
Boykotun psikolojisi: İşleyiş, faydalar ve zorluklar |23|
2 Nisan 2025 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde bir protesto yöntemi olarak boykotu davranışsal psikoloji yönününden ele alıyoruz. İnsanlar neden boykota katılır? Hangi boykotlar tutar, hangileri söner? Ahlaki motivasyon, topluluk desteği, duyguların gücü ve sosyal medyanın rolü üzerinden boykotun psikolojik arka planını inceliyoruz.
İçerik
(00:00) Charles Boycott’un hikayesi
(02:03) Yakın tarihten boykot örnekleri
(03:30) İnsanlar boykotlara neden katılır?
(04:36) Ahlaki motivasyon ve belirsizlik
(05:10) Duyguların harekete geçirici gücü
(06:34) Topluluk kimliği ve aidiyet
(07:23) Değerlerle tutarsızlık ve davranış değişikliği
(08:08) Sosyal etki, bireysel etki algısı ve motivasyon
(09:05) Boykotlar, siyasal ifade biçimi olabilir mi?
(09:38) Sosyal medyanın çifte rolü
(10:13) Karşı hamleler ve kutuplaşma riski
(11:23) Özet: Etkili bir boykot nasıl olur?
Kaynak
The Oxford Handbook of Political Consumerism
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Emekli bir İngiliz subayı olan Charles Boycott, 1870'lerde İrlanda'da bir İngiliz soylusunun topraklarını yönetiyor.
Boycott hem kendisi çiftçilik yapıyor, hem birçok yerel işçiyi çalıştırıyor, hem de aynı zamanda bölgede bir yerel yargıç konumunda.
1880'de Boycott'la çiftçiler arasında mahsullerin satışı ve kiralar konusunda derin bir anlaşmazlık çıkıyor.
Bunun üzerine Boycott bazı çiftçileri tahliye etmeye çalışıyor.
Ama İrlanda Ulusal Toprak Birliği bir protesto kararı alıyor.
Ve adamı bildiğin dışlıyorlar.
Kimse boykotta konuşmuyor, işçiler iş bırakıyor, tarlalardan ürünleri toplamıyorlar.
Hiçbir dükkan adama hiçbir şey satmıyor.
Hatta postalarını bile götürmüyorlar.
İngiliz hükümeti ve gazeteleri yapılan eylemi kanun dışı ilan ediyor ve bir asayiş sorunu olarak gösteriyor.
Boykotun yönettiği alandaki mahsullerin çürümesini önlemek için askerler bölgeye gönderiliyor.
Fakat bu sefer de mahsulün toplam değeri 500 sterlinken toplamak için yapılan harcama 10.000 sterline yani elde edilecek kazancın 20 katına çıkıyor.
Bu olaylardan sonra Charles Boycott İrlanda'yı terk etmek zorunda kalıyor ve dönemin siyasi liderleri güç kaybediyorlar.
Sonrasında da bir toprak reformu gündeme geliyor.
Nihayetinde bu Boycott olayının çiftçilerin lehine sonuçlandığını söyleyebiliriz.
Zaten bu başarı sayesinde protesto edilen kişinin soyadı boykot, neredeyse tüm dünyada bir şeyleri protesto etmek için belli gruplardan alışveriş yapmayı veya belli ürün
ve hizmetleri kullanmayı reddetmek anlamında kullanılıyor.
Ne Biliyoruz hoş geldiniz.
Ben Cenan, psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda kendinizi ve çevrenizdeki insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde boykotları davranışsal psikoloji açısından ele alıp bu doğrultuda Bir boykotu başarıya ya da başarısızlığa götüren sebepleri konuşacağız.
Türkiye politik tüketicilikte önde gelen ülkelerden biri olmasa da belki kaotik gündemimiz nedeniyle boykot çağrılarına görece sık rastlıyoruz.
Ve bu durum toplumun yalnızca belli bir kesimiyle sınırlı değil.
Birbirine tamamen zıt siyasal görüşteki insanlar farklı dönemlerde farklı boykot çağrıları yapabiliyor.
Benim yakın Türkiye tarihinde kendi hatırladığım boykot çağrıları, İtalya'nın 98'de Öcalan'ı teslim etmemesi nedeniyle yapılan İtalyan malları boykotu, 2006'da karikatür krizi
nedeniyle yapılan Danimarka boykotu, 2018'de Türkiye ile ABD arasında yaşanan gerilimden sonra bizzat Erdoğan'ın çağrısıyla yapılan Amerikan ürünleri boykotu, en sonuncusu 2023 Ekim'deki
Gazze saldırılarından sonra olmak üzere çok defa şahit olduğumuz İsrail menşeli ürünlere karşı boykotlar ve son olarak da 2025 Mart ayında Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasından
sonra yapılan protestolarda gündeme gelen boykot çağrıları.
