
Bu bölümde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu (DEHB) tanı açısından sorgulayıcı bir gözle ele alıyoruz.
Yanıt aradığımız sorular:
- Bir test, bir kişide DEHB olduğunu kesin olarak söyleyebilir mi?
- Pahalı dikkat testleri yaptırmaya değer mi?
- Psikolojik testler aslında neyi ölçüyor?
- DEHB neden bir "dopamin eksikliği" değil de farklı çalışan bir sistem?
- Aynı dikkat yapısı neden kimi için iyi, kimi için kötü?
- "Beklemeye tahammülsüzlük" gündelik hayatta nasıl görünüyor?
- DEHB toplumda ne kadar sık — ve neden bu kadar çok insan kendinde görüyor?
İçerik
(00:00) Giriş ve bilyeler
(02:12) Testle DEHB tanısı konur mu?
(05:50) Hepimizin bir dikkat puanı var
(07:03) Eksiklik değil, farklılık
(09:48) Beklemeye tahammülsüzlük
(11:48) Herkesin mi dikkati eksik?
Kaynaklar
Goddard, H. H. (1917). Mental Tests and the Immigrant. Journal of Delinquency, 2, 243-277.
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Yıllar önce hastanedeki odamda kase şeklinde küçük bir vazoda duran çiçekler kurumuştu.
Vazo güzel göründüğü için atmak istemedim.
İçine dekoratif bir şeyler koyayım masamın öndeki sehpada bir obje olarak dursun diye düşündüm.
Acaba içini neyle doldursam diye düşünürken eşim kuru çiçek falan koyma sakın çok klişe bence bilye koy dedi.
Vazoya bilye doldurma fikri değişik geldi.
Siyah ve lacivert renkte toplam 100 tane bilye aldım.
Vazoyu da siyah akrilik boyayla boyadım.
İçinde parlayan bilyelerle siyah vazoyu sehpanın üzerine koydum.
Sonuçta odama gelip oturanlar önlerinde basit de olsa dünyada sadece benim odamda bulunan değişik bir obje görüyorlardı.
Çoğu kişi ilk bakışta içindeki bilyeleri draje çikolata zannediyordu ama birkaç saniye bakınca bilye olduğunu anlıyorlardı.
Zamanla değişik bir şey fark ettim.
Dikkat eksikliği olduğunu bildiğim asistanlar odaya bir şey danışmaya geldiklerinde bilyelere ellerini daldırıp şakır şukur oynuyorlardı.
Dikkati daha iyi olanlarsa bunu hiç yapmıyordu.
Bunun üzerine bilyeleri kurcalayan herkese sizde DHB olabilir deyip eşya kaybediyor musunuz, yavaş bir şey sizi sıkıyor mu, trafikte sinirlenir misiniz gibi şeyler sormaya başladım.
Hemen hepsi şaşırarak evet hocam nereden bildiniz diye soruyordu.
Farkında olmadan dikkat eksikliği için inanılmaz duyarlı bir tarama aracı üretmiştim.
Ne biliyorsa hoş geldiniz, ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu bölümde psikiyatri pratiğinin en çok tartışılan konularından birini, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yani DHB tanısını ele alacağız.
Başlamadan önce kısa bir not, kanalın ilk bölümünü 9 Haziran 2024'te yayınlamıştım.
Bu 53. bölüm.
İki yıl boyunca ortalama iki haftada bir temposunu aralıksız sürdürebildim.
Belki fark etmişsinizdir son haftalarda birkaç bölüm birer hafta sarktı.
Bu yazın rehavetinden değil programımın çok yoğun olmasından.
Önümüzdeki iki ayda da bu tempoya ayak uyduramayabilirim ama belki arada hızlı kahve molası bölümleri çıkarabiliriz.
Kendisinde ya da çocuğunda dikkat eksikliği olup olmadığını kesinleştirmek için test yaptırmaya çalışanları çok görmüşümdür.
Hatta falanca test sadece şurada yapılabiliyormuş ama çok pahalıymış, sence yaptırmaya değer mi diye bana soranlar da çok olmuştur.
Nasıl benim vazoya elini sokan kesin DHB'dir, elini sokmayanlar da kesin değildir diyemiyorsak, isterse dünyanın en iyi kanıtlarına sahip testi olsun yine de hiçbir tanı aracı DHB için kesin
sonuç veremez. Psikolojik testlerin amacı zeka, dikkat gibi doğrudan gözlenemeyen şeyleri Dışarıdan gözlenebilir birimlere çevirip tahminlerde bulunmaktır.
Örneğin bir mezureyle boyunuzu ölçtüğünüzü düşünelim.
Burada çıkan sayı dünyada gerçekten var olan bir şeyi gösterir.
