
(Yunan) 55: Mitolojide süper gücü konuşmak olanlar
23 Mart 2022 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hermes ve Odysseus. Süper gücü konuşmak olanlar
Cambly ücretsiz deneme dersi linki: https://cambly.biz/mitoloji
Kod: Mitoloji
Transkript
İngilizce öğrenme ve konuşma korkunuzu yenip süper sohbetler yapabilmenizi amaçlayan online eğitim platformu Cambly, mitolojik inceleri sunar.
Merhaba mitoloji merakları.
Bu bölümde size hem eğlenceli hem bence çok öğretici bir konu seçtik.
Süper gücü konuşmak olanlar.
Bugüne kadar süper gücü hava olaylarını yönetmek olan Zeus'u konuştuk.
Büyülü korsesi ve memeleriyle istediğini kendine aşık edebilen Afrodit'ten bahsettik.
Denizlere hükmeden Poseidon'dan, güneşi oradan oraya sürükleyerek dünya üzerinde gündüz olmasını sağlayan Titan Helios'tan bahsettik.
Bunlar doğaüstü, bizim kontrol edemeyeceğimiz güçler gibi görünüyor gözümüze değil mi?
O yüzden hikayeleri dinlerken ne kadar bu tanrılarla, titanlarla bir bağ kursanız da kendinizi tamamen onların yerine koyamıyor olabilirsiniz.
Oysa bu bölümde size süper gücünü örnek alıp günlük hayatlarınızda kullanabileceğiniz mitolojik karakterlerden bahsedeceğim.
Bu bölümde ismini duyacağınız karakterler Hermes, Odysseus ve Echo.
Aslında bu karakterlerin hepsinden önceki bölümlerde bahsetmiştim ama burada biraz detaya gireceğiz.
Onların süper güçlerine, konuşma taraflarına biraz değineceğiz.
Şimdi onları sırayla hatırlayalım.
Hermes, haberci tanrı.
Ulakların ve tüccarların tanrısı.
Bir anlaşmazlıkta uzlaşma sağlama yeteneği var.
Şimdi uzlaşma yeteneği demişken dikkat ederseniz bir ulağın veya tüccarın bu özelliğinin olması çok kıymetlidir.
Krallıklar döneminde bir ulak yani haberci günümüzde bunların görevlerini büyük elçiler, diplomatlar, dışişleri, bakanları filan yapar.
Bu görevlerdeki insanlar çok kritiktir.
Eskiden kimsenin doğru düzgün ikinci dili bilmediği dönemlerde ulaklar iki dil, üç dil veya daha fazlasını bilirler ve haberleri oradan oraya taşırlardı.
Bir ulağın getirdiği bir habere bir kral ya da padişah çok sevinip onu konukseverlikle karşılayabilir ya da sinirlenip ulağın kellesini alabilirdi.
O yüzden hem götüreceği haber hem onu anlatma şekli hem ulak için hem de iki ülke arasındaki ilişkiler için o ülkelerdeki halkların kaderi için çok kritikti.
Aynı şekilde ticarette de iyi ilişkiler kurmak, kendi sattığı ürünü, hizmeti iyi pazarlayıp insanları ikna edebilmek başarılı olabilmek için kritik bildiğiniz gibi.
O yüzden Hermes her ne kadar Olympos'un yaramaz çocuğu gibi görünse de aslında onun konuşmadaki ustalığı birçok olayda kritiktir.
Şimdi onun bu sanatını kullandığı bazı olayları anlatacağım size.
1. Yüzgözlü dev Argos'ta sohbeti Zeus'un aşklarını anlatım bölümünden hatırlayacaksınız.
Zeus bir gün Io'ya aşık olur ve Hera görmesin diye onu bir ineğe çevirir.
Hera bu inekten şüphelendiği için onun başına hizmetkarı, yüz gözlü bir deve olan Argus'u diker.
Argus gece gündüz Io'nun başından ayrılmayıp onu gözetler.
Bu yüzden Io yerinden kıpırdayamaz, Zeus da onu kaçıramaz.
Zeus bu işi halletsin diye Hermes'i görevlendirir.
Hermes bir çoban kılığına girip onunla arkadaş olur, türlü türlü hikayeleri anlatarak onu etkiler, sonra da tatlı tatlı konuşa konuşa uykuya dalmasını sağlar ve Io'yu kurtarır.
Bakın modeli Miller'ın Ben Kirke kitabında Kirke Hermes'i nasıl anlatıyor?
Hermes'in cüretine ilişkin hikayeler dinleyerek büyümüştüm.
Nasıl bebekken beşiğinden kalkıp Apollo'nun ineklerini yürütüp tüydüğünü, Argos'u kandırıp bin gözünü de uykuya yatırarak bu canavar bekçiyi nasıl öldürdüğünü, taşların sırlarını nasıl kurnazlıkla söküp aldığını ve
rakip tanrıların bile başını döndürüp kendi isteklerini yaptırdığını.
2. Faenon'u ikna edişi Hatırlarsınız Zeus canlıları yaratma görevini Titan kardeşler Prometheus ve Epimetheus'a vermişti.
Bu iki kardeş hayvanları ve insanları yaratıyor ve onlara pençe, kürk, uçma becerisi gibi çeşitli beceriler bahşediyorlardı.
O günlerden bir gün Prometheus Faenon adında çok yakışıklı bir delikanlı yaratır.
Ama diğer canlıları yarattığında yaptığı gibi onu Zeus'a göstermek yerine gizlemeye karar verir.
Diğer yarattıklarını Zeus'a gösterir tek tek ama Faenon'u göstermez.
Ancak Eros bunu fark eder.
Prometheus'u Zeus'a şikayet eder.
Zeus bunu duyduğunda öfkelenir ve o genci kendisine getirmesi için Hermes'i görevlendirir.
Hermes, Zeus'un bütün pis işlerinde görevli dikkat ederseniz.
Hermes'in burada işi zordur çünkü her ne kadar evreni Zeus yönetiyor olsa da Prometheus bir titan.
Bildiğiniz gibi titanlar çok güçlüdür.
Adam canlıları yaratıyor yani daha ne olsun.
Mesela Yunan mitolojisinde tanrılar insanların dualarına, tapınmalarına ihtiyaç duyuyor.
Daha doğrusu ihtiyaç değil de kendilerine ne kadar çok tapınılır, ne kadar adak adanır, dua edilirse bir tanrı o kadar gururlanıyor, övünüyor.
Onun popüleritesi artıyor.
