
İnsan belleği kusursuz bir kayıt cihazı gibi çalışmaz, son derece güçlü ama yanılmaya açıktır. Bu bölümde belleğin neden bir kamera gibi değil, anlam ve çağrışımlar üzerinden çalışan bir sistem olduğunu; yanlış anıların, eksik kayıtların ve unutmanın aslında nasıl ortaya çıktığını konuşuyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş ve DRM deneyi
(02:01) Örtük bellek ve açık bellek
(03:02) Epizodik ve semantik bellek
(05:15) Anıların parçalara ayrılarak kaydedilmesi
(06:52) Enerji tasarrufu ve belleğin verimlilik stratejileri
(09:15) Unutmak bir kusur mu, zorunluluk mu?
(11:10) Travmatik anılar neden silinmez?
(13:58) Uykunun bellek ve duygu düzenleme üzerine etkileri
(14:50) Özet ve kapanış
Kaynaklar
The Deese-Roediger-McDermott (DRM) Task: A Simple Cognitive Paradigm to Investigate False Memories in the Laboratory
A theory of hippocampal function: New developments
Remembering: An Activity of Mind and Brain
Forgetting as a form of adaptive engram cell plasticity
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
İnsanlarda bellek diğer hayvanlara göre çok daha kapsamlı ve esnek.
Ama tüm becerilerinin yanında bazı önemli zayıflıkları da var.
Bu becerileri ve zayıflıkları test eden ünlü deneylerden birini hemen birlikte yapabiliriz.
Şimdi ben size arka arkaya 12 tane kelime sayacağım.
Sizden ricam bu kelimeleri aklınızda tutmaya çalışmanız.
Hazırsanız başlıyorum.
Uyanmak, kestirmek, battaniye, horlamak, esnemek, huzur, mayışmak.
Şimdi de size 6 tane kelime sayacağım.
Bunlardan hangilerini söylemiştim, hangilerini söylememiştim onu hatırlamanızı istiyorum.
Rüya, battaniye, yatak, elma, uyku, pencere.
Bu kelimeler arasında elma ve pencere ilk listede yoktu.
Uyku kelimesi de yoktu.
İlk listede uyku ile ilgili 12 kelime var ama uykunun kendisi yok.
Orijinal deneyde katılımcıların %80'i uykunun da ilk listede olduğunu iddia etmişler.
Yani siz uykunun olmadığını ben söylemeden fark ettiyseniz %20'lik bir azınlığın içindesiniz.
İlginç bir şey deneyde herhangi bir hatırlatma yapmadan hatırladığınız kelimeleri boş kağıda yazın dendiği zaman da katılımcıların %61'i kimse söylemediği halde uykuyu da listeye yazmış.
Bu yanılgılar insan belleğinin bilgisayar gibi çalışmadığını en iyi gösteren örneklerden.
Ne biliyorsa hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda basit ve anlaşılır bir dille insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Geçen bölümde bilginin kaydedilmesinden bahsetmiştik.
Bu bölümde daha çok kayıtların nasıl tutulduğundan ve belleğimizin arşivcilikle ilgili zayıflıklarından bahsedeceğiz.
Başlangıçta konuştuğumuz deney, DRM paradigmasını inceliyor ve belleğimizin nasıl çalıştığı konusunda bize çok önemli ipuçları sağlıyor.
Belleğimiz her şeyi tek dosyaya kaydeden bir video kamera gibi çalışmıyor.
Bir harddisk gibi tek parça da değil.
Tamamını anlamak için önce belleği iki ana kategoriye ayırıyoruz.
Örtük bellek ve açık bellek.
Örtük bellek bizim üzerine düşünmeden otomatik yaptığımız şeyleri saklar.
Bisiklete binmek, yürümek ya da araba kullanmak gibi.
İlk bölümde bahsetmiştik, bebeklikte yaşadıklarımızı hatırlamıyoruz ama o dönemde edindiğimiz bağlanma stilleri örtük belleğimize kazınıyor.
Freud'un ender rastlanan isabetli tahminlerinden biri, bu örtük belleğe bilinç dışı demesiydi.
Bizim bugünkü konumuz daha çok açık bellek.
Açık bellek, insanın kendisinin de farkında olduğu belleği, yani bildiğini bildiği şeyler.
Hafıza deyince hemen her insanın ilk aklına gelen bellek türü aslında açık bellek.
Açık belleği de ikiye ayıralım, isimlerinden korkmayın.
Epizodik bellek ve semantik bellek.
Epizodik bellek, dizilerdeki epizotlardan aklınıza gelsin, olayları, anıları, zaman ve mekan etiketleriyle saklayan belleğimiz.
Yani gerçekten video kameraya daha çok benzeyen hafıza türü.
Mesela geçen yaz gittiğimiz bir düğün, orada yaşadıklarımız epizodik belleğimizde duruyor.
