
(Yunan) 53: Sonu başından belli bir aşk: Calypso & Odysseus
25 Şubat 2022 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kurtarıcı kompleksiyle birini kurtardığınızda ilk bıraktığı siz olursunuz.
Instagram: @mitolojikinciler
Reklam ve İş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Ölüm uçurumundan kurtulanlar kurtulmuştu.
Savaştan ve denizden dönenler dönmüştü.
Bir o kavuşamamıştı yurduna ve karısına.
O yük mağaralarda alıkoymuştu onu Kalipso, yüce tanrıça.
Yanıp tutuşuyordu güçlü peri, kocası olsun diye o.
Yıllar birbiri ardına geldi ve geçti.
Ve tanrıların büktüğü kader ipliği vardı İthaka'ya, yurduna döneceği güne.
Merhaba mitoloji merakları.
Kirke'yi anlattığım dönemde bana Kalipso'yu da anlatmam için çok istek gelmişti.
Kısmet bu bölümeymiş.
Neden Kirke'yi anlattığım dönemde bu çok istendi?
Çünkü Kalipso'nun Kirke'yle benzer yanları var.
Ve ikisinin de aynı adama aşık olma hikayesi var.
Kim bu bey? Odysseus.
Aslında Odysseus'un maceralarını anlattığım bölümde Calypso kısmına yer verdim.
Ondan başka Calypso hakkında anlatacak bir şey bulmak zor aslında ama yine de bir şeyler anlatmaya çalışacağım.
Siz yine de isterseniz hatırlamıyorsanız önce Odysseus bölümünü sonra bu bölümü dinleyin.
Calypso kimdir? Oradan başlayalım.
Bir nimpa yani peridir.
Su perisi ya da orman perisi olduğuna dair söylenceler var.
Büyü yapabilme gücü var.
Bu bakımdan Kirke ile benzerlik gösteriyor.
Tıpkı Kirke gibi ona da yüce tanrıça dendiğini duyabilirsiniz.
Kalipso, Oigia adasında yaşar.
Umarım doğru telaffuz etmişimdir.
Bu adanın bugünkü Malta olduğu söyleniyor.
Kalipso'nun ismi Antik Yunan'da gizlemek, saklamak anlamına geliyor.
Kalipso güzel ve örgülü saçlı bir peri olarak anlatılır.
Ailesinin kim olduğuna dair de birçok farklı söylence var.
Bunları aklınıza tutmak zorunda değilsiniz zaten karışık.
Mesela Titan Thetis ve Okeanus'un kızı olduğu söyleniyor.
Poseidon'dan önce denizlerden sorumlu olan Nereus'un kızı olduğu söyleniyor.
Ve son olarak Titan Atlas'ın kızı olduğu ve tanrılarla Titanlar arasındaki savaşta babası Atlas'ın yanında tanrılara karşı savaştığı için tanrıların onu Oigia adasına sürgüne gönderdiği söyleniyor.
Yine Kirke gibi sürgüne gönderilen, yalnızlıkla cezalandırılan bir büyücü peri, bir kadın görüyoruz.
Ve tabii ki yine onun gibi ölümsüz.
Cezanın ağırlığını düşünsenize, ölümsüzsün ve yaşam boyu yalnız kalmaya mahkum ediliyorsun.
Odysseus'u hatırlayın, Truva Savaşı'ndan sonra Krallı Itaka'ya dönmeye çalışırken yolda Poseidon'un düşmanlığını kazandığı için tüm adamlarını ve gemilerini kaybetmişti.
Ve diğer tanrılar da zaten Akalıların turva savaşını kazandıktan sonra adaletsiz davrandıklarını, orayı burayı adaletsiz yağmaladıklarını, insanlara kötü işkenceler
ettiklerini düşündükleri için onları cezalandırmışlar.
Hem Poseidon'un düşmanlığı hem açgözlülüklerinden ve hırslarından dolayı da diğer tanrıların cezalandırması var.
