
(Yunan) 25: Arachne: Spiderman'in büyükannesi sayılır
4 Şubat 2021 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @mitolojikinciler
Arachne: Spiderman'in büyükannesi sayılır.
Transkript
Merhaba mitoloji merakları.
Hikayeyi bilenlerin girişten de anlayacağı üzere bugün Araknin'in hikayesini işleyeceğiz.
Ama önce birkaç duyur yapacağım.
Bir aylık yokluğumun sebebini kısaca anlatayım.
Biliyorsunuz bir ara kendime tembellik izni verdim.
Ama öyle böyle değil yani.
Boyama yapmak ve dizi izlemek dışında hiçbir şey yapmadım.
Kitap okumak bile ağır iş gibi geliyordu.
Çünkü ben okurken not alırım.
Sonrasında işlerim yoğunlaştı derken kayıt yapamadım.
O yüzden isyanlarınızda tamamen haklısınız.
Ama neden bu kadar yoğun olduğumu muhtemelen gelecek bölümlerin birinde kısaca açıklarım.
Hak vereceksinizdir. E tabi son bölümlerin tarihleri düzensiz olunca Spotify'da başlarda olan yerimizi iyice kaybetmiştik en son.
Hele son 3 haftadır filan nerelere düştük diye bakmaya korkuyorum inanın.
Bunu beraber toparlayabiliriz ancak.
Ben daha düzenli kayıt yapmaya çalışacağım.
Siz de sevdiklerinizle Spotify ya da YouTube hesabımızı paylaşın ki yerimizi geri kazanalım.
Bir de Discord kanalı için yardım teklif eden arkadaşlar var.
Çok teşekkür ediyorum onlara da.
Yalnız gördüğünüz üzere henüz Twitter hesabı bile açmadım.
Daha doğrusu açtım da aktif hale getirmedim.
O yüzden bunları sıra sıra yapmam lazım.
Şimdi yavaştan hikayeye giriş yapalım.
Bu hikayede adını duyacağınız tek yeni karakter Arakne.
Lidyalı bir çobanın kızı.
Diğerini zaten tanıyorsunuz.
Athena. Bilgelik, zeka, sanat ve barışçı savaş tanrıçası.
Arakne çok küçük yaştan beri dokuma işi yapan artık bu konuda ustalaşmış bir kızdır.
Öyle güzel dokuma yapar ki insanlar o çalışırken sırf ellerinin dokuma tezgahında dalgalanışını izlemeye gelirler.
Bir gün yine dokuma yaparken diğer kızlar sorar.
Arakne. Bu dokuma yeteneğini tanrıça Atena'dan mı aldın?
Hani böyle durduk yere ortalığı karıştırmaya çalışan magazin muhabirleri gibi.
Bu arada kızlar neden yeteneğini Atena'dan mı aldın diye soruyorlar Arakne'ye.
Çünkü dokuma sanatının Atena'ya dayandığına, dokuma ve el işlerinin Atena tarafından icat edildiğine inanılır.
Valla on parmağında on marifet bu Atena'nın.
Hem savaş zekası var erkeklere yardım ediyor, hem dokuma hüneri var kadınlara yardım ediyor falan.
Maşallah yani. Neyse hikayeye dönelim.
Arakne böbürlenir.
Yani öyle anlatılıyor hikayeye.
Böbürleniyor güya.
Yok canım Athena'da kimmiş?
Ben tanrılardan bir hediye falan almadım.
Bu benim yeteneğim der.
Bunları duyan Athena yaşlı bir kadın kılığına girip gelir ve Arakne'yi uyarır.
Kendini tanrılarla kıyaslayamazsın.
Af dile ki Athena sana acıyıp canını bağışlasın der.
Arakne güler. Ben sadece gerçeği söylüyorum.
Eğer Athena'nın buna bir itirazı varsa gelsin de benimle yarışsın.
Bunun üzerine çok öfkelenen Athena işte geldi diyerek gerçek görüntüsüne dönüşür ve Arakne'ye meydan okur.
Az önce karşısında duran yaşlı kadının Athena'ya dönüştüğünü ve bütün heybeti ve hiddetiyle gri gözlerle kendisine baktığını gören Arakne dehşete kapılır ama sakinliğini korumaya çalışır
ve yarışmayı seve seve kabul eder.
Athena bir yandan, Arachne bir yandan dokumaya başlarlar.
Arachne elinin bütün hünerini gösterip en canlı renklerle inanılmaz gerçekçi bir dokuma yaparken Athena da gökten bulutları, yerden çimenleri çekerek dokuma yapar.
Ne dokuduklarına dair söylenceler oldukça değişiyor ama şöyle diyelim.
Athena tıpkı bir tablo yapar gibi tanrıları tüm güçleriyle dokur.
Şimşekleriyle yüce Zeus'u, Dalgaların üzerinde heybetli Poseidon'u ve gökyüzünde tüm gösterişiyle Apollo'yu.
Bu tanrıların böbürlenen ölümleri nasıl cezalandırdığını da resmetmeyi ihmal etmez.
Arakne ise dokumalarıyla başka bir mesaj verir.
