
Bu bölümde çocukların neşesinin arkasındaki biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenleri konuşuyoruz. Neden çocuklar daha çok güler? Anda kalmak neden onlar için kolaydır. Prefrontal korteks, dopamin, nöroplastisite ve mindfulness kavramlarıyla çocukların mutluluğuna bir pencere açıyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş: Çocuk olmak neden güzel?
(01:30) Üst beyin ve alt beyin
(02:56) Dopamin ve keşfetmenin heyecanı
(03:46) Uyum sağlama ve nöroplastisite
(04:16) Ortam gürültüsü (Default mode network)
(05:19) Mindfulness (bilinçli / bilinçsiz farkındalık)
(05:57) Sosyal kıyaslama
(06:45) Duyguların sınırlanmaması ve ifade özgürlüğü
(07:39) Ebeveynlerin katkısı ve bağlanma
(09:06) Özet
Kaynaklar
Temperament and Happiness in Children
The role of positive emotions in child development: A developmental treatment of the broaden and build theory
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Çocukluğumda büyükler ya çocuk olmak ne güzel deyince baya şaşırıyordum.
Kendim mutsuz olduğumdan değil de daha çok ya büyük olmanın neyinden şikayet ediyorsunuz ki karışan yok eden yok istediğiniz her şeyi yapabiliyorsunuz zaten diye düşündüğümden.
Fakat tabii ki şimdi küçük çocukların neşesine bakınca ben de aynı şey diyorum.
Çocuk olmak gerçekten güzel.
Çocukların etrafa da hemen bulaşıveren coşkuları, neşeleri muhtemelen her kültürde bilinir ve üzerine konuşulur.
Picasso'ya atfedilen, aslında her çocuk bir sanatçıdır, önemli olan büyüyünce de sanatçı kalabilmektir sözü ya da Yahya Kemal'in Bin Atlı Akınlarda Çocuklar Gibi Şendik dizeleri bunun tipik örnekleri.
Bir önceki bölümde konuşmuştuk, büyüdükçe anda kalmak, küçük şeylerden mutlu olmak giderek zorlaşıyor.
Çocuklarsa bu konuda doğal bir yeteneğe sahip, yeter ki sağlıkları yerinde olsun.
Mesela yoksulluk içinde görünen ama Eski püskü bir topun hatta bazen bir tenekenin peşinde koşarken gözlerinin içi gülen çocuklar herhalde fotoğrafçılık dünyasının en çok işlenen temalarından
biridir. Ne biliyorsa hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu bölümü uzun zamandır arka planını araştırmak istediğim bir konuda çocukların neşesinin altında yatan biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenler hakkında 23 Nisan'ı özel hazırladık.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.
1-2 yaş civarında çocuklar günde yaklaşık 200-300 kez gülerken erişkinlerde bu sayı ortalama 15-20'ye kadar düşüyor.
Peki neden böyle? Bunun sorumlusu aslında bu yayınlarda sürekli övüp durduğumuz üst beynimiz.
Akıllı davranmaktan sorumlu prefrontal korteksimiz yaşla birlikte gitgide güçleniyor ve alt beynimizi limbik sistemimizi bastırmaya başlıyor.
Bu gerekli bir şey çünkü diğer türlü modern yaşama uyum sağlayamazdık.
Para kazanamazdık, problemleri çözemezdik.
Yani bir erişkin olarak yaşamımızı tek başımıza sürdüremezdik.
Uykumuz gelince gidip uyumak yerine ağlayıp zırlamaya başlardık.
Oyuncaklardan hoşlanırdık.
Bir arkadaşımız elimizdeki oyuncağı alırsa hemen kavga çıkarırdık.
Üst beynimiz dışarıdan gelen uyaranlar için bir filtre görevi görüyor ve bu filtrenin yaptığı temizliğin bedeli de anda kalamamak, yaşadığımız anın keyfini çocuklar kadar çıkaramamak, Ve belki geçmişteki
pişmanlıklarla gelecekteki kaygılar arasında sıkışıp kalmak.
Çocuklarda bu filtrenin çok zayıf olması farkındalıklarını arttırıyor, ağına katılmayı ve merak edip keşfetmeyi kolaylaştırıyor.
Yeni şeyler keşfetmek heyecan verici, eğlenceli bir şey.
Ama yaş ilerledikçe hem keşfedilecek şeyler azalıyor hem de konfor alanından çıkmanın maliyeti artıyor.