Odysseus kendisi de ölümden zor kurtulmuştu ve bir odun parçasına tutunarak bu adaya kendini atmıştı.
Yalnızlıktan çok bunalmış olan Calypso, Odysseus'u görür görmez ona acır ve yardım eder.
Onu günlerce bir odun parçasının üstünde denizde yaşam mücadelesi vermiş ve harap olmuş halde bulur.
Üstünü başını değiştirir, ona yemek yedirir, baya ona bakıcılık eder yani.
Denizde sürüklenmekten helak olmuş Odysseus'u kendine getirmeyi başarır.
İnanılmaz bitkin düşmüş olan Odysseus da bu ilgiden memnun kalır.
Beraber vakit geçirirler, eğlenirler, günler geceleri kovalar.
Calypso giderek Odysseus'a aşık olur.
Odysseus'u biliyorsunuz zaten, dilbastın.
Kendisine hayran olunmasından da gayet hoşnut şekilde Calypso ile gününü gün eder.
Kilke gibi onunla da ilişkiye girer.
Yani karısı Penelope'yi yine aldatır.
Ancak birkaç yıl sonra, dikkat edin birkaç yıl diyorum.
Odysseus artık sıkılmaya başlar.
Çünkü Odysseus macera insanı.
Ömrünü bu odada hep aynı düzende, barış içinde, huzurlu geçirmek onu bir yerden sonra tatmin etmemeye başlar.
Odysseus Calypso'ya ben artık evime, krallığıma dönmek istiyorum.
Karım çocuğum beni bekler.
Lütfen bırak gideyim deyince Calypso çok üzülür.
Ona gitme.
Eğer gitmeyip kocam olursan sana ölümsüzlük ve sonsuz gençlik veririm.
Ne olur gitme diye ısrar etse de Odysseus gitmekte ısrarcıdır.
Ama tabii gemisi olmadan nasıl gideceğini de bilemez.
Tek bir gemisi, tek bir adamı dahi yoktur.
Bazen yüzerek kaçmayı denese de Calypso ona her seferinde engel olur.
Daha önce sefa sürdüğü adada artık hapsolmuş gibi hissetmeye başlar.
Buraya geleli tam 7 yıl olmuştur.
Truva'dan ayrıldığından beri ise neredeyse 10 yıl.
Bir kayanın üzerinde oturup Itaka tarafına doğru hüzünlü hüzünlü bakıp ağlar durur.
Calypso da onun bir gün durumu kabullenip gitmeyi aklından çıkaracağı umuduyla hayatına devam eder.
Ama Odysseus'un yardımına Athena yetişir.
Hatırlarsınız Athena kahramanların, macera perestlerin tanrıçasıydı.
Odysseus da onun göz bebeği.
Athena Odysseus için tanrıların bir oturumunda, böyle Birleşmiş Milletler gibi tanrılar dizilmiş toplantı yapıyor gibi hayal edin.
Athena burada Zeus'tan yardım ister.
Bu kadın Odysseus'u hapis tutuyor, bırakmıyor ki krallığına gitsin yarım kalan işlerini yapsın falan diye Calypso'yu Zeus'a şikayet eder.
Şimdi bu sahneyi Hesiodos'un Theogony'de Athena'nın dilinden anlattığı gibi dinleyelim.
Zeus baba ve siz hep var olan tanrılar.
Değnek taşıyan krallardan hiçbiri artık olmasın yumuşak, tatlı, iyi niyetli.
Hiçbiri iyilik düşünmesin kafasında.
Tersine sert olsun, kırsın geçirsin.
Tanrısal Odysseus ne candan bir babaydı halkına.
Ama ne oldu? Tekmil halkı bile unuttu.
İşte o adam bir adada yatıyor şimdi.
Bir sürü dert var başında.
Kalipsi alıkoyuyor onu sarayında zorla.
Dönemiyor baba toprağına bir türlü.
Ne kürekli gemileri var, ne arkadaşları.
