
(Yunan mit) Dünyanın Gözü Helios & Yönetim Kurulundaki Hestia
15 Mayıs 2024 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
XO Hestia ve Helios parfümleri hakkında detaylı bilgi için Tıklayın
''Bu bölüm XO hakkında reklam içerir.''
Transkript
XO Parfümlerinin sunduğu Mitolojik İnciler başlıyor.
Merhaba mitoloji seven kültürlü insanlar.
Bu bölümde size Yunan mitolojisinden adları az duyulmuş nevi şahsına münhasır iki güzel tanrıdan bahsedeceğim.
Helios ve Hestia.
Helios güneş tanrı.
Güneş tanrısı da diyebilirim ama güneş tanrı demek daha doğru.
Çünkü Helios aslında o ışık saçan yakıcı güneşin ta kendisi olan bititen tanrı.
Biliyorsunuz Zeus önderliğindeki Olimpos tanrılarının hükümdarlığı başlamadan önce evreni Titanlar yönetiyordu.
Çünkü zaten evren Titanların kendilerinden oluşuyordu aslında.
Titanlar ve tanrılar arasındaki Caycentomaki adlı savaşta Titanlar yenilince tanrılar yönetimi ele geçirip gökyüzündeki Olimpos dağına yerleşmişti.
Titanlar da gözden düşmüştü.
Kimi sürgüne gitmişti kimi cezalandırılmıştı.
Helios gibi Hecate gibi bazı titanlarsa tanrılarla bir tık daha iyi geçinerek görevde kalmaya devam etmişlerdi.
Helios birçok titan gibi tanrılardan çok daha büyük boyutlardadır.
Etrafına ışık ve ateş saçar, ateşten saçları vardır ve başında da ışınlar saçan bir taş taşır.
Yakışıklıdır, görkemlidir, delici bakışları vardır.
Veya kırmızı bir pelerin giyer.
Güneşin farklı saatlerde büründüğü renkleri böyle yorumlamışlar besbelli.
Ateşten atların çektiği bir arabası vardır.
Her gün bu arabaya binip doğudan Hindistan'dan başlayarak batıya Okeanos ırmağına doğru yolculuk eder.
Ve Okeanos ırmağında yolculuğun bitirdiğinde dünyada akşam olur.
Azra Erhas'ın anlatımına göre antik dönemde yeryüzünün okyanus ırmağında yüzen bir tabak gibi olduğuna inanılıyordu.
Bu yüzden güneşin bir taraftan yükselip diğer taraftan alçaldığını düşünmek normaldir.
Helios'un içinde kendinin olduğu çok...
Belirgin hikayeleri yoktur ama genelde gökyüzünde olduğu için her şeyi görmesiyle bilinir.
Mesela kimse görmeden gizli bir şeyler yaptığınızı düşünüyorsanız bile eğer güneş tepedeyse aslında Helios görüyordur.
Canı isterse veya kendisine sorulursa gördüklerini başkalarına da anlatabilir.
İşte o zaman ortalık karışır.
Bu yüzden Benkeke kitabını okuyanlar bilir.
Helios'tan gizli bir şey yapmak isteyenler o yolculuğunu tamamlayıp sarayına gittikten sonra yani akşam yaparlar.
Tabi bu sefer de ay tanrıca Selene'ye yakalanmamak gerekir.
Örneğin Hades Persephone'u kaçırdığında Demeter tüm evrenin altını üstüne getirdiği hali onu bulamazken Helios kaçırılış anını gördüğü için sonu dayanamaz ve Demeter'e gördüklerini anlatır
Demeter kızını bu şekilde bulur.
Demirci tanrı Paisos'ta evli olan aşk ve güzellik tanrıcısı Afrodit'in savaş tanrısı Ares'te yaşadığı evlilik dışı ilişkiye de tabi Helios şahit olur.
Gün boyunca olan biten her şeyi gördüğü için Helios dünyanın gözü olarak kabul edilir.
İlginç bir şekilde buradan bağlantı kurup aynı zamanda görme duyusunun tanrısı olduğuna da inanılırmış.
Gözleri görmeyenler açılması için Helios'a dua ederlermiş.