180 santim dünyanın her yerinde, her kültürde 180 santimdir.
Ama IQ testleri ya da dikkat testlerinden aldığınız puanlar böyle çalışmaz.
Mesela zeka testlerinin kitaplara girmiş en dramatik örneklerinden biri 20.
yüzyıl başında Amerika'ya gelen göçmenlere Ellis Adası'nda uygulanan testlerdir.
Dönemin bilim insanları göçmenlik başvurusu yapanların zekalarını ölçecek araçlar geliştirmeye çalışmışlar.
Ama bugün okyanusu sıkış tepiş, yorgun argın geçmiş insanlara, üstelik doğru düzgün bilmedikleri bir dilde sorular sorup zeka geriliği etiketi yapıştırmanın ne kadar yanlış olduğu açıkça kabul ediliyor.
Tabii ki bugün elimizdeki testler 100 yıl önceki testlere göre çok daha geçerli ve güvenilir.
Ama yine de en değerli, gerçeği en doğru yansıtan gösterge hayatın kendi uyguladığı testteki performansınızdır.
Yani aslında psikiyatristin aldığı kişinin kendi öyküsüdür.
Kendi hayatımızda ne tarz zorluklar yaşıyoruz ya da neleri çok iyi beceriyoruz?
Bu sorunun yanıtını konuşmak, hekimin üzerinize çok daha iyi oturacak bir kıyafetin terziliğini yapmasına olanak verir.
Bir psikiyatristin kafası şöyle çalışır.
Önce bir ipucu yakalarsınız, bir hipotez oluşturursunuz.
Bunu doğrulamak için başka sorular sorarsınız.
O soruların yanıtları da hipotezinizi doğruluyorsa tanıya yaklaşırsınız.
Yok, doğrulamıyorsa ilk öntanınızın yanlış olduğunu düşünüp yeni hipotezlerin peşine düşersiniz.
Aynı önceki bölümlerdeki bilimsiz Instagram anketleri gibi ben bilimsiz bilye testimi de seviyorum.
Bence DHB sorgulanacak kişileri güzel yakalıyor.
Peki nasıl çalışıyor?
Test en güzel DHB olan kişiyle birlikte odada bir kişi daha varsa çalışıyor.
Diyelim ki odada üç kişiyiz, ben DHB olmayan kişiyle konuşuyorum.
DHB olan boşta kaldığı için sıkılıp sağa sola bakmaya başlıyor.
Benim odada etrafa bakınan birinin ilgisini ilk çekecek şeylerden biri o bilyeler.
Normalde bir doktorun ya da bir hocanın odasına gittiğinizde bir şeyler çok ilginizi çekse bile odasını kurcalamazsınız.
Ama DHB'ler kolayca dalıp gittikleri için bir anlamda nerede olduklarını da unutuyorlar ve zihinlerinde düşüncelere dalmışlarken elleri otomatik olarak bilyeye gidiyor.
Oynamaya başlıyorlar. Sonuçta dikkati iyi olan biriyle dikkat eksikliği olan birinin o bilyelerle oynama olasılığı arasında dramatik bir fark ortaya çıkıyor.
Kesinlikle tanı koydurucu bir şey değil ama siz eşya kaybediyor musunuz gibi hipotezi deneyecek başka sorular sormaya değer.
Bu arada bu olayı asistanlara, öğrencilere ve hatta hastalara çok fazla anlattığım için bilgeler çok meşhur oldu.
Artık çoğu kişi olayı bilerek geliyor ve dokunmamaya özellikle dikkat ediyor.
Ben de testin duyarlılığı zaten düştü diye podcastta da söylemekte bir sakınca görmüyorum.
Psikiyatride tanıyla ilgili en büyük kısıtlılıklardan biri kategorik yaklaşım.
Bu kanalda da bu çok konuştuğumuz bir şey.
İnsanlar hasta, sağlam, normal, anormal diye ayrılmadığı gibi DHB'ler ve DHB olmayanlar diye de ikiye ayrılmıyor.
Hepimizin bir dikkat puanı olduğunu düşünelim.
Kimimizinki 20 üzerinden 17'dir, kimimizinki 14'tür, kimimizinki 5-6'dır.
Üstelik bu puan hayat boyu değişmeyen sabit bir puan da değil.
Çevresel etkenlere göre dalgalanabiliyor.
Örneğin DHB'nin klasik belirtilerinden biri sabırsızlık.
Ama bugünün hızlanan dünyasında ortalama bir insanın sabrı muhtemelen 20-30 yıl öncesiyle aynı değil.
Ya da ertelemecilik.
Uyaran bombardımanında bir şeyi ertelemeyip başına oturmamız da önceki kuşaklara göre çok daha zor.