Dolayısıyla o tanrı daha önemli hale geliyor.
Doğada her şeyin, hemen her canlının bir fonksiyonu olduğunu, fonksiyonu önem kazandıkça kendisinin de değerlendiğini düşünürseniz, mitolojinin de bir doğa dini olduğunu göz önüne alırsanız bu mantıkla uyuşuyor.
O yüzden tanrılar insanların kendilerine dua etmesini önemsiyorlar.
Evrende daha kritik bir rolde olmak için.
Dolayısıyla Prometheus'un insanları yaratıyor olması tanrılar için önemli.
Tüm bu sebeplerle Hermes hem Zeus'un emrini yerine getirip Faenon'a alıp götürmeli hem de bunu yaparken Prometheus'u kızdırmamalıdır.
Tabi ki Hermes usta bir konuşmacı olarak bunu başarır.
Faenon'a Zeus'a gelirse ölümsüz olabileceğini söyler ve ölümsüz olmanın güzelliklerini anlatı anlatı bitiremez ve onu ikna eder bu meseleyi de böylece halletmiş olur.
Hermes'in Prometheus'la yaptığı çok iyi bir konuşma var.
Bunu dinleyince çok etkileneceğinizi düşünüyorum.
Olay şu Uranüs ve Kronos'tan sonra tahta geçen Zeus için babası Kronos ve toprak Anagai'ye bir kehanet ortaya atarlar.
Zeus'un doğacak çocuklarından birinin tıpkı Uranüs'ün ve Kronos'un çocuklarının babalarına yaptığı gibi Zeus'u tahttan indireceğine dair bir kehanet.
Zeus bundan endişelenir ve geleceği görme yeteneği olan Prometheus'tan neler olacağını öğrenmek üzere Hermes'i görevlendirir.
Ancak burada da Hermes'in işi zordur.
Çünkü Prometheus ateşi tanrıların evi Olympos'tan çalıp insanlara armağan ettiği için Zeus ona çok kızıp onu Kafkas dağlarına zincirletmiş ve sonsuz bir cezayla cezalandırmıştır.
Prometheus bölümünden hatırlarsınız her gün bir kartal gelip Prometheus'un ciğerini kemirip gidiyor ona büyük acılar çektiriyordur.
Ancak Prometheus bir titan ve ölümsüz olduğu için ciğer tekrar yenileniyor.
Prometheus iyileşiyor ve ertesi gün aynı kartal gelip yine aynı işkenceyi yapıyordur.
Şimdi Hermes'in bu halde işkence çekmekte olan Prometheus'a gidip Zeus'un istediği bilgiyi ondan alması gerekir.
Şimdi aralarında geçen konuşmayı İngilizce bir kaynaktan çevirerek okuyacağım.
Edebi İngilizceyi mükemmel çeviremiyorum maalesef ama olduğu kadar anlatmaya çalışacağım.
Sana sesleniyorum zeki ve kurnaz olan.
Baba yani Zeus. Hangi evlilik vasıtasıyla iktidardan atılacağını söylemeni emreder.
Ve bunu iyice anlat.
Tam olarak olduğu gibi. Bir bilmece gibi değil.
Beni çifte yolculuk yapmak zorunda bırakma Prometheus.
Gördüğün gibi Zeus senin gibilerle uğraşmaktan pek memnun değil.
Burada aşağılayıp üst bir tondan girerek Prometheus'un psikolojisini zayıflatmaya oynadı Hermes.
Prometheus, cesurca konuştun doğrusu.
Gururla şişirilmiş konuşman ancak senin gibi tanrıların kölesine yakışır.
Gençsin, tıpı gücün kadar gençsin ve gerçekten de kederin erişemeyeceği yüksekliklerde yaşadığını düşünüyorsun.
Burada Hermes'in alaycı ve rahat mizacına laf vuruyor.
Bu tepelerden kovulmuş iki hükümdarı görmedin mi?
Uranüs ve Kronos kastediyor.
Üçüncüsünün, şimdiki efendinin de en utanç verici ve en hızlı şekilde yıkımı uğradığını görmek için yaşayacağım.
Bu müstehcen tanrıların önünde sindiğimi mi düşünüyorsun?
Hayır, hiç de değil. Geldiğin yoldan geri dön.
Çünkü beni sorguladığınız hiçbir şeyi öğrenemeyeceksiniz.
Prometheus, Hermes'e sert kayaya tosladığını, öyle kolay lokma olmadığını gösterdi burada.
Hermes, kendini bu sıkıntılı duruma yine bunun gibi bir gururlu inatla düşürdün.
Prometheus, sizin köleliğiniz için ben servetimi takas etmem.
Ben yapmam bunu. Hermes, Zeus babanı güvenilir habercisi olmaktansa bu kayaya hizmet etmek daha iyi belli ki.
Hala aklını başına toplamayı öğrenemedin.
Prometheus. Evet, yoksa senin gibi alt kademe birine cevap vermezdim.
Prometheus, Titan olmasının verdiği güçle tanrıları ezikliyor burada.
Hermes. Görünüşe göre babanı talep ettiği hiçbir şeye cevap vermeyeceksin.
Prometheus. Evet, doğrusu ben ona borçluyum ve bana yaptığı iyiliğin karşılığını vermeliyim.
Yani sırf beni diğer Titanlar gibi Tartaros'a hapsetmedi diye Zeus'un kölesi olmayacağım demek istiyor burada Prometheus.
Hermes. Benimle çocukmuşum gibi alay ediyorsun.
Prometheus. Benden bir şey öğrenmeyi umuyorsan bir çocuk hatta bir çocuktan daha aptal değil misin?
Bu zincirler çözülünceye kadar Zeus'un beni bunu söylemeye ikna edeceği hiçbir eziyet yok.
Çünkü hiçbir şey onun egemenliğini kaybetmeye mahkum olduğunu söylemek için bile olsa irademi bükemez.
Hermes, bak bu torun sana bir faydası var mı?
Dikkat ederseniz konuşma üst perdeden giren Hermes o yolla ikna edemeyeceğini fark edince strateji değiştirdi.
Prometheus Bunun böyle olacağı çok önceden belliydi ve bir faydası olmuş mu?
Bak bakalım. Gibi bir laf ediyor burada.
Umarım doğru çevirmişimdir.
Yani diyor ki ben geleceği görüyorum ve bunun böyle olacağını da biliyordum.
Bile bile yaptım bunu.
Bak halime diyor yani. Ben bile bile Zeus'a isyan ettim.
