
Bu bölümde güç dinamiklerinin psikolojisini ele alıyoruz. Güç ağlarının nasıl kurulduğunu ve bu ağların dışına çıkmanın neden bu kadar zor olduğunu inceliyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş ve güç kavramı
(00:52) French ve Raven: gücün altı kaynağı
(01:54) Güç ağları ve Epstein vakası
(03:16) Prestijin çekim gücü ve ait olma ihtiyacı
(05:23) Karşılıklılık normu ve bağlanma
(06:08) Sadakat, ödünler ve seçim piramidi
(07:26) İçeride kilitlenme
(09:48) Güç merkezindeki kişiler: kibir ve inhibisyon kaybı
(10:53) Kurabiye deneyi
(11:49) Özet: güç ağlarının üç aşaması
Kaynaklar
The Norm of Reciprocity: A Preliminary Statement
Power, Approach, and Inhibition
Power: Why Some People Have It and Others Don't
Mistakes Were Made (But Not by Me): Why We Justify Foolish Beliefs, Bad Decisions, and Hurtful Acts
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Psikolojide güç, başka insanların davranışlarını, tutumlarını hatta inançlarını değiştirebilme becerisidir.
İnsanlar bu yüzden güce karşı karışık duygular besler.
Çünkü aynı yöntemler hem iyi sonuçlar hem de kötü emeller için kullanılabilir.
Bu nedenle güç kavramı birçok kişinin zihninde karanlık ve haksızlıkla eşleşmiştir.
Mesela siyasi liderler bir anda 40 yıl savundukları görüşün tam zıttı bir şeyin fedaisi olurlarsa, Ya da muhalefet liderleri en kritik kavşaklarda beklenmedik şekilde iktidar lehine
hareket ederlerse tüm bunların arkasında başka bir güç olduğunu düşünürüz.
Ama güç her zaman olumsuz olmak zorunda değil.
Mesela ebeveynler ve öğretmenler çocukları yetiştirirken ya da cerrahlar hastaları ameliyata ikna ederken yine güçlerini kullanır.
Aksi durumda kimse bir masaya uzanıp evet beni kesebilirsiniz demezdi.
Güçle ilgili French ve Raven'ın çok yaygın kabul gören modeline göre Gücün 6 farklı kaynağı vardır.
Bilgilendirme, ödül, zorlama, özdeşleşme, uzmanlık ve meşruiyet.
Diyelim ki bir doktor bir hastaya ilaç yazdı.
Hasta sadece ya herhalde doktorun bir bildiği vardır diye ilacı kullanıyorsa bu uzmanlık gücüne örnektir.
Yok eğer doktor ilacın neden ve nasıl işe yarayacağını da biraz anlatıyorsa buna bilgilendirme gücü de eklenmiş olur.
Ne Biliyoruz'a hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Her bir güç kaynağı üzerine uzun uzun tanımlar yapılıp örnekler verilebilir.
Ama bir fakülte dersine dönüşmesin diye biz bu bölümde daha sınırlı bir alana, güç ağlarının nasıl kurulduğuna ve bu ağın dışına çıkmanın neden zor olduğuna yakından bakacağız.
Amerikan Adalet Bakanlığı'nın 30 Ocak'ta Jeffrey Epstein'le ilgili 3 milyon belgeyi daha açıklamasıyla iş, siyaset, sanat hatta bilim dünyasından birçok ünlü ve nüfuzlu isminde Epstein
'le bağlantısının olduğu ortaya çıktı.
Epstein çocuğa karşı işlenen cinsel suçlardan hüküm giymiş biri olduğu için birçok kişi acaba bu ünlü isimlerin çeşitli kasetleri vardı da bunlar şantajla kontrol altında mı tutuluyordu diye düşündü.
Sonuçta büyük bir sistemi yeterince kontrol edebilirseniz bir noktadan sonra iplerini elinize vermeyen kişilerin önünü de en baştan kesersiniz.
Geriye sadece sizin kontrolünüzdeki isimler kalır.
Diğer yandan ortaya çıkan belgeleri incelediğimizde birçok kişinin tehdit ve şantajla değil kendi isteğiyle Epstein'le iletişim kurmaya çalıştığı hatta adasına gitmek için uğraştığı anlaşılıyor.