Dünyanın gözü, her şeyi gören göz.
Böyle deyince de aklıma İlluminati geliyor.
Zaten bu Mitracılar, İlluminaticiler gibi ezoterik gizli toplulukların antik çağdan beri güneş, ışık ve aydınlanma konularını merkezlerine almaları güneşin ta o dönemden beri ne kadar önemli
görüldüğünü gösterir. Keza Mısır mitolojisindeki Ra'nın da benzer özellikleri var.
Yunan medeniyetleri araştırmacısı olan Dr.
Eleni Pachoumin'in de Güneş Tanrı Helios ve Perslerin gizemli tanrısı Mitra arasında bağlantı kurduğu bir makalesi var bu arada.
Her şeyi gören göz.
Güneş Tanrı Helios'tan ilham alarak güçlü ve lider yönünüzü vurgulayacak bir parfüm önerisiyle geldim.
İkisi o Helios kokusu.
İstenlikle söyleyebilirim ki en en sevdiğim notalar bu parfümde birleşmiş.
Bergamot, Narenciye, Yasemin.
Sıra dışı ve güçlü bir birleşim.
Kullandığınızda Helios gibi ateşli ve gösterişli hissetmeniz dileğiyle.
Helios gibi güneşi temsil eden Apollo gibi tanrılar da vardır.
Ki daha sonra gelen tek tanrılı dinlerde de Helios'a ait bazı ögeler kullanılmaya devam edilmiştir.
Mesela Hristiyanlık'ta Hz.
İsa'nın ve kutsal kişilerin, azizlerin mesela etrafında olan ışık çemberleri gibi.
Ama Yunan mitolojisinde Apollo güneşe çok bağdaştırılır.
Yalnız şuna dikkat edelim Apollo güneşle daha doğrusu ışıkla ilişkilidir.
Kabul. Ama güneşin kişileşmiş hali yani güneşin ta kendisi değildir asla.
Güneşin kendisi Helios'tur.
Helios'u konuşuyorsak onunla ilgili önemli bir mit olan Phaeton bitini de hatırlamamız lazım.
Helios'un kız erkek birçok çocuğu olmuştur ve bu çocukların hepsi özeldir.
Kimi çok harika gökbilimcilerdir, kimi çok güzeldir, kiminin sesi çok güzeldir, neredeyse hepsi büyü konusunda ustadır vs.
Kirke'yi ve kardeşlerini hatırlayın.
Helios büyüyle çok ilişkilendirildiği için bu arada Helios ve çocukları antik dönemdeki birçok büyüde de Helios'un adı geçer.
Helios'un çocuklarından yalnız biri özel yetenekleriyle anılmaz, Fayeton.
Fayeton, Helios'un ölümlü bir oğludur.
Bir gün babasının ateşli at arabasını kullanmak için aşırı ısrar eder.
Helios ona olmaz, o arabayı yalnızca ben kullanabilirim, başkası ona hükmedemez dediği halde Fayeton huysuzlanıyordur.
Şımarık bir çocuk gibi süreceğim de süreceğim diye tutturmuştur.
Sonunda Helios dayanamaz, kullanmasına izin verir.
Başka bir versiyona göre de Helios'un kızları kardeşlerinin arabayı alabilmesi için bir katakoyla çevirirler.
Her neyse, Phaeton arabayı alır almasına ama asla düzgün kullanamıyordur.
Onun yüzünden araba yeryüzüne ya aşırı yakın oluyordur, dünya sıcaktan kavruluyordur ya da araba aşırı uzak kalıyordur, dünya bir anda buz gibi soğuyordur.
Hani eğer izlediyseniz Netflix'te Üç Cisim Problemi diye süper bir dizi var.
Orada stabil olmayan evrenler var.
gibi aynı. İşte dünyada bitkiler, hayvanlar, tarım her şey allak bullak olur.
Düzen falan kalmaz.
Zeus bakar ki bu işin sonu iyi değil.
Fayeton yüzünden neredeyse tüm dünya yok olacak.
Bir yıldırım gönderir ve Fayeton'u öldürür.
Böylece evren eski düzenine kavuşur.
