
Her güzel şeyin başlangıcı: Dinlemek için 6 ilke |21|
12 Mart 2025 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde günlük yaşamda karşılatığımız bir çok problemi çözmemizi, hatta belki bir çok kapıyı aralamamızı sağlayacak bir beceriden: iyi bir dinleyici olmaktan söz ediyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş
(01:02) Düşüncelerimiz dinlemeyi nasıl engelliyor?
(02:15) Önemsemek ve anlamaya odaklanmak
(03:50) Beden dili ve göz teması
(05:42) Sessizliğe tahammül etmek
(06:53) Kendimizi anlatma isteğini durdurmak
(07:32) Anlatmaya teşvik etmek
(10:14) Anladığımızı özetlemek
(12:15) Özet
Kaynaklar
You're Not Listening: What You're Missing and Why It Matters (Kate Murphy)
The Lost Art of Listening: How Learning to Listen Can Improve Relationships (Michael P. Nichols)
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Ne Biliyoruz'a hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda kendinizi ve çevrenizdeki insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde günlük yaşamda karşılaştığımız birçok problemi çözmemizi, hatta belki birçok kapının bize aralanmasını sağlayacak bir beceriden, iyi bir dinleyici olmaktan söz edeceğiz.
Psikiyatristler olarak dinlemek, profesyonel yaşamımızın en önemli parçası.
Bu yüzden daima kendimizi geliştirmeye çalıştığımız bir alan.
Tabii ki bu herkesi kusursuz bir şekilde dinleyebildiğimiz anlamına gelmiyor.
Zaten kimse gün boyu herkesi aynı konsantrasyonla dinleyemez.
Hatta biz gün boyu konsantre olup dinlemeye çalıştığımız için belki de sevdiğimiz insanlara enerjimiz kalmıyor ve onlara haksızlık ediyor olabiliriz.
Bu şekilde günahta çıkardıktan sonra sanırım dinleme becerilerimizi geliştirecek bazı ilkelerden söz etmeye geçebilirim.
İlk defa bir DVD'den film izlediğim günü hatırlıyorum.
2004 yılıydı ve görüntü kalitesine inanılmaz şaşırmıştım.
Şimdi izlesek büyük ihtimalle bayağıdan dik gelir.
Ama o dönemleri hatırlayanlar bilirler, DVD'lerde bir ekstra bölümü vardı ve bazen orada yönetmenlerin ve oyuncuların sahneleri yorumladığı bölümler oluyordu.
Günlük hayatta zihnimiz de böyle.
Sürekli bir şeylere yorum yapıyor ve aslında karşımızda konuşan insanı duymamızı engelliyor.
O yüzden iyi bir dinleyici olmamızın önündeki ilk engel...
Kendi düşüncelerimiz. Bir insanı dikkatle dinlemek günümüzde en zor şeylerden biri.
Özellikle bu uyaran fazlalığında.
İyi bir dinleyici olabilmek için öncelikle bunu kabul etmemiz gerekiyor.
Bir şeyi hakkıyla dinleyebilmek gerçekten konsantrasyon gerektiren, bazen yorucu olabilen bir iş ama harcanan emeğin karşılığını fazlasıyla da veriyor.
Tıpkı çok antrenman yapınca fit bir vücuda sahip olmak gibi dinleme becerisi de çalıştıkça güçlenen bir şey.
Yani ne kadar alışırsak o kadar çok şeyi daha verimli dinleyebiliriz.
Ama maalesef yine aynı kaslarımız gibi bu beceri de üzerine fazla düşmeyince zayıflayabiliyor.
Dinlemeyle ilgili ilk ve tabii ki en önemli ike karşımızdaki kişinin ne söylediğini içtenlikle önemsemek ve yanıt vermek yerine anlamaya odaklanmak.
Zaten bunu yapmadığımızda konuşacağımız diğer şeylerin hepsi yapay duracaktır.
İnsanın konuşabilme hızıyla dinleyebilme hızı arasında epey bir fark var.
Zaten o yüzden her türlü platformda hızlı oynatma seçeneği olmazsa olmazlardan biri.
