
(Yunan) 27: Eros & Psyche: Ava giderken avlanan aşk tanrısı
14 Şubat 2021 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @mitolojikinciler
Reklam ve İş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Merhaba Amita Hacı Merakları.
Bu kaydı 14 Şubat'ta yapıyorum.
Günün anlam ve önemini istinaden çok istenen Eros ve Saki hikayesini anlatacağım.
Bu hikayeyi daha önce de çok isteyenler oldu ama çok fazla kanal bundan bahsetmişti.
Bir de vıcık vıcık romantik hikaye diye biraz kaçmıştım açıkçası.
Bu hikayede tanıyacağınız tek yeni karakter Psyche.
Millet kralının güzeller güzeli kızı.
Diğerlerini zaten tanıyorsunuz.
Cinsel aşk ve tutku tanrıçası Aphrodite ve onun oğlu bir nevi romantik aşkı da simgeleyen Eros.
Bir not düşelim hikayeye başlamadan.
Hatırlarsanız önceki bölümlerde Eros'un bazı anlatımlara göre aslında kimsenin çocuğu olmadığını, evrenin en başından beri var olduğunu, o yaratıcı güçlerden biri olduğunu söylemiştim.
Ama bazı yaygın anlatımlara göre ise Eros, Aphrodite ve Ares'in oğludur.
Bu hikaye de onun üzerine kurulu aslında.
Biliyorsunuz Eros çoğu sanat eserinde genelde minik, tombiş bir bebek olarak resmedilir.
Kanatları sayesinde uçabilir.
Sırtında altın ve kurşun okları ve yayı vardır.
Bazen gözleri kapalı olarak yani böyle bir bantla sarılı olarak resmedilir.
İstediği kişiyi altın okuyla birine aşık eder, gıcık olduğu birini ise kurşun okuyla birinden nefret ettirir.
Yani öyle kafasına göre takılır.
Apollo ve Daphne öyküsünden hatırlarsınız.
Bir yandan da tabii annesi Afrodit'in istediklerini yapar.
Bazı sanat eserlerinde Eros yine kanatlı ama bu sefer genç bir delikanlı olarak resmedilir.
Çünkü tanrı ve tanrıçalar ölümsüz de olsalar o binlerce yüzlerce yıl yaşarken çoğu zaman yaşlanma belirtileri de gösterirler.
Bu hikayemiz Eros'un delikanlı olduğu zamanlara dayanıyor.
Hikayenin klasik bir başlangıcı var.
Millet kralının üç kızı vardır.
Saiki de bunlardan en küçüğüdür.
Üç kız kardeş birbirinden güzeldir.
Psyche'nin iki ablası da başka ülkelerin krallarıyla evlenip kraliçe olurlar.
Ancak Psyche onlardan çok daha güzeldir.
O kadar güzeldir ki hiçbir erkek cesaret edip ona talip olamaz.
Millet halkı Afrodit'e tapınmayı bırakıp bir yerden sonra Sarki'ye tapınmaya başlar.
Bunu gören Afrodit aşırı sinirlenir ve oğlu Eros'tan onu dünyanın en çirkin, en zavallı erkeğine aşık etmesini ister.
Böylece ne olacak? Afrodit hem Sarki'yi güzelliği için cezalandırmış olacak hem de Sarki güzelliğiyle Afrodit'in önüne geçip onun için bir tehlike oluşturmayacaktır.
Eros tam okunu çıkarıp Sarki'yi vuracakken kızın güzelliğiyle dikkati dağılır ve oku yanlışlıkla kendine saplar.
Ve tabii ona deliler gibi aşık olur.
Bu yüzden Aphrodite'nin emrini yerine getiremez.
Ama onu yani Selki'yi annesinin gazabından korumanın bir yolunu bulmaya çalışır.
Bu sırada kızına talip çıkmadığı için Tanrıların gazabına uğradığından şüphelenen Psyche'nin kral babası Apollo'nun kahinlerine danışır.
