
Bu bölümde psikiyatri perspektifinden burçlara bakıyoruz. Doğduğumuz ayın - ya da en azından mevsimin - kişiliğimize etkisi olabilir mi, yoksa burç yorumları tamamen rastgele mi? Burçlara olan inanç nereden geliyor ve neden bu kadar yaygın?
İçerik
(00:00) Giriş: Psikiyatri kitaplarında burç var mı?
(01:17) Astrolojinin tarihçesi ve kültürel mirası
(04:45) Astrolojiye kimler neden inanır?
(07:19) Barnum etkisi ve kişisel analiz illüzyonu
(09:50) Neden hep olumlu şeyler söyleniyor?
(12:38) Doğum zamanının önemi var mı?
(14:42) Kapanış: burçlar önemli mi?
Kaynaklar
A History of Western Astrology - Nicholas Campion
Fixating on the future: An overview of increased astrology use
What Makes Some People Think Astrology Is Scientific?
Is personality linked to season of birth?
The associations of birth order with personality and intelligence
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Burçlarla ilgili fikrim sorulunca genelde şöyle derim.
Eğer bunların bir anlamı olsaydı psikiyatri kitaplarında bize anlatılması gerekirdi.
Hastanız kovaysa şöyle olur, balıksa böyle olur tarzında.
Ama hiçbir psikiyatri eğitiminde burçlar yer almadığına göre o zaman bunların hiçbir anlamı yok demektir.
Bu bakış açısı bazen hastalar tarafından da söylenir ama tersten.
Mesela şöyle derler. Hocam siz daha iyi bilirsiniz ama eşim yengeç burcu olduğu için biraz duygusal.
Yok biz daha iyi bilmiyoruz.
Hatta ben birçok burcu hiç bilmiyorum.
Peki binlerce yıllık bir gelenekle oluşan müthiş bir bilgi birikimi var.
Bunlar gerçekten rastgele mi, hiçbir anlamı yok mu?
Mesela bir bebeğin hangi mevsimde doğduğu kişiliğini hiç etkilemez mi?
Belki de insanlar belli aylarda doğanların hayatında tekrar eden paterneri gözlemiştir.
Bunu da kendilerince sembolik bir dille ifade etmiştir.
Böyle olamaz mı? Ne biliyorsa hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda kendinizi ve çevrenizdeki insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde astroloji ile ilgili bazı sorulara bilimsel yanıtlar arayacağız.
Astrolojiyi kabaca ikiye ayırabiliriz.
Birincisi burçlar yani insanların doğduğu zamana göre kişilik özelliklerini tahmin etme.
İkincisi de kehanetler yani gök cisimlerinin durumuna göre geleceği tahmin etme.
İkisinin de tarihi binlerce yıl öncesine dayanıyor.
Zaten bir kez bile gece şehirden uzak bir yerde gökyüzüne baktıysanız yıldızların parlaklığının ne kadar ilgi çekici olduğunu fark etmemeniz imkansız.
Bu yüzden de ilkel insanlar geceleri yapacak hiçbir şey yokken gökyüzündeki parlak noktalara bakıp onlarda bir anlam arıyorlarmış.
Astroloji ile ilgili kayıtlar günümüzden yaklaşık 5000 yıl öncesine kadar dayanıyor.
Sümerler gökyüzünü çok dikkatle inceleyerek yıldızların hareketlerini kayıt altına almışlar.
Burada gördüklerine göre de o yılın ne kadar bereketli geçeceğini hatta kralların kaderini, savaşların sonuçlarını tahmin etmeye çalışıyorlarmış.
Arkasından Babililer Sümerlerin mirasını devralıp astrolojiyi daha da geliştirmişler.
Gökyüzünü 12 eşit parçaya bölmüşler ve hepsine takım yıldızlarının isimlerini vermişler.
Bunların devamı olarak biz bugün hala koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan gibi burçları duyuyoruz.
