
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @mitolojikinciler
Reklam ve İş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Merhaba mitoloji merakları.
Yine ufak bir duyuru seansı ile başlayalım.
Spotify'da yaptığım Mitolojik İnciler şarkıları çalma listemizi biri sabote etmiş.
Bir arkadaş instagramdan yazdı da öyle fark ettim.
Meğer ben listeyi herkesin düzenlemesine açık olarak oluşturduğum için biri de girip oradaki tüm mitoloji temalı şarkıları listeden kaldırıp yerine saçma sapan İspanyolca şarkılar eklemiş.
Ben arada siz de bana şarkı öneriyorsunuz.
Direkt oraya ekleyin de herkes yararlanabilsin diye öyle ayarlamıştım.
Bana gıcık olan emeğe saygısızın biri girip maalesef listeyi mahvetmiş.
Bir kez daha etrafta böyle işi gücü milleti çekemeyip işini bozmak olan insanlar olduğunu hatırladım.
Ve ne kadar safça hareket ettiğimi hatırladım.
Ben bölüm kaydedip yüklemeye zor zaman buluyorum.
Bu insanların zamanı ne kadar bol ya da değersiz ki kendi kendilerine böyle pasif agresif şeyler yapabiliyorlar.
Gerçekten çok yazık.
Neyse kusura bakmayın.
Zaman bulduğunda şarkıları tek tek tekrar listemize atacağım.
Biz gelelim konumuza.
Ares. Bu
masum kentin göklerinde sayıklar gibi gürül gürül soluyor.
Yakıp yıkıyor acımadan.
Nesi varsa sevip saydığı insanların Ares adlı bu acımasız tanrı.
Dehşet çığlıklarıyla doluyor sokaklar.
Asker askerin önünde düşüyor.
Bu dinmeyen bebek çığlıkları, kan gölü sokaklardan geliyor.
Antik dönemin tragedi yazarlarından Esilos'tan bir bölüm okudum size.
Ares adını çoğunuz duymuşsunuzdur.
Kelime anlamı yok edicidir.
Ares savaş tanrısı.
Ama nasıl bir savaş tanrısı.
Gözünü hırs bürümüş, kan dökülmesinden vahşetten beslenen bir savaş tanrısı.
Neredeyse tek kıyafeti savaş zırhı, miğferi ve silahları.
Diğer olimpos tanrıları gibi her davette, her okazyonda kıyafet değiştirmez.
O kendini sadece zırhında rahat hisseder.
Hep savaşa hazır gezer.
Savaşta inanılmaz korkunç bir savaş narası atar.
Herkes korkar. Köpek ve akbaba onun en önemli hayvanlarıdır.
Iliada'da Athena ve Apollo Ares'e şöyle seslenirler.
Ares, Ares, insanlar musibeti, kan içici, kaleler yıkıcı Ares.
Athena'nın da savaşçı yönü vardır.
O yüzden Ares sık sık Athena ile karşılaştırılır.
Hatta Athena heykellerinde, tablolarında vs.
Athena'nın da zırhla, miğferle tasvir edildiğini görürsünüz.
Ama şöyle bir fark var.
Athena stratejik savaşla ilgilidir.
Desteklediği karakterlere komplolar kurdurur, kurnazlıklar yaptırır.
Stratejilerle savaş kazandırır.
Ama bunu şey sanmayın yani Athena aman kan dökülmesin anlaşmanın yolunu bulalım hiç savaşmayalım diye düşündüğünden değil.
Athena da savaş sever, olay sever.
Seçtiği kahramanların işte mesela Odysseus'un, Theseus'un filan kulağına onları bu çatışmalara itecek şeyleri fısıldar.
Ama Athena bu çatışmaları kurnazlıkla kazanmanın yollarını da bahşeder onlara.
Mesela Yunan Meteorisi'ndeki en kurnaz karakterlerden biri Odysseus'tur ve Athena onu çok fazla olaya sürüklemiştir.
Hatırlayın Truva Savaşı'nda Akileus kadın kılığında kadınların arasına gizlenmişti.
Odysseus ne yapıp edip onun gerçek kimliğini ortaya çıkarmış ve onu savaşa katılmaya ikna etmişti.
Savaşta tahtaat fikrini de o bulmuştu.
Savaş dönüşünde Kirke'yi kendine aşık eden de oydu.
Yani Athena'nın tarafında olanlar hep daha kurnaz ve bence daha tehlikeli olanlar.
