
(Yunan) 52: Mitolojik Atlar & Desperado Ranch Maceram
17 Şubat 2022 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Pegasus, Sleipnir, Mahşerin 4 atlısı ve diğer mitolojik atlar & atlılar...
Instagram: @mitolojikinciler
Reklam ve İş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhaba mitoloji merakları.
Bu bölümde size efsaneleri konu olan mitolojik atları anlatacağım.
Önce Yunan mitolojisindeki atlardan başlayacağız.
Sonra başka efsanelerdeki atları da biraz değineceğim.
Ama öncelikle neden bu bölümde atları konuşuyoruz?
Biraz ondan bahsetmek istiyorum.
Bu sıralar içinde adenelin olan ve olduğum yerden beni biraz uzaklaştırabilecek bir aktivite yapmak istiyordum.
Ve Instagram'da birden karşıma Desperado Range isimli bir hesabın etkinliği düştü.
İnceledim. At binme eğitimi veren bir hafta sonu kampıydı.
Gittim. Şimdi mitolojik hatlara geçmeden önce size kısaca bu kamp deneyimi anlatmak istiyorum.
Ya da kısaca değil uzun uzun anlatacağım bilmiyorum çünkü bol bol övesim var.
Fethiye'de bir at çiftliğiydi.
Dalaman havalimanına çok yakın.
Ulaşılması çok kolay.
kamptaki hocalar da destek oluyorlar filan.
Yusuf Hoca ve Özge Hoca adında dünya tatlısı ve atlar konusunda uzman iki hoca var.
Her kampa yalnızca 8 kişi kabul ediyorlar ki kamp katılımcılar için verimli geçsin.
Yani sadece buradan bile orayı bir ticarethane gibi değil de bir okul gibi yönetiklerini anlıyorsunuz zaten.
Daha önce etrafta gördüğüm atlar dışında hiç at görmemiş.
Bir ata asla temas etmemiş.
Hatta çifte mi atar, ısırır mı bilinmez diye bir atın yanından geçmeye dahi korkan biri olarak kampa gittim.
Ve 3 gün içinde atları okşayabilen, onları tımar edebilen, yani onların günlük bakımlarını yapan, atla yürüyüş yapıp koşabilen biri oldum.
Kamp teorik derslerle başladı.
Sonra at üstünde derslerle devam etti.
Doğa yürüyüşü, sahil turlarıyla da inanılmaz eğlenceli hale geldi.
Kamptaki atlar ve köpeklerle dost olduk gerçekten.
Akşamları ateş yakıp sohbet ettik.
Kamp sonrası görüşme planları yaptığımız arkadaşlar edindik.
Yemek ve konaklama dahil olduğu için at binmeyi öğrenmek dışında hiçbir şeyi dert etmediğim inanılmaz eğlenceli bir hafta sonu kaçamağı oldu benim için.
Zaten zeytin ağaçlarıyla çevri çiftlikte hamakta uzandığım ya da salıncakta sallandığım anlarda bile meditasyon yapmışçasına böyle kuş gibi hafif hissediyordum.
Gerçekten kafamı resetlediğim aman salat...
Talın kilosu 34 lira mı olmuş?
Aman yarın pazartesi iş var mıymış?
Yok bilmem kiminle mi kavga etmişim falan gibi dertlerden uzaklaşabildiğim süper bir deneyimdi.
Buradan da Özge Hoca ve Yusuf Hoca'ya emekleri için çok teşekkür ederim.
Kampı eğlenceli hale getiren arkadaşlarıma da beni dinliyorlarsa öpücükler ve sevgilerimi yolluyorum.
Beni dinlemiyorlarsa da teessüflerimi dinleyenler dinlemeyenlere iletsin lütfen.
Bu deneyimi yaşamak için imkan yaratmanızı öneririm ve gitmişken hatta Muğla ve civarındaki antik kentleri de gezebilirsiniz.