Dolayısıyla da gelecekte de ne olduğunu biliyorum ve şey yapmayacağım.
Yolumdan dönmeyeceğim diyor. Hermes.
İradeni bük. Aptal budala.
Ah şu andaki acıların karşısına artık iradeni bilgele bük.
Yani inadın acından daha mı değerli?
Biraz olgunlaş, gurur yapmak yerine acından kurtul diyor burada Hermes.
Prometheus, beni boş yere rahatsız ediyorsun.
Sanki ikna edebileceğin kolay bir dalgaymışım sanıyorsun.
Zeus'un isteğiyle kadınların yaptığı gibi ellerimi yukarı kaldırıp bu kadar çok nefret ettiğim düşmanımı beni bu zincirlerden kurtarması için yalvaracağımı asla düşünme.
Ben buna çok, çok uzağım.
Hermes. Çok konuşsam da boşa gideceğini düşünüyorum.
Çünkü benim ısrarlarım ne seni yatıştırır ne de yumuşatır.
Yeni koşumlu bir tay gibi dişindeki parçayı alıyorsun ve dizginlere karşı mücadele ediyorsun.
Uff benzetmeye bakın nasıl küçümsedi.
Ama bu seni öfkelendiren önemsiz bir araçtır.
Çünkü budala zihniyette salt öz iradenin kendisi her şeyden daha az yarar sağlar.
Yani sen bu inadını irade olarak görüyor olabilirsin ama düşünme şeklin mantıksız olduğu için irade olarak gördüğün şey sana yarar sağlamıyor, zarar veriyor diyor.
Yani Prometheus gurur ve inat kartını oynarken Hermes akıl ve mantık kartını oynuyor.
Ama sözlerime inanmıyorsan bile kaçıştan sonra başına nasıl bir fırtınanın ve büyük bir keder dalgasının geleceğini bir düşün.
Şimdi burada tehdite başladı.
İlk olarak baba bu pürüzlü uçurumu gök gürültüsü ve şimşek aleviyle yakacak ve bedenini mezara gömecek.
Bu sırada bu kaya seni kucağında sımsıkı tutacaktır.
Ama uzun bir süre sonra ışığa geri döneceksin.
O zaman gerçekten de Zeus'un kanatlı tazısı, yırtıcı kartal, bütün gün boyunca davetsiz bir ziyafete gelen vahşi bir iştahla vücudunu lime lime büyük parçalara ayıracak ve kararana kadar kara ciğerini kemirerek doyacak.
Bir tanrı senin dertlerini üzerine almış gibi görünene kadar ve kendi öz iradesiyle Hades'in güneşsiz diyarına ve Tartarus'un karanlık derinliklerine inene kadar bu ıstırabın hiçbir terimine bakma.
Bu nedenle şimdi bu tavsiyeyi al.
Çünkü bu sahte bir övünme değil.
Çünkü Zeus'un ağzı yalan söylemeyi bilmiyor, her dediğini yapar.
Mantıklı şekilde derinlemesini düşün ve inatçılığı asla akıllıca öğütten daha iyi görme.
Burada Kor'a girer ve şöyle der.
Bizce Hermes zamansız konuşmuyor.
Çünkü inatçılığını bir kenara bırakıp bilgeliğin iyi öldüğünü aramanı söylüyor.
Bu tavsiyeyi dinle. Bilgenin hatada ısrar etmesi utanç vericidir.
Bakın Koro ikna olmuş Hermes'in dediklerine.
Prometheus. Bu benim için yeni bir haber değil doğrusu.
Bu adamın böyle gürültülü şekilde ilan ettiği bir mesaj değil.
Hermes'i laf salatası yapmakla, şaşalı laflarla kendine akıllı göstermeye çalışmakla eleştiriyor burada.
Düşmanım düşmandan acı çekmesi bir rezalet değil.
Bu nedenle şimşeğinin çatallı kıvrımı başıma dökülsün ve gökyüzü gök gürültüsü ve vahşi rüzgarın yıkımıyla sarsılsın.
Hermes. İşte bunlar aklı yitirmiş kişilerin düşünceleri ve sözleridir.
Bu dediğinin çılgınlıktan ne farkı var?
Ama ne olursa olsun onun ıstırabına sempati duyan sizler buradan hemen gidin ki gök gürültüsünün amansız kükremesi duyularınızı sersemletmesin.
Bu konuşmayı burada bırakalım.
Burada Prometheus akıllanmaz şekilde inatçı olduğundan Zaten geleceği görüyor.
O yüzden de ona göre inat edebiliyor.
Ve Zeus'un yönetim tarzına nefret ettiğinden zaten ikna olması mümkün değil.
Ama takdir edersiniz ki konuşma çok iyiydi.
4. Cadmus'a Harmonia'yı istemesi.
Şimdi uzun uzun hikayelerini anlatmayacağım ama kısaca Cadmus Tebae şehrinin kurucusudur.
Şehri kurup adamlarını bir pınardan su almaya gönderir.
Ama adamları geri gelmez.
Onları merak edip bakmaya giden Cadmus bir de ne görsün.
Pınarı bir ejderha korumaktadır.
Ve görünen o ki bu ezderha katmusun adamların hepsini mideye indirmiştir.
Adamları için duyduğu üzüntüyle Cadmus bu ejderhayı öldürür.
Bakın o kadar adamın baş edemediği yaratığı tek başına öldürdü.
O kadar güçlü yani. Ancak gelin görün ki bu ejderha savaş tanrısı Ares'in oğludur.
Tabi Ares oğlunun öldürülmesine çok öfkelenir ve Cadmus'un da bir bedel ödemesi gerekir.
Ceza olarak 5 yıl Ares'e kölelik yapar.
Cezası bittiğinde de Zeus ona eş olarak güzeller güzeli Harmonia'yı istemesi için Hermes'i görevlendirir.
Hermes de kızı oğlanı ister, ikna eder ve alır.
5- Atina'yı Poseidon'un öfkesinden kurtarması.
Biliyorsunuz Atene ve Poseidon, Atina'nın koruyucu tanrısı olmak için yarışmışlardı ve halk Atene'yi seçmişti.
Önceki bölümlerde anlatmıştım.
Atene şehre zeytin ağacı hediye ettiği için halk onu seçmişti.
Bu olaydan sonra Poseidon, Atinalıları çok kızar ve üzerlerine korkunç bir sel göndererek şehri yerle bir etmeye kalkar.
