi.
Bu süreçte çok kıymetli bir hocam var.
Kendisi de psikiyatridir.
Onunla görüştüm.
Yani durumu anlattım. Yani hocam böyle böyle işte sınava kaldı 3 hafta.
Hani bu konuşmayı yaptığımızı da çok net hatırlıyorum.
Ben bu 3 haftada odaklanmakta güçlük çekiyorum.
Problemler yaşıyorum yani dedim kendisine.
Hani verebileceğiniz bir ilaç varsa odamı arttırmak için.
Ya öyle bir ilaç vermedi bana ama çok değerli tavsiyede bulundu.
Aslında bu düşünce az önce söylediklerim de hani onun bana söyledikleriydi.
Yani dedi ki iyi kötü sen çalıştın zaten.
Önünde de 3 hafta var.
Bu 3 haftada ne yapacağın sana kalmış dedin.
Eğer bunu çalışır ve güzel bir yer kazanırsan da o zaman onun motivasyonuyla tedavine daha rahat geçecek.
Ama şu anda çalışmazsan o şey de zaten tanıyla birlikte de seni daha aşağı çekecek bu stres bu sıkıntı.
O yüzden elinden geldiği kadar dedi kendine çok fazla yüklenme ama sınavı da bırakma dedi.
Ben ondan sonra o 3 haftalık süreçte de elimden geldiği kadar onun dediği gibi yaptım yani kendimi çok fazla zorlamadan.
Çok yüksek tempolara çıkmaya çalışmadan hani çok fazla tempoya çıkmak değil ama işte günde 6-7 saat en azından tutturmaya çalıştım.
Hiçbir zaman tam olarak bırakmadım yani.
Yani şimdi yayını dinleyen herkes hekim olmadığı için ben mesela tıp fakültesine başlarken 3 saat 4 saat çalışmak bile korkunç geliyordu bana.
Şimdi yani şunu çok iyi anlıyorum ya çok da işte tam da olmadı ama 6-7 saat çalıştım da aslında fantastik bir şey yani.
Evet. O yüzden belki bu tuz sürecini bilmeyenler için hiç tanı falan yokken sen normal yani çalışma tempona devam ederken günde kaç saat ders çalışıyordun?
Abi ben günde 10-11 saatlere çıkıyordum yani.
O YGS birincisiydi.
Hayvan gibi çalıştım açıkçası.
Güzel bir çalışma temposu olmuştu.
Tabi internlükten falan bu süreç bayağı etkileniyor.
Stajyerken bir tık daha rahat.
İnternlükten boşlukları kovalayarak işte.
Ara ara boş stajlar, boş rotasyonlar o şekilde ayarlamaya çalışıyordum.
Evet yani 11 saat ders çalışırken hızlıca işte çok tetkikler, ondan sonra muayeneler, ultrasonlar, hastaneye yatış, taburculuk.
Ondan sonra da yine 6-7 saat günde ders çalışmaya devam ettiğin çok acayip bir tempo aslında yani.
Hekim olmayanlar için gözünde canlandırması bile bence zor olabilir.
Peki sen sonuçta sınava girdin.
Sınav nasıl geçti?
Sınavı beklediğimden çok iyi geçti.
Zaten benim hep böyle olur.
Yani ben sınavdan önce stresimi yaparım, yaparım, yaparım.
Ama sınava girdim.
Bir sınav güzel ve rahat bir şekilde geçti yani o anlamda.
Bir sıkıntı yaşamadım sınavda.
Süper. Sonra tedavi sürecine başladınız herhalde.
Kemoterapi aldın. Evet yaklaşık bir hafta sonra da o şekilde oldum.
Biraz tedaviden de söz edebilir misin?
Seni nasıl etkiliyor hem fiziksel, psikolojik olarak?
Ya abi garip zamanlar tabii.
Yani ben o zamana kadar hani sınav ertesi bir tatil planları falan da var.
İşte Marmaris'e gidelim, şunu yapalım, bunu yapalım, arkadaşlarla buluşalım, denize gidelim.