Bu da keşfetmenin eğlencesini, heyecanını düşürüyor.
Ayrıca çocukların beyninde erişkinlere göre motivasyonla ilgili molekül dopamin çok daha hassas.
Kolayca tetiklenip uyarılabiliyor.
Dopamine karşı duyarlılığın zamanla azalmasından 11.
ve 13. bölümde bahsetmiştik.
Hedonik adaptasyon henüz çocuklarda gelişmediği için ufak şeylerden çok daha kolay tat alıyorlar.
Büyüklerin çocuklarla vakit geçirmeyi sevmelerinin nedenlerinden biri de aslında onlarla beraber keşfetme heyecanını yeniden yaşamak.
Bu benzetme bana ait değil nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama gördüğümde epey beğenmiştim.
Bu birazcık zaten bildiğiniz ve defalarca anlattığınız bir fıkrayı hiç bilmeyen bir arkadaşınıza anlatırken sizin de onunla beraber gülmenize benziyor.
Bir şeyleri yeni öğrenen birine eşlik etmek zamanında sizin aynı şeyi öğrenirken duyduğunuz heyecanı biraz olsun tekrar yaşamanızı sağlayabiliyor.
Çocukların beyninde nöroplastisite de yüksek.
yani büyüklerdeki hedonik adaptasyonu katılaşma ve duyarsızlaşma olarak düşünürsek, buradaki nöroplastisite de sünger gibi esnek olmak demek.
Bu esneklik sayesinde çocuklar yeniliklere çok daha hızlı uyum sağlayabiliyorlar.
Üst beynin olgunlaşmamış olması, yeni deneyimleri analitik olarak işlemeye o kadar da önem vermemek, dolaylı olarak farkındalığı destekliyor.
Çocuklar bir şeyi ilk defa gördüklerinde ya da bir şeye ilk defa dokunduklarında Yeni bilgileri bir yandan karmaşık işlemlere tabi tutmadıkları için o anın tadını çok daha kolay çıkarıyorlar.
Mesela ben bu kayıtları ev ortamında yaptığım için hiçbir şey söylemediğim anlarda bile arkada bir ortam sesi oluyor.
Yani kusursuz bir sessizlik yok.
Kayıt bittikten sonra sağ olsun Podcast BPT'den Yiğit ortam sesini temizlemekle uğraşıyor.
Böylece siz aşırı bir üst üste binme yoksa sadece benim söylediklerimi duyuyorsunuz.
İşte insan zihninin ortam sesine de Default Mode Network diyoruz ya da DMN.
Zamanla görevlerimiz, sorumluluklarımız, sosyal medya bildirimlerimiz, kaygılarımız arttıkça ortam sesi de daha gürültülü hale geliyor.
Beynimiz hiçbir görev yapmadığında bile aslında bazı sekmeler zihnimizde arkada açık.
Çocuklarda DMN yetişkinlere göre daha az aktif.
Bu da o andaki uyarana odaklanmalarını kolaylaştırıyor.
Yani sadece duymak istedikleri şeyleri duyup, Görmek istedikleri şeyleri görebiliyorlar.
Yani çocukların mutluluğunda çok önemli bir etken mindfulness.
Mindfulness'ı Türkçe'ye birçok yerde bilinçli farkındalık diye çeviriyorlar.
Ben de bunu bu bölümü hazırlarken düşündüm.
Aslında bu çeviride bile bir hüzün var.
Çünkü bir erişkinin farkındalığı için bile bilinçli olması ve uğraşması gerekiyor.
Çocuklarınki kendiliğinden olan bilinçsiz bir farkındalık.
Tüm yoksulluğun içinde tenekeyle futbol oynarken, O anda kalabilmek için erişkinlerin çok büyük bir efor sarf etmesi gerek ki tüm bu eforun sonunda da başarılı olabileceği kesin değil.
Ama çocuklar bunu kendiliğinden yapıyor.
Bu açıdan çok şanslılar.
Bir başka şansları da kıyaslama yapmamaları.
Mesela küçük bir çocuk anaokulunda bir resim çizerse bunu gidip annesine öğretmenine gururla gösterirken arkadaşının ne çizdiğiyle değil de kendi başarısıyla ilgileniyor.
Erişkinler ise kariyer, mali durum, romantik ilişkiler, fiziksel görünüm gibi özellikler açısından sürekli bir kıyaslama halindeler.
