
Bu bölümde "normal" kavramının ne anlama geldiğini ve psikiyatride neden tanımlanmasının zor olduğunu konuşuyoruz. Normal nedir? Kime göre, neye göre normal? Günlük hayatta sıkça kullandığımız bu kelimenin istatistiksel, felsefi, evrimsel ve tıbbi açılardan nasıl farklı şekillerde tanımlanabileceğini tartışıyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş
(01:00) Neler normal, neler hastalık belirtisi?
(03:25) İstatistik, biyoloji, felsefe ve tıp açısından normal
(05:11) Psikiyatride normal / anormal
(06:19) Psikiyatrik belirtiler ve işlevsellik
(08:53) Normal dışı olmak her zaman kötü müdür?
(10:13) Yüksek zeka, dikkat eksikliği ve yaratıcılık ilişkisi
(11:19) Özet ve psikiyatristin görevi
Kaynak
Mental disorders: exploring normality models to distinguish what is normal from what is illness
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Asistanlık bittikten sonra zorunlu hizmetimin büyük bölümünü Muş'ta yaptım.
Hastalar kontrol randevularına geldiklerinde nasılsınız diye sorunca bazen hocam normal diyorlardı.
Ben de anlamıyordum.
Normal ne demek?
Yani her şey aynı, hiçbir değişiklik yok anlamında mı?
Eh idare eder mi?
Yoksa rahatsızlığım geçti artık normale döndüm anlamında mı söylüyor?
Sonradan anladım ki normal dedikleri şey çok iyi bir şey değil.
Orada hastalar belki de nezaketlerinden ve doktora ayıp olmasın diye hocam kötüyüm demek istemiyor da normal diyorlar.
Ne Biliyoruz'a hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda kendinizi ve çevrenizdeki insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde psikiyatride tanımlamanın çok zor olduğu normal kavramından söz edeceğiz.
Bundan yaklaşık 12-13 yıl önce asistanlığımın başında görüşme yaptığım her yeni hastada aklımda aynı soru oluyordu.
Hastanın anlattığı bu şeylerden hangileri normal, hangileri bir hastalık belirtisi?
Mesela üniversite öğrencisi hastanın babası hastanın bazen bir hafta kendisini aramadığından şikayet ediyordu.
Ben de o sırada içimden ya ben de babamı aramıyorum ki bu bir semptom mu diye düşünüyordum.
Bana sorsan bir şikayetim yok ama...
Aileme sorsan belki evet bizim çocuk biraz tuhaf derler.
Peki neyin normal neyin anormal olduğuna kim karar verecek?
Neye göre karar vereceğiz?
Psikiyatrik durumlar doğaları gereği tıbbın geri kalanından epey farklı.
Mesela kitaptan hipertansiyon konusunu çalıştıktan sonra karşıma gelen hastanın tansiyonun normal olmadığını anlamam ve ne yapacağımı bilmem çok kolay.
Fakat depresyon çalıştıktan sonra durum aynı değil.
Çünkü ben o güne kadar yalnızca kendi hayatımı biliyorum.
Kendi değer yargılarım var.
Dolayısıyla depresyonun nasıl bir şey olduğunu ancak kendim üzerinden değerlendirebiliyorum.
Oysa hastanın kültürü, yetişme ortamı, hayata bakışı benden belki de çok farklı.
O yüzden hastalarla görüşürken söylenen şeyler bir belirti mi, üzerine düşmeye daha fazla soru sorup vakit ayırmaya gerek var mı, yoksa bunlar zaten normal şeyler mi?
Buna karar vermek çok zor oluyordu.
Ben de hastanın hatırladığı kadarıyla doğduğu günden o gün benim karşıma oturduğu güne kadar bütün hayatını anlattırıp kendimce önemli gördüğüm yerleri genişçe özetleyerek vizitlerde sunuyordum.
Hocalarsa belki benim bir buçuk iki saatte aldığım ve sonrasında da bir o kadar sürede özetlediğim öyküde bazen belki sadece birkaç noktayı yakalıyor ve doğru sorularla bir anda benim öğrendiğimden
çok daha değerli bilgileri öğrenmemizi sağlıyorlardı.
Psikiyatride en sevdiğim yanlardan biri de bu.
Zamanla yüzlerce, binlerce insanla görüşerek ve bu kişilerin yaşamını hocalarınla tartışarak senin de kafanda bir normal ya da olağan taslağı oluşuyor.
Böylece bir hastayı görürken ya da onu dinlerken olağan dışı şeyler daha çok ve daha kolay dikkatini çekiyor ve çok daha kısa sürede o kişiyi anlayabiliyorsun.
Aslında sadece hasta görürken değil, günlük hayatta insanları gözlerken de öyle.
Çok uzun yıllar önce Acun Firarda zamanlarından çok meşhur bir görüntü var.
Halen YouTube'dan da bulabilirsiniz.
Hangi ülkede geçtiğini bilmiyorum ama Acun Alıcalı son derece gösterişli spor arabada oturan iki erkek için uzaktan konuşuyor.