Boşuna Olimpos'un kabadası demiyorum yani Poseidon'a.
Ama bunu gören Hermes hemen olaya el koyar ve bunu yapmaması için onu ikna eder.
O yüzden Atinalılar Hermes'e çok şey borçlu.
En ilginç caddelerinden birinin adı da şu an Hermes.
Oradan geçerken Instagram'da paylaşmıştım.
Hikayenin devamında bazı söylencelere göre Athena Poseidon'a bir güvercin aracılığıyla bir zeytin dalı göndererek barış teklif etmiştir.
Zeytin dalının barışı temsil etmesi oradan gelir ama Bana pek Atinalık bir hareket gibi gelmiyor bu.
Çünkü tanrılar genelde bir savaşı, bir yarışı kazandıklarında yenilen tarafa üzülüp böyle tatlı hareketlerde bulunmazlar.
Yani tam tersi alay falan ederler.
Ama neyse böyle de bir mit var bilin.
6. Amfion ve Zetus'u kral dedeleri Lycus'u öldürmemeleri için ikna etmek.
Amfion ve Zetus, Zeus'un o dönemki Tebai kralının kızı Antiope'den yaptığı yarı ölümlü oğullarıdır.
Antiope, Zeus kendisine tecavüz ettikten sonra başka bir ülkeye kaçar ve oranın kralıyla evlenir.
Ancak Tebayi kralı, bu kralın Naikteus ya da Lycus olduğu söyleniyor, ben Lycus diyeceğim, kızını oradan kaçırır ve cezalandırmak için Tebayi'ye geri getirir.
Ancak onlar yoldayken Antiyope doğum sancısıyla kıvranmaya başlar ve ikiz çocukları Amfion ve Zetos'u doğurur.
Ama kral babası kurda kuşa yem olsunlar diye torunlarını Kitayron dağına terk eder.
Tebayi vardıklarında da Antiyope'yi yeni karısı Dirke'ye eti senin kemiği benim diyerek bırakır ve kötü kalpli Dirke tam o eski Türk...
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
İkna eder ve hikayeyi baştan sona anlatır.
Annelerinin çektiklerini çok üzülen çocuklar gidip dirkeyi bulur ve saçlarını bir boğanın boynuzlarına takarak onu sürükleyip öldürürler.
Tebaayı işgal edip yönetime el koyarlar ve az kalsın dedelerini de öldürecekken Hermes onları bunu yapmamaya ikna eder.
Ki aileden birini öldürmek büyük günahtır biliyorsunuz.
Yaparsanız erinyeler sizi çıldırtana kadar takip eder ve size işkence ederler.
Ve Hermes aynı zamanda kralı da tahtı bu çocuklara bırakmayı ikna eder.
Böylece yine arayı bulup ortalığı yatıştırır.
7. Güneşi ters yönde gitmeyi ikna etmek.
Şimdi bu hikaye biraz karışık ve aslında önemli bir hikaye.
Biraz karışık ve farklı versiyonları var o yüzden iyi dinleyin.
Bu hikaye adından da anlaşılacağı üzere çok ilginç ve dehşet verici.
Şimdi kısaca anlatayım.
Atreus ve... Tayestes adında iki kardeş var.
Bunlar kral olmak için sürekli kendi aralarında çekişirler.
Yani babaları da hayattayken çekişirler.
Ve hatta küçük kardeşlerinin de ölümüne sebep olurlar.
Argos krallığını ele geçirirler.
Ama çok ciddi baba bedduası almışlardır.
Ve baba bedduası tutar derler dikkat.
Tayestes hükümdarlığın sembolü olan altın kuzuyu çalar.
Ondan sonra Atreus'u oyuna getirir.
İşte kuzuyu çaldım, kuzu bana geldi.
Dolayısıyla krallık benim falan diye.
Bu arada Atreus'un karısını da ayartır.
Ancak Thestes'in oyunu sonradan ortaya çıkar.
Dolayısıyla kaçmak zorunda kalır.
Kaçarken de Atreus'un ayarttığı karısını ve oğlunu da yanına alır.
Çocuğu yıllarca kendi çocuğu gibi büyütür.
Yıllar sonra çocuk büyüyünce onu Atreus'u yani öz babasını öldürmeye yollar.
Ama kimse onun Atreus'un çocuğu olduğundan haberdar olmadığı için Atreus öz oğlunu öldürür.
Bakın babalarının ahı nasıl çıkmaya başladı.
Ama daha bitmedi. Bir gün Zeus Hermes'e der ki Atreus'a git ve onu krallığı kardeşine bırakması için ikna et.
Hermes onunla konuşur ve Atreus eğer güneş ters yönde hareket ederse krallığı kardeşine devredeceği konusunda Hermes'le anlaşır.
Şimdi bakalım Hermes bunun olmasını nasıl sağlayacak?
Atreus, Thaestes'e haber yollar ve gel ortalarda sefi sefi dolaşma, eski anlaşmazlıkları unutalım, krallığı paylaşıp gül gibi yaşayıp gidelim diye numara yapar.
Tayestesi ve çocuklarını krallığına davet eder.
Onları ağırlarken bir yolunu bulup bir ara çocukları babalarının yanından ayırır ve onları kestirir.
Akşam ziyafetinde de Tayestesi yedirir.
Tayestes yani böyle bayağı bir yedikten sonra böyle yer işte etleri falan karnı doyar.
Ondan sonra benim çocuklarım nerede diye böyle bir aklına gelir.
Tam o sırada böyle Atreus masanın altından başka bir kap çıkarır ve işte burada der.
Orada çocukların işte başları, elleri, ayakları falan vardır.
Ve tabii ki... Thaestes dehşete kapılır.
Tam bu sırada gördüklerinin korkunçluğundan güneş titanı Helios bile çok üzülür.
Yani nefret eder bu gördüğü iğrenç şeyden.
Biliyorsunuz Helios dünya üzerinde olup biten her şeyi görür.
O yüzden bu gördüklerine dayanamaz ve yoluna devam etmez.
Güneşi geriye doğru çekerek evine döner.
Güneş ters yönde gittiği için de Atreus krallığı Thaestes'e bırakmak zorunda kalır.
8. Calypso'yu Odysseus'u serbest bırakmaya ikna etmesi.
Kalipso bölümünden hatırlayacağınız üzere Nympha Kalipso Odysseus'a aşık olmuştu ve onun adadan gitmesine engel oluyordu.
Odysseus 7 yıldır bu adada hapis gibiydi.