Beni Instagram'dan takip ediyorsanız kamptaki fotoğraflarımı ara ara paylaşacağım.
Atlar çok karakteri olan, kuvvetli, sezgileri güçlü, tıpkı insanlar gibi kendi kişilikleri, beklentileri olan hayvanlar.
Binicisine göre tavır değiştirebiliyorlar.
Bu çok ilginç. Kendileri güçlü olduğu gibi atlarla iletişim kurdukça ve onlara hakim oldukça siz de güçlü hissediyorsunuz.
En güzel tarafı da o bence at binmenin.
Ben bir şekilde insanlara hizmet eden her hayvana biraz üzülsem de kampta atlara ne kadar iyi bakıldığını, bizim kadar atların sağlığının da önemsendiğini gördüm.
O yüzden içim rahat bir şekilde Desperado Range'e öneriyorum.
Kendinizi arınmış, rahatlamış, güçlü, özel, değerli hissetmek, yeni şeyleri öğrenmek, aceneline ve doğaya doymak, gerçekten iyi niyetli insanlarla tanışmak isterseniz mutlaka orayı ziyaret edin.
Şimdi bakalım atların mitolojideki yeri neymiş?
Yunan mitolojisine göre atları deniz tanrısı Poseidon yaratmıştır.
Bizim karada yaşadığını gördüğümüz hayvanın bir deniz tanrısı tarafından yaratılması ilk bakışta ilginç gelebilir.
Ama Poseidon'un atları dalgaların köpüğünden yarattığını öğrenince belki fikriniz değişir.
Çünkü düşünün dalgalar hızlıdır ve rüzgarla çarpışınca da...
Kendi akış kuvvetlerinden dolayı da köpürürler.
Bir şeyleri deviren, parçalayabilen şiddete ulaşabilirler.
Atların hızı ve güçleri de buradan geliyor.
Antik dönemde insanlar kayalıklardan denize atları atarak Poseidon'a kurban ederlermiş.
Şimdi bakalım ne gibi mitolojik atlar var.
1. Pegasus Çok iyi bildiğiniz bir at ama yine de onu anmadan olmazdı.
Bembeyazdır ve kanatları vardır.
Poseidon Medusa'ya tecavüz ettiğinde Medusa Pegasus'a hamile kalmıştır.
Perseus Medusa'yı öldürdüğünde de Pegasus Medusa'nın içinden çıkmıştır yani doğmuştur.
Pegasus uçabildiği için birçok kahramana görevlerinde yardım eder.
Herakles, Perseus, Bellerophon bunlardan bazıları.
Muhtemelen hepinizin bildiği hava yolu şirketlerimizden Pegasus da ismini ve logosunu bu hattan alır.
Pegasus'un Zeus'un yıldırımlarının yeryüzünü taşımakla görevlendirildiği de söylenir.
Bir söylenceye göre Pegasus'u Bellerophon'a yardım etmesi için veren Athena'dır.
Önceki bölümlerden hatırlarsınız Bellerophon'un hayatta kalmak için yerine getirmesi gereken bazı görevler vardı.
Bellerophon bir gün yardım istemek için Athena tapınağına gider ve yalvarıp yakardıktan sonra orada uyuyakalır.
Uyandığında Pegasus'un altın gemini yanında bulur yani Athena ona Pegasus'un gemini vermiştir.
Bellerophon Pegasus'la birlikte görevlerini başarıyla tamamladıktan sonra iyice gaza gelir ve madem bu at Olimpos'a gidip gelebiliyor beni de götürsün o zaman diye düşünür.
Atı Olimpos'a doğru uçurur.
Ama ölümlü bir kahramanın haddini aşmasına kızan Zeus Onlara bir sinek musallat eder.
At binenler bilir diyerek de havamı atayım.
Atlar sineklerden çok rahatsız oluyorlar.
O yüzden Pegasus bu sinekten kurtulmaya çalışırken Bellerophon'u sırtından atar.