İki saattir piyasa yapıp kızları kesiyorlar diye.
Sonra yanlarına yaklaşıyor ve arabanız çok güzel ama yanınızda kız yok neden diye soruyor.
Arabadakiler de çünkü biz gayiz, homoseksüeliz diyorlar ve Acun'la yanındaki kameramanı kast ederek siz de iki erkeksiniz, siz de mi gaysiniz diye soruyorlar.
Acun hayır biz normaliz diye cevap verince adamlardan biri de normal gay o zaman diyor.
Acun da evet normal gay diyor.
Normalin çok farklı tanımları yapılabilir.
Otistik bir bakışla belki Acun'un söylediğinde yanlış bir şey yok.
Çünkü normal...
Günlük hayatta en çok alışıldık anlamında kullanılıyor ve aslında alışıldık olan ve daha çok görülen bir insanın heteroseksüel olması.
Fakat normal kavramını insanlar için kullandığımızda normalin dışında kabul ettiklerimizin etiketlenmesi ve dışlanması tehlikesi ortaya çıkıyor.
Burada söz ettiğimiz aslında istatistiksel açıdan normal yani en çok görülen şeyi normal kabul etme.
Bunun dışında biyolojik avantaj açısından o canlının evrimsel olarak en iyi uyum göstereceği davranışı da normal kabul eden bir yaklaşım olabilir.
Ya da felsefi bir bakış açısıyla ideal bir insan modeli tanımlayıp normali de buna göre tarif edebiliriz.
Ve tabii ki kültür de neyin normal olduğunu etkiler.
Sağlık yani tıp açısından baktığımızda da kişinin biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak iyi işlev gördüğü durumu normal olarak tanımlarız.
Bizim için psikiyatrik görüşmede normal, çoğunlukla kişinin kendisini sağlıklı ve iyi hissettiği her zamanki halidir.
Bir rahatsızlık durumunda hedefimiz bu kişinin kendi normaline dönmesidir.
Mesela her zamanki halinde tamamen sağlıklı olan bir kişi, bazı psikiyatrik hastalıkların alevlenmesi sırasında sokağın ortasında bağırıp çağırabilir, hatta bazen çırılçıplak koşabilir.
Bu davranışın hem toplum hem de o kişinin standartlarında normal olmadığı çok açık.
Yine asistanlığın en başında serviste sorumlu olduğum hastalarımızdan biri hocam bu hastalığın en zor yanı iyileşince yakınlarından özür dilemek demişti.
Bu bana çok dokunmuş bir cümledir.
Normal anormal değerlendirmesini duygu ya da davranışlar üzerinden değil de bir bütün olarak bireyin kendisi üzerinden yapmak bu kişilerin yaşadığı mahcubiyet hissini daha
da katlıyor. Bu ve bir sürü başka sebepten Biz normal insan kavramını psikiyatride neredeyse hiç kullanmayız.
Ama normalin ne olduğunu belirtiler üzerinden tartışmak da zor.
Psikiyatride belirti dediğimiz şeyler aslında sıklıkla herkesin günlük yaşamında yaşadığı şeylerin farklı yoğunlukta ya da farklı süre boyunca görülmesinden ibaret.
Tanısal sistemlerde çoğunlukla bir şeyin hastalık olarak kabul edebilmesi için O kişiye rahatsızlık vermesi ve işlevselliğini bozması gibi kavramlar kıstas olarak kabul ediliyor.
Fakat buradaki işlevsellik de çok müpen bir şey.
Mesela kişilik bozuklukları diye bir hastalık grubu var.
Buradaki belirtiler zaten adı üstünde kişilik özellikleri yani sürekli aynı devam ediyor.
O zaman burada işlevselliği kişinin kendi normaline göre kıyaslayamayacaksak o zaman neye göre kıyaslayacağız?
Bunun kişiliği başka türlü olsaydı ilişkilerinde ve hayatta çok daha başarılı olurdu diye mi karar vereceğiz?
Bir kere neyin başarı sayılacağı kişiden kişiye değişir, ayrıca bazı kişilik bozuklukları bazı mesleklerde çok öne çıkmayı da sağlayabilir.
O yüzden ne iyidir ne kötüdür kesin sınırlarla ayırmak çok zor.
Diyelim ki işlevselliğin etkilendiğine karar verdik, bu etkilenmenin düzeyini ölçmek de zor.
Örneğin şizofreni psikiyatrik hastalıklar arasında hem hasta hem ailesi için en zorlayıcı olanlardan biri.
Eskiden şizofreni hastalarında engellik oranı belirlerken tedaviyle çalışma olanağı veren veya tedaviyle çalışma olanağı vermeyen şizofreni diye kavramlar vardı.
Yine ben zorunlu hizmetteyken hastalığı o kadar da kötü olmayan bir hastaya tedaviyle çalışma olanağı veren şizofreni tanısıyla rapor çıkarmıştık.
Fakat hasta yakını diyordu ki, hocam burada zaten iş yok, sağlıklı insan bile iş bulamıyor, bu hasta nasıl çalışma olanağı bulacak?
