
Bu kısa molada kişisel gelişim kavramını ele alıyoruz.
- Kişisel gelişim yayınları yararlı mı yoksa zaman kaybı mı?
- Neden bazı insanlar bu kategoriden uzak duruyor?
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Merhabalar, iki haftada bir olan standart bölümlerin arasında fazla bir hazırlık yapmadan sohbet niyetine kaydettiğim kahve molası bölümlerinin ikincisindeyiz.
Bu ara üst üste mola bölümü kaydedebilmem rastlantı oldu.
Her zaman böyle fırsat olacağını sanmıyorum.
Ama ben de fırsat bulmuşken uzun süredir aklımda olan bir şeyden kişisel gelişim konusundan bahsetmek istedim.
Hem severek okuduğum hem severek dinlediğim Emrah Safa Gürkan 4 yıl önce yaptığı bir TEDx konuşmasında kişisel gelişim kitaplarını eleştiriyor ve doğrudan bunları okumayın diyor.
Özetle zaten terimin tutarsız olduğunu çünkü yüz binlerce insana yazılan bir kitabın kişisel olmasının mümkün olmadığını söylüyor.
Genel ve belirsiz bir rehberlik sundukları için.
bu kitapları biraz burçlara benzetiyor ve bunlara güvenmenin de bireysel entelektüel gelişimi başkasına devretmeye benzediğini söylüyor.
Sadece kitaplarda değil aslında podcast'ta da kişisel gelişim kategorisi var.
Hatta ben de bu kanalı açarken acaba kategorilerden biri olarak kişisel gelişimi mi seçsem diye düşünmüştüm.
Sonuçta birçok kişi olumsuz baksa da çok satılan, çok okunan, dinlenen bir kategori ve bir şey yaptığınızda, ürettiğinizde Çok sayıda insana ulaşmasını istiyorsunuz.
Bir yandan da kişisel gelişimi seçersem acaba daha düşük kaliteli algısı yaratır mı diye endişelenmiştim.
Geçen kahve molasında bahsetmiştim.
Bir arkadaşım seni dinlememiz için ya komik eğlenceli olması gerek ya da bir şeyler öğrenmemiz gerek demişti.
E benim burada komiklik yapmayacağım açık.
O zaman dinleyenlere bir şeyler katmam lazım.
E bu o halde kişisel gelişim değil mi?
Yani şöyle düşündüm.
Hem kişisel gelişim materyali üretip hem de yok canım ben öyle değilim gibi bir yanılgıya mı düşüyorum?
Yani cinsiyetçi değilim ama kadınlar da hassas olur diyen bir kişi gibi mi?
Ya da şöyle olabilir benim yaptığım da kişisel gelişimdir ama o da kötü bir şey değildir.
Mesela fast food terimindeki gibi aslında hızlı tüketilecek bütün gıdaların sağlıksız olmasına gerek yok.
Belki taze meyvelerden de sağlıklı hızlı tüketim gıdaları üretilebilir.
Ama bir şekilde fast food denince hep aklımıza sağlıksız işte çok fazla yağ içeren yüksek kalorili gıdalar geliyor.
Sonra şunu düşündüm.
Kendine yardım kitapları var.
Bu kitaplar bizim alanda birçok ciddi tedavi algoritmasında birçok rehberde özellikle İngiliz rehberlerinde bu belirgin.
Hafif hastalık durumunda ilaçtan önceki basamak olarak öneriliyor.
Bunların en meşhurlarından biri muhtemelen okumuş olanınız çoktur.
David Burns'ün İyi Hissetmek kitabı.
Bunlar acaba kişisel gelişim sayılıyor mu?
Yani kendine yardım kitaplarıyla kişisel gelişim kitabını ayıran şey ne?
Sonuçta bunların ikisi de kendilerini geliştirmek isteyen insanlara bir takım önerilerde bulunuyor.
Belki şunu söyleyebiliriz, kendine yardım kitapları belli bir rahatsızlık tanısı almış kişilerin sadece o sorununa yönelik yazılmış kitaplar ama kişisel gelişim kitapları daha kapsayıcı, daha
genel. Ama ansiyeteye yönelik önerilerden fayda görmek için illa ansiyete bozukluğu tanısı almış olmanıza gerek yok.
Sonuçta kaygı, ansiyete hayatın içinde olan bir şey.
O yüzden kendine yardım kitabını okuyup herkes faydalanabilir.
O halde neden kişisel gelişim kavramı bende dahil birçok kişinin aklında olumsuz bir çağrışım yapıyor?
Aynı zamanda bu çok alay edilmiş de bir şey.
Mesela Umut Sarıkaya'nın Burada açık ismini söylemeyeyim de.
X gibi adam diye karikatür serisi var.
Orada gerçekten kişisel gelişime bakışı güzel özetlemiş.
Burada herhalde birkaç faktör var.
Bir tanesi Emrah Safa Gürkan'ın söylediği, bu kitapların genelde herkese aynı reçeteyi sunan, okuyucunun bireysel özelliklerini dikkate alamayan, kitabın doğası gereği, bu yüzden etkisiz
kitaplar olması. Bir başka şey de herhalde Umut Sarıkaya'nın alay ettiği toksik pozitiflik.