Antik Yunan'da ve Mısır'da da burçlar var.
Hatta tarihin en karizmatik uygarlıklarından biri olan Romalılar, astrolojiyi devlet işlerine bile karıştırmışlar.
İmparatorlar tahta çıkış tarihlerini ve önemli kararları yıldızlara göre ayarlıyorlarmış.
Dolayısıyla Roma İmparatorluğunda saraydaki astrologlar epey hatrı sayılır kişiler.
İslam dünyasının da astrolojiye epey katkısı olmuş.
Orta Çağ'da Antik Yunan ve Roma metinlerini Arapça'ya çevirirken, Astroloji bilgisini de hem korumuşlar hem de katkılarıyla geliştirmişler.
Avrupa'da bu Orta Çağ'daki gerilemeden sonra Rönesans'la birlikte astroloji yeniden canlanmış ve üniversitelerde okutulan bir ders haline gelmiş.
Krallar, soylular kişisel yıldız fallarına baktırmak için astrologlara danışıyorlarmış.
Tüm bunlara bakarsak Burçların loji ekini astronomiden önce kapması pek de şaşırtıcı değil.
Ama tabii teleskopun icadı ve evrenin daha iyi anlaşılmasıyla bilimsel devrimle astrolojiye olan inanç da azalmaya başlamış.
Şimdi adamın hakkını yemeyim, Freud da astrolojiyle arasına mesafe koyuyor.
Hatta reddediyor. Jung bu konuda biraz daha ılımlı.
Tam olarak bilimsel bulmasa da en azından benim başta söylediğim gibi sembolik bir dil olarak anlamlı olabileceğini düşünüyor.
Hatta daha ileri gidiyor ve gök cisimlerinin hareketleriyle dünyadaki bazı olayların senkronizasyon içinde olabileceğini söylüyor.
Sonuçta dogmatik bir şekilde bağlanmadıkça bir hipotez ya da fikir ortaya atmakta hiçbir sakınca yok.
Gerçekten de stoğacıların binlerce yıl önce yaptığı bazı tanımlamalar bugün nasıl bilişsel davranışçı terapiyle örtüşüyorsa, astrolojiyle ilgili onca gözlem ve emek de bazı doğru çıkarımlar yapmış olamaz
mı? Mesela gebeliğin ve doğumun hangi aylarda olduğuna göre hem annenin geçireceği viral enfeksiyonlar, hem D vitamini, hem sosyal etkileşimler birçok şey etkilenecek.
Ya da sadece bebekken değil, dünyada birçok yerde okullar Eylül ayında açılıyor.
E o zaman çocuğun hangi ayda doğduğuna göre arkadaşlarından büyük mü küçük mü olacağı değişecek.
Bu da mutlaka akademik başarıyı ve arkadaşları ile olan ilişkileri bir miktar olsun etkiliyordur.
Bunların kişiliğe hiç etkisi olmaz mı?
Önce insanların bu etkiye ne kadar inandığıyla ilgili birkaç bilgi vereyim.
Çok eski değil, son 15-20 yılda yapılan çalışmalara göre astrolojinin en azından bir miktar bilimsel olduğuna inananların toplumdaki oranı %25 civarında Amerika'da.
Avrupa'da bu oran %40'lara kadar çıkıyor.
Ben çalışmalarda başta benim söylediğime benzer bir ayrım görmedim ama bu oranların büyük ölçüde kehanetlerden değil de burçlardan kaynaklandığını varsayabiliriz.
Eğer soruyu sadece astroloji değil de astrolojik kehanetlerin bilimsel bir temeli var mı diye sorsaydık muhtemelen çok daha düşük bir oranla karşılaşırdık.
Ben de bu bölümden önce her zamanki gibi bilimsiz Instagram anketlerinden birini yaptım ve soruyu da şöyle sordum.
Doğduğumuz ay kişiliğimizi ne kadar etkiler?
