
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ev, aile, ve ateş tanrıçası Hestia (Vesta) ve bakire rahibelerinin zorlu hayatı
Instagram: @mitolojikinciler
Reklam ve İş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Merhaba mitoloji merakları.
Yine neredeyse kanalı açtığımdan beri istenen bir konuyla karşınızdayım.
Hestia ve Vesta rahibelerini konuşacağız bu bölümde.
Bir kısmınız Yunan mitolojisi hiç bitmesin istiyor.
Bir kısmınız hadi artık başka mitolojilere geçelim diyor.
Ama gördüğünüz gibi Yunan'da hala konuşulacak çok önemli konular var.
Hestia, Titan Kronos ve Rea'nın ilk çocuğudur.
Yani Zeus'un, Hades'in, Hera'nın filan ablasıdır.
Roma mitolojisindeki adı Vesta'dır.
O konuya daha sonra döneceğiz.
Hestia, ev, ocak ve aile tanrıçasıdır.
Evlerde yanan ocak ateşi Hestia'yı ve aile olmayı temsil eder.
Hestia aile kurumunu ve aile bireylerinin her birini koruyan bir tanrıçadır.
Ocak ateş tanrıçası olması da aşırı mantıklı değil mi?
Düşünün bir evde ateş yanmıyorsa yani mesela ev ısınmıyorsa ya da yemek yapılmıyorsa çünkü yemek için ateş lazım.
Hep dışarıdan yemek söyleniyorsa falan mesela orayı tam olarak ev gibi hissetmezsiniz.
O yüzden güzel bağlantı bence.
Aristoteles'e göre de ateş yanında duyduğunuz çıtırtı Hestia'nın gülücüğünün sesidir.
Hestia genelde başından omuzlarına dökülen bir başörtüsüyle mütevazi, sakin bir kadın olarak resmedilir.
Çok kibardır. Genelde ahşap bir tahta, yün bir beyaz yastıkla durur.
Elinde bir ateş vardır ya da yanında bir ateş ve elinde o ateşi kontrol ettiği bir alet vardır.
Ve onun adına genelde evcil bir domuz kurban edilir.
Hestia ev aile tanrıçası olarak geçtiği için kendisine en uygun tapınma yeri olarak ev görülmüştür.
Çünkü Hestia'nın alanı ev zaten.
O yüzden Roma'daki Vesta bakireleri tapınağı dışında ona adanmış pek yapı yok.
Sadece eskiden halka açık yerlerde ocaklar kurulurmuş.
Oralar da Hestia'ya adanırmış.
Bir de özellikle devlet yönetimine ait binalar da Hestia'nın korumasına adanırmış.
Yani sadece ev ve ailenin değil mülklerin de koruması Hestia'dan beklenirmiş.
Hestia'ya yakarış şeklinde yapılan bir Homerik ilahiden alıntı yapalım mesela.
İnsanlar nasıl ona dua ediyorlarmış bakalım.
Hestia. Sen, Lord Apollo'nun kutsal hazinesine göz kulak olan, kilitlerinden her zaman yumuşak yağ damlayan, şimdi bu eve gel.
Gel, Bilge Zeus'la beraber yaklaş ve şarkımı lütuf bahşet.
Başka bir ilahi de şöyle der, İngilizceden çeviriyorum, en doğru anlamı yakalamaya çalışacağım.
Hestia. Hem ölümsüz tanrıların hem de yeryüzünde yürüyen insanların hepsinin yüksek meskenlerinde sonsuz bir mesken ve en yüksek onur senindir.
Senin payın ve hakkın görkemlidir.
Çünkü hem ilk hem de son olarak tatlı şarabın gerektiği gibi Hestia adına dökülmediği yerde bu şarap dökme olayını ileride açıklayacağım bu arada sensiz ölümlüler ziyafet veremezlerdi.
Ve sen Argus'un katili.
Hermes'e sesleniyor burada.
Hatırlayın Argus'u Hermes öldürmüştü.
Zeus ve Maya'nın oğlu.