Çünkü saf acımasızlık daha öngörülebilir bir şey.
Ama acımasızlık ve kurnazlık birleştiğinde çok daha korkunç olabiliyor.
Bu benim fikrim tabii.
Evet Ares de çok korkunç.
Her yer kan gölüne dönsün derdinde.
Ama düşmanınız Ares ise sonuç kötü dahi olsa onu hep düşman bildiğiniz için canınız belli bir seviyede yanar.
Ama düşmanınız Athena ise bence çok büyük şaşkınlıklarla canınız çok daha acıyabilir.
Mesela Truva Savaşı'nda Truvalı olduğunuzu düşünün.
Yıllardır Yunanlar krallığınızın etrafını sarmış, daha doğrusu Akalılar.
Herkes savaştan bitap düşmüş.
Tam anlaşma sağladık, savaş bitti falan diye seviniyorsunuz.
Hatta şehri onurlandırıyorsunuz.
Yani bu savaşta kılıçla kaybetmekten çok daha korkunç bence.
O yüzden ben olsam Ares'ten çok Athena'dan korkardım.
Ama yine de bu Ares'in masum olduğu anlamına gelmiyor tabii.
Ares Olimpos'ta hemen hemen hiçbir tanrının hatta kendi anne babasının dahi sevmediği bir tanrı.
Anne babası Hera ve Zeus.
Bazı kaynaklar Hera'nın onu kendi kendine bir çiçek aracılığıyla filan doğurduğunu söyler ama bu bana saçma geliyor.
O yüzden ben şu versiyonu seviyorum.
Ares, Zeus ve Hera'nın çocuğu.
Yani aslında Olympos'un en önemli iki yöneticisinin çocuğu.
Peki neden kendi anne babası dahi Ares'i sevmiyor?
Hera zaten Hephaistos'tan da hatırlarsınız.
Sırf anne diye çocuklarına şefkat duyacak bir tanrıça değil.
O eğer çocuğu güzelse, yakışıklıysa, güçlü kuvvetliyse ve Hera'nın isteklerini yerine getiriyorsa çocuğunu sever.
Yoksa umursamaz. Ama Zeus genelde öyle değil.
Zeus daha yufka yürekli.
Bir şekilde elinden geldiğince çocuklarını korumaya çalışan bir baba.
Ki aslında daha önceki bölümlerde görmüştük.
Zeus'un da çok iyi bir baba figürü yok.
Yani sonuçta onun babası Kronos.
Gücü çocuklarına kaptırma endişesiyle çocuklarını yutan bir Titan.
Zeus nasıl babalık yapılacağını kendi babasından bilmemesine rağmen yine de kendi çocuklarına iyi kötü destek olmaya çalışıyor.
Ama o dahi Ares'ten pek haz etmez.
Athena'yı ne kadar seviyorsa Ares'ten o kadar uzak durmaya çalışır.
Tabi bunda Ares'in karakterinin de etkisi var.
Ares hiçbir görgü kuralını umursamaz.
Verdiği sözleri tutmaz.
Tıpkı savaş alanında olduğu gibi hiçbir yerde kural tanımaz.
Ama Olimpos'taki diğer tanrılar öyle mi?
Onların kendilerince belli değerleri var.
Dres kodları, darlanış kalıpları filan var.
Ares ölse bunları umursamaz.
Ahlaki değerleri filan da yoktur.
Homeros İlyalı'da Zeus ve Ares arasındaki bir sahneyi şöyle anlatır.
Bulutları devşiren Zeus yan yan baktı.
Dedi ki, böyle ağlayıp durma dizimin dibinde.
Dönek, Olimpos'ta oturan tanrılar arasında benim en tiksindiğim tanrısın sen.
Hep hırgür, kavga, savaş senin işin gücün.
Eli avuca sığmaz huysuzluğun biliyorum.
Annen Heredam miras sana.
Ben de ona zorla dinletirim sözümü.
Onun öğütlerinden geldi başına ne geldiyse.
Ama böyle acı çekmene de dayanamam.
Benim soyumdan gelmişsin bir kere.
Benden doğurdu anan senin.
Yoksa bu yıkıcı bu karıştırıcı huyunla bir başka tanrıdan doğmuş olsaydın sen çoktan Uranüs oğullarının yurdundan ta aşağılarda bulurdun kendini.
Bunu dedikten sonra Zeus etrafındakilere yaralı Ares'in iyileştirilmesini emreder.
