
Baskı altında hızlı karar verme (Konuk: Yusuf Ali Altuncı) |38|
22 Ekim 2025 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hayat kritik anlarla dolu ve bazen saniyeler içinde karar vermemiz gerekiyor. Peki baskı altındayken beynimiz nasıl çalışır? Hızlı sezgilerimize mi güvenmeliyiz, yoksa yavaş ve analitik düşünceye mi?
Bu bölümde Acil Tıp uzmanı Doç. Dr. Yusuf Ali Altuncı konuğumuz. Acil servisin yüksek temposunda hem hızlı hem de doğru kararların nasıl verildiğini ve bu zorlu ortamda kazanılan becerilerin günlük hayata nasıl uyarlanabileceğini konuşuyoruz.
İçerik
(00:00) Giriş
(04:10) Bir acil hekiminin beyni nasıl çalışır?
(06:16) Nasıl karar verilmeli? Sezgisel mi, analitik mi?
(10:27) Yanılgılar ve kararsızlık
(14:47) Acil hekimliğinin hayata etkileri
(17:19) Pişmanlık ve meslek seçimi
(21:25) İş - yaşam dengesi
(23:50) Kapanış
Kaynak
Thinking Fast and Slow (Daniel Kahneman)
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Karar verme, psikolojinin en keyifli çalışma alanlarından biri.
Sadık dinleyicilerimiz çok iyi biliyorlar.
Beynimizde biri hızlı, biri yavaş iki karar verme sistemi var.
Daha hızlı ve sezgisel karar veren sistem 1, daha yavaş ve analitik karar veren sistem 2.
Sistem 1 sadece hızlı değil, aynı zamanda enerji açısından da ekonomik.
O nedenle gün içinde aldığımız kararların çok büyük kısmını sistem 1 ile alıyoruz.
Zaten gevrek miyim, boyoz mu gibi bir karar içinde çok analitik düşünmeye gerek yok.
Peki hem karmaşık hem de hayati derecede kritik konularda karar almamız gerekirse neye güveneceğiz?
Sezgilerimize mi yoksa analitik düşünme yeteneğimize mi?
Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman, Psikolojiye ilgi duyan herkese önerebileceğim hızlı ve yavaş düşünmek kitabında bu konuyu çok kapsamlı olarak işliyor.
Ve diyor ki sezgilerimizin giderek güçlenmesi ve daha isabetli karar verebilmesi için iki şey gerekli.
Birincisi koşulların tutarlı olması.
Yani sürekli aynı ortamda, aynı şartlarda, aynı konuda karar veriyor olmamız.
İkincisi de verdiğimiz kararın sonuçlarıyla hemen karşılaşıyor olmamız.
Kahnım'ın kitabında anesteziyoloji örneğini veriyor ama acil tıp da bu koşullara çok uygun.
Acil tıp uzmanları sürekli aynı ortamda fizyoloji, anatomi ve farmakoloji kurallarına dayanan bir takım kararlar veriyorlar.
Ve aldıkları kararın sonuçlarını bazen saniyeler içinde görüyorlar.
Hasta nefes alıyor mu, tansiyonu düştü mü, kalbi atıyor mu gibi.
Psikiyatri de bunun tam tersine örnek.
İnsan zihni, duygular, davranışlar fizyoloji kurallarına göre çok daha az öngörülebilir.
Bir hastanın neden depresyonda olduğu binlerce değişkenin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Aynı ilacı veya aynı terapi tekniğini iki farklı hastaya uyguladığınız zaman alacağınız yanıt tamamen farklı olabiliyor.
Kurallar net değil.
Ayrıca aldığınız kararların sonucunu da çok geç görüyorsunuz.
Görece daha hızlı yanıt alınan ilaç tedavilerinde bile çoğunlukla birkaç hafta beklemek gerekiyor.
Diyelim bu süre sonunda hasta iyileşti.
Ama o zaman da kesin ilaçtan mı iyileşti yoksa hastanın hayatında olumlu bir gelişme sayesinde mi bunlar oldu ya da tamamen tesadüf mü bunu bilmek zor.
Terapilerde süreç çok daha yavaş.
Diyelim hastaya bir öneride bulundunuz.