Üstelik atılan maillerin önemli bir kısmı Epstein 2008 yılında çocuğa karşı cinsel suçlardan mahkum olduktan sonra.
Normalde böyle bir isimle herhangi bir bağlantınızın ortaya çıkması itibarınız açısından çok sarsıcı olur.
Bir suça karışmamış olsanız bile.
Yine de dünyaca ünlü güçlü isimlerin bile bu riski alıp Epstein'le bağlantı kurmaya istekli olduğunu görüyoruz.
Bu bölümdeki amacımız isimleri yargılamak değil.
Bu olgudan yola çıktıktan sonra güç ağlarının nasıl çalıştığını anlamak.
Bir şeyin çok az bulunuyor olması ve ona ulaşmanın çok zor olması çoğu zaman o şeyin insanlar gözünde daha çekici ve değerli görünmesini sağlar.
E tabii ki güçlü sosyal ağlar da böyle.
O yüzden bu ağların dışında olup da kariyerinde ilerlemeye çalışan insanlar için prestijli bir davet ya da özel bir toplantıya katılmak böyle bir ağa dahil olmak için çok cazip bir kapı aralamış olur.
Bunun gibi durumlarda herkesin giremediği bu yere beni layık görüp çağırdılar düşüncesi kişinin olaya eleştirel bakabilme becerisini çok azaltır.
İnsan sosyal bir varlık.
Ait olmak ve kabul görmek temel ihtiyaçlarımızdan.
Önceki bölümlerde ilişkilerin psikolojik doyumumuzdan ne kadar önemli olduğunu ve beynimizin sosyal ödüllerle maddi ödülleri ayırmada ne kadar beceriksiz olduğunu çok defa konuşmuştuk.
İşte çok güçlü ya da çok başarılı bir grubun bizi kabul etmesi de beynimizin ödül merkezlerini doğrudan aktive ediyor.
O masaya oturabilmek, o isimlerin yanında fotoğraf verebilmek, benim çevremde bunlar var diyebilmek alt beynimiz için çok güçlü ödüller.
O yüzden iktidar sahibi kişiler sonradan kendilerine rakip olma potansiyeli taşıyan ama henüz zayıf olan kişileri yanlarına çekip eritmede oldukça başarılıdırlar.
Bu zayıf kişiler de güçlü topluluğa dahil olarak hızlı bir şekilde kendileri de birlikte fotoğraf çekilmek istenen kişiler arasına katılmış oluyorlar.
Burada gözünüzde bazı isimlerin canlandığını tahmin ediyorum.
33. bölümde bir inancın kimlik haline geldiğinde sarsılmasının ne kadar zor olduğundan bahsetmiştik.
Burada bu mekanizmanın tersten işlemesi söz konusu.
Bu defa bir takım inançlarımız var.
Bize cazip bir kimlik teklif ediliyor.
Bu kimlik prestij ve güçle yüklüyse eski inançlarımızı şaşırtıcı bir hızla terk edebiliyoruz.
Ve bu yeni kimliğimizle belirli bir çevreye girdikçe artık o çevrenin normlarını benimsemeye başlıyoruz.
Bu bilinçli bir karar değil.
Çoğu zaman insan farkında bile olmayabilir.
Çünkü çevremizdeki herkes aynı şeyi söylüyorsa zamanla bizim normalimiz de o tarafa kayıyor.
Eğer biri bizim için yararlı bir şey yaparsa biz de ona karşılık verme yönünde güçlü bir istek duyarız.
Sosyolog Alvin Guldner 1960'larda bunu bir sosyal norm olarak tanımlamış ve sonradan bu karşılıklılık normu psikolojide çok araştırılan bir konu haline gelmiş.
Örneğin daha çok iş dünyası ve liderlik üzerine yazan Jeff Pfeffer da dal kavukluğun etkili olmasını buna bağlıyor.
Diyor ki birine iltifat ettiğinizde o kişi size bir hediye almış gibi borçlanmış hisseder ve karşılık verme ihtiyacı duyar.
Başkalarına küçük konularda yardım etmek, örneğin sıkıcı bir işi onlar yerine yapmak da bu normu devreye sokar.
Şimdi ana hikayemize geri dönelim.
Güçlü bir topluluğun kapısından içeri girdik.