O, tanrıların kendi aralarındaki çekişmeleri, kendi böbürlenmelerini, ölümleri bıraktıkları zor durumları adeta resmeder gibi dokur dokuma tezgahından.
Ayrıca kendilerini tatmin etmek için güçlerini kötüye kullanmalarında, Zeus'un Leda'yı elde etmek için Kuğu'ya, Europa'yı elde etmek için Boğa'ya, Danae'yi elde etmek için altın yağmuruna dönüşmesini anlatır dokumasında.
Dokumayı bitirdiklerinde ikisinin de eserleri muhteşem görünür.
Ama Athena, Araklı'nın hem gerçekten kendisi kadar iyi dokumasına hem de tanrıların kötü özelliklerini anlatmasına çok öfkelenir.
Sinirli Araklı'nın dokumalarını parçalar ve kafasına fırlatır.
Athena'nın hiddeti öyle büyüktür ki Arakne öyle aşağılanmış hisseder ki genç kız kendini bir ağaca asarak oracıkta intihar etmeye kalkar.
Ama Athena'nın öfkesi dinmez.
Arakne'nin ölümden daha büyük bir cezayı hak ettiğini düşünerek onu örümceğe dönüştürür.
Ama karnında bir iplik makarası bırakır ve der ki yaşa ama aynı böyle asılı kal ve ağa ör hayatın boyunca lanetlenmiş bir şekilde.
İşte dostlar mitolojiye göre örümceklerin atası Arakne'dir ve bu lanetle oluşmuştur.
Örümcek gördüğünüz ortamlarda herkes sakinleştikten sonra artık bu hikayeyi satarsınız.
Herkes sakinleştikten sonra diyorum çünkü örümcekten korkmak aslında çok yaygın bir durum.
Şimdi hikayenin günlük hayattaki yansımalarına gelecek olursak Arakne'de İngilizce örümceğim siler anlamına geliyor.
O familyayı anlatmak için kullanılıyor.
Mesela akrepler de bu familyaya ait.
Arakne, Yunanca örümcek.
Araknafobia, örümcek korkusu anlamına geliyor.
Bunun dereceleri var. Mesela bazı ekstrem durumlarda bırak örümcek, örümceğin varlığını çağrıştıran herhangi bir şey mesela örümcek ağı bile gördüklerinde çığlık atarak kaçmaya başlayabiliyor bu fobisi
olan insanlar. Baya ilginç.
İzlememiş olanlar bölümde alın.
Bu arada İsveçli psikolog Arne Öhman Bazı sürüngenlere karşı beslediğimiz korkunun sonradan kazanılmadığını, doğuştan geldiğini kanıtlayan bazı araştırmalar
yapmış. Mesela deneylerinde birçok yaş grubundan insanın örümcek ve yılan fotoğrafları görünce korku belirtileri gösterdiklerini kaydetmiş.
Hatta konuşamayan bebeklere gösterdiğinde bile bu fotoğrafları yani örümcek ve yılan fotoğraflarını bebeklerin yüz ifadelerinin değiştiğini, göz bebeklerinin büyüdüğünü hatta belki terlediklerini filan
kaydetmiş. Yani bu da demek oluyor ki bazı hayvanlardan korkmamız gerektiği genlerimize kodlanmış.
Bebekler bile bu kodla dünyaya geliyorlar.
Bilim adamları bunun insanın biyolojik evrimi süresince hayatta kalmak için geliştirdiği bir mekanizma olduğunu düşünüyorlar.
Ama bizim kültürümüzde bu fobiyi bir nebze dindiren bir şey var bence.
Yani Müslümansanız eğer.
Müslümanlıkta Hz.
Muhammed ve bazı arkadaşlarını müşriklerden koruduğuna inanılan bir olay var.
Hz. Muhammed ve Hz. Ebu Bekir'i öldürmek isteyenler onların başı için 100 deve ödülü koyduğunda bir sürü insan her yerde onları ararken onlar bir mağaraya sığınmak zorunda kalırlar.
Sonra... Örümcekler mağaranın girişine ağlarını örer ve güvercinler yuva yaparlar.
Bu sayede müşrikler mağaranın başına geldiklerinde içeride kimsenin olmadığını düşünür ve Hazreti Muhammed ve Ebu Bekir bu şekilde kurtulurlar.
Bu yüzden örümcekler ve güvercinler kutsal kabul edilir.
Küçükkenler de hatırlamıyorum bir örümcek görüp çok korkup annemin öldürmesini istemiştim.
Annem bana bu hikayeyi anlatmıştı.
Örümceği de alıp uzaklaştırmıştı yani öldürmemişti.
Ben de o yüzden hala sadece bir örümcek de değil herhangi bir böcek gördüğümde zorda kalmadıkça öldürmem.
Yakalayıp dışarı atmaya çalışırım.
Hatta konumuzun iyice dışına çıkıp bununla ilgili bir öneri vereyim.
Böyle bir pet şişeyi üstüne kapatıyorsunuz işte böceğin.
Eğer küçük geliyorsa şişenin ağzını kesebilirsiniz.
Ondan sonra şişeyi böyle dışarı doğru işte balkondan dışarı sallıyorsunuz gidiyor.