Kahinler Psyche'nin kaderinde bir insan değil ejderhaya benzer bir yaratıkla evlenmek olduğunu, bu yaratığın demir ve ateşle dünyaya eziyet ettiğini hatta Zeus'un ve ölüler diyarındakilerin bile
ondan çekindiğini söyler.
Kahinler ayrıca gelecekteki kocasıyla tanışabilmek için Saki'nin siyah matem giysileri giyip sarp bir kayalığın tepesinde onu beklemesini söyler.
Ve babası Saki'nin kahinlerin dediğini yapmasını söyler.
Karadeniz tepesinde yalnız bırakıldıktan bir süre sonra batı rüzgarı Zephros Sarki'yi usulca göğe uçurur ve onu nazikçe bir kuruya bırakır.
Sarki etrafına baktığında kendini Zeus'un bile kıskanacağı kadar ihtişamlı bir gök sarayında bulur.
Saray en güzel kokulu çiçekler, en nefis yemekler ve görünmez hizmetçilerle doludur.
Sarki uyumaya gittiğinde karanlıkta Eros onun yanına gelir ve Sarki onu görmese de onunla beraber olur.
Eros, Saki'yi kendi iyiliği için ona asla bakmaması gerektiği konusunda uyarır ve ondan bunun üzerine bir söz alır.
O yüzden Saki'yi hep böyle göz gözü görmeyen karanlık gecelerde ziyarete gelir.
Bir süre sonra Saki hamile kalır.
Mutludur ancak ailesini özlemektedir.
Bu yüzden Eros, Zephros'u Saki'nin ablalarını saraya getirmesi için görevlendirir.
Avluları geldiğinde Saki'nin sarayını inanılmaz kıskanırlar.
Kraliçe olmalarına rağmen onlar bile böyle bir zenginlik görmemiştir.
Saki onlara kocasını hiç tanımadığını anlattığında fitne fesat tohumlarını ekmeye başlarlar.
Ona kocasının muhtemelen doğduktan sonra çocuğunu yiyecek korkunç bir yaratık olduğunu o yüzden mutlaka onu öldürmesi gerektiğini söylerler.
Bir gece yine Eros ve Saki beraber olup Eros uykuya daldıktan sonra Saki ona bir elinde ışık saçan bir kandil ve bir elinde bıçakla yaklaşır.
Ama öldürmeden önce ona bir bakmak ister ve altın rengi saçlı, beyaz tenli, pembe morumsu yanaklı bu genci yanında duran ok ve yayı gördüğünde onun kim olduğunu anlar.
Merakla oklardan birini alıp eline batırır ama tahmin etmediği bir acı hisseder ve elindeki kandilden yani kandildeki kızgın yağdan bir damla Eros'un üstüne dökülür.
Eros uyanır ve Selke'nin verdiği sözü tutmadığını görünce çok kızar ve hemen toparlanıp oradan uzaklaşır.
Ancak Selke kendisine batırdığı altın uçlu ok yüzünden şimdi Eros'a gerçekten aşık olmuştur.
Sanki her yerde Eros'u aramaya başlar.
Diyar diyar gezip bir yandan tanrı ve tanrıçalara yardım için yalvarır.
Ama herkes Afrodit'i kızdırmaktan öyle korkmaktadır ki kimse ona yardım etmez.
Sanki sonunda denize düşen yılana sarılır diyerek merhamet istemek için Afrodit'in sarayına gider.
Ama Afrodit öyle yufka yürekli bir tanrıça değil, oğlunun emirlerine uymayıp bu kızla aşk yaşadığını görünce asla merhamet göstermez.
Saki'nin saçlarını tutup elbiselerini yırtar ve hamileliğiyle alay eder.
Sonra da onun yardımcıları keder ve üzüntüye emanet eder.
Afrodit Saki'ye tıpkı bir köle gibi işkence eder.
Önüne bir sürü karma karışık buğday, arpan, mısır, haşhaş, bezelye tohumlarını böyle karmaşık halde giyip bunların hepsini bir gün içinde birbirinden ayırmasını söyler.