Altına da şu Instagram'daki sağa sola koydurulabilen ölçekten koydum.
Üstünde Burç metre yazıyordu.
Oyların ortalaması yaklaşık yüzde kırk çıktı.
Bu tabii geçerli olan bir anket değil.
Oy verenlerin çoğu zaten ya tamamen etkilere çekiyor imleci ya da hiç etkilemeze sıfıra çekiyor.
Ama kişilik ne kadar etkilenir sorusuna %40 diye verilen yanıt gerçekten çok yüksek bir oran.
Sadık dinleyicilerimiz biliyorlar.
Bana göre kişiliğin en az %51'i biyolojik etkenlerle belirleniyor.
Hatta büyük ihtimalle çok daha fazlası.
Geriye kalanın içinde sosyal koşullar, ekonomik koşullar, yetiştirilme tarzı milyonlarca şey var.
Yani doğduğunuz ayın gerçekten bir etkisi olsa bile bunun yüzde olarak çok çok minimal olması gerekir.
Aslında bizim anketi dolduranlara sorsak oturup düşünseler onlar da yüzde kırk demezler muhtemelen ama sonuçta gerçekte olduğundan çok daha fazla önem atfedildiğini söyleyebiliriz.
Peki ortalamada burçlara bu kadar ilgi duyulmasının sebebi ne?
Önce astrolojiye inanmayı etkileyen kişisel özellikleri söyleyeyim.
Çalışmalar genelde Avrupa'dan.
Hepsinde aynı sonuçlar çıkmasa da genel eğilimler şöyle.
Gençler yaşlılara göre, kadınlar erkeklere göre, sağcılar solculara göre, kırsalda yaşayanlar da kenttekilere göre astrolojiye daha fazla inanıyorlar.
Anne babanız eğer astrolojiye ilgi duyuyorsa sizin de ilgi duyma olasılığınız artıyor.
Bunlar dışında otoriter değerlere sahip olmak ve Sezgileriyle karar vermeye eğilimli olmak astrolojiye inancı yine arttırıyor.
Yüksek eğitim düzeyi ve yönetici pozisyonda çalışmak da genellikle inancı azaltıyor.
Bu kişisel özellikler dışında bir de astrologların kullandığı taktikler var inandırıcılığı arttıran.
Bunlardan en meşhuru muhtemelen Barnum etkisi.
Bu herkes için geçerli olabilecek belirsiz ve genel ifadelerin insanlar tarafından kişiye özel sanılıp doğru kabul edilmesi demek.
İsmini 1800'lerde kurduğu sirki tanıtırken burada herkese özel bir şeyler var diyen girişimci bir adam Barnum'dan alıyor.
Bu etkiyi göstermek için en ünlü deneyi de Fowler diye bir adam yapmış 1948'de.
Fowler öğrencilerine bir kişilik testi dağıtıyor ve diyor ki bu testi çözün ben de sonuçlarınızı değerlendireceğim.
Her birinize kendinize özgü bir analiz vereceğim.
Fowler testi yapıyor fakat...
Arkasından herkese kapalı zarfta aynı yazıyı veriyor.
Ve soruyor, diyor ki size verdiğim kişilik analizi sizi ne kadar doğru tanımlıyor.
Sıfır hiç tanımlamıyor demek, beşte tam beni anlatıyor demek.
Sonuçta öğrenciler ortalamada 4,26 puan veriyorlar.
Çünkü metinde herkesin kendine bir şeyler bulabileceği ama aynı zamanda da kişilik testi sonucuymuş gibi görünen ifadeler var.
Birkaç tane örnek cümle söyleyeyim.
Bazı kişilik zayıflıklarınız olsa da genellikle bunları telafi edebiliyorsunuz.
Kendinizi başkalarına fazla açıkça ifade etmenin akıllıca bir şey olmadığını deneyimlemişsiniz.
Zaman zaman dışa dönük ve arkadaş canlısıyken bazen de içe dönük, temkinli ve çekingen olabilirsiniz.