Bence adam gayet haklıydı.
Hastanın tanısı tıbben, tedaviyle çalışabilen şizofreni ama gerçek hayatta tedaviyle çalışamayan şizofreni.
Psikiyatrik görüşmelerde, hocam ben ne zaman normal insan olacağım diye soranlar çok olur.
Biz de onların zaten normal insanlar olduğunu söyleriz.
Buradaki yayınların başından bu yana insanları psikiyatrik hastalıklara göre kategorize etmenin ne kadar yanlış olduğundan, gerçeği anlamak için aynı Sims, PES ya da FIFA oyunlarındaki gibi her bir özelliğe puan
vererek boyutsal bir şekilde yaklaşmanın çok daha doğru olduğundan çok defa bahsettik.
Dolayısıyla insanları normal veya anormal diye ayırmanın hem mantıksız hem de imkansız olduğu çok açık.
Peki bir de hastalık gibi hayatı zorlaştıran bir şey açısından değil de.
Belki kişinin de memnun olacağı özellikler açısından normal kavramla bakalım.
İstatistik sihirli bir şey.
Evrende birçok şey normal dağılım gösteriyor.
Örneğin boy. Türkiye'de kadınların boy ortalaması yaklaşık 1.62-1.63 civarında.
Bugün ülkenin her yerini dolaşıp önümüze gelen her kadının boyunu ölçersek yeterince fazla sayıda kişi aldığımızda en çok 1.62-1.63 civarında kadına rastlarız.
Aşırı uzun boya doğru gittikçe de rastladığımız kişi sayısı azalacak, aynı şekilde aşırı kısa boya doğru gittikçe de.
Zeka için de aynı.
En çok ortalama IQ'de insana rastlanır, aşırı zeki insan bulmak çok zordur.
Bu nedenle istatistiksel açıdan alışılmadık boy ve zeka değerlerine sahip olanların anormal olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Böyle bir durumda özellikle zeka açısından normalin üstünde yüksek IQ değerlerine sahip olmak, Çoğu kişinin kabul etmek isteyeceği bir anormalliktir.
Bununla birlikte çok uzun boylu olmanın hatta bazen çok zeki olmanın kişinin yaşamını zorlaştıracağı zamanlar ya da alanlar da olabilir.
Bazen de tam tersi, dezavantaj gibi görülen anormallikler avantaj haline gelebilir.
Klasik örneğimiz dikkat eksikliğini ele alalım.
Bir kişinin dikkatinin alışılmadık ölçüde dağınık olması ve buna bağlı sabırsızlık özellikle de yüksek zeka eşlik ediyorsa, kişinin hiç akla gelmedik pratik çözümler üretmesine, hatta
bazen dünyanın gidişatını değiştirmesine yardımcı olabilir.
Çok sık duyduğumuz, öğretmeni tarafından senden hiçbir şey olmaz denip okuldan kovulmuş, sonra bir buluş yapmış ve dünyayı değiştirmiş tarihi kişilerin çoğu muhtemelen yüksek aykülü dikkat eksikliği
olanlardır. Çünkü çocuk, okuldaki öğretmene göre bile aşırı zeki ve doğal olarak her şeyin onun temposuna göre yavaş olmasından çok sıkılıyor.
Çocuğa okulda fenalık geliyor ve düzeni bozuyor.
Bu durum okulda barınmasına engel olsa da uygun koşullarda yüksek zeka artı sabırsızlık dünyanın gidişine yön verecek farklı bakış açıları, farklı icatlar ortaya çıkarmayı sağlayabiliyor.
Bu da aslında çok ilginç konu.
Belki başka bir bölümde de dahilik ve delilik arasında bir ilişki var mı onu konuşabiliriz.
Özetle, istatistiksel, felsefi, evrimsel ya da tıbbi açıdan çok farklı normal tanımları yapabilecek olsak da bir şeyin normal olup olmadığına kesin sınırlarla karar vermek mümkün
değil. Zamana, kültüre, coğrafyaya, mesleğe ve daha birçok faktöre göre neyin normal, neyin anormal olduğu ve hangi anormalliğin avantaj, hangisinin dezavantaj
yaratacağı çok değişiyor.
O zaman en doğrusu bir kişinin bulunduğu koşullarda onun güçlü olmasını sağlayan ve ona zorluklar çıkaran özelliklerini tanımak ve bireyi bütünüyle anlamak.
Bana göre ki birçok meslektaşın da buna katılacağını düşünüyorum.
Psikiyatristin amacı bir kişide sadece zayıf olan ya da bozuk olan şeyleri saptayıp onları tamir etmek değil.
Zaten özellikle erişkinlikte bazı şeylerin değişmesi de çok mümkün değil.
Böyle durumlarda en iyisi Çok da iyi olmadığımız şeylerin bize ayak bağı olmasını engellemek ve güçlü olduğumuz şeylerin de parlayıp bizim için hayatı daha da güzelleştirmesini sağlamak.
Bu nedenle kanal tanıtımında kendinize ve başkalarını daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz diyorum.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