Kutsanmış tanrıların elçisi, altın başağın taşıyıcısı, iyilik veren, tapınılası ve sevgili siz Hermes ve Hestia.
Ilımlı olun ve bize yardım edin.
Gelin ve bu şanlı evde birlikte dostluk içinde oturun.
İnsanların asil eylemlerini iyi bilen siz ikiniz için onların bilgiliğine ve gücüne yardım edin.
Yani katkıda bulunun, güçlendirin.
Selam Kronos'un kızı Hestia ve sen de altın başağın sahibi Hermes.
Burada hem Hermes'e hem Hestia'ya aynı ilahi içinde dua edilmesinin sebebi şu.
Hestia evin içindeki yaşamı, Hermes de evin dışındaki yaşamı temsil ediyor.
Bu ikisini aynı anda dua ederek iki tarafta da mutlu olmayı dilemiş oluyorsunuz.
Bir de mesela bir halk bir yerde yaşarken sonra yeni bir yer daha fethedip kolonileşip sınırlarını genişletirse koloninin merkezindeki yani o halkın ilk yerleştiği yerin merkezindeki Hestia adına
yanan ocaktan bir ateş alınıp yeni yere götürülürmüş.
Oradaki ocak bu şekilde yakılırmış.
Böylece merkezde koloni arasında manevi bir bağ kurulurmuş.
Yunan şehir devletlerinde Prytanion denilen yönetim kurulunun olduğu merkezde Hestia'nın bir sunağı ve sunakta ateşi bulunurmuş.
Bu ateşin de hiç sönmemesine dikkat edilirmiş.
Evlerde Hestia adına yanan ateş de aynı şekilde.
O ateş sürekli beslenmezse yani sönerse o evde ailenin ihtiyaçlarının da önemsenmediği, dinin de önemsenmediği anlamına gelirmiş.
Yani ailenin ihtiyaçlarının önemsenmesi bir nevi ibadet gibi bir şey.
Antik dönemde festivallerde işret denilen bir şey yapılırmış.
İşret bir tanrının şerefine şarabı toprağa dökerek yapılıyor.
Tanrıları onurlandıran bir hareket yani.
Bu size Hristiyanlıkta şarap ve tanrının bağlantısını anımsattı mı biraz?
Bana anımsattı valla. Neyse.
Festivallerde anılan tanrılar için işret yapılırken ilk ve son işret Hestia'ya adanırmış.
Az önce okuduğum Homerik İlahi'de ne diyordu?
Eğer toprağa dökülen ilk ve son şarap Hestia'nın adına dökülmezse oradan hayır gelmez diyordu.
Yani ilk şarap onun adına döküldüğü için Zeus'tan bile önce anılıyor Hestia.
Ve en son tekrar anılıyor ki ayrılırken de tekrar onun fikriyle festivalden ayrılın.
Hestia'yı anarak ayrılın.
İnsanların ona ne kadar saygı duyduğunun bir göstergesi bu da.
Bir de bu festivaller yalnızca bakireler tarafından hazırlanırmış.
Günümüzde mesela Anadolu'da hala bazen düğün öncesi kına yakılırken o kına merasiminde etrafta dönen oynayanlar ya da o merasimi hazırlayan kızlar genelde bakirelerden seçilir.
Bu bakirelerin hazırladığı festival olayı da Hestia'nın bana 10-10'umuz hatta açıkçası.
Hesya'nın pek bir olayı yok.
Çünkü hem diğer tanrılarla çok aşırı içli dışlı olacak, aldım verdim kavgasına girecek bir ilişki kurmaz.
Onlara ablalık yapar genelde.
Hem de Olimpos'taki evinden neredeyse hiç çıkmaz.
Hani ay bir dünya havası alayım da azıcık gezeyim, eğleneyim, insanlarla dalga geçeyim falan gibi dertleri hiç yok.
Evin de kendi kendine çok mutlu zaten.
Bir de tanrıların evi Olympos'ta yanan hiç sönmeyen bir ateş var.