Kendinize karşı eleştirel olma eğilimindesiniz.
Başkalarının görüşlerini tatmin edici kanıtlar olmadan kabul etmezsiniz.
Bu arada bu şimdi bunu kaydederken aklıma geliyor.
Deneyi hoca kendi öğrencileriyle yaptığı için aslında burada büyük bir yanlılık var.
Çünkü hoca oturmuş sana özel bir analiz yaptım diyor.
Sen de ya bu hiç olmamış diye sıfır puan veremezsin.
E bu tabi Barnum etkisi yok anlamına gelmez.
Çünkü yapılan bir sürü başka çalışma da var.
Genel olarak astrolojide falcılıkta buna benzer ifadeler çok sık kullanılır.
Bu etki dışında bazı kişiler için de karmaşık analizler, doğum haritaları, Değişik bir jargonla konuşmak inandırıcılığı arttırabiliyor.
Ben bunu biraz kripto para borsalarındaki teknik analize benzetiyorum.
Bence hiçbir anlamı yok.
Ama buraya üçgen şuraya kanal çizeyim derken insan kafa yordukça bir geleceği tahmin etme ilizyonu yaşıyor ve yapabileceğini zannediyor.
Astrolojinin tutmasında bir başka etken de büyük ölçüde olumlu şeylerden söz etmesi.
Hem kişilik özellikleri hem de gelecek tahminleri anlamında.
Sonuçta okurların sizi sürekli takip etmesini istiyorsunuz.
E gidip de onları fırçalayacak haliniz yok.
İyi özelliklerini daha çok vurgulamanız lazım.
Hatta övülmeyi seven insanların astrolojiye ilgisinin de fazla olduğunu gösteren veriler de var.
Gelecek tahminleri de aynı şekilde.
Özellikle stresli zamanlarda insan olumlu şeyler söyleyen birine daha çok kulak kabartıyor.
Bunu bazen hastalar da söyler.
Uyduruyorum bir sınav sonucu ya da işte atama falan bekleniyordur.
''Hocam normalde burçla hiç alakam yok, bir sürü astroloji hesabı takip etmeye başladım.'' diyenler olur.
Zaten gazetelerdeki burç köşeleri de 1930'lardaki büyük ekonomik kriz döneminde ortaya çıkıp yaygınlaşmış.
O döneme kadar gelecek tahminini ancak kişiye özgü olarak yapıyorlarmış.
Yani doğum tarihi ve saatinize göre size özel bir analiz yapılması için ya bilen birine gideceksiniz ya da kendiniz oturup çalışıp öğreneceksiniz.
Ama 1930'da Naylor diye bir astrolog İngiltere'de Sunday Express gazetesinde burç yorumları yazmaya başlıyor.
İlk yazısında o zaman yeni doğan Prenses Margaret'ın geleceğiyle ilgili bazı tahminler yapıyor ve müthiş ilgi görüyor.
Ardından gazete devam etmesini istiyor ve Naylor da kabaca 12 güneş burcu için genel tahminler yazmaya başlıyor.
Tabi o dönem birçok astrolog bu durumu çok basit yüzeysel uydurma falan diye eleştirmiş ama köşe çok ilgi görünce diğer gazeteler ve dergiler de hızla kendi astrologlarını
işe alıp böyle köşeler üretmeye başlamışlar.
İşte aydınlanmadan itibaren gerileyen burçların popüler kültüre tekrar entegre olması böyle olmuş.
Tabi burada önceden erişmesi zor olan bir şeyin bu kadar kolayca ulaşılabilir hale gelmesi ilgiyi bayağı arttırmıştır.
Ayrıca daha önce kahve molası bölümlerinden birinde bahsetmiştim.
Bir kişinin herhangi bir konuda yetkin olduğuna inanmamızdaki en önemli etkenlerden biri bizle aynı fikirde olup olmadığı.
Bunun tersi de doğru.