Aylar sonra karşılaşacağı bir durumda sizin bu önerinizi hatırlayacak mı?
Hatırlarsa uygulayabilecek mi?
Uygularsa sonuç ne olacak?
Bunu doğrudan gözleyemiyorsunuz.
Bir psikiyatrist olarak benim hayata hangi pencereden baktığımı, hemen her zaman üst beynin yani sistem 2'nin tarafını tuttuğumu zaten biliyorsunuz.
O yüzden bu bölümde konuğum bir acil tıp doçenti Yusuf Ali Altuncu.
Bölümü dinlemek için tıpla ilgili bir şey bilmenize gerek yok.
Zaten Yusuf Ali abi de mesleğinde kazandığı alışkanlıkların nasıl günlük hayatında da gerek analitik, gerek sezgisel ama daima hızlı karar vermesine yardımcı olduğunu anlatıyor.
Daha ilk cümlesinden ne kadar pratik ve sonuca yönelik biri olduğunu anlayacaksınız.
Ben abi seni tanıyabilir miyiz diyorum.
O da ben Yusuf Ali.
Bu karar verme işi şöyle böyle diye direkt konuya giriyor.
Keyifle dinlemeniz dileğiyle.
Abi hoş geldin.
Merhaba hoş bulduk. Çok teşekkürler katıldığın için.
Çok sevindim seni burada görmeye.
Ben de burada olduğum için çok mutluyum.
Çok da heyecanlıyım. Umarım güzel bir podcast olur.
Çok eminim güzel olacağına.
Seni tanıyabilir miyiz önce?
Tabii Yusuf Ali Altuncu ben Ege Üniversitesi acil tıp ana bilim dalında öğretim üyesiyim.
Açıkçası bu karar verme bizim mesleğimizin her anında her saniyesinde var.
Ben bir de karar vermeyi seven biriyim yani zırt pırt karar veriyorum anlamında değil de karar vermenin önemli bir şey olduğunu düşünüyorum insan hayatında her aşamasında.
Ayrıca da hani benim ilgi duyduğum bir alan aslında bu karar verme meselesi.
Biz seninle Karar verme açısından tıbbın iki ayrı ucunda çalışıyoruz abi.
Ben bir ay hayatımda acilde rotasyoner olarak çalıştım.
Yamuldum gerçekten orada.
Ben halen mesela bir insan nasıl acil hekimliğini yapabilir hayret ediyorum.
Kesinlikle beceremeyeceğim bir şey.
Temel farkımız bizim daima vaktimiz oluyor düşünmek için.
Ama sizin bazen saniyeler içinde karar vermeniz gerekiyor.
Öyle zamanlarda...
Ve genel olarak da soruyorum bir acilcinin beyni nasıl çalışıyor?
Hangi modda? Yani daha çok sezgiler mi önemli?
Yoksa adım adım ilerleyen protokoller mi var?
Nasıl karar veriyorsunuz?
Şimdi şöyle sezgiler tabii ki her zaman önemli ama sezgiler aslında meslek hayatındaki tecrübeyle çok bağlantılı.
Doğru orantılı ya da öyle söyleyeyim.
Dolayısıyla... Kritik bir hasta geldiği zaman aslında bizim yapmamız gereken daha analitik yaklaşmak.
Yani bizim algoritmamız var bu tip durumlarda.
Çünkü bize hasta bir bilinmez olarak geliyor.
İşte atıyorum ambulans getiriyor.
Bunu parkta böyle bulduk.
Hiçbir öyküsü yok.
Ne olduğu belli değil vesaire gibi.
Öyle durumlarda şimdi aslında...
Bizim yaklaşımımız diğer bölümlere göre hastanın hayati durumunu hızlıca kontrol etmek.
Bizde mesela bir A, B, C, D, E minomoni algoritması vardır.
İşte A havayolu, airway, B breathing solunum, C dolaşım, D nörolojik durum, E de hastanın tümden soyulup hızlıca değerlendirilmesi.
Dolayısıyla bir hasta hakkında hiçbir fikrimiz olmasa dahi en azından toparlanmaya çalışmak için bu algoritmayı takip ediyoruz.
Çünkü bizde aslında tanıyla...
Yani öncelik hemen acaba bu hastaya ne oldu gibi bir vaktimiz yok.