Sonra ne oluyor? Böyle topluluklarda güçlü liderler para, iş, bilgi, bağlantı gibi kaynakları kontrol ederek bir anlamda sadakati satın alır.
Önemli bir mevkiye gelme, doğru insanlarla tanıştırılma bunların hepsi karşılıklılık normu üzerinden çalışır.
Yani zaten en başta bile gruba dahil edilmem benim için değerli bir ödüldü.
Sonrasında da bu kadar iyilik yapıldıysa artık ben de öküz değilsem benim de bir şeyler yapmam lazım.
Başlangıçta ufak tefek iyilikler.
Mesela bir ricayı kırmayıp destekleyici bir görüş açıklamak.
Ya da tam tersi bir konuda sessiz kalmak.
Belki her bir adım kendi başına küçük ama hepsi bir araya geldiğinde bizi çok farklı bir yere taşıyor.
32. bölümde de Tavris ve Aronson'un seçim piramidini konuşmuştuk.
Başlangıçta piramidin tepesinde aynı noktada olan iki kişi biri doğru diğeri yanlış yöne minik minik adımlar attıkça sonunda birbirlerinden çok uzak noktalarda yere inmiş oluyorlar.
İşte bu piramit güç ağlarında da aynı şekilde çalışıyor.
Her minik ödün bir sonrakini kolaylaştırıyor.
Dışarıdan bakan biri, vay be herif nereden nereye geldi, kimler kimlerle beraber diye şaşırıyor.
Ama içeriden bakınca her adım mantıklı görünüyor.
Çünkü bir önceki adımı zaten atmışız.
Peki bu onca insan içinde bulundukları topluluğun büyük kötülüklerden sorumlu olduğunu hiç fark etmiyorlar mı?
Kimi zaman fark etmek istemiyorlar, kimi zaman fark etseler de dışarıya çıkmak istemiyorlar.
Yani çoğu zaman hiç kimseye...
grubun dışına çıkmasın diye şantaj yapmaya gerek yok.
Onlar zaten içeride kalmak için gereken psikolojik zemini, bir anlamda bahaneleri kendiliğinden yaratıyorlar.
Bir yerden sonra dışarıya çıkmanın psikolojik yükü, içeride kalmanın yükünden daha ağır hale geliyor.
Bu ağırlıktaki mekanizmalardan biri batık maliyet yanılgısı.
Hem zaman hem emek hem de maddiyat açısından o kadar çok yatırım yaptım ki, şimdi çıkarsam hepsi boşa gitmiş olacak düşüncesi.
O yüzden bu güç ağlarını bataklığa benzeten de var.
İçine bir kere girdin mi çıkamıyorsun diye.
Ama ben daha çok lüks bir otelde yaşamanın şatafatına alışmaya benzetiyorum.
Çünkü kimse kendi ayağıyla bataklığın içine isteyerek girmiyor.
Ve kişi kendi kendine şimdi çıkarsam ne kaybederim diye sorunca çoğu zaman yanıtı içeride kalmak için fazlasıyla yeterli oluyor.
Alışık oldukları övgüler, itibar, kariyer, sosyal çevre bunların hepsini bir kenara atmaya can atmıyorlar.
Eğer bu psikolojik bedel yeterli olmuyorsa bazen gerçekten de gruptakiler tarafından açıktan ya da üstü örtülü somut bedeller de öne sürülüyor.
Diyelim ki ait olduğumuz bir grubun yaptıklarından rahatsız olduk, içimize sinmedi bunu yukarıdakilerle konuşmaya karar verdik.
Öyle durumlarda da liderlerin bizi içeride tutmak için çok zarif teknikleri var.
Mesela bir tanesi endişelerimizi çok haklı bulup bize etik olarak içimize sinecek ve meşgul edecek yeni görevler vermek.
Bu görevle dikkat dağıtma taktiği için de Pfeffer bir örnek veriyor.
Illinois Üniversitesi'nde bir grup kadın öğretim üyesi kadın erkek eşitsizliğine tepki gösteriyorlar.
Mesela aynı pozisyonlarda kadınların erkeklerden daha düşük maaş almasıyla ilgili protestolar düzenliyorlar.
Yönetim de onlarla çatışmak yerine kadınların statüsü.