Olimposta fiziksel güzellik dışında çok değer gören diğer şey de zekadır.
Sadece eylem tanrısı olmak aklınızı kullanmadıkça sizi pek değerli kılmaz.
Bakınız Demirci Tanrı Hepaistos'la uğraşıp bir şekilde Olimposta yerini almıştı.
Tanrıların saraylarını inşa etti, onlara savaş malzemeleri ve mücevherler yaptı.
Evet el emeği değer görüyor çünkü tanrıların onun yaptığı şeylere ihtiyacı var.
Ama kişisel olarak değer görüyor mu?
Hayır. Ares de zeki olmadığı için sadece fiziksel güç sahibi olduğu için çok değer görmez.
Çünkü strateji kuramadığı için aslında sıkça yenilgiye uğrar.
Yenilip komik duruma düştüğü çok hikaye var.
Mesela geçen bölümlerin birinde Azra Erhat'tan alıntılayarak okumuştum.
Poseidon'un iki dev oğlu Otis ve Epialtes, Olimpos'u ele geçirmek ve Hera ve Artemis'i kaçırmak için Olimpos'a kocaman taşlar fırlatmaya başladıklarında, tanrılar Olimpos'u korumak için savaşırken Ares de oradadır.
Ama devler tarafından yakalanıp bir kutuya kapatılır.
Ki devler de koca cüsseli güçlü ama aklı az karakterlerdi genelde mitolojide.
Ares onlara dahi yenilir.
Nasıl? Devlerin fırlattığı taşlardan biri bir anlığına gardını düşünen Ares'i bayıltır ve devler Ares'i tunçtan bir küpün içine hapsederler.
Sonra bir şekilde tanrılar bu savaşı kazanır ama Ares'in hapsedildiği yeri bir türlü bulamazlar.
Ares 13 ay o küpün içinde kalır.
Sonunda iyice güçten düşmüşken bir gün Hermes onu bulur ve küpten kurtarır.
Dikkat ederseniz Ares ve Olympos'taki diğer taneler arasında hiç bağ yok değil ama genelde birbirine işi düşünce hatırlanan bir akrabalık.
Gerçi Ares'in onlara çok işi düşmez ama onlar ne zaman kaba kuvvete ihtiyaç duysalar Ares'ten yardım isterler.
Neyse genel olarak Olimpos'taki tanrılarla pek anlaşılmadığı için Ares Olimpos'ta takılmaz.
Trakya'da yaşar. Bu da ilginçtir.
Çünkü Truva Savaşı'nda gördüğünüz gibi Trakyalılar ve Yunanlar arasında tarihte de sıkça çatışmalar yaşanmış.
Bir Yunan tanrısı olarak Ares'in Olimpos'ta ya da bir Yunan şehrinde değil de onlara genelde düşmanlık yapan Trakyalıların tarafında yaşaması, yani Trakyalıların vatanında yaşaması aslında Ares'in Yunan mitolojisinde
ne kadar dışlandığını gösteriyor.
Trakyalılar da Ares'i çok severmiş.
Mesela Spartalılar savaştan önce Ares'e taparlarmış.
Mesela Dionysos da sürekli Olimpos'a takılmaz, dünyayı dolaşır.
Ama Dionysos Ares gibi direkt Yunanların karşısında yer almaz.
Ares tam tersini yapıyor.
Onun ne kadar asi ruhlu olduğunu buradan da görebilirsiniz.
Bir nevi siz beni istediğiniz kadar dışlayın, ben zaten sizden biri olmak istemiyorum ki deme şekli gibi.
Bu arada Trakya demişken şunu söylemeden geçmeyelim.
Amazonlar bölümünde anlatmıştım.
Ares, Amazon kadınlarının babası, atasıdır.
Amazonlar ve Trakyalılar arasında da savaş çıkar ve Ares bu savaşın çıkması için iki tarafı da kışkırtmıştır.
Burada da aslında yok bunlar benim kızlarım, diğerleri de benim topraklarımda yaşadığım insanlar falan demeden herkesi birbirine kırdırdığını görüyorsunuz.
Yani onun derdi yeter ki savaş olsun, kırım olsun.
Bu arada Trakya'da yaşayan bir tanrı olarak Ares Truva Savaşı'nda Trakyalıları destekler.
Bu annesi Hera'yı çok kızdırır.
İki sebepten ötürü. Bir, sen nasıl benim seçtiğim tarafın karşısında yer alırsın?