Önce o hastanın bir toparlanması lazım.
Onun için de o kararı verirken algoritmik yaklaşmak lazım.
Daha doğrusu, daha sağlıklısı o.
Bizim psikiyatride çoğunlukla daha çok vaktimiz var.
Bazen ama diyelim hastanın ben depresyonda olduğunu düşünüyorum.
Bir yandan da yanlış tanı koyuyor olabilir miyim?
Acaba bipolar bozukluğu mu var diye aklımın bir köşesinde bir kaygı oluyor.
Sizin durum biraz daha farklı.
Yani farklı çünkü az önce söylediğim gibi bizde teşhis için o kadar daha bir tık daha ikinci planda öyle söyleyeyim.
Bizde önemli olan hastayı öncelikle hayatta tutmak.
Bizim önceliğimiz o. Verdiğimiz kararlar bu yöndeki kararlar.
Burada mesela yanlış teşhisle ilgili ya da işte yanlış bir şey söylersen bizde bir şey var bir düşünce mekanizması var.
Diyor ki siz hasta için doğru kararlar verdiniz ve hastanız iyileşti.
Bunda bir problem yok.
Siz hasta için doğru kararlar verdiniz.
Ancak hastanız gerçekten çok kötüydü ve kötüye gitti.
Bunda da bir problem yok. Siz hastada yanlış kararlar verdiniz ama hastanız bir şekilde iyileşti.
Ki bazen böyle şeyler oluyor.
Bir de hastanıza yanlış karar verdiniz ve hastanız kötüye gitti.
Şimdi burada aslında o verilen kararın sistematiği önemli.
Yani siz o kararı sezgisel bir yaklaşımla mı verdiniz, analitik bir yaklaşımla mı verdiniz?
Eğer hastanız kötüye gidiyorsa belki de çok fazla sezgisel takılıyor olabilirsiniz.
O yüzden hemen karar mekanizmanızı analiteye geçirmeniz lazım.
Bunu şöyle bir şey vereyim.
Şimdi sezgisel olan şey içimden bir sesle başlayan bir şey aslında.
Bu daha çok daha kıdemli hekimlerde görülen bir davranış şekli.
Hızlı, dürtüsel ve zahmetsiz bir yol.
İşte kıdemli geliyor şunu taburcu et şunu şuraya götür falan çömez bakıyor nasıl bu kararları hızlı verdi vesaire diye.
Bir de yine sezgisel yaklaşım aslında başlangıçta tanınan hastalar için de kullanılıyor.
İşte devamlı acil servise kalp yetmezliği şikayetiyle gelen amcalar teyzeler gibi ha yine onunla gelmiş vesaire gibi refleksif bir karar veriliyor.
Analitik olan şey ise ki doğrusu bu hele ki meslek hayatının yeni başlayan arkadaşlar bizi dinliyorsa onlara yegane abi tavsiyem.
Mutlaka analitik yaklaşmaları lazım.
Yani akıl yürüterek, adımları birer birer geçerek ilerlemeleri lazım.
Ki dünyada aslında bu işi kolaylaştırmak için algoritmalar üretilmiştir.
İşte hasta arest karşına geldi ne yaparsın?
Hastane dışında ne yaparsın?
Hastanede ne yaparsın? İşte kalp masajına başla, 30'a 2 bas, ileri hava yolu varsa şunu yap.
Dolayısıyla o zaman ya ben acaba kaç basmam lazım gibi bir şüpheye düşmüyorsun.
Algoritmalar karar verme mekanizmasında...
Hekimleri koruyan şeyler.
Çünkü ben mesela öğrencilerime genel olarak söylüyorum diyorum ki mesleğinizin ilk 10 senesi boyunca bana göreyle başlayan bir cümle kurmayın.
Siz kimsiniz ki size göre bir şey söyleyebiliyorsunuz?
Yani literatüre göre, kılavuza göre, algoritmaya göre ona göre karar verirseniz artık o karar mekanizmasına alışmış oluyorsunuz.
Dolayısıyla her seferinde aynı şeyleri yapa yapa bir kaza hafızası gelişiyor.
Ve o düzen sizin meslek hayatınızda doğru kararlar vermenizi sağlıyor.
