
(Yunan) 17: Canavar Minotor: Labirentte sizi bekliyor
6 Aralık 2020 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @mitolojikinciler
Transkript
Merhaba, ben Pandora diye başlayacağım ama bazı paylaşımlarda gerçek ismimi gizleyemediğim için artık bunun pek anlamı kalmadı tabii.
Yine saat gecenin biri.
Benim bu saatte kayda resim geldi.
Bakalım kaçta kapatacağız.
Çünkü bugün uzun konuşasım var.
Bu arada kaydediyorum ama arkada da bir yandan Tchaikovsky'nin Kuğu Gölü çalıyor.
Yani illa arkaya müzik koy, efekt koy falan diyenler vardı.
Ancak bu kadarını yapıyorum.
Yani size ne kadar geliyor bilmiyorum.
Bu arada ben normalde böyle ders çalışırken, kitap okurken...
Herhangi bir şey üzerinde çalışırken falan ya da duşta mesela hani klasik müzik ya da enstrümental müzik çok dinlerim.
Ama burada yani hikayenin her yerine uymuyor yani.
Uyuyacak bir şey bulmak çok zor ya da sürekli değiştirmeye ihtiyacım olacak falan.
Arada kapatırım belki.
Size zaten şu ana kadar ki ne kadar geliyor, ne kadarını duyuyorsunuz onu da bilmiyorum.
Öncelikle ufak bir dertleşmeyle başlayacağım.
Bu kısmın mitolojiyle hiç alakası yok.
O yüzden sıkılacak olan biraz atlayarak dinlesin.
Zaten henüz çok kalabalık bir dinleyici kitlem yok.
2500 falan civarı olduğu görülüyor.
Reklam da vermediğim için dinleyici sayım çok yavaş artıyor.
Arkadaşlar bu arkadaki müzik benim dikkatimi dağıtıyor.
Şu an konuşurken uyumadığı için hiç onu kapattım.
Ne diyordum? Dinleyici sayım çok yavaş artıyor.
Reklam da vermiyorum falan.
Hatta bazı paylaşımlarında birilerini gıcık edip takipçi kaybediyorum.
Ama çok önemli değil.
Sonuçta bu işten para kazanmıyorum.
Kazanmak için bunun böyle katı katı büyüklük bir topluluk olmamız gerekiyor.
O yüzden açıkçası birilerini takip bırakması bana bir şey kaybettirmiyor.
Sadece üzülüyorum. Nedenini söyleyeyim.
Bazı belli başlı paylaşımlardan sonra takipçi kaybettiğimi fark ettim.
Mesela dört büyük dinin temsilcilerin ölüp Zeus'a karşılaştığına dair bir karikatür paylaşmıştım hatırlarsanız.
Bunun üstüne çıtır çıtır gitti insanlar.
Yani Instagram'dan bahsediyorum bu arada.
Dinlemeyi bıraktılar mı onu bilmiyorum.
Yani altı üstü karikatür.
Buna alınacak ne var bu kadar anlamıyorum.
Üstelik ben de bir dine inanıyorum.
Yani inanmaya da bilirdim.
Ama inanıyorum. İnancım bu karikatüre gülmemi engellemiyor.
Çünkü mizah hayal gücünü geliştirir.
Tıpkı mitoloji gibi yani bundan korkmamak lazım.
Sonra bir gün bir başörtülü kız imajısı kullandım.
Onun üstüne de aniden gidenler oldu.
Bir gün sırtı açık elbisemle bir fotoğraf paylaştım.
Onun üstüne gidenler oldu falan.
Yani biz yıllardır açık kapalı kadınlar olarak beraber yaşıyoruz.
Hepimizin ailesinde bu iki tür insan da var eminim.
Neyi paylaşamıyoruz anlamadım ben.
Atatürk'ün ölüm yıl dönümünde Türk Hava Yolları'nın bir reklamını paylaştım.
Ondan sonra gidenler oldu.
Sonra son bölümde mesela bir Kürt sanatçıyla ilgili bir haberden bahsettim.
Bunun üstüne çok fazla giden oldu.
Yani siyasi olduğu için hele bu konulara hiç girmeyeceğim.
Ama şu kadarını söyleyeyim.
Ben daha önce de bahsettiğim gibi Tevfik Fikret hayranlıyım.