Deniz'in engin sırtında onu götürecek.
Zeus bakar ki gerçekten Odysseus'un kaderinde İthaka'ya gitmek var.
Hermes'e şöyle der. Madem hep sen götürür getirirsin haberi, ilet değişmez kararımızı güzel örgülün impaya.
Çok sabırlı Odysseus yurduna dönecek de.
Kimse yol göstermeyecek ona.
Ne tanrılar ne insanlar.
Hermes Calypso'ya Zeus'un emrini ilettiğinde Calypso çok kızar ve gücenir.
Şöyle der. Tanrıların ölümlülerle istedikleri gibi gönül eğlendirirken bir tanrıçanın bir ölümlüyle beraber olması onları rahatsız ediyor çünkü kıskanç ve taş kalplisiniz diye sistem eder.
Yani bu onun dilinden değil bu arada ben öyle anlatıyorum yanlış anlamayın.
Biliyorsunuz Zeus, Apollo vs.
bunlar istedikleri gibi ölümlü kadınlarla takılıyorlar.
Hatta Ganimet adında bir oğlan var.
Bir gün Zeus onu o kadar beğeniyor ki ona ebedi gençlik veriyor ve onu Olimpos'a getirip saki yapıyor.
Yani ona içki sunma görevini veriyor.
Ama ben bir kadın olarak bir ölümlüye gönül verdiğimde bunu çekemeyip tanrılar işime taş koyuyor diye düşünüyor Calypso.
Şöyle devam eder Theogony'de.
Oysa bir gün ben kurtardıydım onu.
Bir gemi omurgasında tek başınaydı.
Yıldırımla Zeus yarmıştı onun da hızlı gemisini.
Sürmüştü şarap rengi denizleri.
Yok olmuş gitmişti soylu arkadaşları tekmin.
Yerler, dalgalar atmıştı onu buraya.
Onu sevdim, aldım yanıma, besledim.
Derdim, bir ölümsüz kılsam onu, hiç yaşlanmasa.
Neyse tabii, emir büyük yerden.
O yüzden Calypso, Odysseus'u serbest bırakmak zorunda kalır.
Hatta tıpkı Kirken'in yaptığı gibi, ülkesine sağ salim gidebilmesi için ona yardım eder.
Kendine bir sal yapması için ona balta...
Odysseus salını yaptıktan sonra da ona yolda kullanabilmesi için ekmek, şarap, kıyafet gibi lazım olabilecek bir sürü şey verir.
Tüm bu hazırlıklar 4 gün sürer.
5. gün Odysseus denize açılır.
Calypso da oturup onun gidişini üzüle üzüle izler.
Koca yürekli Calypso'ya.
Görüyorsunuz tıpkı Kirke gibi o da büyü yapabildiği ve tanrılara karşı suç işlemek potansiyeli olduğu için bir yandan negatif bir tarafı var.
Adı da gizlemek, saklamak anlamına geliyor.
O da o negatifli bir işaret.
Ama bir yandan da yaralı bir adamı kurtarıyor, seviyor, kendisini terk edeceğinde bile ona ihtiyacı olan bir sürü şey verip yardım ediyor.
Böyle düşünceli bir varlık.
Öykünün devamında Odysseus Itaka'ya ulaşır.
Gelelim Calypso'ya. Hyginus isimli yazar Fabulae yani Öyküler isimli mitolojik öyküleri derlediği kitabında Odysseus gittikten sonra Calypso'nun bu acıya dayanamayıp intihar ettiğini yazmış.
Ama Calypso ölümsüz olduğu için ölmesi biraz garip bir durum.
Bazı söylencelere göre de Calypso ölmek istemiş, denemiş ama ölümsüz olduğu için sadece kendi canını acıttığıyla kalmış.
Hesiodos Theogony adlı eserinde Odysseus ve Calypso'nun Nausitos ve Nausinos isimli iki çocuklarının da olduğunu söyler ama bu her kaynakta kabul geren bir şey değil.