Çoğunlukla hiç durmadan akıcı şekilde konuşan birini bile yaklaşık bir buçuk kat hızda hala rahat anlayabiliyoruz.
Gerçek hayatta ise insanlar çoğu zaman kusursuz konuşmaz, takılırlar, falan gibi asalak sesler çıkarırlar, düşünürler.
Bu da dinleyenin zihninin daha uzun süre boşta kalmasına ve dikkatinin çok kolay dağılmasına yol açar.
Bu normalde dikkat eksikliği olanların çok tipik bir ortak özelliği ama her şeyi hızlı tüketmeye bizi alıştıran modern yaşam konuşan birine konsantre olmayı herkes için zorlaştırıyor.
Bu nedenle aynı meditasyon yapan kişilerin zihinlerinin dağıldığını fark edince tekrar nefeslerine odaklanmaları gibi bizim de bir kişiyi dinlerken dikkatimizin dağıldığını fark edip tekrar dinlemeye,
anlamaya yönelmemiz gerekiyor.
Bu aktif süreç dinlemenin en önemli bileşeni.
Karşımızdaki kişiyi önemsemedikten ve dikkatimiz dağıldıkça toparlamadıktan sonra burada konuşacağımız önerilerin hiçbiri dinliyormuş gibi yapmaktan öteye gitmeyecek.
İkinci önerimiz de doğrudan bununla ilgili.
Beden dilimizi ve göz temasımızı karşıdakine dinlediğimizi hissettirecek şekilde kullanmak.
Burada göz temasından kastım Konuşana dik dik bakmak değil, zaten bu hemen herkes için rahatsız edici olur.
Kastettiğim şey, birini önemseyerek dinlerken zaten otomatik olarak oluşan vücut pozisyonu.
Dinlerken beden diliyle ilgili bazı genel öneriler var.
Mesela dinlediğimiz sürenin yaklaşık %50-60'ında karşıdakinin gözlerine bakmak, hafif öne eğilmiş bir postürde durmak ve zaman zaman başını sallayıp hı hı demek gibi.
Ama ben bu önerileri çok da sevmiyorum çünkü dinlerken kendimizin nasıl göründüğüne, nereye bakacağımıza falan odaklanmak süreci aşırı yapay hale getiriyor.
Çoğunlukla iletişim dersleri alıp tiyatral bir şekilde öğrendiklerini uygulayan merhaba derken elinizi kuvvetlice sıkan tipler bu hatayı yapıyor.
O yüzden çok da kasmaya gerek yok.
Zaten ilgi duyuyorsak ve anlamaya çalışıyorsak vücudumuz otomatik olarak uygun bir duruşa geçecektir.
Çoğunlukla dinlediğimiz insana doğru dönük olmamız, telefonla, bilgisayarla ya da başka bir şeyle ilgilenmememiz fazlasıyla yeterli.
Eğer mutlaka o anda yapmamız gereken bir iş varsa, pardon şunu halledeyim hemen seni dinliyorum diyerek izin isteyip işimizi tamamlamayı öneririm.
Eğer dinlemediyseniz zaman yönetiminden bahsettiğim 15.
bölümü de dinlemenizi öneririm.
Eğer bir işi 2 dakika içinde tamamlayabileceksek en iyisi onu aradan çıkarıp bitirmek.
Burada da kendimizi dinlemeye daha iyi verebilmek için aynı şeyi yapmalıyız.
Çünkü işi yarım bırakıp konuşana dönersek bu sefer de unutmayalım diye aklımızın bir köşesi hep orada olacak ve yine konsantre olmamız zorlaşacak.
Geldik üçüncü ilkeye, sessizliğe tahammül etmek.
Çoğu kişi konuşurken oluşan sessizlikleri rahatsız edici bulur ve bir boşluk oluştuğunda hemen bir şey söylemeye ihtiyacı hisseder.
Bunu sohbetin akıcı olması için Doğal bir dürtü olarak düşünebiliriz ama aslında bazen en anlamlı anlar o sessizlik anları oluyor.