Bir yazın da zaten bitmek üzere o zaman.
Hani o kadar plan vesaire iptal.
Böyle bir tedavi süreci bu sefer başladı.
Ya tedavi sürecinin en zor kısmı o yüzden psikolojik.
süreç oldu açıkçası benim için de.
Hani psikolojiyi nasıl yönettim çok da şey olmadı.
Ailemin destekleri, yardımlarıyla birazcık bu süreç yumuşadı.
Ama tedavinin kendisi ABVD kemoterapisi.
4 tane ilaç kullandığım bir rejim.
O da yaklaşık uzun süreli tedavi diye geçiyor.
5-6 saat hani 2 haftada bir aldığım bir tedavi.
Peki gözümüzde canlanması için soruyorum.
Toplamda kaç kür kemoterapi alınıyor?
Ve mesela gittin hastaneye.
Hastaneye girişinle çıkışın arasında ne kadar süre var?
Kalıyor musun orada gece? Yoksa bir gün tedavi alıp taburcu mu oluyorsun?
Sabah 8.30 gibi hastanede oluyorum.
Daha sonrasında saat 1-2'ye kadar yaklaşık benim tedavim sürüyor.
Saat 1-2'de çıkıp eve gidip direkt yatıyorum zaten.
Yani oradan. Benim 6 kür oldu kemoterapim.
Bir kürde 2 seansa doluşuyor.
Yani aslında bir aylık tedavi bir küre denk gelmiş oluyor.
Ben iki haftada bir aldığım için iki tane almak bir kür demek.
Benim şu anda yarınla birlikte on iki tane almış olacağım ben.
Altı kürümü tamamlamış oluyorum.
O şekilde bir tedavi izlendi bende.
İlk tedaviyi aldığım zamanı bile hatırlıyorum.
İlk tedaviden önceki zamandı.
Önceki günün gecesini hatırlıyorum.
Hani o dönemler birazcık zorlayıcı oldu.
İlk başta çok daha zorlayıcı oldu.
Yan etkileri olsun, fiziksel olsun.
Psikolojik olsun. Ama zaman içerisinde bunlara da alıştım.
Yani diyebilirim.
Tabii sınavdan önce uzun saçların vardı.
Evet. Saçlarını kesmek durumunda mı kaldın?
O nasıl etkiledi seni? Ya aslında öyle oldu.
Hani hocam dedi ki bunlar da enfeksiyon riski.
Şimdi nötrofiller düşüşü için enfeksiyon olabilir.
Dolayısıyla saçlarını kessem daha iyi olur dedi.
Saçlar doğal yoluyla dökülmedi aslında.
Ben kendim onları kestim.
Ama zaten böyle bir imaj değişikliği planlıyordum abi aslında ben.
Evet yakıştı abi sen gerçekten Walter White'a benziyormuşsun yani onu gördük.
Baya hiç garipsenmedi mesela bilmiyorum kafa şekliyle mi alakalı artık.
Ben mesela kendime hiç yakışmayacağını düşünürüm.
Ama bazı insana da çok iyi oluyor gerçekten de.
Hani senin için de içtenlikle öyle söylüyorum.
Çok teşekkür ederim. Sadece burada değil fotoğrafları görünce de baya iyi olmuş diye düşünmüştüm.
Peki uzatma planın var mı gene?
Var abi. Son bir defa uzatayım diyorum.
Kıvırcıklı benim saçlarım.
Birazcık da merak ediyorum.
Zaten hayatım boyunca artık bu şekilde kalır.
Bir kez daha uzatmayı planlıyorum.
Anladım. Peki fiziksel olarak kemoterapinin nasıl bir etkisi oluyor?
Kemoterapiden önceki günler aldığın süreç ve sonraki günler.
Şöyle abi öncesinde tabii bir kaygı başlıyor bende.
Kemoterapi alacağım kaygısı, stresi.