Yani bugünü yalnız geçirenler üzülmesin arkadaşlar.
Bakın Afrodit gibi bir kaynağınız olsa daha mı iyiydi yani?
Bu görevi zamanda tamamlamasının mümkün olmadığını düşünen Saki ağlamaya başlar.
Bir karınca onu duyar ve ona o kadar üzülür ki diğer arkadaşlarını da çağırıp Saki'nin işi bitirmesine yardım ederler.
Bu görevi zamanda bitirdiğini gördüğünde çok şaşıran Afrodit ona daha tehlikeli görevler vermeye başlar.
Ona Güneş Titanı Helios'un altın koyunlarından yün toplamasını söyler.
Ben Kirke kitabını okuyanlar Kirke'nin babası Helios'un hayvanları konusunda ne kadar hassas olduğunu bilirler.
Afrodit bir nehir kıyısında korunaklı bir yerde duran bu koyunlar yüzünden Selke'nin bu görevden asla sağ çıkmayacağını düşünür.
Yalnız bu sırada büyülü bir kamış Selke'ye rehberlik eder ve ona koyunlara ulaşmak yerine kıyıdaki çalılarda biriken altın yünlerini toplamasını tavsiye eder.
Bu görevde de başarılı olan Serki'ye Afrodit üçüncü bir görev verir.
Ona Styx nehrinden su getirmesini söyler.
Styx örülerdiği yer ne ki nefret nehri biliyorsunuz.
Sanki binbir zorlukla buraya ulaşır ama nehri koruyan ve asla uyumayan bir ejderha vardır.
Sanki ne yapacağını bilemezken Eros'a yardım borcu olan Zeus kartalını gönderir.
Daha doğrusu yardım borcu deniyor ama Zeus zaten böyle aşk seven, aşk olanlara yardım eden bir tanrı.
O yüzden de yardım ediyor aslında.
Kartal Selki'nin elindeki kavanozu alıp nehirden su doldurur ve kıza geri verir.
Üçüncü görevi de başarılı tamamladığını gören Afrodit iyice sinirlenmeye başlar ve Selki'ye son bir görev daha verir.
Ona yeraltı dünyasına gidip Persephone'dan bir günlük güzelliğini istemesini ve onu kutuya koyup kendisine getirmesini söyler.
Selki ölmeden...
arpa ve balla ısıtılmış iki parça ekmek alır.
Paralardan birini kendini nehirden karşıya geçirmesi için kayıkçı Karona ve ekmeklerden bir parçayı Hades'in bekçi köpeğe Kerberos'a verir.
Persefon tahmin ettiği gibi iyiliği karşısında güzel yemekler değil, sadece bir buğday ekmeği kabuğu ve bir iyilik ister.
Anlaşma yaparlar ve Saki Persephone'un güzelliğinin bir kısmını kutuya koyar.
Son ekmeği tekrar Kerberos'a ve son parasını da tekrar kayıkçı Karona verip ölüler diyarından çıkar.
Kutuyu Afrodite götürmeden önce Saki içindeki güzellikten birazcık yararlanmak ister.
Bu güzelliğin birazını alırsa Eros'un kendisine yeniden aşık olabileceğini düşünür.
Ama kutunun içinden sadece yer altına ait ölümcül bir uyku süzülür.
Ve Saki tıpkı bir ölü gibi uyumaya başlar.
Bu sırada artık Sarki'ye duyduğu özleme dayanamayan Eros her yerde onu aramaya başlar ve bulduğunda üstünü kaplamış olan uyku bulutunu temizler ve Aphrodite'in daha çok kızmaması için onu kutuyla beraber annesine
gönderir. Bu sırada kendisi de Zeus'dan onunla evlenebilmek için yardım ister.
Zeus yine aşıklara yardım etmek için Ambrosia denilen nektarı ona verir.