Hermes Kalipso'yu ikna etmek için gelince Kalipso onu tanır ve sorar.
Buradaki görevin nedir merak ediyorum altına asalı Hermes.
Buraya sık gelmesen de onurlu ve hoş bir misafirsin.
Aklından geçeni söyle.
Yapabileceğim bir şeyse yapayım.
Bunları söylerken bir yandan tanrılara layık bir ziyafet masası hazırlayıp nektar ve ambrosya ikram eder.
Nektar tanrıların içeceği, ambrosya da yiyeceği.
Hermes yiyip içtikten sonra Calypso'ya cevap verir.
Sana bütün meseleyi dürüstçe anlatacağım.
Buraya gelmemi emreden Zeus'tu.
Burada yanınızda Priyamos kasabası çevresinde savaşan diğerlerinden daha şanssız bir adam varmış.
Onu hemen salıvermen gerekiyor.
Çünkü onun hayatı burada bitmek üzere tayin edilmemiş.
Onun kaderi kendi ülkesine dönmek ve akrabalarını tekrar görmek.
Duydukları da çılgına dönen Calypso ürperir ve hızlı hızlı konuşmaya başlar.
Siz tanrılar merhemetsizsiniz.
Diğer tüm varlıkların ötesinde küskünsünüz.
Bir tanrı çakılık değiştirmeden bir erkeği yatak arkadaşı kocası yaparsa kıskanırsınız.
Ama dediğin gibi Zeus bir amaç belirliyse kimse onu engelleyemez.
Eğer onun emri böyleyse bırakan adam gitsin çorak denizin üstünde nereye isterse oraya.
Hermes Öyleyse gitmesine izin ver ve Zeus'un öfkesini dikkate al.
Yoksa sonra rahatsız olursun diye tetis ederek oradan ayrılır.
Kalipse Odysseus'u serbest bırakır hatta bildiğiniz gibi evine sağ salim ulaşması için ona yardım eder.
9. Psiki'nin Aphrodite'nin evine geri dönmesini sağlamak.
Psiki ve Eros bölümünden hatırlayacağınız üzere Psiki Eros'un sevdiceğidir ve Aphrodite ona hizmetçilik yaptırır.
Hatırlamayanlar bölümü tekrar dinlesin.
Eros ve Psiki'nin ilişkisi Aphrodite'in onaylamadığı bir ilişkidir.
Aphrodite de olsan kaynanıp yapıyorsun demek ki.
Neyse sonunda bir gün Psiki ortadan yok olur.
Aphrodite her yerde onu ararken Hermes'ten yardım ister.
Hermes Psiki'nin adını ve onu tanımlayan bazı özellikleri her yerde ilan eder ve şöyle der.
Eğer biri bu kızı Afrodit'in Psiki adlı hizmetçisini getirir veya onun gizli yerini gösterebilirse ödül olarak Afrodit'in kendisinden 7 tatlı öpücük ve ek olarak okşayan deliğiyle verilen ballı
özel bir öpücük daha alacaktır.
Hermes bu duyuruyu yaydıktan sonra erkekler arasında inanılmaz bir rekabet çıkar.
Afrodit'i öpmenin hayaliyle yanıp tutuşan adamlar her yerde yana yakıla Psiki'yi arayıp yaka paça onu Hermes'e getirmenin yollarını ararlar.
Pisiki erkeklerin geldiği bu hallen öyle korkar ki kimse onu bulmadan kendi rızasıyla Afrodit'in evine döner.
Görüyorsunuz Hermes hiç kendini yormadan verilen görevi yerine getirdi.
Doğru cümleleri kurup doğru ödülü koyarak kendisi yerine başkalarının işi yapmasını sağladı.
İşte iyi konuşmak bu kadar önemli olabiliyor.
Bence iyi konuşmanın iki ana unsuru var.
Bir, hangi kitleyi nasıl hitap edeceğini bilmek ve IQ'nu kullanarak insanları etkilemek.
Konuştuğun dili iyi kullanabilmek, onda akaca olabilmek.
Birincisini geliştirmek, yani etkileyici konuşabilmek için insanları iyi gözlemlemek, nelerden etkilendiklerini anlamak, çok okumak, tartışmak, konuşmak, hayatı anlamak gerek.
İkincisi içinse, yani konuştuğun dili iyi kullanabilmek içinse o dili hakim olmak ve bol bol pratik yapmak gerek.
Müsaadenizle hikayeye birkaç saniye ara vereceğim.
Çünkü bu bölümü sponsor olup sizinle kurduğumuz bu entelektüel komüniteyi genişletme yolunda bana destek olan ve her birimizin kendini geliştirmesine destek olmak isteyen Kemli'ye teşekkür etmek istiyorum.
Beni Instagram'dan takip edenler bile Türkçe kaynakları ek olarak kendimi geliştirmek için yabancı kaynakları da takip ediyorum.
Ki mitolojik kitapların bazılarının zaten Türkçesi bile yok.
Ve ara ara Instagram'da da yabancı kaynaklardan ve hesaplardan paylaşımlar yapıyorum.
Bazılarınız bu paylaşımları İngilizce'de isyan ediyor.
Ama daha fazla kaynağa ulaşıp dünyaya açılabilmek, dünya insanı olabilmek için İngilizce konuşmamız gereken ortamlarda sadece derdimizi anlatabilecek seviyede değil de Hermes gibi kendimizi güvenerek konuşabilmemiz için bu
dili iyi öğrenmemiz kritik.
O yüzden Cambly ile beraber size İngilizce öğrenmeye başlama veya pratik yaparak konuşmanızı geliştirmede destek olabilirsek ne mutlu.
Cambly, iki eski Google mühendisi tarafından geliştirmiş bir uygulama.
Anadili İngilizcesi olan eğitmenlerle 7-24 istediğiniz zaman görüntülü ders yapabiliyorsunuz.
Bence en süper yanı da ders alacağınız kişiyi profiline bakıp özgeçmişini, tecrübelerini, ilgi alanlarını bilerek seçebiliyor olmanız.
Eğer Ay Pandora hep duyuyorum da bir türlü deneyemedim şunu diyorsanız bunu bir işaret olarak görüp hesap oluşturup mitoloji koduna girerek ilk dersiniz ücretsiz alıp deneyebilirsiniz.
Hatta linkini de bölümün açıklamasına bıraktım.
Eğer denerseniz ve tecrübenizi benimle instagramdan paylaşırsanız çok mutlu olurum çünkü merak ederim.