Az önce konuştuğumuz deneyin muhatabı da aslında epizodik bellek.
Ben size az önce hangi kelimeleri söyledim diye sorunca teknik olarak siz az önce ne yaşandığını hatırlamaya çalışıyorsunuz.
Semantik bellek de anlamları saklayan belleğimiz.
Yani daha çok ansiklopedi gibi.
Örneğin internet nedir sorusunun yanıtını semantik bellek saklıyor.
Epizodik bellek boşlukları dolduramayınca Araya uykuyu sıkıştıran şey semantik bellek.
Yatak, rüya, horlamak gibi anlam olarak uyku ile ilgili kelimeler semantik belleğimizde birbirine çok yakın duruyor.
O yüzden biz az önceyi zihnimizde canlandırmaya çalışırken semantik bellek burada uyku ile ilgili bir sürü şey var, kesin uyku da vardır deyip torbaya onu da sıkıştırıyor.
Bu iki bellek türü arasında yoğun bir etkileşim ve dönüşüm var.
Bilgiler hafızamıza genellikle epizodik bellekten giriş yapar.
Diyelim ki biz dünyada o güne kadar ejder meyvesi diye bir şey olduğunu hiç bilmiyorduk.
Bir haberde ejder meyveli smoothie içildiğini gördük.
Ejder meyvesi hafızamıza önce onu öğrendiğimiz anla giriş yapıyor.
İsmi duyunca ilk oradan çağırıyoruz.
Sonra çarşıda pazarda görmeye başladıkça zihnimizde bir ejder meyvesi kavramı da oturmaya başlıyor.
Yani artık o yaşadığımız olaydan bağımsız, soyut bir kavram olarak da semantik belleğimizde taşımaya başlıyoruz.
Diğer yandan epizodik belleğimizin oluşabilmesi için de semantik kavramlara sahip olmamız gerekiyor.
Mesela gelin, damat, evlenme, pasta gibi kavramlar olmadan gittiğimiz düğünü zihnimizde kodlayamayız.
Tam bir kaos olur. Peki tüm bu bilgileri beynimizin neresinde kaydediyoruz?
Mesela epizodik belleğimizdeki anılar sanki bir dizinin tüm sezonunu bilgisayara indirmişiz gibi bir klasörün içinde mi saklı?
Hayır değil. Maalesef beynimizin bir hatırayı tek parça halinde saklamak gibi bir yeteneği yok.
Çok daha dağınık çalışıyor.
Tek bir olayın bile bileşenleri farklı farklı yerlerde saklanıyor.
Ses bilgisi beynin sesle ilgili kısmında, görüntü bilgisi görsel kısmında gibi.
Bunu nasıl biliyoruz?
Bir şeyi gördüğümüzde ya da işittiğimizde beynimizde harekete geçen bölgelerle, aynı şeyi zihnimizde canlandırdığımızda harekete geçen bölgeler büyük ölçüde aynı.
Beynimiz bir çeşit parçalara ayırma sonra yeniden toplama sistemiyle çalışıyor.
Geçen bölümde bilginin kaydedilirken beynimizde oluşturduğu fiziksel izlere engram dediğimizi söylemiştik.
Bu engramların oluşturulması otlarla kaplı bir tarlada yürüyerek iz oluşturmaya benziyordu.
Eğer tekrar etmezsek bu izler zamanla silinip gidiyordu.
Bilgiyi tekrarladıkça da daha kalıcı izlere, yollara dönüşüyorlardı.
Fakat bu aynı yoldan tekrar geçme sırasında kusursuzca aynı yerlere adım atmamız mümkün olmadığından her seferinde yollar bir parça değişiyor demiştik.
Tüm bu sistemi birlikte düşündüğümüzde aslında belleğimizin ne kadar verimsiz çalıştığı ortaya çıkıyor.
Tek bir olayı kaydedeceğiz ama bunun için beynin farklı bölgelerinde izler oluşturuyoruz.
Tüm bu yollarda da bir ileri bir geri gitmemiz gerekiyor.
Gitmezsek yol zaten kapanıyor, gidersek de biraz deforme oluyor.
Beynimiz vücut ağırlığımızın yaklaşık %2'sini oluştururken istirahat sırasında tüketilen enerjinin %20'sini kullanıyor.
Bu oran çocuklarda %60'ı bile geçebiliyor.
O yüzden beynimizin daima en az enerji harcayan yolu seçmesi boşuna değil.
Karar verme serisinde konuşmuştuk.
günlük kararlarımızın çok büyük çoğunluğunu hızlı, verimli ama bazen yanılabilen sistem 1 ile veriyoruz.
Sistem 2'yi yalnızca özel durumlar için saklıyoruz.
Hafızada da aynı durum var.