Onun düşünce yapısı benim hayat felsefemin parçalarından.
Tevfik Fikret Halil'in defteri şiirinde der ki...
Toprak vatanım, ne evi beşer milletim.
İnsan, insan olur ancak bunu yize anla.
İnandım. Yani diyor ki, yeryüzü benim vatanım, tüm insanlar benim milletim.
İnsan ancak bunu anlarsa insan olur.
Buna inandım. O yüzden kimseyi incitmeyen, yaralamayan her fikir ve her insana hoşgörülüyüm ben.
Umarım burada arkadaşlık kurduğum herkes de öyledir.
Öyle olunca dünya güzelleşiyor, inanın.
Yoksa herkes gitse de ben kalan 20 kişiye anlatırım zaten bu hikayeleri.
Hiç önemli değil.
Amaç eğlenmek ve benimle aynı kafadan olan insanlarla bir arada olabilmek.
Neyse bu arada Allah'tan biri fikrimden hoşlanmadığında benimle tartışmıyor.
Sadece takibi bırakıyor.
Tartışanlar sadece sesime katlanamadıkları için tartışıyorlar benimle biliyorsunuz.
Şimdi mitoloji bölümümüze giriyorum sonunda.
Bu bölümde hikayemizin odağında tanrılar yok.
Tanrılar figüran, yarı insan, yarı boğa olan bir yaratık başrolde.
Ama merak etmeyin diğerleri kadar ilginç bence.
Hikayemizin kahramanları Kral Minos, yaratık Minotor ve Teseus.
Kısaca tanıyalım.
Minos, Zeus'un yarı tanrı oğlu.
Zeus bir gün boğa kılığına girip Avrupa kıtasına ismini veren güzel Fenikeli Europa'yı Girit'e kaçırır ve onunla beraberliğinden Minos doğar.
Minos büyüyünce Girit kralı olur.
Minator, yarı boğa yarı insan olan bir yaratık.
Theseus, Ege denizine ismini veren Egeus'un oğlu.
Atina kralı olacak o da sonradan.
Hikaye şöyle. Bir gün kral Minos Poseidon'dan kendisi adına kurban etmek üzere bir boğa göndermesini diler.
Poseidon da bu dileği kabul eder.
Denizin içinden bembeyaz çok güzel bir boğa gönderir.
Minos bu boğaya bayılır.
Onu kurban etmeye kıyamayıp başka bir boğa kurban eder.
Kandırıldığını hissedip çok kızan Poseidon intikam almak için Eros'tan yardım ister.
Eros altın okuyla Minos'un karısı Pasipae'yi boğaya aşık eder.
Pasipae yani bu isimle o kadar zor ki.
Pasipae öyle aşıktır ki onunla çiftleşebilmek için zanaatkar Daedalus'tan içi boş bir inek kalıbı yapmasını ister.
Tövbe yarabbim. Bu arada Daedalus ustaca işleyen anlamına geliyor.
O zamanın işte marangozu, mimarı, mühendisi gibi elinden birçok iş gelen bir zanaatkar düşünün.
Pasipea bu içi boş inek kalıbına girer ve boğayla çiftleşir.
Bu birliktelikten başı boğa, vücudu insan gibi bir yaratık olan Minotaur doğar.
Minotaur, Minos Taurus yani Minos'un boğası olarak geçiyor.
Minotaur'u diğer çocuklar gibi yetiştirmeye çalışırlar.
Diğer çocuklar gibi beslerler.
Yani bu saçma sapan olaya rağmen Kral Minos da bu çocuğu nasıl kabul etmiş hayret doğrusu.
Ama zamanla Minotaur büyüdükçe vahşileşir.
İnsanları öldürüp insan eti yemeye başlar.
Zaten şöyle genel bir bilgi vereyim aklınızda olsun.
Yunan mitolojisinde başı insan, vücudu bir hayvan yani işte mesela boğa, keçi, aslan vs.
olan yaratıklar insan bilincine sahiptir.
İnsan gibi düşünürler, bilgeci hareket edebilirler.
Ama başı hayvan, vücudu insan olanlar öyle değildir.
Onlar daha çok hayvani özelliklere sahiptir.
Yani kafa önemli. Minotaur insanlara saldırıp huzur bozmaya başlayınca Minos Delphi kainine danışır.
Aldığı fikirle Daedalus'tan bir labirent yapmasını ister.