Hermes'in hitabetteki ustalığını baya konuştuğumuza göre şimdi de bu konuda öne çıkan diğer karakterlere biraz değinelim.
Odysseus'a devam edelim.
Odysseus İthaka kralı.
Kıvrak zekasıyla tanrıçı Athena'nın göz bebeği.
İkna kabiliyeti inanılmaz yüksek bir hitabet ustası.
Ona özel bir bölüm de yapmıştım hatırlarsınız.
Cadı Kirke'yi kendine nasıl aşık etmişti?
Domuza çevirdiği adamlarını normale döndürmeye nasıl ikna etmişti?
Biliyorsunuz. Bakın tanrıçı Athena bile Odysseus'a nasıl sesleniyor?
Bin bir türlü düzeninde aşmak için seni bir tanrı bile çok kurnaz ve düzenbaz olmalı.
Seni Hızır, seni cin fikirli, yalana dolanı doymaz senin.
Kendi yurdunda da mı vazgeçmeyeceksin sen çocukluğundan beri sevdiğin bu uydurma masallardan?
Bırakalım bunları artık, düzenden anlarız ikimiz de.
Düşüncede ve sözde en üstsüzü sensin bütün ölümlülerin.
Ben de aklım ve düzenlerimle övünürüm tanrılar arasında.
Şimdi Odysseus'un hitabet gücünü birkaç hikaye üzerinden konuşalım.
1. Agamemnon'un kızını kurban etme ikna etmesi.
İfigene bölümünden hatırlarsınız, tam Truva Savaşı'nı başlatmak için yola düştüklerinde Agamemnon'un Artemis'e yaptığı bir sergısızlık yüzünden rüzgarlar durmuş ve gemiler hareket edememişti.
Artemis ancak Agamemnon İphigenia'yı kurban ederse onu affedip rüzgarları serbest bırakacağını söylemişti.
Agamemnon tabi bir baba olarak bu dehşet verici fikre önce karşı çıkmıştı.
Ama Odysseus onu Artemis'in bitmek bilmez öfkesinden kurtulmanın tek yolunun bu olduğuna.
Zaten Artemis zarar vermese bile eğer Agamemnon bu yüzden savaştan vazgeçerse şu an orada bulunan onca öfkeli adamın ortalığı dağıtıp onu krallığından edebileceğini.
Dolayısıyla kızını kurban etmenin çok mantıklı olduğuna ikna etmişti.
Truva Savaşı'nın başında Truva Kralı Priamos ve karısı Kraliçe Hekabe ile yaptığı pazarlık.
Savaşın hemen başında belki olay kan dökülmeden hallolur diye Odysseus yanına Menelaos ve Akileos'u da alarak karşı tarafa pazarlığa gider.
Ve yine çok sakin ve zekice konuşur.
Hatta bunu Netflix'teki Truva dizisinden alıntılayarak size dinletmek istiyorum.
Odysseus, Kral Agamemnon şunu anlamanızı ister ki amacını destekleyen büyük bir ordu gücüne sahip.
Kraliçe Hekabe. Kraliçe Aile'nin konuğumuz olarak burada kalmak istediği aşikar.
Aga Memnun'un kan dökmek gibi bir arzusu olmadığına eminim.
Odysseus. Leydim.
Kan çoktan döküldü zaten.
Kral buraya gelirken tanrıları mutlu etmek için kendi kızını kurban etti.
Kral Priamos. Özel evladın ama.
Öldürdü mü? Menelaos.
Hem de kendi elleriyle.
Odysseus. O yüzden umarım şunu anlarsınız ki barış şartlarımız pazarlığa açık değil.
Kraliçe Ekabe. Şartlarınızı söyle.
Odysseus. Sparta Kraliçesinin derhal kocasına iade edilmesi.
Kral Priamos. Geri dönmek istemiyor.
Odysseus. Saygısızlık etmek istemem Kral Priamos.
Ama onun ne istediği bizi ilgilendirmiyor.
Kral Priamos. Sizin olsun.
Odysseus devam eder.
Kral Menelaos'a yapılan bu hakaret karşılıksız kalmamalı.
Kral Priamos. Tüm hediyeleri geri yollar, telafisini yaparız.
Odysseus. Bunlar Kral Agamemnon'un talepleri.
Dardanel Boğazı.
Yani Çanakkale Boğazı.
Kontrolü sizde. Her kargodan, her gemiden vergi alıyorsunuz.
Kral Priamos. Bu bir şaka mı?
Odysseus. Sizi temin ederim ki değil.
Kral Priamos. Bu bizi mahveder.
Odysseus. Birkaçça zorluk çekersiniz hepsi bu.
Dersinizi almış olursunuz.
Kral Priamos. Hımm, anlıyorum.
O yüzden mi buradasınız? Ekonomi bizi mahvetmek için mi?
Menelaus. Şerefimi hakaret ettiğiniz için buradayız.
Odysseus. Aceleci davranma.
Kral Priamos, şehrin için en iyi seçeneği düşün.
Bu pazarlığın devamında Truva tarafı iyice öfkelense de Odysseus yine bütün sakinliğini korur ve kimse bu savaşı istemiyor, sakin olun ve bilgece düşünün diye giderek yine kral ve kraliçeyi sakince ikna etmeye
çalışır. 3. Komutan Tersites'i küçük düşürmesi Truva savaşı sırasında bir gün Akalıların tarafında olan başarılı komutanlardan Tersites,
Agamemnon'un düşüncesizlik ve açgözlülüklerinden sıkılır ve şöyle isyan eder.
Yine mi bir isteğin var Atreus oğlu?
Barakaların tunçla kadınla dolu.
Bir kente alır almaz biz akalar onları sana ver dedik ilk önce.
Bir de altın mı ister yoksa canın şimdi?
Tutup getirelim troyalılardan birini.
Gelsin babası, kurtulmalık versin sana, altınlar versin sana öyle mi?
Taze bir kadın mı istersin yoksa düşüp kalkmaya, bütün gözlerden uzakta, kapatmaya kendine?
Baş bulsun. Yakışık almaz akı oğullarını yıkıma sürüklemen.
Size diyorum Akaoğulları hey!
Akaoğulları denmez size artık.
Aka kadınları demeli.
Size aşağılık herifler sizi.
Hadi yurda dönelim gemilerimizle.
Tek başına bırakalım Troya'da onu.
Otursun Onur payının üstüne.
Yardım etmeyelim de görsün sonunu.
Saygısızlık etti Akileus'a.
