
Bu bölümde rüyaların anlamlı olup olmadığını, Freud’un yorumlarından günümüz nörobilim bulgularına kadar ele alıyoruz. Rüyalar gerçekten bilinçdışına açılan bir kapı mı, yoksa zihnin rastgele üretimleri mi? Fizyolojik etkilerden psikolojik strese, sembollerden yaratıcı ilhamlara kadar rüyaları şekillendiren faktörleri konuşuyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş ve Freud'un Rüya Yorumu
(01:53) Rüyalardaki mantıksız şeyler
(02:30) Nörobilim Freud'u ne kadar doğruluyor?
(04:07) Rüyaların içeriğinde fiziksel ve psikolojik etkenler
(05:46) Sembolleri yorumlamanın anlamı
(07:51) Zihni meşgul eden şeyi rüyada görmek
(09:02) REM uykusu ve rüyaların hatırlanması
(10:11) Herkes rüya görür mü?
(11:55) Rüyaların eksik parçaları tamamlaması ve kapanış
Kaynaklar
Rüyaların Yorumu - Sigmund Freud
Dreaming and the brain: from phenomenology to neurophysiology
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
2002 Dünya Kupası'nda milli futbol takımı Çin Halk Cumhuriyeti'ni yenip Japonya'ya uçmadan önce Ergün Pembe rüyasında dişlerinin eline geldiğini görmüş.
Ertesi günde bu işlerden anlıyor diye gidip rüyasını Hasan Şaş'a anlatmış.
O da demiş ki abi yapma dişlerin eline gelmesi toplu ölüm demek.
Sonrasında bindikleri uçakta inanılmaz bir türbülansa girmiş.
Bir noktada artık burnunu yere doğru çevirip hızlanırken hostesler bile ağlamaya başlamış.
O sırada yaşadıkları korkuyu ve paniği hem Hasan Şaş hem Arif Erdem'in ağzından YouTube'da dinleyebilirsiniz.
Özellikle Hasan Şaş muhteşem anlatıyor.
Adam en son bildiği bütün dualar bitince Allah'ım Hakan Şükür'ün bütün ettiği dualara ben de katılıyorum demiş.
Dişlerin dökülmesi rüyasını ben de arada görürüm ama bu kadar yaygın bir şey olduğunu hiç bilmiyordum.
Bu bölümü hazırlarken daha ayrıntılı öğrendim.
Rüyaların Yorumu kitabında Freud da bu rüyadan bahsetmiş.
Dişler genellikle güç ve saldırganlıkla özdeşleştiği için Freud da diş kaybının cinsel gücün kaybedilmesiyle ilgili kaygı veya mastürbasyonla ilgili suçluluk duygularını temsil edebileceğini
öne sürmüş. Sadık dinleyicilerimiz iyi biliyorlar.
Benim Freud'la aram çok da iyi değil.
Bana sorarsanız söylediklerinin deneyle test edilmesi mümkün olmadığı için bu konuda da uydurmakta çok bir sakınca görmemiş.
Ne Biliyoruz'a hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu bölümde rüyalarla ilgili bilimin cevap verdiği ve veremediği bazı soruları ele alıyoruz.
Freud'un Rüyaların Yorumu kitabını yayınlamasından 125 yıl sonra bugün biz rüyalarla ilgili neler biliyoruz?
Rüyalar gerçekten Freud'un dediği gibi bilinç dışına giden kraliyet yolu mu yoksa hiçbir anlamı olmayan rastgele imgeler mi?
Önceki yaz Bodrum-İstanbul uçaklarından birinde ekonomi sınıfında oturan iki yolcu arasında kavga çıkmış.
Daha arkalarda oturan bir yolcu da bu kavgayı videoya çekmiş.
Bu video da YouTube'da var.
Olayın ilginç yanı şu, kavganın orta yerinde uçağın ön tarafından Aziz Yıldırım çıkıp geliyor.
Bildiğin eski Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım.
Kavga edenlerden birine, ortamı geriyorsun sen haksızsın diye kızıyor.
Bu videonun altına biri yorum yapmış, birisi rüyasını videoya çekip yayınlamış diyor.
Bence çok tatlı bir tespit.
Çünkü gerçekten tam rüyada olacak bir şey.
Gerçekleşmesi imkansız değil ama mantıklı da değil.