Özellikle stresli ya da üzgün birini dinlerken zihnimiz iyi niyetle hemen onu rahatsız eden şeyi çözmek ister ve bir şeyler önermeye ihtiyacı duyarız.
Tabii karşımızdaki kişi doğrudan bize bir şey danışmak için geldiyse bu bir istisna ama çoğu zaman insanlar akıl almak yerine sadece anlaşıldıklarını hissetmek ister.
O yüzden çoğu zaman bir öneride bulunmaktansa sessizce dinlemenin karşıdaki kişiye çok daha fazla faydası olur.
Minik sessizliklerde hem konuşana düşünme alanı tanırız, kendi düşüncelerini toparlamaya yardımcı olur hem de bizim söylenenleri sindirebilmemiz için bir fırsat yaratmış oluruz.
Bu yüzden sessizliği boşa geçen tuhaf bir zaman değil de empatiyi arttıran değerli bir alan olarak görmek gerekiyor.
Dördüncü hikaye de bununla bağlantılı.
Konuyu kendi hikayemize çekme eğilimimizi fark edip bunu durdurmak.
Örneğin biri bize ne kadar yorgun olduğunu söyleyince doğal olarak biz de yorgun ve stresli olduğumuzu hatırlıyoruz ve bundan bahsetmek istiyoruz.
İşte bu doğal eğilimi fark edip durdurmamız gerekiyor.
Karşımızdakinin sözünü bitirmesine kesinlikle izin vermek, Ve hatta bir miktar sessiz zamana da tolerans göstermek genellikle konuşmanın daha derinleşmesini ve iki kişi arasındaki
bağların güçlenmesini sağlar.
Beşinci ilkemiz de bunun bir adım ötesi.
Sessiz kalmanın dışında karşımızdakini daha fazla anlatmaya teşvik edecek şeyler söylemek.
Burada hemen açık uçlu soru kavramına değinmek istiyorum.
Fakültedeki derslerde genelde öğrencilere açık uçlu soru nedir diye sorduğumuzda yanıtı evet ya da hayır olmayan sorular derler.
Bu kısmen doğru.
Çünkü her şeyde olduğu gibi açık uçlu kapalı uçlu soru konusu da aslında bir yelpaze.
Gerçekten yanıtı doğrudan evet ya da hayır olan bir soru çok kapalı uçlu bir sorudur.
Örneğin psikiyatrik görüşme için bir örnek vereyim.
Anneniz iyi biri mi? Aşırı kapalı uçlu bir soru.
Anneniz nasıl biridir?
Biraz daha açık uçlu ama hala yönlendirici.
Bana annenizden bahsedebilir misiniz?
Bu çok daha açık uçlu bir soru.
Tabii ki günlük hayatta gidip de arkadaşımıza bana annenden bahsedebilir misin demeyiz çok tuhaf olur.
Zaten günlük hayatta psikiyatrik görüşme birbirinden epey farklı.
Mesela neden sorusu günlük yaşamda çoğu zaman yeterince açık uçlu bir sorudur ve sohbeti derinleştirir.
Ama psikiyatrik görüşmelerde biz bu soruyu çok fazla sevmeyiz.
Çünkü anlatanı yönlendirme riski taşır.
Diyelim ki bir hasta ben de zaten dedemi hiç sevmem dedi.
İnsanın neden diye sorası geliyor ya işte biz bu dürtüyü durduruyoruz.
Çünkü neden diye sorduğumuzda kişiyi doğrudan dedenin kötü özelliklerini anlatmaya yönlendirmiş oluyoruz.
Ama biz dedeyi her yönüyle bir bütün olarak tanımak istiyoruz.
İkincisi de biz bunu kastetmesek bile karşıdaki kişi Neden canım insan dedesini sevmez mi diye sorgulandığını hissedebilir.
O yüzden biz neden diye sormak yerine biraz daha anlatabilir misiniz demeyi tercih ederiz.
Fakat günlük hayatta çoğu zaman neden, nasıl gibi sorular yeterince açık uçludur.