Bellerophon geri dünyaya düşer.
2. Areion Deniz tanrısı Poseidon ve bereket tanrıçası Demeter'in çocuğudur.
At şeklindedir ama bazı kaynaklara göre insan gibi ayakları vardır.
Ejderha kanatlı olarak resmedilir.
Atların ejderhalar soyundan gelme olduğuna dair bir inanç da var.
Muhtemelen bu da oradan geliyor.
Arion'un mavi yeleleri vardır ki o da babasının deniz tanrısı olmasına bir gönderme.
Arion ölümsüz bir attır.
Onun da Herakles gibi birçok kahramana görevlerinde yardım ettiği olmuştur.
3. Sentorlar, At Adamlar Bunlardan daha önce bahsetmiştik.
Genelde baş ve boyun kısımları insan, vücutlarının geri kalan kısmı ise at vücudu şeklindedir.
Sentörler dağlarda, ormanlarda yaşarlar.
Çiğ et yerler oldukça vahşi ve saldırgandırlar.
Şaraba çok düşkündürler.
Şarap tanrısı Dionysos'a taparlar.
Şehvetli ve kadın düşkünüdürler.
Atalanta'ya tecavüz etmek istemişlerdi hatırlarsınız.
Gördüğünüz gibi uçguruna hakim olamamak yine vahşi bir yaratıkla eşleştirilmiş.
Yani mitoloji şehveti hep küçümsüyor.
Onu ilkel ve hayvani buluyor.
Bunlardan sentör Kiron ayrışır.
Çünkü o diğerleri gibi vahşi değil.
Tam aksine bilge bir sentördür.
Achilleus Herakles gibi birçok kahramanı eğitmiş.
Onlara mentorluk yapmıştır.
Kiron aynı zamanda bir şifacıdır.
Dağlarda topladığı otlarla ilaçlar yapar.
Yani kendisi bir nevi doktordur.
Bu arada Yunan mitosundaki sentörlerin Türklere gönderme yaptığı da tartışmalar arasında eski Türkler atı çok iyi kullanan, at üstünde yaşayan bir toplum olarak görüldükleri için Yunanların sentör mitlerini yaratırken
Türklerden esinlenmiş olabileceği söyleniyor.
Ama tabii bu kanıtlanmış değil.
Eğer doğruysa üzücü tabii.
Çünkü Yunanların o zamanki Türkleri sentorlar gibi vahşi gördüklerini gösteriyor.
Sentor Kiron diğer sentorlardan neden ayrışıyor?
Neden bilge? Çünkü o tanrılar tarafından eğitiliyor.
Özellikle de Apollo yani Olimpos'u en iyi temsil eden, Olimpos'u Olimpos yapan tanrılardan biri tarafından eğitiliyor.
Yani doğası vahşi olan bir varlık ancak tanrı seviyesinde üstün bir varlık tarafından eğitilirse oturup konuşulabilecek, beraber bir şey yapılabilecek, bilge biri haline gelebilir mesajı da veriyor bu
mit bize alttan alta.
Böyle bakınca milliyetçilik duygularınız kabarmış ve alınmış olabilirsiniz ama bir de onlarla empati yapın.
Yunanlar antik dönemden başlayarak felsefeyle ilgilenmeye başlamış.
Felsefe orada doğmuş, tiyatro orada doğmuş, hayatın, aşkın anlamı ne, adalet ne, kader nedir gibi kavramlar üzerinde düşünmeye başlamışlar.
Demokrasi nedir, devlet nasıl yönetilmelidir vs.
Akilios'un ikilemini hatırlayın.
Kısa bir hayatta kahraman olarak ölmek mi yoksa sıradan ama...
uzun bir hayat yaşamak mı daha önemlidir ikilemi?
Akileos kahraman olarak ölüp ünlü olmayı yaşamayı tercih etmiş ama ölüler diyarında bu seçimine pişman olmuştu hatırlarsanız.