Çünkü dediğim gibi uzun süreli 5-6 saatlik bir tedavi.
Orada ne yapacağımı işte neler yaşayacağımı az çok artık kestirmeye başladım.
Orada sıvıyı verdikleri için fazla da serum verdikleri için bu ilaçları.
Bir kere vezikan ilaçlar yani damar duvarını acıtan işte kola ağrı veren bu tarz ilaçlar.
Öyle olunca ben hep bir sıcak su torbasıyla giderdim.
Bir çantamız var bizim ufak.
Onun içerisine işte ihtiyaç duyabileceğim bütün şeyleri.
Laptop'umu film izlemek için kulaklığımı vesaireye koyar.
O şekilde giderdik. Giderken hani hastaneye yaklaştığımızda bile yolda bir mide bulantısı.
Psikolojik tamamen. Başlıyor.
Daha sonradan fark ettim o götürdüğüm torbayı gördüğüm zaman da bu tetikleniyor.
Orada da tedaviye alma sürecinde işte sürekli bir sıvı girişi olduğu için sık sık tuvalete çıkmak gerekiyor.
Onun dışında işte midem sonlara doğru bulanmaya başlıyor.
Kendimi halsiz ve yorgun hissediyorum.
Premedikasyonlar işte kortikosteroid vesaire gibi böyle alerji engelleyici şeyler de veriliyor.
O ilaçlar zaten birazcık beni sersemletiyor gibi.
Çok da fazla bir şeye odaklanamıyorum.
Hani telefona bakma, ekran, kitap okuma gibi aktiviteleri yapamıyorum o süreçte.
Sağolsun ailem beni yalnız bırakmadılar.
Yani her seferinde beraber zaten alıyoruz onlarla birlikteyiz.
Öyle olunca onlarla konuşarak birazcık zaman geçiyor.
Birazcık uyuyabilirsem çok büyük bir şey benim için zaten.
Sonrasında da, sonraki günlerde de yine aynı devam ediyor.
Bir hafta benim bu bulantı durumum devam ediyor, iştahım kesiliyor.
Bir haftanın sonunda da bu kol ağrıları, ilacın verildiği yerden, damar yolunda, damar tressesinde sıkıntılı ağrılar oluyor.
Bunların daha sonra trombofilebit denilen, çok korkulacak şeyler olmadığını.
Ya bu şekilde fiziksel yan etkileri açısından yani psikolojik tabii evde sürekli yatmak durumunda olmanın getirdiği bir takım şeyler var.
Çünkü TUS sürecinde sürekli çalıştığımız için abi hani sen de biliyorsun orada bir sürekli plan.
Hani ben artık TUS'u bırakınca dışarıdayım beni kimse tutamaz kafasında birazcık insanlar oluyor.
Bu şekilde hani evde yatmak durumunda olmak kendimi izole olarak görmek hani çok şey olmadı.
O beni birazcık zorladı başlarda.
Sonradan buna da alıştım. Yani sonuçta çok büyük bir kayıbım yok diye kendime telkin verdim.
Ailem bana telkin verdi.
Hani bu süreçte zorunlu hizmet vardı.
İşte daha sonrasında şey var asistanlık var.
Hani burada bir kayıpta olmadığımı söylediler.
Yani ben de evde artık dinlenmeme baktım yani ondan sonra.
Çünkü uzun zamandır da dinlenememek için.
Onu da sürekli bir çalışma temposuyla o yorgunluğu da üstümden atmış oldum diyebilirim yani.
Yani sen şimdi hastaneye gidiyorsun, tedaviye alıyorsun.
Onun fiziksel etkileri yaklaşık bir hafta daha sürüyor.
Evet abi. Sen evdeyken.
Sonra bir sonraki tekrar ilaç aldığın zaman yaklaşık ilk aldığından iki hafta sonra gibi mi?
İki hafta sonra gibi.
O ilk hafta yan etkilerle boğuşuyorum.
Ama ikinci hafta kendime geliyorum.