İşte güneşin dünyaya yakınlığının ve hareketinin nasıl bu kadar ideal olduğunu ve doğa için nedenli önemli olduğunu antik dönemde Yunanlar böyle açıklamışlar.
Hikayeye göre Zeus'un yıldırımıyla ölen Fayeto'nun ardından ablaları ağlaya ağlaya kavak ağacına dönüşürler ve onların gözyaşları da amber taşına dönüşür.
Peki size sıcaktan dolayı güneşe kızıp ona meydan okuma olayının Adana'da başlamadığını, bunu ilk yapanı Yunan mitolojisinin ünlü kahramanı Herakles, nam-ı diğer Herkül olduğunu söylesem?
Yarı tanrı Herakles'in 12 zorlu görevinden biri de dünyanın sonunda yaşayan Geryon'un koyun sürüsünü getirmektir.
Bu görevdeki zorluk...
uzun ve engellerle dolu yolu aşıp Geryon'a ulaşmaktır aslında.
Herakles bu yolculuğu sırasında Avrupa ve Asya kıtalarının birleştiği yere gelir.
Yani bugün Portekiz ve Fas'ın karadan sınır komşusu olduğunu düşünün.
Bu kıtalar birleşip bir dağ oluşturduğu için Attas Okyanusu Akdeniz'den ayrılıyordur ve Herakles yoluna devam edemiyordur.
Herakles tüm gücünü kullanarak bu iki kıtayı bağlayan dağı ortadan ikiye ayırır.
Bu sayede Attas Okyanusu'nu Akdeniz'e bağlamış olur.
İki kıta bir daha birbirine yaklaşmasın diye de ikisine de birer tane sütun diker.
Buraya bugün biz Cebelitarık Boğazı diyoruz ama antik dönemde buranın adı Herakles'in sütunlarıydı.
Bu güzel bilgiyi de verdikten sonra hikayemize dönelim.
Herakles bu yolculuğu sırasında bir gün sıcaktan aşırı bunalır ve Helios'a kızar.
Güneşe doğru bir ok fırlatır.
Bu hareketten sonra Herakles aslında Türk'tü diye posta görmezsem çok kırılırım.
Kendisine değen okla dürtülen Helios ilginç bir şekilde Herakles'e öfkelenmek yerine ona kendisinin her akşam tekrar doğuya dönerken içinde seyahat ettiği altın kupayı verir ve yolculuğunun
daha konforlu geçmesine yardım eder.
Bu hareket ilginç çünkü Helios her zaman bu kadar hoşgörülü davranmaz.
Mesela hatırlayın Odysseus'un maceralarını.
Bir gün Odysseus ve adamları Helios'un adasına düşmüşlerdi.
Çok açlardı ama Odysseus adamlarını asla ama asla Helios'un parıldayan altın renkli sürülerine dokunmamaları için uyarmıştı.
Yine de adamlar kendilerine hakim olamayıp sürdeki hayvanları yiyince Helios onları cezalandırıp hepsinin ölmesine neden olmuştu.
Geride sadece hayvanlara hiç dokunmamış olan Odysseus kalmıştı.
Antik dönemde güneşe hem çok saygı duyulur hem de ondan korkulurdu.
Güneş ısıttığı ve aydınlattığı için canlı yaşam için ne kadar olmazsa olmaz olduğunun farkındaydı insanlar.
O yüzden onun hareketlerinden biraz çekinirlerdi de.
Mesela güneş tutmalarından çok korkarlardı.
Çünkü Helios'un onları terk ettiğinden korkarlardı.
Veya yine tanrılar ve titanlar arasında bir anlaşmazlık çıktı da Zeus Helios'u alı mı koydu acaba diye endişelenirlerdi.
Acaba güneşin bir sonraki hareketi ne olacak?
Yani mesela kavurucu sıcaklarını gönderip tüm bitkileri ve hayvanları mı öldürecek?
İnsanlara zor günler mi yaşatacak?
Yoksa ağır yağışlara sebep olacak?
Tüm insanlık sular altında kalacak da ardından yeni bir yaşam mı doğacak?
Kıyamet mi çıkacak falan diye merak ederdi insanlar.
O yüzden güneş tam olarak tahmin edemeyecekleri bir güçtü onlar için.