Sarki bunu yediğinde ölümsüz bir ruh tanrıçası olur.
Eros ve Saki bu sayede eşit seviyeye gelir ve Afrodit yatışır, onları affeder ve evlenirler.
Eros ve Saki'nin idoni yani haz anlamında bir çocukları olur.
Şimdi hikayenin yorumuna gelelim.
Öncelikle hikayeyi bu kadar romantik yapan şey Eros'un yani aşkın Saki'ye yani ruha aşık olması.
Eros Saki görür görmez güzelliğine vurulmadı.
Etkilendi ama aşık değildi.
Kendi okuyla aşık oldu.
Aşk ve ruhun birleşmesinden de haz diye bir çocuklarının olması gayet yerinde bence.
Çünkü ruhunuzun uyumlu olduğu biriyle aşk yaşarsanız gerçekten hazı o zaman görürsünüz.
Afrodit'in Psyche'ye eziyet etmesine işte Kaynan'a oğlunu kıskanıp kızı eziyet ediyor, oğlu sözünü tutmayıp kızın etrafında pervane oldu diye ona kızıyor filan gözüyle bakıp eğlenebiliriz tabii.
Ama bir de şöyle bakın Afrodit cinselliğin sembolü, Eros aşkın, Psyche ise ruhun.
Aşk ve ruh ne güzel bir araya gelip mutlu olabilecekken cinsellik yüzünden çekmedikleri ne eziyet ne üzüntü kalmadı.
Yani cinsellik önemli olabilir ama aşka ilişkiye zarar da verebiliyor diyor bence hikaye.
Bu yorumu daha ileri götürebiliriz ama ben kısa keseceğim.
Eros'un bu hikayedeki tavrı bana biraz anlamsız geliyor.
Yani hani böyle Türk filmlerinde olan türden kızı seviyor ama ona gerçeği söylemiyor.
Saçma bir söz verdiriyor kızı korumak için falan.
Sonra kız gerçeği öğrenmeye çalışınca sözünü tutmadın sen deyip küsüp gidiyor falan.
O sırada kız annesi yüzünden binbir işkence çekiyor.
Kaç kere ölümle burun burunla geliyor.
Yani aşksınız diye böyle Türk filmi yaşamaya, dramatize etmeye ne gerek var?
Romantik değil, aptalca bence bu.
Ama tabii buna şöyle bakmak da mümkün.
Eros, Saki'ye beni görmeden sev dedi.
Yani kime neye benzediğim önemli değil.
Aşkı böyle görmeden yaşa dedi.
Saki ona verdiği sözü tutmayınca da gitti.
Çünkü güven olmazsa ilişki yürümez.
Saki onu tekrar kazanabilmek için, onun güvenine layık olabilmek için ne bedeller ödedi.
Böyle bakabilirsiniz. Tabi de kahinlerin Sakin'in kocası olacak kişi için demir ve ateşle dünyaya eziyet eden ejderhaya benzer bir yaratık.
Hatta Zeus ve ölüler diğerlerindekiler bile ondan çekinirler demişti.
Hani bunu duyduğunuzda nasıl bir şey geliyor gözünüzün önüne?
Böyle devasa, ateş püsküren ejderha gibi hatta belki de demirden tüyleri olan bir ejderha gibi bir şey geliyor olabilir.
Yoksa Zeus bile nasıl korkar ondan yani tanrıların tanrısı sonuçta Zeus.
Halbuki kainlerin dediği aslında tamamen doğru.
Çünkü Eros'un simgesi demirden okları ve meşale.
Meşale de aşkın ateşini temsil ediyor.
Eros gerçekten demirden oklarıyla herkesi işkence edebilir.
Çünkü birine aşık olduğunuzda ya da biri sizden nefret ettiğinde çok büyük acılar çekebilirsiniz.
Hatta Zeus bile çeker.
O yüzden ondan çekiniyor.
Eros gayet zarif, güzel diyebileceğimiz kadar kibar görünen bir delikanlı.