Mesela biri bizim dediğimizin tam tersini söylüyorsa sonunda o haklı çıksa bile o kişiye güvenimiz çok fazla artmıyor.
Mesela bu bölümü de dinleyenler arasında astrolojiye güvenenler varsa ya bu herif de psikiyatten anlamıyor demesi normal.
Dolayısıyla insanların sizin bilginize güvenip size inanmasını istiyorsanız hem aynı Forer'ın yaptığı gibi herkesin üstüne alınabileceği ama aynı zamanda da özelmiş gibi görünen ifadeler bulmanız hem
de insanlara umut aşılamanız gerekiyor.
Gazetelerdeki meşhur köşelerin yaptığı da büyük oranda bu.
Naylor'ın bu olayı aslında bize bir şey daha gösteriyor.
İnsanları aslan akrep falan diye sadece güneş burcuna göre sınıflandırıp yorum yapma 1930'larda çıktığına ve o dönemde de basit ve yetersiz bulunduğuna göre benim en başta ortaya
attığım belki de gebelik ve doğumun gerçekleştiği mevsimin etkileri gözlenmiş ondan sonra kendi sembolleriyle ifade edilmiştir.
Düşüncesi çok zayıflıyor.
İşte tam bu noktada yükselen burcumuz devreye giriyor.
Biz de astrolojide fazla ilerleyip bilimden uzaklaşmış oluyoruz.
Peki son olarak burçları tamamen bir kenara bırakalım.
Bir insanın hangi ayda ya da kabaca hangi mevsimde doğduğunun gerçekten kişiliğine hiçbir etkisi yok mu?
Hiçbir etki yok demek çok zor ama bugüne kadar bunu araştıran çalışmalarda öyle çok da tutarlı bir sonuç ortaya konmamış.
Bazı aylarda doğanların daha yaratıcı olduğu, bazılarında da psikiyatrik hastalık olasılığının biraz daha fazla olduğu gibi veriler var ama çok da güçlü veriler değil.
Büyük ihtimalle sadece tesadüflerden ibaret.
Çünkü tekrar tekrar yapılan çalışmalar aynı şeyleri göstermiyor.
Gösterilen ufak tefek şeyler de zaten burçların söyledikleriyle hiç örtüşmüyor.
Bu arada bunları araştırırken aklıma geldi ona da baktım.
Ailenin kaçıncı çocuğu olduğunuzun da kişiliği ciddi bir oranda etkilediğine dair bir kanıt yok.
Oysa ilk çocukla sonraki çocukların yetiştirilme tarzında çoğunlukla baya önemli farklar bulunur.
Ben de her şeyi aynı şeye bağlıyorum ama bu da bence biyolojimizin ne kadar etkili olduğuna bir başka örnek.
İlk bölümlerde kişiliğin gelişimini anlatırken biyolojinin ben tek siz hepiniz pozisyonunda olduğundan bahsetmiştim.
O yüzden hangi mevsimde doğduğunuz hatta kaçıncı çocuk olduğunuz bile biyolojiden arda kalanı paylaşan belki binlerce faktörden sadece iki tanesi.
Bu arada artık konuya girmişken söyleyeyim.
Kaçıncı çocuk bahsinin araştırıldığı çalışmalarda en tutarlı ortaya konan şey tek çocukların ya da ilk çocukların daha fazla kariyer odaklı olduğu.
Özetle insanları anlamaya çalışırken burçlarını bilmenin bir faydası olacağını gösteren en ufak bir bilimsel kanıt yok.
Haluk Bilginer'in oynadığı Şahsiyet dizisinde bir karakter, Burçların doğum tarihine göre değil doğum yerine göre olması lazım.
Anadolu insanı bunu bilir.
Biriyle tanıştığı zaman Burcu ne diye sormaz, memleket neresi diye sorar diyordu.
Belki bir bölümde de coğrafyanın kader olup olmadığını konuşuruz.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
