
(Yunan) 62: Hayatının aşkını yapan adam: Pygmalion
16 Mayıs 2022 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
İdeal aşk nedir? Hayalindeki aşkı yapan adam Pgymalion ve aşkı Galatea'nın hikayesi
Cambly linki: https://cambly.biz/6pandora
Cambly kodu: 6Pandora
Transkript
Merhaba mitoloji merakıları.
Bugün birçoğunuzun ah keşke ben de yapabilsem diyeceği bir miti konuşacağız.
Bu hikayede adını duyacağınız başlayacak karakterler Pygmalion ve Aphrodite.
Pygmalion bir heykeltıraştır.
Bazı söylencelere göre aynı zamanda Kıbrıs'ın kralıdır.
Kafanıza takmayın ama onun bir heykeltıraş olduğu kesin.
Aphrodite çoğunuzun bildiği üzere aşk ve güzellik tanrıçası.
Hikaye şöyle. Pygmalion...
Çok şahane heykeller yapan bir sanatçıdır.
İşini çok sever ve işinde çok iyidir.
Ama gelin görün ki hayatının aşkını bir türlü bulamamıştır.
Yaşadığı yerdeki kadınlar Afudit'e saygısızlık etmiş ve onun tarafından cezalandırılmışlardır.
Kötü, sevimsiz ve sıradan kadınlardır.
Bu yüzden Pygmalion hiçbirini sevmez.
Sevemez. Hatta onların ahlaksız birer fahişi olduğunu düşündüğü için onlardan nefret eder.
''Aha, kötü zamana denk geldim.
Bu zamanın kadınları Afrodit'in gazabına uğramış, sıradan ve ahlaksız kadınlar.'' diye düşünür.
''Ya o eşsiz kadını bulacağım ve hayatımın aşkını yaşayacağım ya da böyle bir ömür yalnız kalacağım.
Bu sıradan kadınlardan biriyle yaşamaktansa kadınsız kalırım daha iyi.'' der.
Ama içindeki sevme-sevilme isteğini bir türlü karşı koyamaz.
Sanki içinde kocaman bir boşluk var gibidir.
Bir gün fil dişinden bir heykel yapmaya başlar.
Ve şekilsiz madde giderek güzeller güzeli bir kadına dönüşür.
Pygmalion adeta sanatını konuşturuyor, kusursuz bir kadın heykeli yapıyordur.
İşini bitirdiğinde öyle güzel, öyle gerçekçi bir heykel yapmıştır ki kendisi bile baktığında ona aşık olur.
Önce bu aşkın ne kadar saçma olduğunu düşünür tabii.
O sadece fil dişinden yontulmuş bir nesnedir.
Ama elinde değildir.
Kadın adeta gerçek gibi bir içim su olarak karşısına dikiliyordur.
Zamanla yükselen duygularına engel olamaz ve ona gerçek bir kadınmış gibi davranmaya başlar.
Elbiseler giydirir, mücevherler takar.
Nadiren dışarı çıktığında mutlaka ona takılar ve çiçekler alıp gelir.
Hatta heykele bir de isim verir, Galatea.
Pygmalion, Galatea ile konuşur.
Sanki cevap verebilecekmiş gibi ona sorular sorar.
Pürüzsüz tenini okşar.
Sarılıp öperken yanlışlıkla birazcık sert dokunsa hemen özlediler.
Onu incittiğinden korkar.
Günlerce, gecelerce evden çıkmadan heykelle vakit geçirir, onunla sohbet etmeye çalışır.
Galiba birçoğumuz yalnız kaldığımızda bazen Pygmalion gibi evdeki eşyalarla konuşuyoruz değil mi?
Ama bence yalnızlığın dibine vurup eşyalarla konuşacağınıza Cambly'deki hocalarla sohbet edin hem de İngilizceniz gelişsin.
Online İngilizce öğrenme ve konuşma platformu Cambly bize dünyanın farklı yerlerinden ana dili İngilizce olan eğitmenlerle konuşma fırsatı sunuyor.
Bu sayede farklı kültürlerden, farklı altyapılara sahip olan kişilerle tanışma fırsatı bulup sohbet ederken bir yandan da pratik yaparak İngilizcenizi geliştirebiliyorsunuz.
Bence en güzel yanlarından biri de eğitmenin profilini önceden görüp seçebiliyor olmak.
Belki bugüne kadar birçok defa eğitmenlerinizi seçemediniz ama Cambly'de seçme şansı sizde.
Henüz denemediyseniz hemen ücretsiz hesap oluşturun ve 6 Pandora koduyla %60 indirimli istediğiniz paketi alın.
Kampanyadan yararlanmak için kontenjan kısıtlı arkadaşlar son 100 kişilik yer kaldı sakın kaçırmayın.
Ve vaktinizi kendinize yatırım yapmak için kullanın.