O ateşin sürekli yanması görevi de Hestia'da.
Hestia bu ateşi beslemek için insanların tanrılara adayıp kurban ettiği yağlı hayvanlardan bir parça alıp ateşe atar.
İnsanların kurban ettiği hayvanlar da tanrılar katında böyle şeylerde değerlendiriliyor.
Kendi kendine yaşar dedim dikkat ederseniz.
Çünkü Hestia hiç evlenmemiştir.
Catelyn Sears'tan alıntı yapacak olursam evlerin ve ailelerin tanrıçası olan Hestia huzuru olan inancı yüzünden asla evlenip yuva kurmamıştır.
Bu nasıl bir ironidir ya?
Yani resmen Yunan mitolojisinin en bomba olayı bu bence.
Ev ve aile tanrıçası huzurlu olmak için hiç aile kurmuyor.
Dolayısıyla Hestia bakire tabii.
Tıpkı Athena ve Artemis gibi bakirelik yemin eden tanrıçalardan.
Ama onlardan çok daha sıkı bu konuda.
Çünkü onların ara ara gönülleri birilerine kayarken, Artemis ve Orion'u düşünün mesela, ya da onlar birileriyle flört ederken Hestia bunu asla yapmaz.
O yüzden ne kadar gevşek ve dalgacı olduğunu bildiğiniz diğer tanrılar, tanrıçalar bile Hestia'ya bir dedikodunun, alayın malzemesi etmezler.
Ona çok saygı duyarlar. Bir gün Poseidon da Apollo da Hestia ile evlenme isteğiyle yanıp tutuşurken aralarında bir yarışa girerler.
Hatta bu yarış neredeyse savaşa dönmek üzeredir.
O yüzden savaş çıkmasın diye Hestia Zeus'u uyarır ve ikisini de istemediğini, sonsuza kadar bakire kalmak istediğini söyler.
Zeus da onun bu isteğini kabul eder.
Böylece tüm insanları, tanrıları ve tanrıçaları aşık etme gücü olan Afrodit bile bu aşk silahını Hestia'nın üzerinde kullanamaz.
Ancak Hestia'nın onun peşinde koşan erkeklerle derdi burada bitmez.
Bir mini hikaye anlatalım şimdi.
Bu hikayede Hestia dışında adını duyacağınız karakterler...
Kibele, Priapus ve Silenus.
Kibele Anadolu'da inanılan bir bereket tanrıçasıdır.
Dikkat edin o aslında bir Anadolu tanrıçasıdır.
Direkt Yunan mitolojisi tanrıçası değil ama işte mitler, kültürler birbirlerine böyle karışmış aynı hikayede bulunabiliyorlar.
Priapus zamanında Anadolu'da ve Romanlarda, Latinlerde inanılan bir bereket tanrısı.
Çok büyük bir cinsel organı var bereket sembolü olarak.
Muhtemelen birçok yerde onun minik heykellerinin satıldığını hatta görmüşsünüzdür Türkiye'de de.
Silenus Dionysos'un alayındaki bir yaratık ve aynı zamanda Dionysos'un çok sıkı dostu, mentörü yani akıl hocası.
İnsan görünüşlüdür ama at kulakları ve kuyruğu vardır bazen de ayakları at ayağı şeklinde anlatılır.
Şimdi bir gün Hestia, bereket tanrıçası Kibir'in festivaline davet edilir ve bu davete icabet eder.
Yani Olympos'taki evinden bir türlü çıkamayan Hestia'mız bu daveti kabul eder.
Ziyafette bir güzel yer ve bayağı da şarap içer.
Uyku bastırınca olduğu yerde uzanıp birazcık kestirmeye karar verir.
Ancak Hestia'ya göz koymuş olan Priapus ona tecavüz etmeye karar vermiştir.
Ayak parmakları üstünde yürüyerek yavaş yavaş sessizce ona yaklaşır.
Ancak tam dokunacakken Silenus'un eşeklerinden biri yüksek sesle anarır.