Rüyalarda bu şekilde alakasız insanlar, alakasız mekanlarda tamamen mantıksız olaylarda rol alabiliyor.
Bunun sebebi gün boyu akıllı davranmaktan ve olan biteni denetlemekten sorumlu prefrontal korteksimizin yani bizim deyimimizle üst beynimizin istirahate çekilip duygusal ve
dürtüsel alt beyne sen istediğin gibi takıl deyip onu serbest bırakmasıdır.
Yani bu anlamda Freud'un gözlemi doğru.
Alt beynimiz diyebileceğimiz id tamamen bilinç dışında yer alıyor ve rüyalarda da alt beyin serbest kalıyor.
O yüzden rüyalar için bilinç dışına giden yol demek haksız bir benzetme değil.
Gerçekten de rüyalar duygularımızın bir filtre olmadan canlanabildiği bir mecra.
Fakat bu tabii ki Freud'un tüm söylediklerinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Mesela başlangıçta bahsettiğim dişlerin dökülmesiyle ilgili rüyayı, Bir üniversitede 200 öğrenciyle araştırmışlar.
Bu araştırmada Freud'un dediği gibi bir şey çıkmıyor.
Bu kişilerin yakınlarının öldüğü de çıkmıyor.
Diş rüyası görenlerin daha çok diş ve diş eti problemi yaşayan kişiler olduğu anlaşılıyor.
Yani bırakın mastürbasyon yapmaktan suçlu hissetmeyi ya da cinsel gücü yitirme korkusunu, stres düzeyleri bile diğer kişilerden farklı değil.
Zaten Freud'un da olayı bu.
Gözlemlerinin bir kısmı gerçekten çok doğru ama önemli bir kısmı da tamamen uydurma.
Anlatısı da bilimsel olarak test etmeye uygun olmadığı için neyin doğru neyin yanlış olduğunun sınırını çizmek mümkün değil.
Peki rüyalarımızın içeriği neye göre şekilleniyor?
Tamamen rastgele değil, aynı diş sorunlarının diş rüyası gördürmesi gibi fiziksel etkenler birçok rüyayı tetikliyor.
Herhalde en meşhuru üşüyünce kötü rüya görmektir.
Bir tarafın açıkta kalmış falan derler.
Tuzlu yemeyle de aynı şekilde kötü rüyalar tetiklenebiliyor.
Mesela ben küçükken ne zaman rüyamda uçtuğumu görsem uyandığımda yataktan düşmüş oluyordum.
Benzer şekilde gece altını ıslatan çocuklar da rüyalarında yüzdüklerini görebiliyorlar.
Tabii ki sadece fiziksel etkenler değil, psikolojimizin de rüyalar üzerinde kesinlikle etkisi var.
Mesela az önce bahsettiğim çalışmada psikolojik stres düzeyi yüksek kişilerin boğulma ya da yüksekten düşme gibi korkutucu rüyaları daha çok gördüğü anlaşılmış.
Böyle stresli zamanlarda bir sınava geç kaldığını ya da mezun olalı yıllar geçmiş olmasına rağmen tekrar üniversiteye döndüğünü görmek de çok sık bir temadır.
Siz bunlardan hiçbirini görüyor musunuz bilmiyorum ama ekşi sözlükte bu üniversiteye dönmenin başlığı var.
İlk entri ta 2012'den sayfalarca yazmış insanlar.
Nerede duyduğumu hatırlamıyorum, birisi bunu İmamoğlu için söylüyordu.
Herkesin kabusunda gördüğü şeyi adam gerçekten yaşadı diye.
Bazı dönemlerde zihnimiz bir konuyla aşırı meşgulse, aynı temadaki rüyayı tekrar tekrar görebiliriz.
Mesela her gece ayaklarımız bağlanmış gibi bir şeylerden kaçamadığımızı ya da üzerimize bir şeylerin düştüğünü görmek gibi.
Bu rüyalar gerçekten zihnimizin arkadaki açık sekmelerde o aralar neyle meşgul olduğundan etkileniyor.
Fakat buradaki sembollere bir önem atfetmek ve bunu yorumlamaya çalışmanın bir anlamı var mı?
Bana göre yok. En azından şunu söyleyebilirim, sembollerin anlamını açıklayan sağlam bir bilimsel kanıt yok.
Dolayısıyla rüya yorumlamak bana göre bir çeşit falcılık.