Gelelim bu bölümdeki ikinci az konuşulan tanrımıza Hestia.
Hatırlarsanız Hestia ilk nesil 12 Olimpos tanrısından biridir.
Zeus, Hera, Hades falan var ya onların ablasıdır.
Roma mitolojisindeki adı Vesta'dır.
Vesta bakirelerini mutlaka duymuşsunuzdur.
Bu da Hestia'nın bakire bir tanrıç olmasına dayanır.
Kısaca ev ve ocak tanrıçasıdır Hestia.
Evlerin ve ailelerin koruyucu meleği gibidir.
Alman tarihçi yazar Otto Simon der ki, Çok bir olayını duymadığınız için ve kendi şu anki ev yaşantınıza bakarak bir aile tanrıçasını küçümseyebilirsiniz.
Ama antik dönemde Hestia çok değerli bir tanrıcaydı.
Çünkü insanlar evde pişen yemekten, evde hissedilen rahatlık ve korunma duygusundan dolayı Hestia'ya şükrediyorlardı.
Evin bir köşesinde ona sunak olarak ayırırlardı ve evin erkeği önemli günlerde burada Hestia ve diğer evle ilgili tanrılar adına kurban keserdi.
Ayrıca siyasi yapı da ailelerden oluştuğu için Yunan şehir devletlerinde yönetim kurulunun koruyucu tanrısı Hestia'ydı.
Orada bir sunuğa bulunurdu ve sunakta her daim ateş yanardı Hestia'nın ateşi.
Çünkü ocak tanrıçası olduğu için ateşle de ilişkili.
O ateş yandığı sürece Hestia'ya saygılarını sunmuş ve onun koruyuculuğunu dilemiş oluyorlar.
Tıpkı Vesta tapınaklarında olduğu gibi.
Ayrıca bu ateş devletin varlığını da simgeliyor.
Roma konsül üyeleri görevlerine başlamadan önce Veste'ye burada ada kadarlardı.
Bu kısım bence çok iyonik.
Çünkü aslında baktığınızda antik Yunan'da ve antik Roma'da oldukça ateerkil bir devlet yönetimi mevcut.
Kadınların yönetimde yeri yok, söz hakkı yok.
Hatta kadınlar günlük hayatta da oldukça geri planda.
Devlet yönetimi erkeklerin elinde tamamen.
Ama devleti yöneten bu adamlar görevlerine başlarken bir kadın ilahtan korunma diliyorlar.
Ona adaklar adıyorlar. İlginç bence.
Başka ülkelere keşfe fete gidecek olan koloniciler gitmeden Hestia'nın sunulandaki ateşten birer parça alırlardı.
Ana yurtlarıyla aralarında manevi bağı koruyabilmek adına yerleştikleri yerlerde de ilk yaptıkları iş şehrin ortasına bir ateş yakmak olurdu.
Hestia'ya saygılarını sunmak ve orayı evleri yapmak adına.
Bu arada M.Ö.
776'dan M.Ö. 393'e kadar 4 yılda bir düzenlenen antik Yunan olimpiyatlarının başında yakılan ateş de Hestia'nın ateşidir.
Olimpiyatların başındaki o ibadet ve gösteri kısmını instagramda paylaşmıştım.
Kısa bir mola size bu sevecen ve güçlü tanrıçadan ilham alınarak tasarlanan parfümden de söz etmek istiyorum.
İkisi o Hestia kokusu.
Size Hestia'nın huzurunu hissettirecek pudra ve vanilya notaları, oryantalist misk ve baharat kokularıyla harmanlanmış ve ortaya bu tatlış ve güçlü tarçının adına etkileyici bir koku çıkmış.
Mutlaka deneyin. Şimdi düşünün ki her evde Hestia adına bir sunak var.
Hestia ailenin sembolü.
Aynı zamanda devletin yönetim kurulunda da Hestia'nın sunağı var.
Dolayısıyla tüm toplumun bir aile olduğu vurgusu yapılıyor.
Hestia hem ulusal anlamda hem de dini anlamda birilerinin arasında bir bağ durumunda.