Yani Yunanlar o tarihte bunlarla ilgilenip bu kadar derin konular tartışırken at üstünde yaşayan, oradan oraya göçtüğü için doğru düzgün bir mimari bir eseri olmayan,
doğru düzgün edebi eser veremeyen, sürekli av peşinde koşan toplumları barbar görmeleri.
normal yani. Onları sentollere benzetmeleri doğal aslında o tarihte.
4. Unicornlar Şimdi Yunan mitolojisinden biraz çıktım.
Unicornlar Avrupa milletlerinin mitolojilerinde, uzak doğu mitolojilerinde, özellikle Çin'de zaten çok baskın şekilde bulunurlar.
Unicorn latince tek boynuzu anlamına geliyor.
Çünkü alınlarının ortasında düz bir boynuz vardır.
Ve unicornlar her renkte olabilirler.
Genelde beyaz görürsünüz ama işte pembesi, moru vs.
birçok renkte olabiliyor. Unicornlar masumiyetin sembolüdürler.
Nadir bulunurlar. Onların kanını içen kişi ölümsüz olur.
Onları öldürense lanetlenir.
Yani bu arada bir...
şey var, paradoks var aslında bir yerde.
Öldürmeden nasıl kan içeceksin?
Tabii onun yolunu buluyorsan da helal olsun bence.
Hristiyan ve Yahudi inancında unicornlara inanıldığı görülür.
Mesela Yahudi inancına göre unicornlar çok vahşidirler.
Cennetten kovulan Adem ve Havva'ya bir unicornun eşlik ettiği söylenir.
Bazı söylencelere göre Nuh'un gemisindeki kurtarılan hayvanlar arasında bir çift unicorn da vardır ama fazla yer kapladıkları için gemiden atılmışlardır.
Unicornları yakalamak çok zordur çünkü unicornlar sadece bakire kızların yanına yaklaşırlar.
Burada yine bakireliği yücelten aterkil yaklaşımı görüyoruz.
Yani sadece bakireysen masum olabilirsin.
Bakire değilsen ne kadar iyi niyetli biri olursan ol masum değilsindir diyor.
Bakire olmak masum olmayı yetermiş gibi sanki.
Üstelik masumiyet de sadece kadınların sahip olması gereken bir özellikmiş gibi yansıtılıyor.
Erkeksen masum olmana gerek yok sanki.
Neyse burada da yeterince feminist eleştiri yaptığıma göre devam edebilirim.
Şimdi burada mahşerin dört atlısı hani deriz ya nedir mahşerin dört atlısı ondan bahsedeceğim biraz.
Ama burada aslında ilginç olan atlar değil atlılar daha çok.
Yine de o at ve atlı kavramı ilginç olduğu için bunu bilmenizi istedim.
Hristiyan inancına göre kıyamet yaklaştığında ortaya çıkacak olan dört ata deniyor mahşerin dört atlısı.
Yani dört ata ve onların binicisine deniyor mahşerin dört atlısı diye.
Bu atların renkleri beyaz, kızıl, siyah ve soluk renkli olarak tasvir edilir.
Yeni ayette belirtildiğine göre kıyamet felaketlerine sebep olacak yedi mühür açıldıktan sonra bu dört at ortaya çıkacaktır.
Her bir atın bir binicisi vardır.
Yani atlar kendi başlarına değiller.
Hristiyanların vahiy adlı kitabı atlıları şöyle anlatır.
Bakınca beyaz bir at gördüm.
Binicisinin yayı vardı. Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı.
Bu beyaz atlının İsa'ya karşı da bir kişi olacağına inanılıyor.
İnanca göre Hz. İsa da tekrar yeryüzüne geldiğinde beyaz bir ata binecektir.
Bu kişi de İsa'nın karşıtıdır.
Karşıt taklidi yani kötü versiyonu gibi.
Hani Neo ile Aja Smith gibi onun kötü karşıtı.