Burada abi çok ilginç bir şey söyledim bence.
Bir yandan sezgisel karar verme daha kıdemlilerin yaptığı bir şeyken bir yandan da yanlış olan bir şey gibi.
Yani bir yerden sonra buralarda da analiz yapmaya vakit yok.
Burada sezgisel olmak zorundayız gibi durumlar oluyor mu?
Tabii özellikle mesela acil servisler çok kalabalık.
Bir şekilde oranın döndürülmesi lazım.
O döngü içerisinde daha kıdemli, daha mesleği tecrübesi yüksek olan, daha öngörüsü kaliteli olan hekimler bu sezgisel kararları verebiliyorlar.
Ve çoğu zaman da aslında doğru çıkıyor.
Sadece sezgisel kararlar analiteye göre biraz daha hataya yatkın şeyler.
Ama o tecrübe bir noktadan sonra, mesela işte kapıdan girdiğin zaman...
hangi hastanın kötüleşeceğini, hangi hastanın toparlayabileceğini az çok tahmin edebiliyorsun.
Bunun gibi bir şey yani.
Hani az önce söylediğim bu A, B, C, D basamakları var ya, tabii biz bunları her anında yapıyoruz, hep beraber.
Yani hastanın başına geçip, evet hep beraber şimdi A'yı değerlendiriyoruz, evet bravo, hadi B'ye devam edelim değil.
Aslında hastaya konuşup nasılsın, iyi misin dediğinde ora mı ağrıyor, bura mı ağrıyor, fena değilim dediği an A'sı B'si açık oluyor otomatikman.
Bu hızlı bir değerlendirme sistematiği.
Bir yerde bir şey varsa, bir basamakta bir hata varsa, bir basamakta bir kötüye gidiş varsa hızlıca başa dönülmesi öneriliyor.
Belki önceki basamaklarda bir hata yaptığın için bu basamakta bir aksiyle denk gelmiş olabilirsin diye.
Dolayısıyla o düşünme sistematiğini tekrar baştan hızlıca o basamağa gelene kadar döndürmen lazım.
Her zaman analitik yaklaşım, algoritmaya bağlı yaklaşım en güvenli karar vermeyi sağlıyor.
Az önce acile gelen teyzeler dedin ya abi.
Bu aslında bizim bilişsel yanlılık dediğimiz şeylerden birine de örnek.
Mesela acile gelen teyze tipindeki bir teyzenin altından bambaşka bir şey de çıkıyordur, çıkabiliyordur olasılıkta.
Böyle çok sık karşılaşılan yanıltıcı yanlılıklar oluyor mu?
Şöyle bizde bir acil tıp atasözü var.
Acil tıp hekimleri hastaların tanılarıyla nikahlanmamalıdır der.
Yani hep aynı geliyor da bu hep aynı olacak gibi karar mekanizmasını artık neredeyse sen devreden çıkıp hastanın kendisine yüklemiş gibi bir şey oluyorsun.
İşte bana bir idrar söktürücü yap gönder benim nefesim daraldı ya da işte bana bir ağrı kesici yap gönder benim başım ağrıdı.
Hani halbuki baştan karar verirken bunu değerlendirmen lazım.
O baş ağrısı 50 kere geldi.
Normal gerilim tipi baş ağrısı.
51. de onun sak olmadığını.
İspat edemezsin. Sizin alanda kararsız kalmak biraz lüks gibi.
Biz mesela günlük hayatın içinde bir cep telefonu alacaksak her özelliğini inceleyeyim hangisi daha iyi acaba diye bazen haftalarca düşünüp kararsız kalabiliyoruz.
Bu aşırı mükemmeliyetçilik mi ya da sizin alanda böyle bir mükemmeliyetçiliğe yer olmadığı için işler daha mı kolay oluyor karar verme açısından?
Yani kendi adıma bir kere acil tıpçıysan kararsız gibi bir şey olamazsın yani öyle bir şansın yok.
Onu bir kenara bırakıyorum normal kendi hayatıma döneyim.
Yani bir şey şöyle daha sistematik düşünmeyi öğrendim ben aslında bu karar verme süreçlerini öğrendikçe kendi hayatımda.