Bir şeyi kaydedip sonra geri çağırırken her bir detayı en ince ayrıntısına kadar kodlamak yerine birazcık hata yapmayı göze almak bize müthiş bir enerji tasarrufu sağlıyor.
O yüzden bunu yapmaya mecburuz.
İnsan beyninin yüksek enerji tüketimi, evrimsel süreçte daha büyük ve karmaşık bir beyin geliştirmenin kaçınılmaz bir bedeli olarak ortaya çıkmış.
Bu enerjiyi nasıl karşılıyoruz?
Hem yürürken daha az enerji harcamamız, hem de gıdaları pişirmemiz sayesinde bağırsaklarımızın küçülmesi gibi sebeplerle beyne gelen enerjiyi arttırıyoruz, hem de gelen enerjiyi
idareli kullanmaya çalışıyoruz.
Ayrıca Diğer primatlara göre daha yüksek bazal metabolizma hızına ve daha yağlı bir vücuda sahibiz.
Bu da enerji açığını kapatmaya yardımcı oluyor.
Ben bunu eski köklü otomobil şirketlerinin elektrikli motor teknolojisinde daha geride kalmasına benzetiyorum.
Uyduruyorum fabrikanın yerleşimini, tedarik zincirini, üretim bandını, yedek parçaları her şeyi eski teknolojiye göre tasarlamışız.
Ha deyince başka bir enerji modeline geçemiyoruz.
Beynimiz için bu hiç mümkün değil.
mecburen milyonlarca yılın verimsiz modelini kullanıyoruz.
Arkadaşlar yepyeni bir sisteme geçiyoruz deme şansımız yok.
Mesela Carl Benz, bugünküne benzer anlamda ilk içten yanmalı araba motorunu 1886 yılında tasarlamış.
Bugünkü Mercedeslerin tüm lüks donanımı için gereken enerjiyi hala 150 yıl önceki motor teknolojisiyle sağlamaya çalıştığını düşünün.
Beynimiz bir anlamda bunu yapıyor.
Hem enerji sistemimiz ilkel, Hem yerimiz dar.
Bu yüzden diğer hayvanlara göre bu kadar başarılı çalışabilmek için türlü türlü yöntemi kullanmak zorundayız.
Hafızayı beşer nisyan ile malüldür diye bir söz var.
İnsan hafızasının sakatlığı unutmasıdır anlamına geliyor.
Unutma aslında sistemin bir bug'ı değil ta kendisi.
Kısıtlı kaynaklarımızı bu sayede en verimli şekilde kullanabiliyoruz.
Bu verimlilik için beynimizin başlıca üç tane taktiği var.
Birincisi, önceki bölümde çok daha detaylı konuştuğumuz, enerjinin en çok harcandığı çalışma belleğini, yani beynimizin çalışma masasının üstündekileri sınırlı tutmak.
Dikkatimizi yöneltmediğimiz şeyleri en baştan hiç kaydetmemek müthiş bir tasarruf sağlıyor.
İkincisi, bir şeye dikkatimizi yöneltsek de tüm detaylarını depolamak yerine sadece özünü kaydetmek.
Bu da beyin için hem çok daha ucuz hem de çok daha az yer kaplıyor.
Bu özlerden görsel bileşenleri bir yere, işitsel bileşenleri bir yere, duygusal bileşenleri başka yere gönderiyoruz.
Böylece beynin her bölgesi kendi verimli olduğu alanda çalışmış oluyor.
Bir şeyi kaydederken hangi bilginin nerede olduğunu hipokampusta bir liste halinde tutarız.
Bu liste aynı kitapların arka kısmındaki indeks dizin kısmı gibi.
Hatırlamak istediğimiz zaman önce indeksi açarız.
Her özü kendi yerinden çağırır birleştiririz.
Bu çağırıp birleştirme sırasında da kalan boşlukları kendi zihnimizdeki şemalarla, ipuçlarıyla doldururuz.
Bu sistem bir yandan yaratıcılık getirirken bir yandan da yanlış anıların oluşmasına yol açar.
Üçüncü taktikte yenilerine yer açabilmek için kullanılmayan bilgileri silmek.
Beynimizin eski bilgileri temizlemek için bayağı aktif olarak çalıştırdığı bir silme ekibi var.
Bu iş için çalışan hücreler, bu iş için çalışan moleküller tanımlanmış.
Ama artık o kadarın isimlerini söylemiyorum.
Podcast'tan çok nörobilim dersi gibi olacak.
Biz işin pratiğine bakalım.
Madem beynimiz bu kadar tasarruflu, madem gereksiz dosyaları silmek için belediye gibi özel bir temizlik ekibi çalıştırıyor, neden o zaman istemediğimiz bazı anıları da bir türlü silemiyoruz?
Bir yandan markette gezerken tuvalet kağıdı almayı hatırlayamıyoruz, evde tam tuvalete girecekken aklımıza geliyor.