Labirent o kadar karışıktır ki bir giren asla çıkamaz.
Minotaur da burada hapsolur ve canlı birini bulunca yakalayıp yer.
Bu sırada Kral Minos birçok yeri fetheder, zaferler kazanır ama bir türlü oğlunun öldüğü Atina'yı ele geçiremez.
Çünkü Atina çok iyi korunuyordur.
Bu yüzden Minos taktik değiştirir.
Atina'da bir salgın hastalık başlatması için tanrılara dua eder.
Minos ve Yasunoğlu olduğundan duaları genelde kabul oluyor.
Tanrılar bu duayı da kabul ederler.
Atina'da başlayan salgın o kadar etkili olur ki Atina kralı Egeus Minos'a pazarlık yapmak zorunda kalır.
Minos Egeus'a her yıl kendisine Minotora yem edilmek üzere 7 kız 7 erkek yani toplam 14 genç verirse salgının durması için dua edeceğini söyler.
Egeus kabul etmek zorunda kalır ve Minos'un duasıyla Atina'daki salgın durur.
Atina iki yıl bu şekilde Minator'a kurban gönderir.
Gençler labirente atılıyor, çıkış yolunu bulabilmek için günlerce çırpınırken sonunda Minator'la karşılaşıp ona yem oluyorlardır.
Üçüncü yıl yine kurbanlara seçilmesi gerektiğinde kral Egeus'un oğlu Teseus, Atinalı gençlerin bu şekilde katledilmesine son vermek için Girit'e gidip Minator'u öldürmeye karar verir.
Giderken babasına eğer başarılı olup dönerse gemisinin beyaz yelken açacağını, eğer ölürse geriye dönen tayfasının koyu renkli yelkenle devam edeceğini söyler.
Kurnaz Tezeus Girit'e ulaştığında Kral Minos'un kızı Ariadne'yi kendine aşık eder.
Ariadne ona labirentin çıkış yollarını ve Minotaur'un bulunduğu merkezi öğretir.
Bir de kendisine labirentten çıkması için fikir verir.
Bu ipi al ve gidiş yolunda aç.
Dönüşte de ipi takip edip yolunu bul der.
Hansel ve Gretel gibi hani.
Theseus labirente gidip kılıcıyla Minotaur'u öldürür ve orada kaybolmuş olan henüz yenmemiş Atinalıları çıkarır.
Ariadne Theseus'a aşık olup babasına ihanet ettikten sonra Theseus'la beraber kaçar.
Theseus'un gemisi yolda Naxos yani Yunanistan'ın Naksa adasında mola verdiğinde Ariadne orada uyuyakalır.
Ve Theseus Ariadne'yi orada öylece bırakıp tayfasıyla beraber gemiye atlayıp gider.
Bazı kaynaklar Ariadne'yi orada unuttuğunu söylüyor ama yok artık yani bence bayağı bırakıp gitmiş.
Tezeus, Atina'ya yaklaştığında babasına söylediği gibi beyaz yelkeni açmayı unutur.
Kıyıda bekleyen babası Egeus, beyaz yelkeni göremeyince üzüntüsünden kendini denize atıp intihar eder.
Onun kendine attığı denize bugün Ege Denizi diyoruz.
Hikayenin bu kısmı da baya Türk filmi gibi.
Yani Tezeus'un Brunskanlı'dan doğan trajede de baya romantizm etkisi var.
Yani zaten baştan saçmaydı.
Yok kıyıda gemiyi gördüğünde yelkenine bakarak anlasınmış da filan.
Yani arkadaşım kim bilir aylardır bekliyor adam seni.
Zaten bir 5 dakika daha beklesin ne var yani.
Niye yelkenden anlasın istiyorsun?
Üstelik ben ise sen bunun altta kötü niyet ararım.
Sonuçta Egeus'tan sonra tahta kim çıkacak?
Oğlu Tezeus. ''Aa görüyor musun?
Yerken açmayı unuttum.
Tüh canım babacım ya.'' deyip adamın göz göre göre ölmesine sebep oldu belki.
İyi madem. Taht boş kalmasın.
Ben geçeyim. Ne yapalım?
Bu arada okuduğum hiçbir kaynakta ya da anlatıcıda bu yoruma rastlamadım.
Yani ben mi fesatım neyim anlamadım.