En üstün yiğidimize. Aldı Onur payını.
Yoksun bıraktı onu. Akileus'un içinde büyük bir kin yok yine de.
Hem o gevşek davranmasaydı sana Atreus oğlu.
Bu senin son küfrün olurdu ona.
Bunun üzerine Odysseus tüm ordunun gaza gelip ters sesin isyanına katılmasından endişelenir ve söze karışır.
Gür sesli bir sözcüsün ama boşuna.
Gevezelikten başka bir şey değil yaptığın.
Bir daha tek başına krallara çıkışmaya kalkma.
Senden aşağılık tek yaratık yok bence Atreosoğulları ile İlyon'a gelenler arasında.
Çok iyi edersin kralları diline dolamasan.
Sövüp saymasan biteviye, dönmemize ön ayak olmasan.
Bilemeyiz bütün bu işler nasıl olacak.
Akoğulları iyi mi dönecekler, kötü mü?
Sen tutmuş sövüp sayıyorsun Atreos oğlu Agamemnon'a, erlerin güdücüsüne.
Argoslu yiğitler ona armağanlar verdiler diye.
Hem çatıyor hem ağız kabalığına boğuyorsun işi.
Bak sana diyeyim, bu dediğimde olacak hani.
Böyle zıpırlık eder görürsem seni bir daha.
Varsın Odysseus'un omuzları üstünde durmasın başı.
Bana bir daha Telemachus'un babası demesinler.
Tutup anadan doğma etmezsem seni çırılçıplak.
Ayıp yerlerini örten gömleğini çıkarmazsam sırtından.
Adam akıllı pataklamazsam seni, göndermezsem tez giden gemileri ağlaya ağlaya.
Böyle dedi, değneğiyle sırtına omuzlarına vurdu.
Tersites oldu iki büklüm, gözlerinden yaşlar haklı tane tane.
Burada aslında tersites doğru bir şey söylüyor.
Agamemnon açgözlülüğü yüzünden ona buna saldırıyor.
O kadar krallığın bilişiminden oluşan orduda eşsizliğe sebep oluyor, huzursuzluğa sebep oluyor ve artık göze batıyordur.
O yüzden artık tersites isyan eder.
Ama Odysseus da ordu zaten kaç yıldır savaşarak tükenmenin eşiğine geldi.
Bir de bu isyana katılmasın ki kendi içlerinde bölünmesinler diye ters dese aşağılar, küçük düşürür.
Yani bu konuşmayı, bu isyanı önemsiz hale getirir, gülünç hale getirir.
Yani yılanın başını çok büyümeden ezer.
Bu konuşmayı dinleyenler Odysseus'tan bir kez daha etkilenirler.
Ve Odysseus çok zeki bir adam, çok iyi öğütler veriyor, savaşı çok iyi yönetiyor diyerek kendi aralarında Odysseus'u övmeye devam ederler.
4. Truva Savaşı'nın Agamemnon'u ve Akı ordusunu biraz daha kalmaya ikna etmesi.
Truva Savaşı'nın 9. yılında Helen'i almak için şehri kuşatan Akı ordusu artık bu savaştan çok yorulmuştur ve hem krallar hem askerler evlerini çok özlemiştir.
Agamemnon bile pes edip savaşın sonunu getirmeden ülkesine geri dönmeyi kafaya koyduğunda önce Hera Athena'yı kışkırtır.
Hayır savaşı kazanmadan dönmesinler diye.
Çünkü Hera Akalar'ın tarafında Truva'nın yok olmasını istiyor.
Athena da koruyucu tanrısı olduğu Odysseus'u kışkırtır.
Ki Odysseus en başta bu savaşa katılmak bile istemiyordu hatırlarsanız.
Ama Athena onu kışkırtınca karşı gelemiyor.
Ve şu konuşmayı yaparak Agamemnon'u ve tüm orduyu kalıp biraz daha savaşma ikna eder.
Ey kral! Atreus oğlu, ölümlü insanlar arasında seni onursuz görmek ister akalar tam şu sıra.
Güzel surlu İlyon'u almadan dönmeyiz diye at besleyen Argos'tan çıkarken verdikleri sözü tutma hiç niyetleri yok.
Yurda dönmek için ağlayıp dururlar bak işte ufak çocuklar gibi, dul kadınlar gibi.
Ama bıkmamak da insanın elinde değil.
Bu işte öyle zor bir iş ki hani.
Köpüren taşan bir denizde sağlam gemisini kasırgaların alıkomasına bile dayanamaz.
Patlar karısından bir ay uzakta kalan adam.
Biz buraya geleli yıllar döne döne dokuza vardı oysa.
Gemileri yanında bunalan akaları ne demeye hakkım var?
Ama bunca yıl kalıp boş elle dönmek yakışık almaz bize.
Azıcık daha kalın, dayanın dostlar.
Bakalım kalkasın dedikleri gerçek mi değil mi?
Hep hatırlarız onun dediklerini.
Tanık olun ölüm tanrılarını görmeyen sizlerde.
Priyamos'ta tıra yolları yıkım getirmek için Aulis'te gemilerin toplandığı günün ertesi, daha ertesi günü kutsal sunaklarda bir kayanın çevresinde güzel bir çınar ağacının altında ölümsüzlere kusursuz
kurbanlar kesiyorduk hani.
Ağacın altında duru bir su akıyordu.
Büyük bir belirti göründüydü işte o zaman.
Olimposlu tanrının gün ışığına saldığı korkunç bir yaratık sunağın altından çıkıp yürüdüydü çınara doğru.
Sırtı kıpkırmızı bir yılan.
Orada ufacık serçe kuşları vardı.
Yavrular minnacık.
Yapraklar altında büzülmüşlerdi en yüksek dalında çınarın.
Hepsi sekiz taneydiler.
Dokuzuncuları da yavrulayan anaydı.
Bağırışan yavruları yutuverdiydi yılan.
Döndü durduydu anaları yana yana.
Yılan çöreklendiydi önce.
Sonra dikilip yakaladıydı çırpınan kanadından.
Serçe yavrularıyla analarını yutunca böylece onu var eden Tanrı bir anda yok ettiydi.
Niyetini gizleyen Kur'an'ın sol taş yaptıydı onu.
Hepimiz donup kaldıydık boğulan bitene.
Şölen'e nasıl karışmıştı bu belirtiler?
Kalkas oracıkta yorumladı.
Dediydi ki ne diye öyle kala kaldınız gür saçlı akalar.