Ergenlik döneminin keyifsiz, sinirli, çalkantılı atmosferi aslında biraz da hayal gücüne dayalı eğlenceli oyunların yavaş yavaş yerlerini sosyal kabul arayışına terk etmesine bağlı.
Artık dış görünüş, rekabet, sosyal statü gibi faktörler önem kazanmaya başlıyor.
Bu sosyal kıyaslamanın nasıl mutsuzluk getirdiğini sosyal medyayla ilgili 12.
bölümde daha detaylı konuşmuştuk.
İnsanlar büyüdükçe yıllar boyunca maruz kalınan toplumsal kurallar, ön yargılar ister istemez içselleştiriliyor.
Bu da yaşayabileceğimiz duygulara bir şema, bir çerçeve gelmesine yol açıyor.
Buradaki çerçeve illa mantıksız ya da gereksiz bir sınır olmak zorunda değil.
Mesela bir çocuk... Ya madem pasta yemek çok güzelse o zaman neden akşam yemeğinde de sadece pasta yemiyoruz diye düşünebilir ve bunu çok parlak bir fikir olarak görüp bundan heyecan duyabilir.
Biz bir şeylerin neden olmayacağını öğrendikçe bu heyecanımızı yitiriyoruz.
Dahası çocukların filtrelenmemiş bir ifade özgürlüğü de var.
Mesela çocuk gidip ya niye pasta yemiyoruz deyince kimse öf ne saçma fikir diye bir şey söylemiyor.
Tam tersi gülümsüyorlar bazen sarılmak gibi sevgi gösterilerinde bulunuyorlar.
Bu da çocukların neşesinin kendi kendini beslemesini ve komik bir şeye doya doya gülebilmelerini sağlıyor.
Bu tatlı döngü bizi büyüklerin çocukların mutluluğundaki yerine getirdi.
Çocuklar için elden geldiğince iyi sosyoekonomik koşulları sağlamanın yanında yine elden geldiğince onlarla oyun oynamak, eğlenceli vakit geçirmek, neşelerinin sürmesini sağlamak da gelişmelerinde
çok önemli. Fredrickson'un genişlet ve inşa et teorisi bununla ilgili.
Yaşanan keyifli anlar, güzel duygular keşfetmeyi, beceri geliştirmeyi ve problem çözmeyi kolaylaştırıyor.
Zamanla bunlar da güzel duyguları arttırıyor.
Böylece çok olumlu bir döngünün içine girmiş oluyor çocuk.
Olumlu duygular ve sosyal etkileşimler dopamin ve oksitasını arttırıyor.
Böylece sarılmak, oynamak, beraber gülmek gibi etkinlikler sık sık oksitosin salgılattığı için hem güveni hem duygusal bağ güçlendiriyor.
Zaten çocukların dünyasında en öncelikli şeyler de güvende hissetmek ve yeni bir şeyler keşfetmek.
Bu alanda çalışmış en ünlü isimler Bowlby ve Ainsworth.
Biliyorsunuz ben Freud'a dargınım ama bağlanmacılarla aram epey iyidir.
Yani çocuklar öyle şanslı bir noktada ki en zevk aldıkları şeyler onları en çok geliştiriyor, geliştikçe de daha çok zevk alıyorlar.
Ama büyüyünce çoğu zaman gelişmek, ilerlemek için yapılan şeyler giderek daha sıkıcı hale geliyor.
Bu bakış açısıyla işini sevmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu da 9.
bölümde ele almıştık. Özetle çocuklar prefrontal kortekslerinin yapması gereken sıkıcı işleri başkaları yapıverdiğinden özgürce limbik sistemlerinin tadını çıkarabiliyorlar.
Erişkinlerin mutluluğuna gölge düşüren sosyal kıyaslama, hedonik adaptasyon gibi etkenlere karşı çocuklar doğal bir bağışıklık sahibi oluyorlar.
Aynı zamanda büyüklerin yapabilmek için efor sarf ettiği, kurslara gittiği, paralar harcadığı mindfulness konusunda da doğal bir yeteneğe sahipler.
Güler yüzle oynanan oyunlar, şen kahkahalar onlar için hem çok eğlenceli hem çok geliştirici.
23 Nisan Çocuk Bayramı kutlu, tüm çocukların neşeleri daim olsun.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
