
Bu bölümde, birini "narsist" olarak tanımlamanın karşımızdakini anlamamıza yardım edip etmediğini sorguluyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş
(01:35) Tanıda güvenilirlik nedir?
(02:59) Uzmanların anlaşması yeterli mi?
(05:05) Kategoriler neden çalışmıyor?
(06:52) "Narsist" teriminin gündelik hayatta erimesi
(08:07) Neden etiketliyoruz?
(09:51) Narsist demenin asıl işlevi
(10:58) Ne yapabiliriz?
Kaynaklar
Kernberg, O. F. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. Jason Aronson.
Kohut, H. (1971). The Analysis of the Self. International Universities Press.
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Diyelim ki sevgilisinden ayrılan bir kişi eski sevgilisinin bir narsist olduğunu söyledi.
Biz de eski sevgiliyi bulduk, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme yaptık ve bekliğinden itibaren tüm hayatını, ilişkilerini, kendi yakınmalarını, her şeyi konuştuk ve gerçekten de bu kişinin bir narsist
olduğuna karar verdik.
Sonra bu görüşmenin kaydını yüz farklı deneyimli psikiyatrist de izlettik.
Sizce bunların kaç tanesi bu kişi de narsististik kişilik bozukluğu olduğunu düşünecektir?
Ne Biliyoruz Hoşgeldiniz, ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde son yıllarda kötü giden ilişkilerin ardından insanların birbirine en çok koyduğu tanılardan birinden, narsisistik kişilik bozukluğundan söz edeceğiz.
Açılışta sorduğum soruya kesin bir sayıyla yanıt vermek teknik olarak mümkün değil.
Hem tek bir görüşmeyle kişilik bozukluğu tanısı koymak risklidir, Hem de bizim senaryoda görüşmeye ister istemez bir ön yargıyla gidiyoruz.
Belki de anlatılanlar kendi hayatımızda küllenmiş bazı şeyleri alevlendirdi, biz de sinir olduk, ona göre tanı koyduk.
Freud yattığı yerden kalksa buna karşı aktarım derdi.
Sonuçta görüşmeyi zihninde önceden bir tasarım olan biri yaptı, diğer yüz doktor da bu kişinin yaptığı görüşmeyi izledi.
Belki başka biri görüşme yapsa bambaşka sorularla konu bambaşka bir yere bağlanacaktı.
Tüm bu sebeplerden anlattığım senaryoyla yapılmış bilimsel çalışma yok.
Narsiste geçmeden önce tanı koymayla ilgili birkaç şeyi hatırlatmak istiyorum.
Tıpta farklı kişilerin aynı şeyi değerlendirerek aynı sonuca varmasına güvenilirlik deniyor.
Daha somut olsun diye psikiyatri dışı bir branştan örnek vereyim.
Mesela göz doktorlarına bazı retina fotoğrafları gösterip bu kişinin gözünde şeker hastalığının etkileri var mı yok mu diye sorduğunuzda uzlaşı neredeyse %100.
Ama evre kaçtır diye sorunca farklı fikirler çıkıyor ve uzlaşı yarıya kadar iniyor.
Genel olarak işin içinde ne kadar yorum, elde ne kadar az somut iz varsa uyum da o kadar düşüyor.
Psikiyatri de doğası gereği uzman yorumunun değerlendirmede en büyük rol oynadığı branşlardan biri.
Bu psikiyatrik tanıların toptan güvenilmez olduğu anlamına gelmez.
Bu konuyu 26. bölümde detaylı ele almıştık.
Özetle şunu söyleyebilirim.
Psikiyatride uzmanlar arası fikir birliği hastalıktan hastalığa değişir.
Mesela bir hasta düşünelim.
İki ay önce trafik kazası geçirmiş.
Yanındaki kişi vefat etmiş.
Artık kendisi de sürekli olayı rüyasında görüyormuş.
Arabalara binmek istemiyormuş.
En ufak bir seste bile irkiliyormuş.
Sürekli diken üstünde hissediyormuş.
Bu kişide travma sonrası stres bozukluğu geliştiği konusunda konsensus yüksektir.
Ama kişilik bozuklukları konsensusun düşük olduğu tanılardan.