Daha bir rahat, daha bir mutlu, enerjik oluyorum.
O süreçte dolu dolu yaşıyorum yani.
O süreçte tam onu soracaktım.
Yani sınavdan önce planladığın gibi ne bileyim çıkıp gezebiliyor musun?
Yoksa bir sosyal izolasyon gerekiyor mu yine?
Maskemi taktığım sürece normal yaşantıma devam edebiliyorum.
Sadece kendimi enfeksiyonlardan, gripten vesaireden korumam gerekiyor.
Ama onun haricinde arkadaşlarımla buluştum.
Ailemle gezmelere gittim.
Yani o süreçte tabii daha dolu dolu yaşıyorum.
Çünkü gün sayıyorum orada. 7 gün artık.
Benim için daha anlamlı bir 7 gün.
O gerideki yaşayamadığım hani yattılarak geçirdiğim 7 günü de yaşıyor gibi.
Ondan intikam alıyormuşçasına daha dolu yaşadığım 7 gün oluyor.
Evet süper.
O zaman yarın son mu?
Yarın sonuncu yılı inşallah.
Çok şükür.
Umarım daimi son olur.
Ve her şey muhteşem ilerler.
Peki şimdi bir yandan tedavi devam ederken senin sınavın iyi geçti zaten.
İyi geçtiğini hissettin.
Sonra sonuçlar açıklandı.
Evet. Önce puan açıklandı.
Sonra tercih yaptın.
Değil mi? Evet öyle oldu.
Puan açıklanınca ne hissettin?
Beklediğin gibi mi geldi? Beklediğinden kötü mü iyi mi?
Ya abi şimdi hiç şey yapamam yani.
Kötü de bulamam. Şartları ve durumları düşündüğümde çok iyiydi benim için.
Mutlu oldum açıkçası yani.
Olmasaydı daha mı iyi olurdu?
Hiç bunlar kafama taktığım şeyler değil.
Bu şekilde olması gerekiyormuş dedim ve bu şekilde mutluyum yani.
İyi bir not aldım. Sen kaç puan aldın?
Kaçıncı oldun? 72.8 puanla 464.
oldum abi. Süper.
Sonra tercih ne yaptın? Sonra tercihe göz hastalıkları.
O cerrahi aşkı beni bırakmadı abi.
Ben birazcık psikiyatriyle çok arasındaydım.
Çocuk psikiyatri, psikiyatri ve göz arasında gidip geliyordum sürekli.
Ama o cerrahi şeyinden bir türlü kurtulamadım.
Göz İzmir Atatürk eğitim araştırmada göz asistanı olarak başladım şu anda.
Süper süper tedavi süreci sonlanınca göreve de daha aktif başlayacaksın.
Evet. Umarım hayal ettiğinden de daha keyifli daha güzel olur.
Umarım abi teşekkür ederim.
Tabi bu süreçte bir hasta olarak doktorluğu nasıl yapabileceğin ya da nasıl yaparsan daha iyi olacağıyla ilgili birçok şey de öğrenmiş oldun herhalde.
Kesinlikle abi. Yani benim bakış açımı çok değiştirdi bu durum.
Çünkü ben hep şunu merak ederdim.
Yani iyi bir doktorla kötü bir doktorun nasıl ayrıldığı konusunda hep kafamda bir şeyler oluşturmaya başladım.
Ve ne yaparsam daha iyi bir doktor olurum acaba diye.
Öğrencilik hayatımdan beri kendime sordum.
Fakat cevabını bu şekilde almayı beklemiyordum.
Ben birazcık böyle başıma gelen şeylerden hani ders verir nitelikte olduğunu düşünüyorum açıkçası.
Rastgele başıma geldiğinden ziyade.
Burada da... O ilk yaklaşım, ilk hematolog hocamın yanına gittiğimde ve ağladığımda şaşırdı önce birazcık.
Ama sakinliğini bozmadı.
Yani ayağa kalktı. Ve sakin bir dille bana biraz önce söylediklerimi anlattı aslında.