İki, hatırlayın savaşın çıkmasına sebep olan Paris en güzel tanrıçı olarak Hera'yı değil Afrodit'i seçmişti.
Hera'nın zaten oradan Truvaları bir gıcığı varken oğlu bunu nasıl yapıp da o tarafa destek verebilir?
Hera bunu kabul edemez.
Zeus da dediğim gibi Ares'ten çok hoşlanmaz.
Onun yerine Athena onun göz bebeğidir.
Athena'nın isteklerini yerine getirmeye çalışır.
Onu över sürekli. Ama Ares'ten haz etmez.
Ares'in tarafından bakarsanız bu baya üzücü bir durum.
Evet çok haz edilmeyecek bir mizacı olabilir ama sürekli zekasıyla alay edilmesi, kendisine kötü bakılması yanında hep diğer karşıt mizaçtaki çocuğun yere göğüs sığdırılamadığını görmek zor olsa gerek.
Bu arada şöyle de ilginç bir söylence var.
Her yerde kabul görmüş değil ama bil yine de.
Ares'in yardımcıları var.
Deimos korku, Enyo savaş katliam, Ares fitne fesat ve Phobos şiddet yaratır.
Bunlar Ares'in yardımcıları ya da çocukları olarak bilinen daha alt seviye tanrılardır.
Bir söylenceye göre Ares bir gün bu yardımcıları ile beraber Olympos'a karşı isyan başlatır ve Olympos'u düşürmeyi başarır.
Yani isterse Zeus'un yerine geçebilecektir.
Ancak amacı sadece dikkat çekmek olan bir çocuğun bir şeyleri tekmelemesi gibi dikkati üzerine çektikten sonra fazlasını istemez.
Taht sana kalsın der Zeus'a.
Tek bir şart koşar.
Ben insanları birbirine kırdırırken siz karışmayacaksınız, bana engel olmayacaksınız der.
Tanrılar kendilerini düşündükleri için kabul ederler.
Denir ki bu yüzden o günden beri yeryüzünde savaşlar, çatışmalar hiç bitmez ve artık tanrıların yardımını alamadığı için insanlar onları unutmuştur.
Ares'i kimse sevmezken onu tek seven kimdi hatırlarsanız Afrodit.
Afrodit tam bir Olimpos tanrıçası.
Ares, Olimpos'a bu kadar zıtken ikisinin aşkı bayağı zıt kutupların çekimi aslında.
Tabi ikisinin de başka ilişkileri de oluyor.
Afrodit'in Adonis'e ne kadar düşkün olduğunu, hatta Ares'in kıskançlıktan onu öldürttüğünü hatırlayın.
Ares'in de başka gönüllü ilişkileri var.
Bunlardan en bilinenleri Ayrape ve Otrere ile olanlar.
Ayrape ölümlü bir kadın ve Ares'in çocuğunu doğururken vücudu bir tanrının çocuğu.
Çocuğunu doğurmaya dayanamaz ve kadın ölür.
Otrele de Amazonların kraliçesi.
Ares ile birlikteliğinden Pentheselia doğar.
Pentheselia annesinden sonra Amazonların kraliçesi olduktan sonra Truva savaşında Akiles tarafından öldürülmüştü hatırlarsınız.
Amazonlar genel olarak Ares'i babaları kabul ederler.
Bu arada Truva düştüğünde bir grup halkıyla kaçıp Truvalılar için yeni vatan arayan Aneas da Ares ve Aphrodite'nin oğludur.
Neyse belki Ares'in ilişkileri ve çocuklarıyla ilgili ayrı bölüm kaydederim çünkü bölüm süreleri uzadı eskiden ne güzel kısa kısa dinliyorduk diye eleştiriler geliyor.
Ama Ares'in en büyük aşkının Aphrodite ve çocuklarının da Eros olduğunu unutmayın.
Bu iki zıt karakterin birleşiminden doğan Eros'un hem nefret oku hem aşk oku olmasına ve aşkın insanı hem bu kadar mutlu eden hem de insanı bu kadar acı çektiren bir şey olmasına şaşmamalı.
Ares Roma mitolojisinde Mars olarak bilinir.
Yunanlar Ares'ten ne kadar nefret ediyorsa Romalılar tam tersine Mars'ı o kadar çok sever.
Onu Roma İmparatorluğu'nun temelini atan Romus ve Remulus'un babası olduğuna dair söylenceler de var.