Özellikle de narsisistik kişilik bozukluğu.
Üstelik uzmanların aynı fikirde olması işi çözmüyor.
Narsisizm konusunda tam bir fikir birliği olduğunu varsaysak bile bu tanının geçerli sayılması için yeterli değil.
Bunun çok tipik bir örneği histeri.
Bugün çok mantıksız buluruz ama yüzyıllar boyunca doktorlar böyle bir hastalık olduğu konusunda hemfikirdi.
Histera, Yunanca rahim demek, antik Mısır'dan itibaren kadınlardaki pek çok yakınmanın sebebini yerinden oynamış bedende oradan oraya gezinen bir rahme bağlıyorlardı.
Sonradan rahmin hiçbir yerde gezinmediği anlaşıldı ama bu defa da psikanalizin kara bulutları altında aynı belirtiler bastırılmış cinselliğe bağlanmaya başladı.
Histerik Nevroz tanısı da 1980'lere hatta 90'ların başına kadar kitaplarda yer aldı.
En sonunda hem sınırlarının net olmaması hem de kökeninde kadını işaret eden etiketleyici bir tanı olması nedeniyle tamamen kullanımdan kaldırıldı.
Yani yüzlerce yıl on binlerce doktorun aynı fikirde olması bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamıyor.
Ve müthiş bir haber en güncel sınıflamalarda kişilik bozukluğu kategorileri de kendi başlarına bir tanı olmaktan çıkarıldı.
Nerede çıkarıldı? Psikiyatride hastalıkları sınıflayan iki büyük sistem var.
Dünya Sağlık Örgütü'nün ICDC ve Amerikan Psikiyatri Birliği'nin DSM'si.
Birini İngilizce, birini Türkçe kısaltmayla okuyorum.
Dilim öyle alışmış. DSM tarafında en başta 10 kişilik bozukluğu tipinden 5'ini tümden silmeyi önermişlerdi.
Bunların içinde narsisistik kişilik bozukluğu da vardı.
Ama çok tartışma çıkınca geri adım attılar.
10 kategoride ana metinde olduğu gibi kaldı.
Yeni kategorisiz modeli ise kitabın sonuna alternatif model diye bir not olarak koydular.
Yani kaba tabirle yemedi.
Değiştirmeye niyetlendiler ama ana metne alacak kadar yeni modele güvenemediler.
Yaklaşık 10 yıl sonra yürürlüğe giren ICD-11 ise daha cesur davrandı, kişilik bozukluğu tiplerinin neredeyse hepsini kaldırdı, narsisistlik dahil.
Yerine tek bir kişilik bozukluğu tanısı ve bir şiddet derecesi koydu.
Peki neden böyle bir değişikliğe ihtiyaç duyuldu?
Çünkü insanların kişiliğini kategorilere ayırmak düzgün çalışmıyor.
Mesela ilişkilerinde en çok çatışma yaşayan, dolayısıyla sosyal medyada en çok duyduğunuz kişilik bozuklukları DSM'de B kümesinde yer alır.
Kim bunlar? Bir tanesi antisosyal, başkalarının kendisi yüzünden acı çekmesinden rahatsız olmayan vicdansız kişilik.
Diğeri histrionik, bu histeri kelimesinden gelmiyor isim benzerliği.
Sürekli ilgi ve onay arayışında olan, duygularını yoğun ve tiyatral biçimde dışa vuran kişilik.
Bir diğeri bugünkü konumuz narsist, büyüklenmeci, sürekli hayranlık ihtiyacı duyan ve başkalarının duygularına sınırlı empati gösteren kişilik.
Ve sonuncusu kendisiyle ayrı bir hesabımız bulunan borderline.
Yani göklere çıkarmayla yerin dibine sokma arasında gidip gelen çalkantılı ilişki örüntüsü olan kişilik.
Gördüğünüz gibi bunların birer cümlelik tanımlarında bile büyük bir örtüşme var.
Örneğin narsistin tanımındaki hayranlık ihtiyacı histrionikle, sınırlı empatide antisosyalle örtüşüyor.
Çalkantılı ilişki örüntüsü zaten neredeyse tüm B kümesi için geçerli.
Üstelik bu örtüşme ben tanımları kısalttığım için gelişmiyor.