Bizler doktor olduğumuz için hastalıktan muaf değiliz.
Ve normal hastaları nasıl tedavi ediyorsak seni de o şekilde tedavi edeceğiz.
Zaten lenfomadan da bugüne kadar hasta kaybetmedik.
Huçkin lenfomadan hasta kaybetmedik dedi.
Şimdi bu yaklaşım benim için çok kıymetli bir yaklaşım oldu.
Çünkü ben o zamana kadar bu Hodgkin lenfomayla ilk defa karşılaşan, gerçek anlamda yaşayan, tecrübe eden birisi olarak bundan korkuyorum.
Bundan daha doğal bir şey olamaz.
Ama o da o güne kadar zaten o hastaları tedavi ettiğini.
Gördüğü ilk hastanın ben olmadığımı benden önce de birçok hastanın olduğunu söyleyerek benim içime çok su serpti.
Çok rahatlattı yani bu yaklaşımıyla.
Ondan sonra ben zaten tam bir güven duydum yani.
Hocamla olan ilişkilerim daha sağlamlaştı.
Orada bir güven duygusu oluştu.
Ya ben bu güven duygusunun hasta hekim ilişkisinde çok önemli olduğunu anladım o zaman.
Yani o sakinliği, samimiyeti ve benim ilk olmadığımı hissettirmesi.
daha önce de zaten bu tedaviyi uyguladığını, bunlarla karşılaştığını söylemesi benim içimde çok önemli bir yere sahip.
Yani onu hiçbir zaman unutamayacağım.
Onun dışında o ilk gittiğim hocam, ilk gösterdiğim, beni ultrasona gönderen genel cerrahi hocam da bunun yani çok büyük bir sıkıntı olmadığını, en kötü ihtimalle
hoşgün olabileceğini ama onun da tedavisinin olduğunu söyledi.
Herhangi bir panik, herhangi bir şey, hiçbir şey yoktu.
O rahatlık...
beni de rahat ve mutlu yaptı.
Yani çünkü bir hasta olarak şunu da fark ettim abi.
Yani hasta bir bütün olarak hasta.
Bulunduğu, içinde bulunduğu fiziksel kusurla bir hasta ama bu kusur daha sonra psikolojik boyuta çıktığında psikoloji de etkilendiği için psikolojisi de hasta.
Tamamıyla bir hasta ve biz de tamamıyla yaklaşmamız gerekiyor doktorlar olarak diye düşünüyorum.
Yani benim arkadaşlarıma da, öğrenci dostlarıma da, kardeşlerime de söylemek istediğim şey bu.
Yani bir bütün olarak Hem duygusal hem de şey olarak yaklaşmalılar.
Çünkü bilgi eksiği hakikaten bir şekilde kapatılıyor.
Yani bilgi artık her yerde var.
Çok yaygın zaten. Ama bu merhamet duygusu ve bu insancıl yaklaşım aslında doktorları hala yapay zekanın önünde tutacak olan işte diğer alanlarda da onları biricik kılan şeydir
diye ben düşünüyorum. Çok çok değerli şeyler söyledin gerçekten.
Bir yandan da hekimler olarak biz biraz daha hastalara bilgi verirken Temkinli olmayı daha çok tercih edebiliyoruz.
İşte ya işler kötü de gidebilir.
Acaba yalancı bir umut mu veririm?
Bu da çok önemli bir ikilem.
Burada hekimlerin gerçi neyse ki hastalığında iyi seyirli bir hastalık ama bir yandan onların umut verici yaklaşımı da tedavi sürecinde sana bayağı
güç vermiş. Öyle anlıyorum.
Evet abi kesinlikle öyle oldu.
Güzel. Peki bu süreci bir hasta olarak yaşamak sağlık sistemine bakışını değiştirdi mi?
Abi tabii ki değiştirdi.
Şöyle ki ben bir doktor olarak yani her zaman şunu savundum.