Şimdi gelelim öykünün günlük hayatımıza yansımalarına.
Jacques Cousteau diye bir Fransız yönetmen vardı.
Kendisi aynı zamanda bir okyanus uzmanı, deniz araştırmacısı olduğu için okyanus okyanus gezdiği gemisinin adını bu mitten hareketle Calypso diye adlandırmış.
Gezilerinde yaptığı araştırmalarla 129 belgesel çekip 50 kitap yazmış.
İnanılmaz. Custo bunları yaptığı sıralarda inanılmaz ünlüymüş.
Hatta Fransız yiyenler bilir Phoebe'nin I love Jack Custo diye bağırdığı bir bölüm vardı.
1950'den beri görev yapan bu gemi tadilat için Yalova'daki tersaneye getirilmiş.
Neden Yalova bilmiyorum. Ve maalesef 2017'de tamir sırasında burada yanmış.
Çok üzücü. Hatta bu gemi için John Denver'ın söylediği Calypso diye bir şarkı var.
Dinleyin. Bu gemiye bize gösterdikleri, öğrettikleri için teşekkür eden çok tatlı bir şarkı.
Susan Vega'nın Calypso adlı bir şarkısı var.
Onu da mutlaka dinleyin.
Ben telif ücretleri sebebiyle buraya koyamıyorum artık.
Ajans yasakladı. Spotify'daki Mitolojik İnciler Müzikleri isimli çalma listemize ekledim.
Çok dokunaklı bir şarkı.
Şöyle azıcık çevirisini yapmaya çalışacağım.
My name is Calypso. Benim adım Calypso.
And I lived alone.
Ve yalnız yaşamaktaydım.
I live on an island.
Bir adada yaşıyorum. And I awakened to the dawn a long time ago.
Ve uzun zaman önce bir gün şafağa uyandım.
Onun denizde mücadelesini izledim.
Boğulmakta olduğunu biliyordum.
Ve onu kendime getirdim.
Şimdi bugün gün ışığı çıkıyor.
Yani bunu doğru mu çeviriyorum emin değilim.
O uzaklara yerken açıyor.
Son bir geceden sonra gitmesine izin verdim.
Diye başlayıp devam ediyor şarkı ve sonunda I do not ask him to return, I let him go.
Ondan dönmesini istemiyorum, gitmesine izin verdim diye bitiyor.
Sizin çok sevdiğiniz, benimse henüz okumadığım Percy Jackson ve Olymposlar serisinde de kalipsoya yer verilmiş.
Bildiğim kadarıyla 4. kitapta Calypso'nun babası Atlas'a yardım ettiği için adaya sürülmesi, 5.
kitapta da Persi tarafından kurtarılması anlatılmış.
Ama ben böyle mitolojiyi fazla çarpıtan eserleri çok sevemiyorum.
Yine de bir gün sizin için okumayı düşünüyorum.
Bir de Spider-Man'in anime dizisinde Calypso diye bir karakter var.
Bu dizide Spider-Man'in ezeli düşmanlarından avcı Kraken ve onun sevgilisi Dr.
Maria Crawford vardı.
Kendisi nam-ı diğer Calypso.
Calypso voodoo güçleri olan yani büyücülük yapabilen bir karakterdi.
Kraken ölünce Calypso Spider-Man'e daha da öfkelendi ve ondan intikam almaya çalıştı.
Videolarını bulursam Instagram'dan atarım.
Bir de Andrei Konçalovski'nin 97 yapımı bir mini dizisi var.
The Odyssey. Yani uzun yolculuk, macera anlamında.
Bundan Odysseus bölümünde bahsetmiş miydim hatırlamıyorum.
O dizide de Vanessa Lynn Williams isimli taş hatun kalipsoyu canlandırmış.
Onun da videosunu Instagram'dan paylaşacağım.
Hatta linkini de bölümün açıklamasına koyarım.