Bir hobi, hatta bir entelektüel ilgi alanı sayılabilir belki.
Ama bir hekim olarak birine yardımcı olmaya çalışırken rüyaları da bir araç gibi kullanmak benim kabul edebileceğim bir şey değil.
Bunu bir benzetmeyle anlatmak istiyorum.
Zihnimiz bir restoran olsun, biz de restoranın dışındayız, doğrudan içeri giremiyoruz.
Ama içeride de hangi yemekler yapılıyor bunu çok merak ediyoruz.
Yapabileceğimiz şeylerden biri en azından hangi malzemeleri kullanıyorlar bunu anlamak için mutfağın dışındaki çöp kutusuna göz atmaktır.
Burada çöp örneğini rüyaları değersizleştirmek için söylemiyorum.
Bir çıktı olarak söylüyorum.
Buraya bakarak gerçekten içerideki yemekler hakkında fikir yürütebiliriz.
Ama bu kadar. Sadece genel bir fikir.
Gidip de kabuklardan bir mesaj çıkarmaya çalışmayız.
Ya da yapılan yemeklerin yağının, tuzunun miktarına kadar her şeyi anladığımızı iddia edemeyiz.
Bu benzetme şu açıdan da uygun düşüyor.
Eğer restoran bir balık restoranıysa yılın büyük çoğunluğunda çöp kutusunda deniz ürünleri görürüz.
Rüyalar da benzer.
Sadece o aralar keyfimizin nasıl olduğu değil, mizacımız da rüyaları etkiler.
Mutlu insanlar ortalamada daha mutlu rüyalar görürken, negatif duyguları yoğun olan insanlar da aynı şekilde rüyalarında da devam ediyor.
Yani maalesef hayatın her alanına sirayet etmiş eşitsizlik uykuda da insanlara rahat vermiyor.
Sağlığı yerinde olan tasasız insanlar rüyalarında da eğlenceye devam ediyorlar.
Bir sürü dertle kafası meşgul olan garibanlar gece rüyalarında da huzur bulamıyor.
Aslında rüyalar tamamen rastgele olsa bari en azından gece rüyada mutlulukta eşitlensek dünyanın daha tatlı bir yer olabilirmiş.
Sadece duygu olarak değil zihinsel uğraş olarak da gün boyu düşündüğümüz bir şey rüyamızda da devam edebilir.
Mesela ben bu bölümü hazırlarken rüyamda Rüyaların anlamı üzerine psikiyatri kongresinde konuşulduğunu gördüm.
İşte çok önemli konu mutlaka bilmeliyiz falan diye anlatıyorlardı.
Ben de içimden diyorum ki Allah Allah bence o kadar da önemli değil.
Bu kafa yorduğun şeyin rüyana da girmesi bazen güzel sonuçlar da verebilir.
Bu konuda klasik hikayelerden biri Dimitri Mendeleyev'in periyodik tabloyu rüyasında görmesidir.
Tüm elementleri düzenlemeye çalışırken çok yoruldum ve bir ara uyuyakalmışım.
Rüyamda bir tablo gördüm.
bütün elementler olması gereken yere oturmuştu.
Uyandığımda hemen çözmüştüm, dediği söyleniyor.
Bu konuda kesin bir kanıt yok.
Çünkü bu ifade kendisinin değil, öğrencilerinin ve biyografisini yazanların eserlerinde geçiyor.
Fakat gerçekten bir problemi çözmek için önce mantıklı ya da saçma demeden bir sürü fikir ortaya atmak, ondan sonra aralarında seçimler ve sentezler yapmak yararlı olabiliyor.
Bu anlamda alt beynimizin dizginlerinden kurtulduğu rüyalar, Bence gayet yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasını sağlayabilir.
Biliyorsunuz uykumuz REM ve non-REM dönemi diye ikiye ayrılıyor.
Aslında ikisinde de rüya görüyoruz ama REM döneminde rüyaların yoğunluğu çok daha fazla.
REM'de beynimiz aslında neredeyse uyanıklıkta olduğu kadar aktif.
Canlı rüyalar görürken gözlerimiz de hareket ediyor.
Nabzımız, solunum sayımız dalgalanıyor.
Hatta erkeklerde penis erekte oluyor.
Rem döneminde uyanmak erkeklerde sabah ereksiyonuna yol açabiliyor.