Hastalara daha fazla muayene süresi, işte daha uzun anamnezler, muayeneler ve daha bireysel bir yaklaşım çok önemli.
Hala öyle düşünüyorum. Ama çok fazla hasta bakıyor tabii hekimler.
Çok fazla yoruluyorlar.
Gün içerisinde de bu da bir gerçek.
Artıkları hastalar artık 200'lere 300'lere dayanıyor.
Etrafımda zorunluya giden arkadaşlarımdan duyduklarıma göre.
Ama şöyle bir durum da meydana geldi.
Ben hasta olduktan sonra da ya hadi artık içerideki hasta niye çıkmıyor?
Hani kapıdakilerin konuşmalarına da çok şahit olduğum için.
İçerideki hasta niye çıkmıyor acaba?
Biz işte yarım saattir bir saattir burada bekliyoruz.
İşte farklı bir şehirden geldim gibi durumlara da çok sık rastladım.
Bu da içeride bir çatışma ister istemez yaratıyor yani hekimle hasta arasında.
Hasta birazcık sabırsız, yapısı gereği birazcık beklemeyi sevmiyor.
Ben de çok sevmedim açıkçası hasta olduğumda beklemeyi.
Ama hastayken de sürekli hasta bakmayı da çok şey yapmıyordum.
İki tarafta aslında bir miktar şeyler, sorunlar olduğunu...
Fark ettim hani o anlamda.
Bir tanesi beklemekten yeteri kadar ilgi görememekten şeyden muzdarip.
Diğeri sürekli hasta baktığı için çok yorgun olmaktan muzdarip doğal olarak.
Her ikisinde sabrı taşmış durumda oluyor.
Çok yoğun yerlerde. Ama bir miktar anlayışla bunların da çözülebileceğini aslında.
İki tarafında anlayış gösterirse karşı tarafa çok daha rahat.
Her ikisi için de çok daha güzel şeyler olabileceğini, sistemini daha iyi işleyebileceğini açıkçası ben fark ettim orada.
Yani hani daha güzel yollarla, daha güzel konuşma biçimleriyle, daha tahammüllü iki taraf için de söylüyorum.
Tabii bence doktor daha profesyonel bir iş yürüttüğü için çok tahammüllü olmak durumunda gibi geliyor bana.
Hani burada şey değil hani çok aşırıya kaçmadığı müddetçe karşıdan gelen şey, hastadan gelen şey.
Tabii ki bir hasta olduğunu hiçbir zaman unutmamalı diye düşünüyorum.
Böylelikle abi aşılmasını umut ettiğim bir şey bu iki taraf içinde.
Peki bu süreçte sen mesela ileride bir hekim olarak başka hekimler hastan olduğunda yaklaşımını bu süreç etkiler mi?
Abi kesinlikle öğretti.
Ben bu dönemde deontoloji kavramını gerçekten çok derinden anladım.
Aslında deontoloji bilmeyenler için de şöyle anlatayım.
Bir hekimin diğer hekimlere, hastalara ve topluma karşı davranışlarını ve etik değerlerini aslında toparlayan bir kavram.
O yüzden meslektaşlarımıza karşı bence birazcık daha yaklaşımımız yumuşak olmalı.
Elimizden geldiğince yardımcı olmalıyız diye düşünüyorum.
Ben bundan çok fazla fayda gördüm sağ olsun hocalarım.
Hiçbir zaman beni çevirmediler yani çok yoğun oldukları anlarda bile.
Beni aralara alıp böyle ufak aralara alıp hani 5 dakika bile olsa gördüler geri çevirmeler.
Yani ben de ileride inşallah kendi şeyimden hani öğle aram bir saatse gelen hiçbir hastayı geri çevirmemeyi, internleri, stajyerleri demeden yani ayırmadan meslektaşlarımı bu şekilde elimden geldiği
kadar yardımcı olmayı planlıyorum.
Yani umarım bunu da başarabilirim.
Alperenciğim çok teşekkürler.
