
Bu bölümde dinlemenin ilişkilerdeki kritik rolünden ve iyi bir dinleyici olmanın önündeki engellerden söz ediyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş
(01:22) Dinlemenin önemi
(03:24) İlişkilerde dinlemek
(05:37) Dinlemek neden zor?
(07:37) Üzüntüyü dinlemek
(08:15) Tartışırken dinlemek
(09:50) Özet
Kaynaklar
You're Not Listening: What You're Missing and Why It Matters (Kate Murphy)
The Lost Art of Listening: How Learning to Listen Can Improve Relationships (Michael P. Nichols)
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Geçenlerde Fatih Altaylı'nın programında Tolga Çevik konuk olmuştu.
Youtube gibi platformlar nedeniyle herkesin sesini kolayca duyurabildiğinden ve eskiden yapılan beyaz şov gibi konuklu programların artık geride kaldığından bahsediyorlardı.
Tolga Çevik eğer anlatacak bir şeyim varsa neden başkasının programına çıkıp anlatayım ki kendi programında anlatırım dinleyiciyi ben toplarım diye düşünüldüğünden insanların artık konuk olmak istemediğini
söylüyordu. Bir şeyler anlatmayı çoğu insan sever.
Özellikle de karşısında can kulağıyla dinleyen birileri varsa.
Hızlanan dünya sadece ünlüler için değil, hepimiz için hem kendi hayatını göstermeyi hem de sesini duyurmayı kolaylaştırırken bir yandan da anlatacak şeylerin çok hızlı birikmesini sağlıyor.
Ama herkesin bir şeyler anlatmak istediği bu dünyada maalesef dinlemek isteyen o kadar fazla kişi yok.
Ne biliyorsa hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda kendinizi ve çevrenizdeki insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde dinlemenin ilişkilerde kritik rolünden ve iyi bir dinleyici olmanın önündeki engellerden bahsedeceğiz.
Psikiyatri kaynak kitapları çoğunlukla ilk ünitesini hastayı dinlemeye ayırır.
Gerçekten iyi bir psikiyatrist olmanın ilk koşulu hem iyi bir dinleyici hem de iyi bir gözlemci olmaktır.
Oh be, bu doktor hem benim ne demek istediğimi hem de ne durumda olduğumu çok iyi anladı diye düşünmesi gerekir.
Bu gerçekleşmediğinde en doğru tanık olup en doğru tedavi düzenlenmiş olsa da hastaya yardımcı olma şansınız düşer.
Aslında sadece hasta-hekim ilişkisinde değil, hayattaki her türlü ilişkide, sosyal ilişkilerde, mesleki ilişkilerde, romantik ya da aile iç ilişkilerde kişinin anlaşıldığını hissetmesi
çok önemli bir şeydir.
Hepimiz anlatmak istiyoruz.
Çünkü anlaşılmak istiyoruz.
O yüzden şu anda bu kaydı dinliyor olmanız da benim için çok değerli.
Yüzlerinizi görmesem de insanların vaktini ayırıp beni dinlediğini bilmek benim gibi anlatmayı çok seven biri için çok keyifli.
Hatta doğası gereği tek taraflı konuşanın ben olduğum bu platformda gidip de dinleyici azlığından dem vurmak biraz ironik bile gelebilir.
Ama bu aslında daha önce bahsettiğim Arkadaşımın yaptığı bir saptama ile ilgili.
Bir videoya ya da bir podcaste vakit ayırabilmemiz için ya bizi eğlendirmesi ya da bir şeyler öğretmesi gerekiyor.
Son 3 yılın ikisinde ülkenin en çok dinlenen podcast kanalının ismi ortamlarda satılacak bilgi bu açıdan çok başarılı.
Çünkü başlığı gördüğümüzde çok fazla insanın bilmediği bazı şeyleri buradan öğrenebilirim diye düşünüyoruz.
Bir kanal açıp konuşacaksam...
Tabii ki insanlara bir şey katmaya dikkat etmem gerek.
Ama günlük hayatta bir insan olarak karşımızdakine bir şey katmasak da bizi dinleyecek, bizi anlayacak birilerine ihtiyacımız var.