Her ne kadar boykot kavramı sokaklara kola şişesi boşaltan insanlarla karikatürize olmuş olsa da Orijinal Charles Boykot olayında olduğu gibi tarihte çok etkili ekonomik ve
politik sonuçları olan boykotlar da var.
Boykotlar her zaman siyasal nedenlerle de yapılmıyor.
Çevrenin kirletilmesine, çocuk işçi çalıştırılmasına, işçilere eziyet edilmesine tepki olarak ortaya çıkan ve çok büyüyen boykotlar da var.
Peki insanlar boykotlara neden katılır?
Boykot illaki bazı şeylerden taviz vererek olmak zorunda değil.
Bazen boykotların doğrudan yapana faydaları da olabilir.
Bunun belki en tipik örneği, alkol, tütün ya da şekerli şeylerin alımını kısıtlamak.
Mesela yakın zamanda liseden arkadaşım Mert, sigara ve alkol kullanmama boykotu ilan etti.
Adam zaten ne zamandır sağlıklı yaşam için bir şeyler yapmak istiyordu ama başlayamamıştı.
Bu defa işte ayın bilmem kaç günü vergiye çalışıyorum diye de düşünüp, şimdi değilse ne zaman diyerek...
hem ilkeleri hem sağlığı için çifte motivasyonla harekete geçebilmiş oldu.
Bu örnek boykot edilmek istenen şeyle kişisel hedeflerin örtüştüğü şanslı durumlardan biri.
Ama insanlar her zaman kendi bireysel iyilikleri için hareket etmezler.
Bazen yaşadıkları toplumun, çocukların, hatta hiç tanımadıkları insanların refahı da kararlarında etkili olur.
Bazen insanlar bir maliyeti olmasına rağmen sırf iyi biri olduklarını, Belki gelecek kuşaklara yararlı olduklarını hissetmek için karar verirler.
Boykotlar da çoğu zaman bu ahlaki motivasyonun bir dışa vurumudur.
İşte bu motivasyonun sağlanabilmesi için boykotlar tanımlanırken neden yapıldığı ve hedefin ne olduğunun açık, sade biçimde belirtilmesi, hangi kurumun neden
sorumlu olduğunun net biçimde anlaşılması gerekiyor.
Buradaki amaç katılma olasılığı olan kişilerin, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamakta zorluk çekmemeleri.
Çünkü belirsizlik boykotun başarısızlığına en büyük davetiyeyi çıkarıyor.
İnsan davranışlarını çoğu zaman rasyonel hesaplamalar değil de yoğun duygular belirler.
Özellikle grup olarak hareket ediliyorsa, kişiler önce duygularıyla kararı verir, sonradan bu kararı rasyonel bir temele oturtmaya çalışırlar.
Adaletsizlik inancı, haksızlığa uğrama ve öfke gibi olumsuz duygular, Harekete geçmek için güçlü birer motivatördür.
Zaman zaman savaşlarda çocukların zarar görmesi, işçilerin sömürülmesi, belli grupların kayırılması, çevreye bilerek zarar verilmesi gibi etik dışı uygulamalara yönelik duygusal tepkiler
boykotları tetikleyebilir.
İnsanlar bu tarz ihlallerle karşılaşınca bunu sadece bir bilgi olarak değil, bedensel ve duygusal düzeyde bir tehdit olarak hisseder.
Ve duyguların harekete geçirme gücü, bilişlerden çok daha fazladır.
İşte böyle güçlü duyguların eyleme dönüşebilmesi için doğru şekilde yönlendirilmeleri gerekiyor.
Bu yönlendirme için doğru zamanlama da çok kritik.
Kamuoyunun zaten hassas olduğu, örneğin bir kriz ya da skandalın ortaya çıkması anında başlayan boykotların başarı şansı daha yüksek.
Tabii ki burada duyguların paylaşılması ve başkalarının da aynı şeyleri hissettiğinin görülmesi açısından Sosyal medyanın rolü de önemli.
Bu öneme birazdan tekrar değineceğim.
Boykotlar bireylerin belli bir gruba aidiyetlerini ifade etmelerine de yardımcı olur.
İnsanlar yalnızca birey olarak değil, bir grubun parçası olarak da kimlik geliştirir.
O nedenle boykotlarda ben kimim sorusunun cevabına ben bu hareketin bir parçasıyım da eklenmiş olur.
Grubun değerleriyle uyumlu davranmak bireyin hem benlik algısını güçlendirir, hem de grup içindeki statüsünü korur.
Bu nedenle bir kişi kendisini belli bir gruba ait hissediyorsa, o grubun benimsediği boykotlara daha kolay katılır.
Bu her türlü grup olabilir.
Çevreci, vegan, solcu, sağcı, dindar, feminist, muhafazakar…
Ne aklınıza gelirse.
Bazen bir üniversite kulübünün parçası olmak bile güçlü bir aidiyet duygusu yaratabilir.