Kemli'ye çok teşekkür ediyorum ve dönüyorum hikayemize.
Pygmalion'un heykelle konuşurken ne hale geldiğini Romalı şair Ovid Dönüşümler adlı kitabında şöyle anlatır.
Tutuşmuş gönlü Pygmalion'un, dayanamaz olmuş.
Sık sık sarılır, kucaklar, öper de bu yontuyu.
Bir fil dişi olduğunu düşünmezdi bile.
Öper, söyler, söyleşir, karşılık beklerdi ondan.
Eli el, kolu kol sanır okşardı.
Parmağıyla dokunsa incinir üzülür diye korkardı.
Bir olur yakınlık, bir olur ondan karşılık umardı.
Pygmalion heykelle konuşmaktan delirecek noktaya gelmiştir.
Heykel öyle gerçekçidir ki neredeyse canlı gibidir ama değildir.
Bu ruh halinin benzeri gerçek bir hikaye çok benziyor bilenler vardır.
Michelangelo ünlü Musa heykelini bitirdikten sonra ona bakıp konuş.
Sonra da elindeki çekici fırlatıp kalk gidelim demiştir.
Zaten heykel, resim gibi sanatlarla uğraşıp aşırı gerçekçi eserleri ortaya çıkarabilen biri için yaptığı şeyin canlanmaması çok acı olsa gerek bence.
Tanrı gibisiniz, ortaya çıkardığınız şey onun yarattıklarına benziyor ama değil.
Sadece onun yarattıklarının bir yansımasını yapabiliyorsunuz.
Neyse Pygmalion'da bir tanrı olmadığını, heykelin canlanmadığını kabullenince Arfudit'in bir kutsal gününde onun adına ada kadar.
Biliyorsunuz Arfudit Kıbrıs açıklarında denizde doğduğu için Kıbrıs'ta çok ünlüdür ve Pygmalion Arfudit'e ve tüm tanrılara şöyle dua eder.
Siz tanrılar bir kadın verin bana.
Elinizden gelir bu.
Benzesin bu fil dişi kadına.
Onun gibi olmasın.
Yardımcım olsun. Gördüğünüz gibi Pygmalion canlanmadığı ve kalkıp kendisine yardımcı olmadığı için heykele içerlenmeye bile başlamış.
Aphrodite kulağına gelen tüm duaların arasında bu doğaya kulak kesilir.
Çünkü diğer ölümlerin dualarından çok farklıdır.
İlginç bulur ve üzülür adama.
Yalnızlığını görür. Sonuçta aşkın değerini en iyi Aphrodite bilir.
Aşksızlığın korkunçluğunu da.
Bu çaresizce yalvaran adama yardım etmeye karar verir.
Pygmalion bir gün dışarıdan eve geldiğinde her zamanki gibi merhaba hayatım ben geldim diyerek heykele sarılıp onu öper.
Ama bir tuhaflık hisseder.
Normalde fil dişinden heykelin dudakları buz gibiyken bu kez bir sıcaklık hisseder.
Güneş mi vuruyor da böyle ısınmış bu diye gözünü açıp etrafına bakarken bir de ne görsün heykel gülümseyerek ona bakıyordur.
Kadının yüzüne kan gelmiş yanakları al al olmuştur.
Pygmalion delirdin mi acaba diye düşünürken kadının bileklerine dokunur ve kalp ritmini hissedince mutluluktan havaya uçar.
Gerçekten duaları kabul olmuş, heykel canlanmıştır.
Galatea tamamen canlandığında odada hazır bekleyen Arfudis'in oğlu aşk tanrısı Eros okunu fırlatır ve Galatea da Pygmalion'a aşık olur.
Çiftimiz evlenirler, çok mutlu olurlar.
Hatta bir de çocukları olur.
Ona Baphos adını verirler.
Kıbrıs'taki Baph şehrinin adı da buradan gelir.
Hikayenin modern literatüre yansımasına gelecek olursak, ünlü yazar George Bernard Shaw, Pygmalion'un öyküsünü modernize etmiş ve o döneme uyarlamıştır.
Hikayesinde bir profesör, Eliza isimli çiçek satarak para kazanan taş yıl denebilecek aksanından bile rahatsız olduğu bir kızı bir hanımefendiye dönüştürmeye çalışır.
Tıpkı Pygmalion gibi kızı kendi istediği şekilde yontar yani.
Bu öykü tiyatro oyuna da dönüştürülmüş ve My Fair Lady adıyla sinemaya film olarak uyarlanmış ve müzikali de dönüştürülmüş.
Başrolünde benim bayıldığım Audrey Hepburn bu rolle tam 8 Oscar kazanmış.
Bernard Shaw bu Pygmalion sayesinde 1938'de Oscar almış.