Yani buradaki anahtar nokta karşıdakinin serbestçe konuşmasına alan açacak şeyleri söylemek.
Örneğin yok canım çok abartıyorsun, büyütecek bir şey yok, bunda üzülecek ne var sıkma canını gibi ifadeler.
Karşıdakini anlatmaya heveslendirmek bir yana tam tersi kendini kapatmasına neden olur.
İnsanlar çoğu zaman dur ya bunu bir danışayım acaba üzülmeye değer mi diye düşündükleri için bir şey paylaşmazlar.
Kendilerini anlaşılmış ve değerli hissetmek için paylaşırlar.
O yüzden belki çok iyi niyetle söylesek bile karşımızdakinin duygularını küçümseme anlamına gelebilecek ifadelerden kaçınmayı alışkanlık haline getirmek gerekiyor.
Altıncı ve son ilkemizde anladığımızı özetlemek.
Buradaki özet kişinin söylediklerini aynen tekrar etmek değil.
Ne anladığımızı kendi cümlelerimizde ve çok kısaca söylemek.
Diyelim ki bir iş arkadaşınızın çalıştığı birim değiştirilmiş ve şöyle diyor.
Hala tam olarak ne yapacağımı anlamadım.
Adam bir gün bir görev veriyor, ertesi gün bambaşka bir şey söylüyor.
Böyle bir durumda biz de...
Tabii ya belirsizlikte baya geriliyor insan diyebiliriz.
Ya da sevgilisinin sinirli biri olduğundan şikayet eden biri şöyle söylüyor olsun.
Ya en ufak şeye bile sinirleniyor.
Bazen bir şey söylemeden önce on kere düşünüyorum yanlış anlayacak mı diye.
Tepkisini kestirememek acayip yoruyor.
Biz de bu noktada sen de sürekli diken üstünde hissediyorsun o zaman diye durumu özetleyebiliriz.
Bu şekilde kendi yorumumuzu da içeren özetler eğer isabetliyse kişinin duyguların anlaşıldığını hissetmesini sağlar ve konuşmayı daha derinleştirmek için ona cesaret verir.
Eğer isabetli değilse de yanlış anlamaları düzeltme için bir fırsat ortaya çıkmış olur.
Anladığını yansıtma ve özetleme çok değerli bir beceri.
Özellikle tartışmalar sırasında karşımızdakinin söylediklerini ara sıra özetlemek, gerilimin bir anda azalmasını ve iki tarafında sakinleşmesini sağlayabilir.
Diyelim ki bir kişiyle tartışıyoruz, o da şöyle söyledi.
Ya ne zaman bir şey söylesem hemen kendini savunuyorsun ama benim ne hissettiğimi anlamaya hiç çalışmıyorsun.
Bu noktada bir boşluk verip, ya özür dilerim o zaman sen aslında kendini tam olarak ifade edemediğini, benim seni anlamadığımı hissediyorsun.
Demek bize hiçbir şey kaybettirmez.
Tam tersi, çok şey kazandırabilir.
Böyle bir söz bizi birbirini mağlup etmeye çalışan taraflar olmaktan çıkarıp aynı sorunu çözmeye çalışan bir takıma dönüştürür.
Son olarak ben de her zaman olduğu gibi bölümü özetleyeyim.
Bu bölümde dinlemeyle ilgili 6 temel ilkeden bahsettik.
Yanıt vermek yerine anlamaya odaklanmak, beden dilimizde dinlediğimizi göstermek, sessizliğe tahammül edebilmek, Konuyu kendi hikayemize çekme
eğilimimizi fark edip bunu engellemek, açık uçlu sorularla konuşmayı derinleştirmek ve anladığımız şeyleri kısaca özetlemek.
Tüm bunlar kendimize sürekli hatırlatıp konsantre oldukça gelişecek beceriler.
Belki günde en azından bir ya da birkaç kişiyi bu ilkelere dikkat ederek dinlemek ve bunun sonuçlarını gözlemek hem motivasyonunuzu arttırabilir, hem de iyi dinleme alışkanlıklarınızı
geliştirir. Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