Komitesi diye bir komite oluşturup bu öğretim üyelerine bir ofis ve bütçe veriyor.
Sonra yavaş yavaş taleplerin şiddeti azalıyor ve zamanla gruptaki insanlar kampüsteki kadınların statüsünden ziyade komitenin gelecek yılki bütçesiyle ilgilenir hale geliyor.
Güç ağlarına sonradan gelen kişilerin nasıl değiştiğini konuştuk.
Peki bu ağların merkezindeki kişilere ne oluyor?
Bunlar doğuştan kötü insanlar mı yoksa süreç onları giderek kötüleştiriyor mu?
Bu konuyu objektif biçimde araştırmaya çalışan bazı çalışmalar var.
Güçlü konumlarda bulunan insanlar da iki önemli değişiklik gösteriyorlar.
Birincisi aşırı özgüvenin giderek kibre dönüşmesi.
Güç sahibi kişiler başarıyı dışsal faktörlerden ziyade tamamen kendi yeteneklerine atfetme eğiliminde olur.
Güçlü hissetmek kişilerin tamamen kendi istediklerini elde etmeye odaklanmasına, böylece engelleri hafife almalarına, Başarısızlıklardan da ders çıkarmamalarına yol açıyor.
Tarih sahnesi bu yanılmazlık hezeyanlarının felakete sürüklediği ordularla dolu.
İkinci değişiklikte inhibisyonun yani kendini durdurmanın giderek azalması.
Güç arttıkça insanlar istediklerini almak için daha saldırgan davranmaya, zamanla diğer insanları kendi tatminleri için birer araç olarak görmeye başlıyorlar.
Sosyal normlara uymayı bırakıp, astlarıyla aralarına mesafe koyma ve onlara saygısızca davranma eğilimi gösteriyorlar.
Bunu çok güzel canlandıran bir deney de Ward ve Keltner'ın kurabiye deneyi.
Bu çalışmada katılımcılar 3'er kişilik gruplara ayrılıyor.
Bu gruplar yaklaşık yarım saat boyunca sosyal konularda sohbet ediyor, tartışıyor.
Ama öncesinde içlerinden bir tanesine diğer iki kişinin performansını puanlayacak olan lider rolü veriliyor.
Sonra tartışma bitince bu üç kişiye acıkmışsınızdır diye bir tabak kurabiye getiriyorlar.
Tabakta toplam beş kurabiye var.
Herkes birer tane aldıktan sonra geriye iki tane boşta kalıyor.
Kalan iki taneyi en çok grup liderleri yiyor.
Hatta yerken kırıntıları daha çok etrafa saçıp daha çok ağız şapırdatıyorlar.
Keltner bu durumu gücün en basit nezaket kurallarını bile devre dışı bırakmasına bir örnek olarak gösteriyor.
Özetle... Güçlü insanların anlaşılmaz görünen davranışlarının arkasında çoğu zaman oldukça anlaşılır mekanizmalar vardır.
İnsanların davranışlarını yönlendiren güç ağları çoğunlukla üç aşamada çalışır.
Birincisi prestijin yarattığı çekim.
Beynimiz başarılı ve güçlü olana otomatik olarak erdem atfeder.
Hatta 36. bölümde konuşmuştuk, güzel olana da öyle.
Böyle bir topluluğun parçası olmak bize özel hissettirir.
İkinci aşama bize yapılan iyiliklerin bir karşılığı olarak bağlanma.
Her minik ödün bir sonrakini meşrulaştırır.
Farkında olmadan seçim piramidinin ters tarafından aşağı inmeye devam ederiz.
Üçüncü aşamada içeride kilitlenme.
Çıkmanın maliyeti kalmanın maliyetini aşar.
Her aşamada zihnimiz bize her şey yolunda, bunlar normal demenin bir takım yollarını bulur.
Tüm bunlar olurken ağın merkezindeki kişi de değişir.
Güç, Empatiyi azaltır, risk algısını köreltir.
Güçlü insan kuralların kendisi için geçerli olmadığını düşünür.
Yani Lord Acton'ın söylediği gibi.
Güç yozlaştırır.
Mutlak güç mutlaka yozlaştırır.
Hem kullananı hem de etrafındakileri.
Herkese değerlerinden ödün vermediği sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