Ama bu görünüşüne bakarak neler yapabileceğini küçümsememek gerekir.
Yine Apollon ve Daphne hikayesinden hatırlayın.
Sanki yediği nekter sayesinde tanrıça olunca Afrodit'in onu bağışlamasını ne yani koskoca tanrıça davul bile dengi dengine mi dedi falan diye yorumlayabilirsiniz.
Ama maalesef Olympos'ta böyle bir gerçek var.
Hatırlarsanız Kirke'de sevdiği balıkçı Glaukos'la beraber olmasına izin verilmez diye onu büyüğüne tanrı yapmıştı.
Ama bu hikayelerde önemli olan Eros'un ve Kirke'nin vazgeçmemesi bence.
Sevdikleri kişiyi ailelerini kabul ettirmenin bir yolunu mutlaka buldular.
Kapatmadan önce birkaç not kaydedelim.
Eros'un Roma mitolojisindeki adı Cupid.
Bunu unutmayalım.
Bazı eserlerde de çünkü adı öyle geçiyor.
Zaten yarım gün Instagram'da Roma ve Yunan mitolojisindeki isimleri yan yana koyduğum bir görsel paylaşacağım ki elimizin altında dursun.
Afrodit cinselliğin sembolü.
Afrodizyak kelimesi oradan geliyor.
Selki ruh demek demiştik.
Psikoloji sözcüğünün kökenini oluşturuyor.
Psikoloji ne demek? Ruh bilimi.
Karamsar filozof Arthur Schopenhauer Aşkın Metafizi adlı kitabında Eros'un özellikleri arasında onun çocuk olması, ok taşınması, görmemesi ve kanatlarının dikkat çektiğini söyler.
Çocuk olduğu için onun yaptıklarını yargılayamazsınız.
Ve gözleri görmediği için hani bazı tasvirlerde gözü göz bandıyla kapalı demiştik ya.
Görmediği için yanlış kişileri bir araya getirebilir.
Okuyla insanları işkence edebilir.
Yani onları aşık ya da nefret ettirdiği için.
Ve kanatları sayesinde istediği zaman uçup sizden kaçabilir.
Vefasızdır diyor Arthur Schopenhauer.
Psikanalize ise erostan hayat içgüdüsü olarak bahsedilir.
Psikanalize göre insan davranışlarının iki ana sebebi vardır.
Biri thanatos içgüdüsü yani ölüm içgüdüsü.
Diğeri ise eros içgüdüsü yani hayat içgüdüsü.
Bu bence tatlı bir isimlendirme.
Çünkü Eros'un yani aşk bildiğimiz şeyin aslında bize hayat enerjisi verdiğini de biliyoruz.
O yüzden bence güzel bir isimlendirme olmuş.
Kapatmadan bir de bir ara televizyonda reklamını görüp bayağı dalga konusu ettiğimiz Eros isimli kondom markasını hatırlayalım.
Reklamında şarkıyı söyleyen, daha doğrusu yani jingle'ı söyleyen ve klipte dans eden kişi Tuğba ikinciydi.
Ama tabii ki bu şarkıyla kapatmayacağım bu bölümü.
Bizim üçlü bir kız grubumuz var.
Sık sık görüşüyoruz. Grubumuzun bir şarkısı var.
Tanjoka'nın Aşkı Bulacaksın şarkısı.
Hatta grupta biri gerçek aşkı bulamamakla ilgili böyle çok üzüldüğünde ortamı neşelendirmek için ben sürekli bu şarkıyı açıp duruyorum.
Bugün için de hatta böyle gece işte 00'ı geçti.
Tarih 14 Şubat oldu.
Aklıma geldi. Aa dedim hemen gruba şarkıyı atayım.
Attım. Şey yazdım işte sabah uyanır uyanmaz dinleyin mutlaka diye.
Eğer gerçek aşkı hala bulmadığınızı düşünüyorsanız bu şarkıyı size de dinleteyim.
Birazcık umutlanın. Altyazı
M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