Çünkü görüntü kalitesi bayağı yüksek.
Ve gerçekten mini yani kısa, çok da uzun bir şey değil.
Severek izleyenler olacaktır diye düşünüyorum.
Son olarak Karayip Korsanları Siyah İnci'nin Laneti filminde de böyle büyücülükle, karanlık güçlerle bağı olan bir Kalipso vardı.
Belki hatırlayanlar vardır. O isim de güzel bir seçim olmuştu bence filmde.
Karakter incelemeye gelirsek.
Aslında ikisi hakkındaki görüşlerimi de biliyorsunuz.
Odysseus kurnaz, keyfine düşkün.
O ateerkil düzendeki birçok erkek gibi eşine sadık kalma gereği duymayıp beğendiğiyle gönül eğlendiren bir adam.
Kirkeyle de Kalipsoyla da keyfi yettiğince kaldı.
Calypso ona çok aşık olduğu için Odysseus onu bırakıp gidince Calypso'nun çektiği acıyı ve yalnızlığını da düşününce üzülmüş olabilirsiniz.
Ama aslında bir yandan da Odysseus'un karakteri zaten ömrünü öyle monoton bir hayatta geçirmeye çok uygun değil aslında.
O savaşları ve insanları yönetmeye, yönlendirmeye, zekasını kullanarak zaferler elde edebileceği maceralara alışık.
Kendini öyle ortamlarda tam hissediyor.
Bu adadaki keyfi sadece bir süreliğindeydi.
O yüzden aslında zaten o hayata ait olmayan bir adamı orada tutmaya çalışmak, bir toprağa ait olmayan bitkinin yetişip meyve vermesini beklemek gibi bir şey.
Yani boşa uğraş. Bir de gitmek isteyen birini zorla alıkoymak bir insana uzun vadede ne kadar tatmin getirir ki?
Aslında Calypso da bunu bilmeyecek bir kadın değil ama bir yandan da düşünün.
Demek ki yalnızlık ne kadar kötü bir şey ki insanı onu bırakıp gitmek isteyen birine kalması için yalvartabiliyor.
Ama yine de umuyorum siz böyle yapmıyorsunuzdur.
Çünkü ısrarla, yalvarmayla birini elde tutuyorsanız o da siz de hak ettiğiniz mutlulukları kaçırıyorsunuz demektir.
Bu arada bir not. Büyücü bir kadının yalnızlığa mahkum edilmesi tesadüf değil.
Eski zamanlarda hatta yakın geçmişte de yalnız yaşayan, evlenmemiş yani toplumu standartlarına uymayan kadınlara cadı büyücü gözüyle bakıldığını, hor görüldüklerini vs.
duymuşsunuzdur. Büyünün, kirkenin ve kalipsonun elinde bir güç olduğunu düşünürsek Olimpos tanrılarının bu iki kadını tehlike olarak görüp bir adada ömür boyu yalnızlığa mahkum etmeleri aslında ateerkil
düzenin güçlü kadınlara ve...
toplumun standartlarına uymayanlara reva gördüğü sonu bize gösteriyor.
Kapatırken yine Theogony'den bir sahneyle sonlandıralım.
Calypse, Odysseus'un gitmesine izin verdikten sonra yine de içinin acıdığını, kendisi ölümsüz ve güzel bir peri olduğu için onun karısı Penelope'den daha güzel olduğuna emin olduğunu söyler.
Gerçekten de insanlar ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, güzellik konusunda tanrıçalar ve perilerle yarışamazlar.
Odysseus da şöyle cevap verir.
Yüce Tanrıça, bağışla beni.
Ben bütün bunları bilmez değilim.
Hem boyda bosta hem güzellikten yana uslu Penelope hiç kalır senin karşında.
Ne de olsa bir ölümlüdür o.
Senin içinse ne yaşlanmak var ne ölüm.
Neyleyim ki gece gündüz onda aklım.
Tek istediğim şey görmek sıla gününü.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