Öbür yandan da çok utandığımız, rezil bir anımızı ya da bazen daha kötüsü, travmatik bir olayı çok canlı bir şekilde hatırlayabiliyoruz.
Neden istemediğimiz ot burnumuzun dibinde bitiyor?
Bu itliğin, her geleliğin sorumlusu, tabii ki benim her bölümde günah keçisi ilan ettiğim, yolunda gitmeyen ne varsa suçu üstüne attığım alt beynimiz.
Amigdalamız. Aslında hiçbir kötü niyeti yok.
Hayatta kalabilmemiz için...
tehlikeli şeyler unutulmasın istiyor.
Diyelim ki hipokampusumuzda sakin sakin çalışan, gelen dosyaları ilgili yerlere gönderen, sonra dönüp bir listeye neyi nerede tuttuğunu güzel güzel yazan bir görevli var.
Gündelik bir bilgi geliyor, uyduruyorum marketteki kasiyerin yaka kartı dikkatini çekmiş, adı da Ercan'mış, bu dosyayı parçalara ayırıp epizodik belleğinde uygun yerlere dağıtıyor.
Daha sonra adamın adını hatırlamak isterse, Bu kartı görme anını zihninde canlandırıyor ve ismi de öyle hatırlıyor.
Zamanla ercan hayatında daha çok yer kaplarsa, bir sürü anısı birikirse semantik belleğinde de bir ercan kavramı oluşacak.
Yoksa bu epizod silinip gidecek.
Eğer yaşanan olayda bir tehdit, korku ya da gruptan dışlanma riski yarattığı için utanç gibi bir özellik varsa amigdala diye biri geliyor ve tüm alarmlara basıyor yaygarayı koparıyor.
O acele ve panikle Hippocampus'taki görevli hemen gelen dosyaları yarım yamalak ilgili yerlere gönderiyor.
Ondan sonra listeye kocaman bir işler yarım kaldı sakın unutma yazan kırmızı mürekkepli kaşa basıp kaçıyor.
O sırada belki başka bazı dosyalarda geliyor ama Hippocampus görev başında olmadığı için onları hiç kaydetmiyoruz bile.
Bu yüzden travmatik tatsız anılarda bazı şeyleri inanılmaz canlı hatırlıyoruz.
Bazı şeyleri de tamamen siliyoruz.
Yaşadığı korkunç bir şey anlatırken, abi oradan sonrası bende yok diyen bir kişinin yaşadığı tam olarak bu.
Ya da trafik kazası geçirmiş, aslında hiçbir yerine bir şey olmamış ama kazayı hiç hatırlamayan birindeki durum da aynı.
Yoğun stres, hipokampusta duran görevlinin ayarını bozuyor.
Hem yazarken en korkunç şeyi daha güçlü, silinmesi zor bir şekilde yazdırıyor, hem de geçen bölümde anlatmıştık, gerekli bilgileri hatırlamaya çalışırken yolları kilitliyor, dilimizin ucundaki bir
şeyi hatırlamamıza engel oluyor.
Diyelim ki tehlike geçti, alarmlar sustu, herkes işinin başına geri döndü.
Kaçarken ortalık dağılmıştı, şimdi artık toplama vakti geldi.
Burada daha temiz bir iş çıkarabilmemiz için en büyük yardımcılardan biri uyku.
Uykunun özellikle REM döneminde hipokampus, amigdala ve üst beynimiz oturup sakin sakin olayın muhasebesini yapıyorlar.
Biz bu sakinliği REM döneminde beynimizdeki noradrenalin merkezinin neredeyse tamamen sessizleşmesinden anlıyoruz.
Bu sessizlikte beynimiz aceleyle dağıtılan dosyaları tekrar elden geçiriyor, olayın içerik bilgisini yoğun duygusal tepkiden ayırıp kusursuz olmasa da elden geldiğince doğru bir
şekilde yeniden dağıtmaya çalışıyor.
Uykunun duyguları düzenlemedeki rolünü 5.
bölümde daha kapsamlı bir şekilde konuşmuştuk.
Özetle beynimiz enerji tasarrufu sağlayabilmek için bazen boşlukları dolduran bir senarist, bazen bu detaylara gerek yok diye ödeneği kesen cimri bir patron, bazen de panik olup
dosyaları sağa sola fırlatan telaşlı bir memur gibi çalışıyor.
Ama biz bu sayede diğer primatlara göre muhteşem bir bilişsel performans sergileyebiliyoruz.
Önceki bölümle birlikte belleğimizin çalışma biçimini kapsamlı şekilde ele almış olduk.
Eğer aramıza yeni katıldıysanız bir önceki bölümü de dinlemenizi öneririm ya da paşa gönlünüz hangi bölümü isterse oradan başlayabilirsiniz.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