Ama maalesef hızlanan dünya sadece medyada değil, günlük yaşamda da dinlerken ileri derecede seçici olmayı getiriyor.
Kafka'ya atfedilen bir söz var, belki duymuşsunuzdur ya da internette görmüşsünüzdür.
Kimseyle konuşasım yok ama sana evdeki perdeleri bile anlatasım var.
Bunun Milena'ya mektuplarda geçtiği söyleniyor ama aslında uydurma.
Kafka hiçbir yerde böyle bir şey söylememiş ya da yazmamış.
Ama bir şekilde bu sözün insanlarda bir karşılığı var ki bu kadar yaygınlaşmış.
İnsanlar özellikle dopaminin had safhada olduğu ilişkinin erken dönemlerinde birbirlerini sabaha kadar dinleyip kendilerini anlatıyorlar.
Ve bu söz de muhtemelen birçok kişiye o tatlı, keyifli dönemleri hatırlatıyor.
Ve bu kadar yaygın olması aslında bir şeyi daha işaret ediyor.
İnsanlar kendilerine heyecan veren romantik bir partnerleri olduğunda da yine kendileri konuşup bir şeyler anlatmak istiyor.
Burada bir kişi aslında ne kadar çok sevdiğimi anlatmak istiyorum diyorsa şunu söylemesi lazım.
Sen evdeki perdeyi bile anlatsan ben seni can kulağıyla dinlerim.
Çünkü perdeyi anlatmak bir kişiye ne kadar değer verdiğimizi göstermez.
Dinlemek gösterir.
Dinlemek, karşımızdaki insana onu önemsediğimizi ve ona değer verdiğimizi hissettirmenin en güçlü aracıdır.
Eğer dinlendiğimizi, anlaşıldığımızı hissetmiyorsak, diğer her şey nasıl olursa olsun kendimizi değerli hissetmemiz mümkün değildir.
İnsanlar birbirini dinlemediğinde güven ve bağlılık azalırken, konuşmalar da giderek daha yüzeysel hale gelir ve duygusal kopuşlar başlar.
Bir süre sonra kişi zaten anlattığı hiçbir şeyin önemsenmediğini ve duyulmadığını düşünerek anlatmayı da bırakır.
Yani dinlemek her ilişkinin anahtarı iken dinlemenin eksikliği de her ilişkinin katilidir.
Bu yüzden çift terapilerinde temel amaçlardan biri iki tarafında birbirini anlamasını ve aynı zamanda anlaşıldığını hissetmesini sağlamaktır.
O yüzden terapiye başvuran çiftlerin temel motivasyonu Ya hoca bizi dinlesin de benim haklı olduğumu şuna söylesin yerine gerçekten anlamak ve anlaşılmak olursa terapi
çok daha etkili olur. Peki dinlemek madem bu kadar önemliyse o zaman neden dinlemiyoruz?
Bunun temel sebeplerinden biri dinlemenin ne kadar zor bir şey olduğunu fark etmiyor olmamız.
Birini dinlemek sadece onun konuşmasını beklemek ve o sırada susmak değil.
Bunu herkes yapabilir hatta birçok nesne de yapar.
Zorun hizmetteyken elimden geldiğince insanları iyi dinlemeye çalıştığım halde özellikle 45.
50. hastaya doğru hastalar hocam siz de yorgunsunuz çok da uzatmadan anlatayım gibi sözleri daha çok araya sıkıştırıyordu.
Ben de buradan tüm çabama rağmen ilgimin azaldığının nasıl fark edildiğini anlıyordum.
Bu günlük hayatta da böyle dinlemek pasif bir şey değil aktif enerji gerektiren bir şey.
Ve insanlar gerçekten dinlenip dinlenmediklerini çok kolay fark edebiliyorlar.
İçten bir dinleme için sadece cep telefonu gibi uyaranları değil, kendi arzularımızı, kendi yargılarımızı da durdurmak, kendi zihnimizi susturmak gerekiyor.
Çoğu zaman aslında dinlemek yerine kendi sıramız geldiğinde ne söyleyeceğimizi planlıyoruz.