Bu arada kendisi hem Nobel Edebiyat Ödülü hem de Oscar alan tek yazarmış.
Ha unutmadan bu öyküdeki taşralı kızın bir hanımefendiye dönüşme hikayesi de Yeşilçam filmlerinden tanıdık geldi mi?
1938 yapımı filmle öykünün sonu farklı bu arada.
Çünkü Bernard Shaw öykünün sonunu mitolojinin aksine mutsuz bitirirken filmi mutlu sonuna bitirmişler.
Belki izlersiniz o yüzden sonunu söylemeyeyim ama bir ipucu.
Pygmalion ve Galatea öyküsünde Galatea'ya haksızlık yapıldığını, kendisine seçme şansı bırakılmadığını düşünür.
Pygmalion kadını istediği gibi yapar, istediği gibi yontar.
Tanrılar kızı canlandırıp aşık eder ve mutlu son.
Bernard Shaw buna karşı çıkar ve kadının seçim hakkını savunur.
Bu arada bu mit sadece bunlarla kalmamış, daha birçok öyküye, romana, oyuna ve filme konu olmuş birçok dile çevrilmiştir.
Yani çok ünlü bir mittir.
Psikolojide Pygmalion etkisi diye bilinen bir kavram var.
Galatea etkisi diye de duyabilirsiniz.
Yüksek beklentinin beklenilen sonucu doğurmasına bu isim veriliyor.
Yani bir nevi kendini gerçekleştiren kehanet.
Basitçe şu anlama geliyor.
Mesela bazı düşünceleriniz, beklentileriniz ya da önyargılarınız var.
Siz bu kafanızdaki düşüncelere ya da beklentilere göre hareket ediyorsunuz.
Karşınızdakiler de ona göre bir tepki veriyorlar.
Veya durum ona göre şekilleniyor ve sonuçta tahmin ettiğiniz şey gerçekleşmiş oluyor.
Hani ben neyden korksam başıma gelir dedikleri olay gibi.
O yüzden klişe çekim yasası konuşmaları gibi olacak ama ne yapayım hikaye böyle.
Bu hikaye bize diyor ki ne düşündüğüne ne dilediğine dikkat et.
Bu mit mutlu sonla bitse de aslında biraz tehlikeli anlamlar barındırıyor bence.
Kusursuz aşkı aramayı, kimsenin kusurunu kabul etmemeyi övüyor bir anlamda.
Oysa Mevlana ne demiş?
Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
Çünkü gerçekte o yaptığın ideal heykeli canlandıracak bir afrodit yok.
Üstelik sevgili Pygmalion sen görünüşte mükemmel bir eş oluşturdun ama sadece onun görünüşünü düşündün.
İdeal eş sadece en güzel olanı mı ki?
Ya ruhu, kalbi, heykeli ruhu üfleyen tanrıç afrodit olduğuna göre...
Ya görünüşü tam senin istediğin gibi ama ruhu afudit gibi her gördüğüne aşık olan bir tip olsa ne yapacaksın?
Elbette kusursuz dost aramamak demek, karşıdakinin her kusurunu da görmezden gelip bizi suistimal etmesine izin vermemiz anlamına gelmiyor.
Ama kendimize dair kimsenin mükemmel olmadığını bilerek yola çıkmalı.
Bazen ilişkilerde pigmalyon oluyoruz, karşımızdakini yontup ona istediğimiz şekli vermeye çalışıyoruz.
Oysa karşımızdaki fil dişinden, taştan cansız bir madde olmayınca hem biz yara alıyoruz hem karşıdaki.
Ha tabi ideal eşini istedi diye Pygmalion'u gömdük ama şu açıdan da bakmakta fayda var.
Eğer etrafımızdakiler dayanamayacağımız kusurlara sahipse belki de Pygmalion gibi yalnız kalmak daha iyidir, daha sorunsuzdur.
Sadece o heykelin hiç canlanmamasını yani belki de bir ömrü yalnız geçirmeyi göze alarak.
Kapatırken Patreon'dan bağış yaparak beni destekleyen patronlara çok teşekkür ediyorum.
Siz de desteklemek isterseniz Instagram profilindeki linke tıklayarak serfeye ulaşabilirsiniz.
Cambly'nin kampanyasını da lütfen kaçırmayın, unutmayın ve yılın en büyük kampanyası.
Patricia Barber'ın Pygmalion diye bir şarkısı var.
Hikayeye çok güzel gönderme yapan seksi bir şarkı.
Spotify'daki Mitolojik İnciler müzikleri isimli çalma listemizi ekledim.
Bir de Tua'nın Pygmalion diye bir şarkısı var.
Onu da ekledim. Almanca bilenler belki sever.
Sözleri bayağı dokunaklı.
Hayallerimizdekine en yakın kişiyi bulup Pygmalion ve Galatea gibi mutlu olmak dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