Yani işte bir cep telefonu alacaksam hangi ihtiyaçlarıma...
Hangi ihtiyaçlarım var ve bunları ne kadar karşılayabiliyor?
Fiyatı nasıl vesaire gibi ölçülebilir şeyleri alta alta dizdiğimde uygun karar verebiliyorum.
Çünkü bir kere kararsız kalmamak lazım.
Hani hakikaten en kötü karar kararsızlıktan daha iyidir kısmına kesinlikle katılıyorum.
Bir karar verdikten sonra da onun arkasından devam etmen lazım.
Dönüp arkana baktın ya bu iyi bir karar olmadı galiba falan diye düşünebilirsin.
Hani o an o verdiğin kararda bir yanlış yapmış olabilirsin ama gene de o bence kötü bir karar değildir.
Verilmiş bir karardır yani.
Ve her verdiğin bir karar sen sonraki bir başka karara başka bir kapı açan bir şey bence.
Hayatta birçok karar veriyoruz.
Bugün ben karar verdim, senle burada niyet ettim gibi oldu.
Senle karar verdim, burada konuşmaya gibi.
Yani bu bir karar. Şimdi bundan sonra bir karar daha vereceğim, sen de başka bir karar vereceksin.
Bizi dinleyenler bugün bunu dinlerken 50 tane karar verecek, yüzlerce karar verecek belki.
Burada mesele ne? Karar hayatın devamlılığında akan bir şey.
Her verdiğin kararı dönüp arkana kararı değerlendirmekten kastetmiyorum.
Oraya takılırsan ilerleyemiyorsun yani.
Hani marketten onu mu alayım bunu mu alayım.
Git gel git gel birini aldım beğenmedim.
Keşke onu alsaydım falan böyle bir şey yok.
Tamam o karar verildi orada kaldı bitti o konu kapandı.
Artık keşke öbür yoğurdu alsaydım.
Keşke işte öbür bilmem çikolatayı alsaydım gibi bir şey kalmıyor.
Sonuçta verdiğin kötü karar bir çikolataya bir yoğurdu endeksli.
O kadar da bir şey yok kimse ölmedi yani.
Anlatabildim mi? Genel hani benim bakış açım ya da hayatta kararı kullanma yöntemim böyle.
Diyelim ki senle... Restorana gittik.
Menü geldi. Ben de düşünüp duruyorum ne söylesem diye.
Bana sinir olur musun? Olurum.
Çok sinir olurum. Hemen bak öyle bir durumda hemen şöyle yaparım.
Canın ne yemek istiyor? Kırmızı et mi?
Tavuk mu? Balık mı? Önce buna karar verelim.
İşte bunu kırmızı et yemek istiyor.
Güzel tamam. Kırmızı eti bütün mü yemek istersin yoksa kıymalı halde bir şeyler mi yemek istersin?
Bunun pide alternatifi senin için uygun olabilir mi?
Ya da işte Adana kebap mı yapmak istersin?
Yani o şey gibi ya dışlama gibi işte.
Yani tavuğu dışladık tamam.
3 sayfa şu an boşa düştü.
Kaldığı bir sayfa. İşte kıyma mı et mi?
Kıyma tamam. Etler dışarıda kaldı.
Kıyma üzerinden gidiyoruz. Dolayısıyla hani işini kolaylaştırabilirim yani karar verirken.
Sen abi menüden yemek seçerken öyle mi seçiyorsun gerçekten?
Ya canım neyse yani ben şöyle bir kere bir yere gidiyorsam orada bir şey yemeye gidiyorumdur.
Yani işte şuranın lahmacunu güzel ve ben orada lahmacun yemeye gidiyorum gibi.
Dolayısıyla çoğu zaman ben menüye bakmıyorum.
Birazcık da müdavim bir adam olduğum için hep aynı yerlere gidip işte şuranın çorbası güzel oranın lahmacunu güzel buranın kebabı iyi gibi gidip onu yiyip çıkıyorum yani.
Bu normalde bize çok sorulan bir şeydir.
Psikiyatri insanı değiştiriyor mu?
İşte gün boyu insanlara tanı koymaya çalışmak sizin normal hayatınızı etkiliyor mu gibi.
Bir yandan sen acil hekimliğinin günlük hayatı ne kadar etkilediğinden bahsediyorsun aslında.