İnsanlar inançları ve değerleriyle davranışları arasında tutarsızlık yaşayınca, Psikolojik olarak rahatsızlık hisseder.
Diyelim ki çevreci biri çok sevdiği bir markanın çevreye çok zarar verdiğini fark etti.
Bunun yarattığı rahatsızlığı ortadan kaldırmak için markayı kullanmaya son verebilir.
Ama bunun için de değişimin mümkün hatta kolay olması gerekiyor.
Yani kişinin yönelebileceği kendi değerlerine uygun bir alternatif de bulunmalı.
Özellikle bir alternatif yoksa, bu defa kişi bu rahatsızlığı ortadan kaldırmak için ya belki de o kadar etkisi yoktur ya da herkes alıyor ben almasam ne olacak diye düşünüp durumu görmezden
gelebilir. İşte böyle durumlarda kişinin çevresindekilerinin ne yaptığı çok önemli.
Eğer sosyal çevreleri boykota katılıyorsa bu topluluğa uyum inancı kişinin tercihlerini etkiler.
Boykota devam etme ya da son verme ikileminde bir başka faktör de Kişinin kendi bireysel etkisinin de farkında olması ve bu etkiye inanmasıdır.
İnsanlar benim ne yaptığım bir şeyleri değiştirir diye düşünürse o zaman eyleme geçmeleri daha kolay olur ve boykota daha istekli katılırlar.
Tam tersi ne değişecek ki düşüncesi katılımı zayıflatır.
Bu nedenle boykotların uzun vadede dayanıklı olabilmeleri için bu inancın canlı tutulması ve sönmemesi gerekiyor.
Sosyal etkileşim bu açıdan da çok önemli.
Özellikle davranışların etkili olduğunu gösteren somut veriler varsa bunların paylaşılması, yaygınlaştırılması çok değerli.
Boykotlar sesinin duyulmadığına ya da sokağa çıkıp sesini çıkarırsa başına dert alacağına inanan kişiler için siyasal bir duruş sergilemenin hem etkili hem güvenli bir yolu olabiliyor.
Bir çeşit kendini ifade etme ve ben buna karşıyım.
diyebilme aracı haline geliyor.
İşte bu aidiyet duygusunun ve sesini duyurmanın sürdürülebilmesi için güçlü bir topluluk ve liderlikle yönlendirme gerekiyor.
Bu yönlendirmede de sosyal medyanın organizasyonel gücü çok kritik.
Fakat bundan önce farklı bölümlerde çok farklı alanlardan konuştuğumuz gibi sosyal medya burada da iki ucu keskin bir bıçak.
Çünkü hem çağrının hatırlatılması ve yaygınlaştırılması için boykot lehine kullanılabilirken aynı zamanda yanlış bilgilendirme ve sürecin belirsizleştirilmesiyle boykotun sönmesine
yol açabiliyor. Özellikle boykotların çıkar için istismar edilmemesi ve hak savunma çerçevesinden çıkıp ayrımcılığa ya da nefret temelli bir eyleme dönüşmemesi için çok dikkatli olmak
gerekiyor. Orijinal Charles Boykot olayında olduğu gibi Hükümet ve medya boykotlara karşı yasal, ekonomik veya iletişimsel yollarla karşı hamleler geliştirebilir.
Böyle durumlarda özellikle ahlaki ikilemler ve kutuplaşma olmaması, boykotun etik meşruiyetini kaybetmemesi açısından çok önemli.
Mesela boykot yapıldığında bundan olumsuz etkilenecek kişilerin yalnızca büyük şirketlerin yöneticileri değil, aynı zamanda burada çalışan ya da bu şirketlerle küçük çaplı işler
yapan, Dar gelirli kişiler olduğu da bir gerçek.
Sonuçta boykotun ekonomik etkileriyle bazı kişiler belki işsiz kalacak ve zor duruma düşecekler.
Böyle bir durumda boykotu yapanlar bir öfkenin hedefi haline gelebilir.
Bu öfkenin büyümesi ve kutuplaşmanın artması hem boykotun başarısız olmasına hem de tüm toplumun zarar görmesine yol açar.
O nedenle boykotu yönlendirecek organizasyonel gücün çok ama çok dikkatli olması, Katılanların da hem çok bilinçli davranması hem de kararlı ama bir o kadar da barışçıl
bir duruş sergilemesi gerekiyor.
Özetle boykotların başarısı sadece haklı gerekçelere değil, duyguların gücüne, net hedeflere ve güçlü bir topluluk desteğine dayanır.
İnsanlar etik değerleriyle uyumlu hareket edebildiklerinde, kendilerini etkili ve ait hissederlerse boykotlara katılma olasılıkları artar.
Belirsizlik, yalnızlık hissi ve etkisizlik düşüncesi ise boykotları zayıflatır.
En etkili boykotlar öfkenin değil, ilkelerin ve barışçıl kararlılığın ürünüdür.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