DHB denen tablonun 3 boyutu var.
Biri dikkat eksikliği, biri hiperaktivite ya da başka bir tabirle hareketsizliğe tahammülsüzlük, diğeri de dürtüsellik.
Yaşla birlikte hiperaktivite ve dürtüsellik azaldığı için biz bu bölümde erişkinlerin hayatını daha çok etkileyen, dikkat ve tanı sınıflamalarında pek geçmeyen motivasyon alanlarına odaklanacağız.
Bir şeyi isteyip istemeyeceğimizi, ona ne kadar sabredip konsantre olabileceğimizi en çok etkileyen moleküller dopamin ve noradrenalindir.
Aslında DHB tablosunun anlaşılmasını zorlaştıran bir başka talihsizlik, Tablonun dikkat eksikliği diye adlandırılmış olması.
Böyle olunca insan doğal olarak aynı çinko eksikliği, magnezyum eksikliği gibi bu kişilerde de dopamin ve noradrenalin sağlıklı insanlara göre eksik, biz bunları düzeltirsek bu belirtiler
de ortadan kalkar şeklinde düşünüyor.
Gerçekte olan şey ise bu kişilerde sistemin toplumun geri kalanından daha farklı çalışması.
Geçmiş bölümlerde dikkati beynimizin tüm işlerini yaptığı çalışma masası.
olarak tanımlamıştık. Çoğu zaman bu kişilerin esas sorunu masanın çok küçük olmasından ziyade masayı nasıl kullandıkları.
Temel fark da masadaki sirkülasyonun çok hızlı olması.
Yani gün boyu masanın üzerine ıvır zıvır bir sürü şeyin girip çıkması.
Ama bir şey yeterince ilgilerini çekiyorsa bu kişiler de bazen saatlerce aynı şeyin başında durup odaklanabiliyorlar.
Diyelim ki neyi nereye not almıştınız, neyi nerede bırakmıştınız hepsini unutuyorsunuz.
Sonra tüm dopamin musluklarını ağzına kadar açan öyle parlak bir cisim masaya geliyor ki ona odaklanmaktan etraftaki dağınıklığın hiç farkına varmıyorsunuz.
Böyle bir durumda bu cismi bırakıp tekrar aynı kaosa dönmek ister miydiniz?
İşte DHB'lerin bazı şeylere abartılı biçimde odaklanması bu şekilde oluyor.
Bu çalışma şekli DHB ile ilgili birçok şeyi anlamayı kolaylaştırıyor.
Mesela testlerin neden süper güvenilir olmadığını.
Eğer bir testten yüksek puan almaya yeterince motive olursanız çok başarılı bir performans da sergileyebilirsiniz.
Ama bu test bittikten sonra masanızda kaos olmayacağını göstermez.
Ya da normalde çok derli toplu birisinizdir.
Ama o sıralar biraz keyifsiz, biraz depresif olduğunuz için testte çok iyi bir başarı göstermemiş olabilirsiniz.
Masayı bu şekilde kullanmaları DHB'lilerin hayatta başarılı olmasında şans faktörünün etkisini de çok arttırıyor.
Eğer masanın üstünde kalıp her şeyi domine eden şey sizi üretken yapan, örneğin mesleğinizle ilgili bir şeyse bu muhteşem bir avantaj oluyor.
Mesela dikkat eksikliği olan bazı cerrahlar saatler süren ameliyatları müthiş bir konsantrasyonla yapabiliyorlar.
Ya da yazılımcılar saatlerce kod yazabiliyor, sanatçılar muhteşem eserler üretebiliyorlar.
Ama tam tersi dopamin kaynağı olarak online kumarı, çok hızlı motosiklet sürmeyi ya da yasa dışı maddeleri kullanıyorsanız, aynı sistem bu defa sizi ve belki ailenizi felakete
sürükleyebiliyor. DHB'lilerin davranışlarını büyük ölçüde şekillendiren bir başka ortak özellik de delay aversion yani beklemeye tahammülsüzlük.
Birlikte çalıştığımız bir hocamızın örneği de sorayım.
Diyelim boş bir odadasınız, içeride sadece bir sandalye var.
Oturuyorsunuz, kapı da açık, giriş çıkış serbest.
Hiç ayağa kalkmadan odada bir saat oturabilir misiniz?
Ben oturamam. Oturmaya çalışırsam kesin büyük bir ızdırap duyarım.
Büyük ihtimalle bir süre sonra aynı benim odada vazoyu kurcalayanlar gibi nerede olduğumu ne yaptığımı unutup farkında olmadan ayağa kalkarım.
Çünkü hiçbir şey yapmamak, beklemek bende fiziksel olarak rahatsız edici bir his yaratıyor.