Evet ben ama memnunum bundan.
Yani benim hayatı algılama biçimi bence kolaylaştırdı.
Hani bu karar verme mekanizması, işte şahit olduğum olaylar.
Hani aldığım nefesin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu fark edebiliyorsun aslında.
Yani acilce olmak bana teknik olarak iyi geldi.
Hayatım belli bir döneminde beni çok yıpratmış, burn out etmiş olabilir bir önceki podcast'tan gönderme yapayım.
Ama en azından şimdi onu yönetmeyi öğrendim diyebilirim.
Tabii kaç yıllık da zaman geçti üzerinden.
Burada iki taraflı bir şey de var.
Daha çok böyle karar vermeyi sevenler belki acil yazıyor olabilir uzmanlıkta.
Acil de insanları biraz o tarafa itiyor olabilir.
Sen acilden önce de böyle hızlı karar vermeyi seven biri miydin?
Hayır çok kararsız biriydim.
Ölüyordum ben kararsızlıktan yani.
O mu bu mu o mu bu mu o mu bu mu.
Yani alışveriş benim için bir şeydi ya.
Izdıraptı yani. Gerçekten çok kararsızdım ben.
E nasıl alıştın? İşte yani burada mecbursun şimdi iş yerinde.
Hasta geldiğinde bir karar vermek zorundasın.
Ve vaktin yok. Düşünme zamanı çok kısıtlı.
Dolayısıyla algoritma mantığıyla karar vermeyi öğrendiğin zaman dışarı çıktığında da tek şey yani benim palto ihtiyacım var.
Gidip palto alıyorum. Paltoyu nasıl almalıyım?
İşte şu boyda almalıyım. Kafamda onu çalışıyorum.
Gittiğimde de çok çok rengine belki ya kırmızı mı olsun yeşil mi olsun bilmem ne.
Hani o da giy çıkar yanındakine sor.
Oldu mu? Bence güzel falan.
Bir tarzı da oluyor insanın.
Şu renkleri daha çok seviyorum da.
Yani dediğim gibi her şeyi bir sistematiğe döktüm.
İşim daha kolay oldu şimdi. Orada ama ilk başlangıçta bırakmak zorunda hissetmemeni sağlayan orada bir ekip ve kıdemli insanlar var olasılıkla.
Yoksa o söz ettiğin onu mu alsam bunu mu alsam kararsızlığıyla acile bir anda hastanın karşısında tek başına kalsan onu yönetmek kolay olmaz.
Evet gerçekten o zorlayan bir şey.
Hani zamanında tek başıma kalmışlıklarımız da oldu.
Pratik Senekim döneminde özellikle.
Öğreniyorsun ya yani bir tarz oturtmaya çalışıyorum.
O tarzı da hani bunca yılda...
Herhalde ulaştım diye düşünüyorum.
Şimdilik iyi gidiyor.
Bu karar vermeyi nasıl karar verileceğini öğrendikçe hayat çok daha kolay oldu benim için.
Söz ettiğinin aslında pişman olmakla ilgili bir tarafı da var.
Yani senin bakış açında insan hiçbir şeyden pişman olmaz ya da çok az şeyden pişman olabilir gibi geliyor kulağa.
O açıdan tatlı bir tarafı var söylediğinin.
Valla pişman olacak bir karar vermemeye çalışıyorum öyle söyleyeyim.
Hani tabii ki...
Ya bu kararı vermesem iyiymiş falan diye söylediğim tabii ki oldu yani.
Verdiğim her şey dört dörtlük diye bir şey yok ne hayat ne meslek anlamında.
Elbet yanlışlarım vardır.
Önemli olan nerede yanlış yaptığının farkına varıp bir sonraki kararda daha dikkatli olmak yani.
Ben şeye katılmıyorum abi bu arada.
En kötü karar kararsızlıktan iyidir.
Bilmem bizim mesleğe de çok uymuyor.
Genellikle kararsızlık bazen en kötü karardan daha iyi olabilir gibi sanki.
Belki karar vermeyi erteleyebilme lüksümüz var bizim.
Otizm mi yoksa depresyon mu ayırt edemedim.