Apollo'nun Derfi'deki kehanet merkezinde de ki antik dönemde insanların danışmak ve ibadet etmek için akın akın çok uzaklardan geldiği bir tapınaktır bu.
Burada da Hestia'nın bir sunuğu ve ateşi bulunur mesela.
İşte bunun gibi her tanrının tapınağında genelde Hestia'nın bir şekilde yeri vardır.
Bakirelik konusuna değinecek olursak bekaretine çok değer veren bir tanrıçadır Hestia.
Mesela Artemis de bakire tanrıçı olarak geçer ama onun Orion'la aşk hikayesini biliyoruz.
Ama Hestia öyle değil.
Poseidon ve Apollo onu baştan çıkarmak için ellerinden geleni yapsalar da başarılı olamazlar.
Bereket tanrısı Priapus, hani orada burada kocaman cinsel organıyla heykellerini gördüğünüz tanrı, uykusunu Hestia'ya ele geçirmeye çalışır.
Ama bir eşeğin fark edip anırması sayesinde Hestia uyanır ve kendini kurtarır.
Yine de mesela Roma'daki versiyonu Vesta'nın tapınaklarındaki rahibeleri için bekaret kuralı ömür boyu değildir.
Vesta rahibeleri Roma'nın en ileri gelen ailelerinin 6 ile 16 yaş aralığındaki kızlarından seçilir.
Bu kızlar çok katı bir eğitimden geçerlerdi.
30 yıl boyunca tapınakta hizmet etmek zorundalardı.
30 yılın sonunda sivil hayata dönerlerdi ve isterlerse evlenebilirlerdi.
Vesta antik Roma'da çok değerli bir tanrıça olduğu için 9 Haziran'da onun adına bir festival düzenlenirdi.
Bu festivalde Romalı kadınlar çıplak ayaklarla Vesta Tapınağı'na giderek tanrıçaya çeşitli adaklar, yiyecekler sunarlardı.
Diğer festival ve ibadetlerde de ilk ve son adak Hestia'ya sunulurdu.
Dikkat edin başka herhangi bir tanrıya, titana, tanrıların tanrısı Zeus'a bile değil Hestia'ya.
İşret denilen bir ibadet şekli var.
Toprağa şarap dökerek yapılıyor.
Orada da ilk ve son şarap yapılıyor.
Karab Hes diye adına dökülürdü.
Onun adının Hera veya Aphrodite kadar popüler olmamasının nedeni aslında uslu ve olgun bir tanrıç olmasından kaynaklanır.
Belki de işte tüm tanrıların en büyüğü diğerlerinin ablası olduğu için o ilk çocuk olgunluğu da ima edilmiş olabilir burada.
Ve aynı zamanda ev kurmak, aile kurmak olgunluk gerektiren kavramlar olduğu için tabii Aphrodite gibi her gördüğü yakışıklıya aşık olan bir tanrıça uygun görülmezdi.
Zaten Hestia kız kardeşinin o kadar farklı bir karakterdir ki Onların didişmelerinden kaçmak için Olimpos'tan iner ve dünyaya yerleşir.
Aslında normalde Olimpos'tan hiç çıkmayan Demeter, Athena gibi sürekli bir yere ineyim bir göğe çıkayım sosyalleşim tarzında olmayan bir tanrı çadır o.
Evinden ayrılmayı sevmez ama işte bir gün kız kardeşlerin tartışmalarından bıkınca Olimpos'u terk edip yeryüzüne yerleşir.
Hestia'nın bıraktığı boşluğa da sonradan Dionysos dahil olur.
Dionysos zaten şarap ve eğlence tanrısı değil miydi o neden Olympos'a sonradan girdi diyenlere Dionysos bölümünü dinlemelerini öneririm.
Tabi ev aile tanrıçası olmasına rağmen kendisini hiç evlenmemiş aile kurmamış olması biraz çelişkili gibi görünür ama Hestia çok çalışkandır görevine sıkı sıkıya bağlıdır görevini hakkıyla
yerine getirebilmek için.
Evlenmek istemez. Evlenmeden biriyle beraber olmak o dönemin inancında da kabul görmediği için adeta elli erkek eline değmez Hestia'nın.
XO parfümlerine sunduğu mitolojik inceler bitti.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