Başlangıçta aklımızda anlatacak bir şey olmasa bile sıklıkla duyduğumuz bir şey otomatik olarak kendimizle ilgili bir çağrışım yapıyor ve biz de onu düşünmeye geçiyoruz.
Mesela kişi geçen hafta bir yere gittiğini anlatıyor, biz de iki yıl önce aynı yere gittiğimizi hatırlıyoruz ve bazen isteyerek bazen istemeyerek sohbetin o tarafa kaymasına, böylece belki de
karşıdakinin heyecanla anlatmak istediği bazı şeylere fırsat bulamamasına yol açıyoruz.
Bunu iyice itici ve sık bir şekilde yapan insanlar için İngilizce'de güzel bir terim var.
One-upper yani ne dinlese bir fazlasını kendi yaptığını anlatanlar.
Üstelik gerçekte bir kişinin eğlendiği, hoşça vakit geçirdiği bir deneyimi paylaştığı sırada dinleyici olmak çok daha kolay bir şey.
Esas olumsuz şeyleri yani üzüntüyü ve kederi dinlemek çok daha zor.
Çünkü üzüntüyü dinlerken insan ister istemez bir tesellide ya da tavsiyede bulunma ihtiyacı hissediyor.
Bu bazen aynı iyi olaylarda olduğu gibi kendimizin de geçmişte yaşadığı benzer bir kötü olayı anlatmaya bizi götürebiliyor.
Ya da aman canım üzüldüğün şeye bak, takma kafana, herkesin başına gelebilir, üzülecek bir şey yok, daha kötüsü de olabilirdi, en azından sağlığın yerinde gibi.
Karşıdakinin aslında anlaşılmadığını ya da önemsenmediğini düşündürecek yanıtlar vermek zorunda hissedebiliyoruz.
Belki en zoru da birisiyle tartışırken karşıdakini dinlemek.
Tartışmalarda insanlar çoğu zaman kendi görüşlerini savunmak için dinliyorlar, karşıdakini anlamak için değil.
Mesela karşıdaki bir şeye üzüldüğünü anlatırken biz ona esas ben de şuna üzülmüştüm diye yanıt verebiliyoruz.
Böyle durumlarda dinlerken önümüzdeki en büyük engellerden biri duyduklarımızı geçirdiğimiz filtreler oluyor.
Biriyle tartışırken büyük oranda söyleneni doğrudan duymayız.
Bir filtreden geçirir ve kendi düşüncelerimize, tahminlerimize daha çok uyanları algılarız.
Üstelik tartıştığımıza göre muhtemelen biz de öfkeliyiz, biz de üzgünüz.
Bu yoğun duygularda karşıdakinin gerçekten ne demek istediğini anlamayı iyice zorlaştırır.
Mesela birçok durumda karşıdakinin belki öyle bir niyeti olmasa bile bir konuda bize laf soktuğunu düşünüp, bu düşüncenin yarattığı başka düşünceler silsilesinin içinde kendimizi bulabiliriz.
Bu düşünce akışı da karşıdakini anlamamızı, hele ki karşıdakinin oh be beni gerçekten anladı diye düşünmesini imkansız hale getirir.
Özellikle çok uzun süredir tanıdığımız insanlarla konuşurken, ister istemez daha önceden edindiğimiz yargılar gerçeği dinlememize engel olur.
Çoğu zaman karşıdakinin ne söyleyeceğini tahmin etmeye çalışırız ya da bunu zaten bildiğimizi varsayarız.
Yolunda gitmeyen bir ilişkide acaba sorunların ne kadarı dinlememekten kaynaklanıyor diye durup bir düşünmeye her zaman değer.
Özetle dinlemek insan ilişkilerinin temelidir.
Birini gerçekten dinlediğimizde ona sen önemlisin.
Söylediklerin değerli mesajını veririz.
Dinlemenin önündeki en büyük engel, çoğu insanın gerçekten anlamak için değil, cevap vermek veya kendi sırasını beklemek için dinlemesidir.
Dinlemek pasif bir eylem değil, karşımızdakinin anlaşıldığını hissetmesini sağlamak için enerji, odak ve çaba gerektiren zor bir eylemdir.
Sonraki bölümde bu zor işi daha iyi yapabilmek için bazı önerilerden bahsedeceğim.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