Hestia uyanır ve Priapus'un neredeyse üstüne çıkmakta olduğunu fark eder.
Bu sırada olayı gören diğer davetliler de Hestia'yı korumak için başlarını üşüşürler ve Priapus kaçar.
Yani Hestia bekaretini korur.
Şimdi gelelim Hestia'nın Roma mitolojisindeki versiyonu Vesta'ya.
Vesta da Hestia'nın en önemli özelliklerini taşır.
Biliyorsunuz Roma mitolojisi Yunan mitolojisinin bayağı karbon kağıtta çizilmiş hali gibi.
Ama Romalılar Vesta'ya çok daha büyük bir anlam yüklemişler.
Tüm halkın büyük bir aile bağı ile kurulduğuna ve Hestia'nın da bu aileyi yani tüm halkı koruduğuna inanmışlar.
7-15 Haziran Aralığı Roma'da Vestalia Festivali olarak kutlanırmış.
Vesta'ya adanan bir festival yani ve bu festival en önemli dini bayramlardan ve tatillerden biriymiş.
Romalıların Vesta'yı Yunanlara kıyasla çok daha fazla önemsediğini onun adına yapılan tapınaklarda sunaklarda görüyoruz.
Bunların en ünlüsü Roma'daki forumun yanında bulunan Vesta Tapınağı'dır.
Burada Vesta bakireleri adı verilen rahibeler hizmet ederlermiş.
Vesta rahibesi olmak çok zorlu bir süreçtir.
Bunun için genelde 6 ile 10 yaş aralığındayken bakirelik yemini etmeniz ve 30 yıl boyunca tapınakta hizmet etmeye söz vermeniz gerekir.
Saçlarınız kesilir, beyaz bir elbise giyersiniz ve diğer rahibeler tarafından tapınağa kabul törenine getirilirsiniz.
Burada sözünüzü verdikten sonra da 10 yıl boyunca eğitim alırsınız.
Nasıl bir Vesta rahibesi olunacağına dair.
10 yıllık eğitiminiz bittiğinde de ikinci bir 10 yıl boyunca rahibe olarak tapınakta görev yaparsınız.
Bu 10 yıl boyunca her gün tapınakta yanan Vesta ateşini beslersiniz.
Ateşin sönmemesini sağlarsınız yani.
Ve ona arada su serpersiniz.
Ateşin sönmemesi çok çok önemlidir.
Çünkü Romalılar bu ateşin Roma'yı koruduğuna, eğer ateş sönerse Roma'ya uğursuzluk geleceğine inanırlarmış.
O yüzden ateşe iyi bakamayan, onun sönmesine neden olan rahibeye çok ağır cezalar verilmiş.
Mesela sopalarla dövülürmüş ya da çubuklarla kırbaçlanırmış.
10 yıllık görev süreniz de bittiğinde bu sefer de öğretmen rahibi olarak hizmet etmeye başlarsınız ve eğitim sürecindeki rahibi adaylarını 10 yıl boyunca eğitirsiniz.
Böyle bir sistem kurmuşlar.
Bu 30 yıllık sürenin sonunda isterseniz rahibeliği bırakıp normal bir vatandaş olup aile kurup evlenebilir, çocuk sahibi olabilirsiniz.
İstemezseniz de tapınakta kalıp rahibi olarak hizmet etmeye devam edebilirsiniz.
Genelde rahibeler 30 yıllık sürelerinin sonunda tapınakta rahibi olarak kalmayı seçmişler.
Çünkü zaten rahibelikten başka bildikleri bir yaşam tarzı yok ki.
Bir de hadi diyelim ki en geç 10 yaşında falan tapınağa girdin.
40 yaşında görev süren bitiyor.
O saatten sonra git bir yerde iş bul, çalış.
evlen yani eş bul, evlen, çocuk yap filan günümüzün şartlarıyla düşünmeyin.
İnsanların 15 yaşında evlenip çocuk yaptıkları bir dönemden bahsediyoruz.