Herkes farklı bir şekilde ifade edebilir, ben bunu koşmaya çalışıyorum ama sırtımdan çekiyorlar gibi diye anlatıyorum.
Bu hissiyat nedeniyle DHB'liler sürekli bir şeylerle oyalanmak istiyorlar.
Örneğin bir kafede otururken şişelerin kağıtlarını soymak, peçeteleri parçalamak, kürdanları kırmak, pipetleri yamultmak gibi.
Bir şeyler yaparken müzik ya da podcast dinleme isteği de öyle.
Beklemekten ızdırap duydukları için bir şey hemen olsun istiyorlar.
Yavaş konuşan insanları dinleyemiyorlar.
Bir şey istedikleri gibi olmadığında ya da söyledikleri anlaşılmadığında hemen sinirleniyorlar.
Hep bu fiziken de hissedilen rahatsızlık yüzünden.
Ben bunu yaşayıp yaşamadıklarını anlamak için insanlara yavaş bir şey sizi sıkar mı diye soruyorum.
Tabii yavaş şeyler herkesi sıkar.
Özellikle de 2026 yılında.
Ama gerçek DHB'lilerin gözlerini belerterek ''Ay evet hocam'' demesinden o çektikleri ızdırabı hissedebiliyorum.
Benzer bir başka sorum da ''İnsanlar size geri zekalı gibi geliyor mu?'' Ona da aynı şekilde tepki veriyorlar.
DHB'liler aşırı zeki olduklarından değil, karşılarındaki kişinin bir şeyi anlamasını beklemek onlara müthiş bir sıkıntı verdiğinden.
Yoksa baksak başka zamanda da onlar bazı şeyleri yavaş anlıyordur.
Peki son olarak bölümün esas sorusuna gelelim.
Herkesin mi dikkati eksik?
DHB'nin toplumda sıklığı ne kadar?
Eğer bir topluluğa karşı DHB ile ilgili bir sunum yapacaksam genelde belirtileri anlattıktan sonra sorarım.
DHB tanısı olan ya da bu anlatılanlara göre bende olabilir diyen var mı?
diye. İlginç şekilde el kaldıranların oranı hep çalışmalarda söylenenden fazla.
%10-15 civarında olur.
Yani 7-8 kişide bir.
Bir keresinde asistan oryantasyon dersinde yine DHB anlatıyordum.
Aynı soruyu sordum.
Sınıfta 45-50 kişi var.
Kimse el kaldırmadı.
Dedim ki bu olmaz.
Bir yanlışlık olmalı.
5 dakika sonra içeriye geç kalan 7-8 kişi girdi.
DHB onlarmış.
Dersler çok sıkıcı geldiği için teneffüsten geç dönmüşler.
Tabii benden semptom dinleyip kendine tanı koyan herkesin DHB olması mümkün değil.
Dünyanın farklı yerlerinden çok farklı rakamlar ortaya atılsa da erişkinlerle yapılan çalışmalarda sıklığın %2-3 civarında bulunduğunu söyleyebilirim.
Yine de ben gerçek sıklığın bundan en azından biraz daha fazla olduğunu düşünüyorum.
Bu bölümü buraya kadar dinleyenlerde sıklık muhtemelen daha da fazladır.
Özellikle de 1.5-2x hızda dinleyenlerde.
Ben mesela kendi konuşmamı 2x'den aşağı bir hızda dinleyemiyorum.
Sıkılıyorum. Hayatın bizden beklentilerine bakarsak dikkat eksikliği tanısının bu kadar sık konuşulması şaşırtıcı değil.
Çünkü net bir DHB'liler ve ötekiler çizgisi yok.
Modern dünyada masanın üzerine derli toplu tutmak herkes için zor.
Ama bu herkese tanık olması, herkese tedavi önerilmesi gerektiği anlamına gelmiyor.
Önemli olan bu kişide dikkat eksikliği var demenin kimlere yarar sağlayacağı.
Bu da ancak kişiye özel bir değerlendirmeyle yapılabilir.
Sinirlilik, DHB ve ilişkiler başlıklı 8.
bölümde bir belirti listesi saymıştım.
O bölümü dinlemediyseniz bundan sonra onu da dinlemenizi öneririm.
Tabii ki podcast bölümünde belirti sayarak kimseye tanık olmaz.
Ama belki bu bölümler sizde ya da bir yakınınızda DHB olabileceği hipotezini ortaya atmanıza vesile olur.
Belki bir psikiyatristle birlikte kişiye özgü değerlendirme yapıp hipotezi test edersiniz.
Tatilde olanlara iyi tatiller.
Çalışanlara masalarının derli toplu olacağı verimli ve sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