Bir karar vermeyelim, biraz takip edelim diyebiliriz.
Benim psikiyatriye yaklaştığım yerde, bu kanalın da aslında amaçlarından biri bu.
İnsanın kendisini daha iyi tanıması ve güçlü olduğu yanları, zayıf olduğu yanları daha iyi belirleyerek kendisine en uygun olacağı yere yönelmesi.
Senin kendi branşın açısından da soruyorum.
Acil ekimi olmaya daha uygun özellikler vardır.
Şu kişiler acil doktoru daha rahat olurlar.
Şunlar biraz zorlanabilir dediğin bir şeyler var mı?
Var söyleyebilirim. Bir kere ekip çalışmasına yatkın olması lazım.
Ama bu ekipten kastım sadece doktor arkadaşları değil.
Yani sedye taşıyan personel, hemşire, işte kapıdaki bilgi işlemci vesaire hepsi acil tıp sağlık hizmetini çok büyük etkileyen şeyler.
Onun dışında karar vermeye hazır olması lazım.
Yani bir karar vermek zorunda.
Hızlı, etkin bir karar vermek zorunda.
Sistematik düşünmeyi öğrenmek zorunda.
Uykusuzluğa dayanmak zorunda.
Maalesef yaptığı işin karşılığını madden ve manen görememe durumunun da farkında olması lazım.
Bizde işler biraz daha acil tıp uzmanlığı zor.
Yani halen daha sen ne uzmanısın diye soran doktorlar var.
Yani hani acil tıpta uzmanlık oldu mu falan gibilerinden.
Hani bunlara da biraz göğüs gerebilmeyi de bilmek lazım.
Öyle söyleyeyim. Ama ben kendi adıma çok memnunum.
Hani ben buraya ben TUS'ta son tercihimle girdim buraya.
Yani ancak burayı kazandım ben.
Yani öyle bir kalkıp da ben acilce olacağım falan değildim.
Belki o yüzden her şeye çok daha rahat alıştım.
Bu seviyeye kadar geldim.
Çünkü beklentim çok altlardaydı yani.
Bir de hani bir karar verecekse eğer hekim arkadaşlar uzmanlık alınan önce şunun farkına varmaları lazım.
Hiçbir uzmanlık dalı birine Mutluluk vaat etmez.
Yani işte kardiyologlar çok mutlu, işte biyokimyacıların aile hayatı çok güzel, yok efendim psikiyatristler şöyle bilmem ne falan öyle bir şey yok yani.
Bu sensin ve senin hayatın nasıl yaşamak istiyorsun ona yaz alt alta.
O yaşayacağın standartları hangisi karşılayacak ona bak oradan al yürü hangi bölümü seçecek sen.
Yani bölüm endeksli mutluluk diye bir şey yok aslında.
Ben hemen bir hatıramı anlatayım.
Ben intörneye başladığımda...
Kardiyolog ya da psikiyatrist olmayı istiyordum.
Bunların ikisi pratikte çok ters branşlar ama ortak özellikleri okuyacak çok fazla şey olmasıydı ikisinde de.
Ben de okumayı seven bir insanım.
Daha sonra kardiyoloji ve psikiyatri internünü arka arkaya yaptım.
Baktım kardiyodaki hocalar mutsuz.
Sinirli görünüyorlar.
Biz oradayken bir asistan istifa etti.
Onun bir kavgası oldu.
Herkesin suratı sirke satıyor.
Oradan psikiyatriye geçtim.
Herkes gülüyor. Herkes gülüyor.
Şakalar, komiklik, herkes mutlu görünüyor.
Ben dedim ki ya bu kardiyodaki hocamız demek ki hoca olduğuna göre herhalde hayatta istediği bir yere gelmiş.
Hala mutlu görünmüyor.
Öteki tarafa bakıyorum. Bu kişi mutlu görünüyor.
Ben bu olacağıma bu olayım diye öyle tercih yaptım.
Belki denk geldi. Şu an ama hayatımdan memnunum.
Her psikiyatrist de mutlu, her kardiyolog mutsuzdur demiyorum.
Zaten tam olarak söylemek istediğim şey sana uygun.
Yere doğru yönelmek. Bir yandan da sen abi çok ilginç bir şey söylemiş oluyorsun.