Romalılar İmparatorluğu genişletme hırsıyla saldırılar düzenlerken Mars figüründen çokça yararlanmışlardır.
E arenalarda insanların parçalanışını alkışlarla seyreden Romalıların Mars'ı bu kadar sevmesine şaşırdık mı?
Hayır. Kızıl gezegen Mars'ın adı da bu tanrıdan gelir.
Ares'in kan dökme tutkusu ve gezegenin kızıl görünümü oldukça uyumlu.
Hatta NASA'nın önce Ay'a oradan Mars'a gitmekte olan roketin adı da Ares.
Mart ayı da adını Romalıların savaş tanrısı Mars tanılır.
Bu arada spiritualizme, enerji konularına inananlar Ares ya da Mars isminin kullanılmasını önermezler.
Mesela çocuğunuza ya da evcil hayvanınıza Ares ismi koymayın.
Karakteri bundan etkilenir derler.
Mesela ben çevremde görüyorum köpeğine Ares ismini verenlerin sayısı çok fazla.
Ben de buna inanıyorum bu arada yani isimlerin enerjisine.
Mesela en yakın arkadaşımın Ares diye bir kedisi var.
Cins kedi. Baya yakışıklı da bir şey.
Ama mesela seni sevip seninle oynaması bile şiddetle oluyor.
Yani canını acıtıyor bir şekilde.
Öyle hırçın bir şey.
Tabii bunda bizimkilerini büyütme şeklinde payı olabilir de.
Neyse yani kısaca bence Ares ismi tehlikeli.
Yine mesela bana Instagram'dan oğlum olunca adını Atlas koyacağım diyenler oldu.
Anlıyorum Atlas bayağı havalı bir isim yani ama ben olsam koymazdım.
Tamam en güçlü Titan tüm gökyüzünü ayakta tutuyor bayağı cool ama sonsuza kadar o yükü taşımakla cezalandırılmış bir karakter.
Ben olsam o ismi çocuğuma yakıştırmazdım yani.
Ares maskülen enerjinin de temsilcisi olarak bilinir.
Hatta Amerikalı yazar John Gray'in Erkekler Mars'tan Kadınlar Venüs'ten diye bir kitabı var.
Annem ben ergenliğe girdiğimde okuyayım diye bayağı ısrar etmişti de okumamıştım.
Youtube'da da maskülen enerjiyi artırmak için Ares Meditasyonu videoları var.
Neymiş diye bir baktım.
Baya arkada bir müzik.
Bir saat onu dinliyorsunuz.
Böyle Ares Meditasyonu.
İlginç. Netflix'te de Ares diye bir gerilim dizisi var.
Gizli bir tarikata üye olan bir öğrenciyi anlatıyormuş.
Henüz izlemedim. Dizinin adı neden Ares onu da bilmiyorum.
Zaten gelim hiç sevmem.
Tarikat konulu yapımların dandik çıkma ihtimali de baya yüksek oluyor.
Ama sırf adını merak ettiğinden belki bir bölüm bakarım.
Daha önce Instagram'da da paylaştığım Platon'un Phaedros ya da Güzellik Üzerini adlı eserinde yaptığı sevme tanımlarıyla kapatayım.
Platon, Ares'in ya da Zeus'un yolundan sevmek diye tabirler kullanır.
Aşka tutulan Zeus'un ardından yürümüş olanlardan biri ise kanatlı tanrının yükünü daha büyük bir dayanıklılıkla taşır.
Ares'e uşaklık etmiş ve yolunda onu takip etmiş olanlara gelince bunlar aşka tutulup da sevdiklerinden hakaret gördüklerini sandılar mı gözlerini kan bürür.
Hem sevdiklerini hem de kendilerini öldürmeye kalkışırlar.
Zeus'un ardından yürümüş olanlar, sevecekleri kimse de Zeus ruhu bulunmasını isterler.
Bilgeliği sevip sevmediğine, sek ve idareye yaratılıştan yatkın olup olmadığına dikkat ederler.
Böyle birini buldular ve ona tutuldular mı, onun da Zeus gibi olması için her şeyi yaparlar.
Kendileri de olgunlaşmak için henüz gerekli çabalara girmemişlerse hemen bu işe koyulur ve buldukları kaynaklardan faydalanarak yahut araştırmalar yaparak kendi kendilerini yetiştirirler.
Sizin de Ares değil Zeus gibi sevmeniz ve Zeus gibi sevenlerle karşılaşmanız dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