Gerçekten hem çok şey öğrendik hem çok keyifli oldu.
Son olarak bitirmeden önce iki şey sormak istiyorum.
Birincisi benzer bir hastalık sürecinden geçen birisi bu yayını dinliyorsa ona neler söylemek istersin?
İkincisi de meslektaşlarımıza neler söylemek istersin?
Abi ben de çok teşekkür ediyorum.
Yani burada konuk olmak gerçekten çok güzel.
Hakikaten onur verici.
Yani paylaşabildiğim için de minnettarım aynı zamanda.
Bu yayını izleyen arkadaşlarıma da şunu söylemek isterim.
Önce tabii meslektaşlarımla başlayayım.
Meslektaşlarım için şunu söylemek isterim.
Yani hiçbir şey aslında hayal ettiğimiz, planladığımız gibi katı katı olmuyor.
Yani çok sıkı bir planlar bile yapsak.
Hayat bazen bu planların dışına taşabiliyor.
Bunu her zaman göz önünde bulundurmalılar.
Ve mesleklerini icra ederken kendi sağlıklarını çok fazla ertelememeli, ötelememeliler.
Bizim böyle bir huyumuz var.
Çalışırken olsun, ondan sonra ders çalışırken olsun veya hastanede çalışırken olsun kendimizi bazen yok sayabiliyoruz.
Sağlığımızı ihmal edebiliyoruz.
Ama biz yoksak aslında hastalarımıza da bakamayız.
Onlar da olmazlar.
mesleklerini en rahat, en güzel şekilde yaptıklarını yapsınlar ve sağlıklarına da çok dikkat etsinler yani.
Yedikleri, içtikleri bunları çok ihmal ettiğimiz için bunu söyleyebilirim ve az önce bahsettiğim gibi deontolojiye saygı duymamız lazım bence hepimiz hekim olarak.
Onun dışında da abi lenfom hastaları için de Yani bu süreçler evet zorlayıcı süreçler.
Hakikaten hem duygusal hem fiziksel anlamda yorucu süreçler.
Ama bence bir o kadar da öğretici süreçler.
Yani insan hayatında böyle süreçlerin bir kırılım yarattığı ve hayatta hakikaten daha güzel şeylere yol açtığını, daha güzel şeyleri bize öğrettiğini anladım ben yani.
Bu yaşımda aslında yani 25 yaşımda bunları yaşamış olmam aslında benim bir ömür boyu Bir tecrübe sahibi olmamı sağlamış.
Daha sonrasında geriye dönüp baktığımda, yarın tedavide tamamlayacağım için 6 aya dönüp baktığımda bunun çok kıymetli şeyler olduğunu fark ettim.
Bir ömür boyu o hırsla, o stresle, o sıkıntıyla da yaşayabilirdim.
Ama şu anda hayatı daha çok sevmeye başladım.
Yaşadığım an daha çok kıymetini anlamaya başladım.
Hekimlik mesleğinin kutsallığını daha derinden hissettim abi.
Sen de söylemiştin. Dünyada en çok ihtiyaç duyulan insan iyi bir hekim.
Hakikaten öyle. O yüzden yaptığım işi de çok seviyorum.
Hayatımı da çok seviyorum.
Böyle kırılım noktaları her zaman olur.
Bence bu sürecin gelip geçici olduğunu farkına varmak çok önemli.
Yani lenfomaslıları içinde bunu söyleyebilirim.
Hepsi geçecek yani.
Hepsi daha iyi günlere kavuşacak.
Alperen'cim çok teşekkürler.
İyi ki geldin. Hem sana hem ailene hem tüm dinleyenlere sağlıklı günler diliyorum.
Umarım çok keyifli çok mutlu günler önümüzde.
Çok teşekkür ederim abi. Bugün de onlardan bir tanesiydi.
Çok sağ ol beni konuk ettiğin için tekrardan.
Yani zaman nasıl geçtiğini anlamadım.
Çok güzel bir program oldu bence de.
Eyvallah.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