40 yaşında bir kadının bunları yapabilmesi oldukça zor o dönemde tabii.
Öte yandan bir Vesta rahibesi olmak çok onurlu bir mertebeye sahip olmak demekmiş.
O yüzden bu rahibeler diğer kadınların sahip olmadıkları bazı ayrıcalıklara sahiplermiş.
Örneğin tıpkı erkekler gibi mahkemelerdeki duruşmalara katılabiliyor ve miraslarını birine bırakmak için vasiyet yazabiliyorlarmış.
Şimdi diyelim ki Vesta rahibesi olmaya karar verdiniz.
Göreve başladınız. Ama bir şekilde dayanamadınız ve bakirelik yemininizi bozdunuz diyelim.
Yandınız. Çünkü Romalılar kentin refahını, huzurunu Vesta bakirelerinin koruduğuna inanırlarmış.
Ve bir bakirenin bakirelik yeminine ihanet etmesi Roma'ya ihanet etmesi anlamına gelirmiş.
Aa ne güzel ya.
Koca kentin huzurunu bir bakirenin omuzlarına yükle yani.
O yüzden bu büyük günahı işleyen rahibe diri diri gömülerek cezalandırılırmış.
Nasıl bir vahşet. Çünkü ancak onu kurban ederek bu olaya kızacak olan tanrıları yatıştırabileceklerine ve Roma'yı tanrıların sebep olacağı yıkımdan koruyacaklarına inanırlarmış.
Bir de bunu büyük bir törenle yaparlarmış.
Kirlenmiş. yani tırnak içinde kirlenmiş görülen rahibeyi beyaz bir kefene sararlarmış.
Bu kefen kalın kenevirden örülmüş, ince bez şeritlerden oluşurmuş.
Bu sayede rahibe hareket edemez ve çığlıkları da dışarıdan duyulamazmış.
Sonra onu tahta bir sedyenin üstüne koyar ve ibret olsun diye bütün şehirde gezdirirlermiş.
Gezi bittiğinde rahibe mezarının başına getirilirmiş.
Mezarın başında bir rahip dua okurmuş ve kefenin ipleri çözülüp rahibe mezara indirilirmiş.
Mezarda bir günlük yiyecek su ve ışık da bulunurmuş.
Toprağın altında o halde nasıl çıkıp yiyecek tam anlamadım orasını ama tören bittiğinde de mezarı kapatıp toprağını iyice düzleştirilermiş ki oranın mezar olduğu belli olmasın.
Zaten tören her zamanki geleneklere göre yapılmadığından, çünkü kız bunu hak etmiyor onların gözünde, rahibenin ölüler diyarında hiçbir zaman huzura kavuşmayacağına inanırlarmış.
Çünkü hatırlarsınız mesela, Stix nehrinden geçmek için yapılması gereken bazı şeyler var ama bunlar size yapılamıyor, sizin cenazenize.
Dolayısıyla da hiçbir zaman ölüler diyarında huzur bulamıyorsunuz.
Yani kadına verilen ceza aslında sonsuz bir ceza.
Vesta Romalılar için o kadar önemliymiş ki M.Ö.
380 yılında Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesine ve diğer pagan sembollerinin çoğunu ortadan kaldırmasına rağmen Vesta tapınağını ve figürlerini 391 yılına kadar kaldıramamışlar.
Minik bir tarihi olayla kapatalım.
M.Ö. 114 yılında önemli bir aileden bakire kızına yıldırım çarpmış ve kız ölmüş.
Bunun üzerine çok zeki bazı kişiler Bu kıza yıldırım çarptığına göre Vesta tapınağında bir şeyler ters gidiyor herhalde diyerek tapınağı incelemeye almışlar ve yaptıkları araştırmada 3 rahibenin
bakirelik yeminini bozduğuna hükmetmişler ve onlara diri diri ölüm cezası vermişler.
Bir kadın olarak ve tarihte bu acıları yaşamış kadınların acısına üzülerek söylüyorum ki yargılarınızdan bıktık bir salın bizi be kardeşim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