Diyorsun ki ben hiç karar veremeyen bir insandım.
Buraya da son tercihti hiçbir yeri kazanamayıp geldim.
Madden ve manen karşılığını da alamıyorum.
Ama çok mutluyum.
Çünkü benim gerçek hayatım dışarıda.
Benim çocuklarım, eşim, arkadaşlarım, annem, babam.
Yani insanı mutlu edip etmeme konusunda esas nokta orası bence.
Tabii ki işin belli bir etkisi varsa ama yani biz maalesef hekimler olarak mesleğimizi böyle evimizin her yerine sokmaya pek meraklıyız.
Bazen bizim asistanlar dışarıda yemeğe gidiyorlar.
Oturuyorlar hasta konuşuyorlar kalkıyorlar hasta konuşuyorlar.
Ya diyorum bıkmadınız mı?
Hani 24 saat 18 saat çifte beraber çalışıyorsun.
Bir sorsana ya bunun abisi falan var mı yani mesela arkadaşının?
Kaç kardeşler de ya? Anlatabildim mi?
Yani memlekette sizin ne meşhur falan de ya başka bir konu yok mu?
Hani bu kadar işte yani verilen sağlık hizmetini bütün hayatının her bölümüne getirir koyarsan o seni mutsuz eder yani.
Esas mutluluk verecek şey eşin, dostun, çoluğun, çocuğun varsa sevgilin her neyse anan baban yani.
Üzüleceksen onlara üzül yani.
Bu söylediğin aslında acilin avantajlarından biri abi.
Biz intörken bir arkadaş vardı.
Acilin acili yok diyordu.
Bilmiyorum o bilinen bir laf mı ama.
Yani kapıdan çıktığında kafasını tamamen kendi hayatına verebildiğini örnek olarak onu söylüyordu.
Yine de herkes yapamıyor herhalde.
Evet acilin acili yok.
Çünkü acil aslında diğer bütün branşların en eğlenceli 15'er dakikasını içerir.
Bu bizdeki bir hata sözü mesela.
Ve acil için bir başka hata sözü.
Herhangi bir hasta herhangi bir anda herhangi bir şikayetle gelebilir.
Yani bu challenge'ı seviyorsan.
Güzel bir şey bence yani bununla uğraşmak.
Anladım neden sevdiğini.
Bir de bu sürekli hastadan bahsetme bence acide özgü değil.
Doktorların hepsinde bu çok var.
Ben mesela eşimden biliyorum diş hekimliğinde çok daha az.
Şöyle söyleyeyim benim eşim de doktor.
Ben evde hastaneyle ilgili hiçbir şey anlatmam.
Ama hiçbir şey. Yani meslek hayatıma başladığım günden beri evde hastaneyle ilgili hiçbir şey anlatmıyorum.
Benim bir arkadaşım vardı.
Şimdi başka şeyle de çalışıyor.
O da her şeyi anlatırdı.
Yani eşim derdi ki ya çağır da bize gelsin sizin orada ne oluyor ne bitiyor bari ondan öğreneyim diye.
Yani hani evde iş konuşmak da manasız.
Arkadaşlarınla çıktığında da konuşmak bence manasız.
Abi çok teşekkürler çok keyifli sohbet oldu.
Senin son olarak acil deneyiminden bir öneri olarak söyleyebileceğim bir şeyler var mı?
Yani karar vermek üzerine bağlayacaksak eğer bir karar vermek gerçekten çok zor bir şey.
Ama verdikten sonra da artık yeni bir karara doğru yol almak lazım.
Verilen kararlara çok takılmamak lazım.
Doğrusunu yanlışını ya da ne kadar faydalı olduğu ona dönüp bakarsın onu bir değerlendirirsin.
Ben kendi adıma birçok zor karar verdim hasta yönetiminde.
Bazen şeyler soruyorlar bana öğrenciler işte hiç yanlış karar verdiniz mi diye.
Umarım vermemişimdir diyorum.
Umarım dinleyen herkes de hep doğru karar vermiştir.
Hep her bir karar yeni bir karara kapı açmıştır.
Kabaca söyleyebileceklerim bunlar.
Çok teşekkürler abi.
Görüşmek üzere. Görüşürüz.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