Tabii elinizden geliyorsa balkona sallamak yerine bir çimene falan yani doğal ortamına bırakmak en iyisi.
Şimdi Arakne'nin hikayesine dönecek olursak hikaye bize ne anlatıyor?
İlk bakışta bize kibirlenme, böbürlenme diyor gibi geliyor değil mi?
Arakne böbürlenip kendini tanrılarla bir tutmasaydı ya da onları eleştirmeseydi böyle lanetlenmeyecekti.
Hatta kibir birçok dinde zaten iyi karşılanmaz.
Mesela Hristiyanlık'ta da 7 büyük günahtan biridir.
Hatırlarsanız Brad Pitt ve Morgan Freeman'ın oynadığı Seven yani 7 filminde de bu hikaye geçiyordu.
Spoiler vereceğim şimdi dikkat.
Filmde bir seri katil bu yedi günahı işleyen birer kişi bulup onları cezalandırıyor ya da öldürüyordu.
Kibir günahı için ise bir mankeni burnunu keserek cezalandırmıştı.
Sonra ona bir seçim sunmuştu.
Ya telefonunu kullanıp yardım iste ve hayatta kalıp böyle yaşa yani öyle burnunu kesik bir şekilde ya da uyku haplarını içip intihar et.
Manken de intihar etmeyi seçmişti.
Hikaye kibirlenme diyor gibi görünüyor ama aslında bence vermek istediği mesaj o değil.
Athena'nın yaptığına bakın.
Koskoca tanrıça bir ölümlünün meydan okumasına alınıp ona saldırıyor.
Olacak iş mi yani? Bu, geldiği yeri sindiremeyen, kendinden şüphesi olan birinin vereceği bir tepki.
Tıpkı gerekli liderlik özelliklerine sahip olmadan yükselip kendisine bağlı çalışanları ezen bir müdür gibi.
Neden eziyor? Çünkü muhtemelen kompleksleri var.
Onların ortaya çıkması ihtimalinden çok korktuğu için agresif davranıyor.
Bir de yarışmaya bakın. Arakne elindeki ipler ve diğer malzemelerle yani elinde ne varsa yarışırken Athena gökten bulutları yerden çimenleri çekiştirerek dokuma yapıyor.
Yani şartlar hiç eşit değil.
Ama yine de Arakne Athena'nınki kadar güzel bir dokuma yapmayı başarabiliyor.
Hatta öyle güzel ki Athena bile inkar edip yo benimki daha güzel oldu diyemiyor mesela.
Bakın jüri yok burada yani kendisi değerlendiriyor zaten.
Bir de üstüne sinirinden kızın dokunmasını parçaladık kafasına fırlatıyor.
Güya zeka ve bilgilik tanrıçası ama zekası ya da yeteneğiyle üstün gelemediği noktada şiddete başvurdu yani olacak iş mi?
Üstüne bir de zaten kız üzüntüsünden kendini astı.
Kurtuldun yani bırak hani ayna ayna söyle bana var mı benden güzel dokunma yapan diye sorsan kimse kalmadı zaten yani.
Ama yok öfkesini çıkartamadı ya bir de ölmesine engel olup örümceğe çeviriyor.
Yani hiç olgun bir davranış değil.
Arakne baştan sona haklıydı.
Evimdeki imkanlarla takdire şayan bir iş çıkarıyordu.
Yaptığı şey de kibirlenmek değil işiyle gururlanmaktı.
Ama yine de takdir görmek yerine cezalandırıldı.
Şimdi Athena severler üzülmesin, Medusa hikayesinin üstüne bir de bununla darbe edik diye düşünmesinler.
Athena zekası ve daha birçok yönüyle gerçekten çok harika bir tanrıça ama maalesef bu tarafı da bize bir şeyler anlatmak için var.
Yani bu hikayenin mesajı bence gururlanmanın kötü bir şey olduğu değil, imkanları sizden daha fazla olan kişilerin siz ne kadar harika işler ortaya koysanız bile sizi takdir etmek yerine yerebileceği,
sizi çekemeyebileceği.
Hatta bu fikrime bir de destek buldum.
Bu hikayenin anlatıcısı Romalı şair Ovidius diye okunuyor galiba.
Kendisi 17. yüzyılda Roma İmparatoru Augustus tarafından sürgün edilmiş.
Yani sen koskoca Roma İmparatorusun bir şairden nasıl bu kadar korkup onu sürgün edersin ki yani Roma İmparatorusun ya düşün yani.
İşte Araklı'nın Atene'yle olan mücadelesi de kendisini bu mücadelesine bir gönderme gibi bence.
Gel bakalım öğrencek adamım.
Bundan sonra buralara hava örmeyeceksin.
Tekstil işine gireceksin.
Keten öreceksin, pamuk öreceksin.
Müslüm Baba'yı rahat bırakacaksın.
Müslüm Baba'nın yadigarısın bana örümcek adam.
Akıllı olacaksın ulan. Yarın Batman'e dalıp bana geleceksiniz.
Şimdi dağılın ulan!
Evet, sağ olun ya.
Yok demiyorum ki. Eyvallah.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