Neyse iyice karıştırmayalım.
Kitap devam ediyor.
O zaman kızıl renkte başka bir at çıktı ortaya.
Birincisine dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi.
Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazlayacaklar.
Atlıya ayrıca büyük bir kılıç verildi.
Yani bu atlı dünyaya korkunç bir savaş ve kırım getirecektir.
Sanki dünyada yeterince yokmuş gibi.
Kitap devam ediyor. Bu atlının
dünyaya kıtlık getireceği şeklinde yorumlanıyor.
Ve son olarak şöyle diyor kitap.
Bakınca soluk renkli bir at gördüm.
Binicisinin adı ölümdü.
Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu.
Bunlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünü yabanın hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.
Bu soluk renkli ata binen kişinin de salgın hastalıkları ve ölümü getireceği şeklinde yorumlanıyor.
Vallahi buradan bakıldığında bunların hepsi zaten dünyada bol bol var diyerek sosyal mesajımı da yapıştırmak istiyorum ama tabii inanca göre bu atlılar kıyamet alameti olarak tasvir edilen şekilde ortaya çıkacak olan kıyameti
haber verecek kişiler. Yani onlar geldikten sonra aslında çok çok daha korkunç yıkımlar olacak.
6. Hipogrif Yarısı kartal, yarısı at olan yaratık.
Kafası kartal şeklinde, ön ayakları da kartal pençesi şeklindedir.
Belden aşağısı at.
Arka ayakları at oynayan şeklindedir ve at gibi kuyruğu vardır.
Harry Potter severler de bunu hatırlayacaktır.
Onunla karşılaştığınızda eğilip selam verirseniz sizin iyi niyetli olduğunuzu düşünür.
Ayrıca ona bakarken göz temasını hiç kesmemeniz gerekir.
İskandinav mitolojisinde tanrıların başı olan Odin'in bindiği attır.
Tanrı Loki ile başka bir atın çiftleşmesinden doğmuştur.
Gri renktedir ve 8 bacaklıdır.
Dolayısıyla da çok güçlüdür.
Durdurulması çok zordur.
Kainattaki atların en iyisi olduğu söylenir.
Sleipnir hele yani ölüler diyarına yolculuk yapabilir.
8. Tulparlar Tulparlar Pegasus'un Türk mitolojisindeki versiyonudur.
Ama yalnızca Türk mitolojisi değil, Kırgız ve Altay destanlarında da yer alırlar.
Renkleri bazı kaynaklarda beyaz, bazı kaynaklarda siyah olarak anlatılır.
Beyaz kanatları vardır.
Bu sayede rüzgardan bile hızlı koşabilirler.
Ancak tulparların kanatlarını kimse göremez.
Çünkü bir tulpar onları sadece karanlıkta ve çok zorlu yollardan geçmesi gerektiğinde açar.
Kimse kanatlarını göremez deniyor ama oldu da biri gördü, diyelim ki tulparın yok olur.
Her kahramanın bir tulparı vardır ve kahramanı ihtiyaç duyduğunda ondan aldığı bir kılı yakınca tulpar hemen orada belirir.
Bu bölüm için bana ilham olan, bana atları sevdiren Desperado Renge bir kez daha teşekkür ediyorum ve Iliada'dan bir bölüm okuyarak bitiriyorum.
Patroklos ölünce Akileos'un atları ağlar.
Zeus acır onlara ve şöyle seslenir yüreğinde.
Zavallıcıklar! Ne diye verdim sizi Kral Peleus'a?
Ne diye bir ölümlü insana verdim sizi?
Siz ki bilmezsiniz ölüm ne, yas ne, bahtı kara insanlarla acı çekmeniz için mi?
Şu dünyada solu kalan, yürüyen yaratıklar arasında insandan daha acınacak bir yaratık yok.
Zeus böylece yüreklendirir atları ve katılırlar Akiles'in Hector'la olan savaşına.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