Kılavuzun kendi uzun ölçüt listelerinde de bu maddeler birbirine giriyor.
Aynı kişi rahatlıkla birkaçının kriterini birden karşılayabiliyor.
Bu konudaki araştırmaların bir kısmı aralarındaki ayrımların gerçek değil bir yanılsama olabileceğini söylüyor.
Yani doğada net sınırlarla ayrılmış narsistler, histrionikler yok.
Bizim yapıştırdığımız etiketler var.
Özetle koca koca kılavuzlar, dev gibi binalar, binlerce akademisyenin uğraşı sonucunda çıktığımız yer, ya aslında her şey o kadar da net değil.
Benim bu bölümde esas konuşmak istediğim narsist lafının gündelik hayattaki kullanımı.
Çünkü akademik alanda bile bu kadar bulanık olan çizgiler bir de sosyal medyanın diline düşünce iyice eriyip gidiyor.
Narsist kelimesi aşinalı zaten çok uzun süre oldu.
Ama orijinal içerik üretmek zorlaştıkça sağlıklı narsist, patolojik narsist, gizli narsist, grandioz narsist, malin narsist hepsi ilikleri kurutulana kadar işlendi.
Bunların hiçbiri de uydurma terim değil.
Kenberg, Kohut gibi benim ne kadar dargın olduğum insan varsa hepsinin üzerine çalıştığı terimler.
Bir şeyi bu kadar parçalara ayırarak incelemek bizi gerçeğe daha fazla yaklaştırıyormuş gibi görünebilir ama aslında olan tam tersi.
Çünkü bir etiketin yeterince türü varsa artık kimseyi dışarıda bırakmıyor.
Yani basitçe şunu söylüyorum, bu kadar çok narsist türü varsa bizi kıran hemen herkes kaçınılmaz olarak bir tanesine uyacaktır.
Şimdi bölümün başında bahsettiğim hanımefendiye geri dönelim.
Burada tatlı bir detay var.
Aslında orada kimin kadın kimin erkek olduğunu söylememiştim ama doktora geleni kadın narsist denen eski sevgiliyi erkek olarak hayal ettiğinizi tahmin ediyorum.
Bu da bir çeşit etiketleme.
Zihnimiz ilk kez karşılaştığı şeyleri daha kolay kavrayabilmek için ister istemez elindeki kategorilerden birine yerleştirmeye çalışıyor.
Siz de benim kısa hikayedeki iki kahramanla ilk kez karşılaşıyorsunuz.
Ve iki kişiyi de cinsiyet nötr hayal edip hikayeyi öyle takip etmektense bunlara birer cinsiyet atamak çok daha kolay.
Hangi cinsiyetleri atayalım?
Kadınlar psikiyatriye daha çok başvurur, narsist tanısı da erkeklere daha çok konur.
O nedenle herkes olmasa bile çoğunluğun doktora geleni kadın, eski sevgiliyi de erkek olarak zihninde canlandırması beklenir.
Kimsenin zihni bu kestirmelerden muaf değil.
O yüzden hanımefendiyi de haksız bulmuyorum.
Sonuçta belki bir zamanlar, belki halen çok değer verdiği biri tarafından kırılmış, anlaşılmadığını hissetmiş ve haklı olarak bunun nedenlerini bulmak istiyor.
Muhtemelen eski sevgili denen nursuz, tipsizin, narsisistik bir sürü yanı da vardır.
Ama gerçekte bu kişiye narsist demek onu ve süreci daha iyi anlamamıza yardımcı olmuyor.
Mesela narsist demeyelim de bencil diyelim.
Tabii ki eş anlamlı değiller ama bencillik de bu kişinin yaptığı birçok şeyi en az narsistlik kadar açıklar.
E madem adı değişince açıklama gücü hiç değişmiyor, o zaman narsistin baştan da eklediği bir açıklama yok diyebiliriz.
Hatta sadece bizim hikayedeki kişi değil, narsist insanın on işareti tarzındaki videoların hepsindeki narsistleri bencil ile değiştirelim.
Video aynı videodur.
Anlattığı şey değişmez.