Bölümü hazırlarken baktım Freud uykuda ereksiyonla ilgili hiçbir şey yazmamış.
Rem ve non-rem dönemleri Freud'un ölümünden sonra keşfedildiği için uykuda ereksiyonun tam da en çok rüya gördüğümüz anlarda gerçekleştiğini Freud bilmiyordu.
Bunu bilseydi belki rem döneminde hem bilinç dışımız serbest kalıyor hem de penis erekte oluyor diye bir bağlantı kurardı belki.
Bunu bilemiyoruz. Ama biz bugün uykuda ereksiyonun otomatik, fizyolojik bir tepki olduğunu biliyoruz.
Diyelim ki uyuyan bir erkek gördünüz, ereksiyon olmuş.
Bu onun erotik bir rüya gördüğü anlamına gelmez.
Alakasız rüyada da ereksiyon olabilir.
Son yanıt vermek istediğim soru, herkes rüya görüyor mu?
Çok büyük olasılıkla evet.
Rüya görmek hayvanlar da dahil evrensel bir şey.
O yüzden kişiden kişiye değişen şey rüya görüp görmeme değil de.
Rüyaların ne kadar hatırlandığı Yani bir kişi ben hiç rüya görmem diyorsa aslında bu onun hiçbir rüyasını hatırlamadığı anlamına geliyor.
Rüyalarını hatırlamamak bir soruna işaret etmez.
Fakat hayal gücü yüksek ve yaratıcı kişilerin rüyalarını daha fazla hatırladığına dair veriler var.
Gençler yaşlılara göre, kadınlar da erkeklere göre rüyalarını daha fazla hatırlama eğiliminde oluyor.
Özellikle REM döneminde uyanırsak Rüyalarımızı hatırlama olasılığımız daha yüksek oluyor.
Çünkü gördüğümüz rüyanın üstüne uyumaya devam edersek uyanmadan unutuyoruz.
Bu yüzden gece sık uyananlar sabah olduğunda toplamda daha fazla rüya hatırlıyor.
Bu biraz ilginç bence.
Çünkü deliksiz uyuyanlar aslında toplamda daha çok rüya görüyor.
Ama sabah kalktıklarında çoğun unuttukları için az rüya gördüklerini zannediyorlar.
Kalkar kalkmaz rüyamızı birine anlatırsak ya da bir yere yazarsak da sonradan hatırlama olasılığımız daha da artıyor.
Yoksa gece gördüğümüz rüyaların çoğunu gün içinde başka şeylerle uğraşırken unutuyoruz.
Peki görme engelli olanlar için durum ne?
Onlar da rüya görüyor, rüyaların içeriği de görme yetilerini ne zaman kaybettikleriyle alakalı.
Doğuştan görme engelli olanlar, görsel içeriği olmayan, işitme, dokunma, koku ve tat gibi diğer duyulara dayalı rüyalar görüyorlar.
Sonradan görme yetisini kaybedenler ise geçmişteki görsel deneyimlerine dayanarak rüyalarında görsel imgeler görebiliyor.
Hatta beynimiz, belleğimizdeki farklı şeyleri bir araya getirip yepyeni hikayeler ve sahneler oluşturabildiği için görme yetisini kaybetmiş kişiler, gerçek hayatlarında hiçbir zaman yaşamadıkları
benzersiz deneyimleri rüyalarında yaşayabiliyor.
Yakın zamanda bir gazimiz gündem oldu belki görmüşsünüzdür.
Kendisi 32 yıl önce bir terör saldırısında gözlerini kaybetmiş.
Bu yüzden sonradan dünyaya gelen iki kızının yüzünü hiç görememiş.
Onlar uyuduğunda elleriyle yüzlerine dokunarak kime benzediklerini anlamaya çalışıyormuş.
Gazi bir gün kızlarının yüzünü rüyasında gördüğünü ve sabaha çok neşeli uyandığını ve o günü de büyük bir mutlulukla geçirdiğini anlatıyor.
Bir rüyanın bir ömürdeki eksik parçayı nasıl doldurabileceği bence daha muhteşem anlatılamaz.
Ben de bu vesileyle başta 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkarak Kurtuluş Savaşı'nı başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet'in kurulmasına ve yaşatılmasına hizmet etmiş
tüm gazi ve şehitlerimize şükranlarımı sunarak bölümü kapatmak istiyorum.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