Akıllı Zeus'un gösterdiği büyük bir belirti bu.
Uzun zaman sonra gerçekleşecek ama akıldan çıkmayacak hiçbir zaman.
Serçe yavrularıyla anaları nasıl yuttuysa bu yılan onlar sekiz taneydiler.
Dokuzuncuları da yavrulayan anaydı.
İşte tıpkı onlar gibi biz de savaşacağız orada dokuz yıl.
Alacağız o koca ili onuncu yılda.
İşte Kalkas böyle konuştu.
Doğru çıkıyor bunlar bugün.
Kalın güzel dizlikli akalar, kalın burada.
Priyamos'un ilini alacağımız güne dek.
Böyle dedi o, gürledi Argoslular bir ağızdan.
Tanrısal Odysseus'u öven akaların naraları gemilerin dört bir yanından çın çın çıtladı.
Ajax ile yarışması.
Bu galiba Ay 7'ye dokunuyor mu?
Ben Ajax diyeceğim. Bildiğiniz gibi Truva Savaşı'nda yarı tanrı Akileus, namı diğer Aşil, ölür.
Çünkü ölümlü olan tek yeri Aşil Tendonu dediğimiz yerdir.
Ve Truva Prensi Paris, Tanrı Apollo'nun desteğiyle onu tam bu zayıf noktasından okla vurarak öldürür.
Savaş bitip Achilleus gömüldüğünde Achilleus'un zırhının ve kalkanının kime verileceği konuşulur?
Çünkü bunlar çok değerlidir.
Olympos dağında demirci tanrı Hephaistos tarafından dövülmüştür.
Üzerinde dünya, gökyüzü, güneş, deniz, ay ve takım yıldızları vardır.
Altın tarafları vardır, gümüş tarafları vardır.
İki güzel şehir ve burada yaşayan insan tasvirleri, bir bağda üzüm toplayanlar, dans eden kadın ve erkekler gibi birçok figür bulunur üstünde.
Çok gösterişli bir kalkandır.
Akileos'un annesi Tanrı Çetetis, kalkanın en büyük Yunan kahramanı kimse ona verilmesini söyler.
Bunun üzerine Akalar en büyük kahramanın kim olduğuna karar vermek için bir konsey toplarlar.
Ajax ve Odysseus en büyük Yunan kahramanı ünvanını almak için adaylıklarını koyarlar.
Ajax hatta kendisine aslında Büyük Ajax denir.
O bir prens ve çok iyi bir savaşçıdır.
Ajax konseyde Truvalılara karşı nasıl kahramancı savaştığını, gemileri Hector'dan nasıl koruduğunu, onun ordusunun ne kadar kötü bir bozguna uğrattığını filan anlatır.
Zırh benim hakkım der.
Ama kurnaz Odysseus konseyin ağzından girer burnundan çıkar ve onları zırhı kendisinin hak ettiğini ikna eder.
Odysseus da bir kral olduğu için aynı zamanda bir savaşçıdır.
Druva'da da savaşmıştır.
Doğru ama aslında Ajax kadar usta bir savaşçı değildir.
Odysseus'un asıl gücü dilidir.
Konuşma yeteneğidir.
Savaşı değildir. Yani aslında kalkanı Ajax hak etmektedir.
Ama demek ki böyle ortamlarda dil gücü kas gücünü alt edebiliyormuş.
Konsey kararını Odysseus'tan yana kullanınca Ajax yapılan bu haksızlığa o kadar öfkelenir ki kafayı yer.
Odysseus, Agamemnon, Menelaus ve kararı veren komutanlar sanarak bir sürüyü öldürür.
Sonra onların sadece hayvan olduğunu, sandık işler olmadığını fark edince utancından yerin dibine girer, iyice delirdiğini fark eder ve Hector'un kılıcı ile kendini öldürür.
Böyle de gururlu bir insan.
Odysseus öyle bir konuşma ustası ki bugün hala konuşmayla hitabetle ilgili birçok alanda onun adı kullanılıyor.
Mesela Odisse diye bir etkinlik var.
Burada her yıl farklı ülkelerde konuşma ve dil workshopları yapılıyor ve iyi bir konuşmacı nasıl olur bununla ilgili atölyeler düzenleniyor.
Kapatmadan son olarak başka iyi bir konuşmacı ama hüzünlü bir hikayesi olan Echo'dan bahsedelim.
Echo bazılarına göre intikam tanrıçası Nemesis'in kızıdır.
Bazılarına göre bir orman perisidir.
Onun hikayesini podcast'e Narsisus ve Echo bölümünde anlatmıştım.
O yüzden detayına girmeyeceğim.
Sadece hatırlatmak istiyorum.
Echo'nun bir sürü kendisi gibi peri kız kardeşi vardır.
Ve Zeus onlarla flört etmeyi, takılmayı çok sever.
Zeus onun kız kardeşleriyle takıla dursun.
Echo da o sırada Hera'yı oyalar ki acaba Zeus kimle nerede ne karıştırıyor diye Hera ortalarda dolaşıp onu yakalamasın.
Çünkü biliyorsunuz Zeus onu aldattığında Hera yakalarsa Zeus'u değil karşı taraftakileri cezalandırıyor.
O yüzden Zeus kardeşleriyle kırıştırırken Echo Hera'nın ağzından girer, burnundan çıkar, onu saatlerce lafa tutar, hikayeleri anlatır falan filan.
Ancak bir gün Hera, bu kız niye beni sürekli boş boş lafa tutuyor?
da bir madilik diye düşünür ve Eko'nun gevezeliğinden kurtulup Zeus'u iş üstünde basar.
Dolayısıyla kendisiyle sohbet etmeye çalışıyor gibi görünen Eko'nun da bu işin bir parçası olduğunu anlayınca çok kızar Eko'yu cezalandırır.
Bundan sonra asla konuşamayasın.
Sadece duyduğunu tekrar edesin diye onu lanetler.
Hikayenin gerisini zaten biliyorsunuz.
Eko Narsesus'a aşık olur ama lanetten dolayı onunla konuşamaz.
Sadece onun sözlerini tekrar eder.
Eko yapar yani. ve narsisöz onu fark edemediği için yanlışlıkla öldürür.
Yani eğer kendi cümlelerinizle konuşmayı bilmiyorsanız, sesinizi duyuramıyorsanız yok olmaya mahkumsunuz diyor Metin.
Doya doya ve tüm tarzınızı yansıtarak konuşabilmeniz dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