Ama gizemli, teknik bir tanıdan değil, herkesin bildiği sıradan bir huydan söz ediyormuş gibi durur.
Yani büyüsü kaçar.
Derin bir şey öğreniyormuşuz ilüzyonu kaybolur.
Aslında eski sevgiliyi narsist diye etiketlemenin tek işlevi anlamlandırma değil.
Hatta asıl işlevi o değil.
Asıl işlevi rahatlatma.
Bunu nasıl yapıyor?
Zihnimiz kendi kötü davranışlarımızı dış etkenlere bağlama eğilimindedir.
Çok yorgundum, üstüme çok gelindi, zaten bütün gün kaç kişiyle uğraşmışım gibi.
Suçu atacak hiçbir şey bulamazsak bile şeytana uydum diyebiliriz.
O da bir çeşit sorumluluğu dışa atma.
Başkalarının kötü davranışlarını ise daha çok duruma değil karaktere mal etme eğiliminde oluruz.
Normal zamanlarda bu eğilimleri belki daha iyi kontrol edebiliriz ama bitmiş bir ilişkinin kaosunda bunu yapmak çok kolay değil.
Narsist kelimesi de bir hamlede kendimizi mağdur anlayışı hak eden tarafa, karşımızdakini de kusurlu tarafa yerleştirir.
Müthiş rahatlatıcı bir şey.
Aslında narsisti anlatan bütün sosyal medya içeriklerinin sırtını dayadığı şey de bu.
Rahatlatıyor ama iddia ettiğinin tam aksine bizi anlamaya yaklaştırmıyor, ondan uzaklaştırıyor.
Hem karşımızdakini anlamaktan hem de kendimizi anlamaktan.
Peki biz ne yapalım?
Yapmamız gereken sorun yaşadığımız kişinin hangi kategoride olduğuyla değil ne yaptığıyla ilgilenmek.
Bizi rahatsız eden tutum ya da davranış ne?
Mesela biz konuşurken dinlemiyor mu?
Bir şey anlattığımızda konuyu kendisine mi çeviriyor?
O böyle yapınca biz ne hissediyoruz?
Bunları konuşmak hem geçmişi daha iyi değerlendirmeyi hem de geleceği daha iyi planlamayı sağlar.
Tekrarlayan şeyleri saptayıp bu konuda bir şey yapılabilir mi diye bakmalıyız.
Diyelim ki yollarımız tamamen ayrıldı, olan bitenden ders çıkarma anlamında bile aynı.
Mesela bundan böyle narsistlerden uzak duracağım diye karar almanın pratikte hiçbir anlamı yok.
Ama bir kişi bana böyle davranıyorsa dikkatli olacağım demek başka bir şey.
Tıp fakültesinde 5.
sınıflara kişilik bozuklukları dersi anlatıyorum, öğrenciler bazen soruyor.
Hocam eğer tanıları tam olarak net değilse, bu kişiler de zaten bir sorunları olduğunu da düşünmüyorsa o zaman bu kişilik bozuklukları ne işe yarıyor?
Güzel bir soru. Eğer bir kişiyi daha iyi anlamamıza destek değil, köstek oluyorsa hiçbir işe yaramıyor.
Hatta hiç yoktan daha kötü.
Dikkat eksikliği, sinirlilik ve ilişkilerle ilgili 8.
bölümde söylemiştim. Ben hayatımda oh be ben narsistmişim.
diye ya da oh be eşim narsistmiş diye bir aydınlanma yaşayan ve sorunlarına çözüm bulan kimseyi görmedim.
Tam tersi bu şekilde etiketleme nedeniyle esas sorunun anlaşılmadığını, çözüm yolunun kapandığını çok gördüm.
Bu bölümde güvenilirlikten, kılavuzlardan, tarihe karışmış tanılardan bahsettik.
Karşımızdakine tanı koymak, o kişiyi daha iyi anlamamıza hizmet ediyorsa işe yarar.
Bizi rahatlatıyor ama anlamayı bırakmamıza yol açıyorsa değil.
Bir ilişki bizi zorladığında önümüzü aydınlatacak olan şey tam olarak ne oldu, ben ne hissettim, bu tekrar ediyor mu, düzeltmenin yolu var mı gibi yapıcı sorulardır.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