Yani gerçekçi olmayan, abartılı ve dengesiz bir iyimserlik.
Bunun bir versiyonuyla aslında günlük hayatta da çok sık karşılaşıyoruz.
Mesela bir şeye üzülen birine aman canım bu da dert mi ya da bak başına çok daha kötüsü gelebilirdi falanca kişi şunları yaşamış, biraz da olumlu tarafından bak gibi tavsiyeler o kişinin üzüntüsünün
küçümsendiğini hissetmesine yol açabilir.
Ve bunları da toksik pozitifliğe örnek olarak verebiliriz.
Burada çok minik bir anımı anlatmak istiyorum.
Zorun hizmetteyken bir hasta görüyordum.
Hastanın yakını da dedi ki hocam ben de dedi 3-4 ay önce size bir kere geldim.
Allah razı olsun şimdi çok iyiyim.
Sağ olun dedim çok sevindim iyi olmanıza.
Bir kere görüşmüşüz ama herhalde bir ilaç önerdim siz de onu almaya devam ettiniz dışarıdan.
Hayır hocam dedi siz bana bir şey söylediniz o çok etkili oldu.
Şaşırdım ben de öyle ne olabilir ki bir şey söylemişim aşırı etkili olmuş.
Ne söyledim dedim? Hiçbir şeyi kafaya takma dediniz dedi.
Dedim ki ben hayatımda kimseye böyle öneride bulunmadım.
Böyle uyduruk bir önerim olur. Gidiyorsun psikiyatriste dinliyor seni hiçbir şeyi kafaya takma diyor.
Sistemden baktım gerçekten 3-4 ay önce bir defa görmüşüm.
Bir ilaç önermişim ama bir daha da gelmemiş.
Sonuçta bu kişi uydurdu mu ya da benimle dalga mı geçti bilmiyorum.
Ama kişisel gelişimin toplumda bir karşılığı var.
Hemen hemen tüm çok satanlar listesinde muhakkak kişisel gelişim kitapları oluyor.
Bu da muhtemelen internetin yarattığı hızlı tüketim kültürü ve bilginin hap şeklinde verilmesinin tercih edilmesiyle ilgili.
Ya da belki biraz da neye kişisel gelişim dendiğiyle alakalıdır.
O yüzden bunu biraz ölçmek için yine klasik Instagram anketlerinden birini yaptım.
Soru şuydu, kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
3 seçenek var. %50 iyi olanları var okurum dedi.
%24 saçma bulurum okumam dedi.
%26 da okumam ama saçma da bulmam dedi.
Yani en azından benim etkileşimde olduğum kişiler arasında benim tahmin ettiğim kadar büyük bir önyargı yokmuş kişisel gelişime karşı.
Yani bu kategoriden aşırı korkmama da muhtemelen gerek yok.
Zaten yaptığım son iki bölüme bakarsak zaman yönetimi ve hayır deme.
Herhalde kişisel gelişimin dünyada en çok işlenmiş iki konusudur.
O zaman belki de sorduğum soru yanlış.
Yani aynı insanları hastalıklara göre kategorize etmeyelim dediğim gibi kitapları da kategorize etmemek gerekiyor.
Başarılı bir terapistin yazdığı kendine yardım kitabı kişisel gelişim sayılır mı?
E sayılabilir herhalde ya da otobiyografisini yazan başarılı bir insanın kitabı da belki kişisel gelişim kitabı sayılabilir.
O halde doğru soru belki şöyle olabilir.
İnsanların günlük hayatına faydalı olabilecek önerilerde bulunmak istiyorsanız nelere dikkat etmeniz gerekiyor?
Geçen kahve molasında da söyledim.
Benim en önem verdiğim şey aşırı abartılı, çok keskin ifadelerden kaçınmak.
Davranış bilimlerinde maalesef her şeyi bilimsel olarak test etmek mümkün değil.
Çünkü her insan kendine özgü.
Özellikle de yapılan eylemle alınan sonuç arasındaki süre çok uzunsa bilimsel bir deney tasarlamak neredeyse imkansız.
O yüzden gerçek yaşamda bir psikiyatrist, bir psikolog size bir şey önerirken en azından bir kısmını kendi deneyimine dayanarak söylemek zorunda.
Aslında benim kendi mesleğimle ilgili en sevdiğim özelliklerden biri de bu.
Yaşla birlikte en çok etkilenen bilişsel fonksiyon hız.
bazı şeyleri mecburen daha yavaş yapmak zorunda kalıyorsunuz ve hız bizde çok kritik bir faktör değil.
O yüzden yaş ilerledikçe, deneyiminiz arttıkça, çok fazla insanla konuştukça, başlangıçta kendi söylediklerinizin de bir kısmının yanlış olduğunu, farklı doğrular, farklı seçenekler de olabileceğini
gözlüyorsunuz ve zaman sizi hemen daima ileriye doğru götürüyor.
O yüzden kişisel gelişim materyalini tüketen taraftan baktığımızda herhalde yapılabilecek en doğru şey mümkün olduğunca çok sayıda nitelikli materyali okumak ya da dinlemek ve
en sonunda hepsini kendi akıl süzgecimizden geçirip kendi hayatımıza ne kadar uyduğuna kendimiz karar vermek.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