Bizim soyumuz Osmanlı'ya, Hürrem Sultan'a filan dayanıyor arkadaş.
Bize yediremezler bu numaraları.
Bu arada Ariadne'ye ne oldu diye merak ederseniz Ariadne uyandığında terk edildiğini anlayıp üzülür.
Ne yapacağını şaşırır.
O sırada Dionysos'la karşılaşır.
Hatırlarsanız Dionysos alayıyla beraber dünyaya dolaşıyordu.
O sırada yolu bu odaya düşününce Ariadne'yi görür ve ilk görüşte aşık olur.
Eğlenirler. Hatta birkaç çocuk yaparlar.
Valla bence Ariadne için hayırlısı olmuş.
Demek ki neymiş? Her şerde bir hayır varmış.
Bak babasının kuyusunu kazıp kral olan Kurnas Tezeus'la evlenmek yerine bir tanrı ile evlenmiş oldu.
Hem de şarap tanrısı.
Yani vur patlasın, çal oynasın.
Sonra bir arada çocukları alıp git, Türk cümlelerindeki gibi Minos kıyamayıp affetsin.
Demek ki neymiş?
Nakos adasında terk edilmiş de olsanız kısmetiniz dünyaya dolaşıp sizi buluyormuş arkadaşlar.
Merak etmeyin. Şimdi Minotaur hikayesinin popüler kültüre nasıl yansıdığına bakalım.
Öncelikle bazı online oyunlar var.
Oynayanlar bilir. İşte World of Warcraft, God of War, Heroes of Might and Magic gibi.
Bu oyunlarda mitolojik karakterler var.
Baya inanılmaz düzenler kuruluyor.
Kaleler, ırklar, savaşlar vs.
var. Hani öğrenmek gerekiyor gerçekten.
Minotaur da onaydan biri.
Daha doğrusu Minotaurlar ırkı varmış.
Ben oynamadım yani. Oynayanlar daha iyi bilir.
Elinde baltı olan, vücudu insanımsı ama kafası boğa olan vahşi yaratıklar.
Hatta ikisi de bir yorum okudum.
Minotorların çıkardığı sesin Theater of Tragedy grubunun Bring forth your shadow şarkısının başında Time diye bağırışlarına benzediğini yazmış biri.
Sırf bu yorum için meraktan önce YouTube'dan oyun videolarını izleyip Minotor sesi aradım.
Sonra da bu bahsettiği şarkının o bölümünü dinledim.
İkisini de size dinleteceğim.
Bu arada labirent hikayesiyle ilgili çok oyun var.
Mesela Tezios'un Labirenti diye bir oyun izledim yine YouTube'da.
Yani o kadar gerçekçi ki görüntü efektlerine inanamadım.
Minotormaze yani Minotor'un Labirenti diye bir oyun var mesela.
Onu da bir arkadaşınıza karşılıklı oynayabiliyorsunuz anladığım kadarıyla.
Biriniz Minotor biriniz Tezios olabiliyorsunuz.
Bu arada Amerikalı oyun geliştirici Robert Abbott'un geliştirdiği Tezeus ve Minotaur diye bir oyun daha var.
Ama bu öyle vurdulu kırdılı değil.
Hani Pac-Man gibi. Bir labirentte işte mavi nokta ve kırmızı nokta var.
Mavi Tezeus'u, kırmızı Minotaur'u temsil ediyor falan.
İnternette ararsanız bulursunuz.
İnternette bulduğum bazı gereksiz bilgilerden de bahsedeyim.
Daedalus Furniture diye bir mağazaya denk geldim.
İki tasarımcı tarafından hazırlanan mobilyalar, eşyalar satılıyor.
İstanbul Cihangir'de ofisleri varmış.
İsimlerini, mesleklerini uygun bir şekilde bulmuşlar.
Yani o bana hoş geldi.
Bu arada internette kaybolurken dünyanın birçok yerinde çok ilginç labirentli bahçeler gördüm.
Size de Instagram'dan atarım.
Mesela Barcelona'da Horta Labirenti varmış.
Bahçeler içinde yeşilliklerden oluşan ufak bir labirent.
İspanya'ya gittiğimde bilmiyordum tabii.
Ziyaret etmedim ama bilsem görmek isterdim.
Girişinde Tezeus ve Minotaur heykeli, merkezinde de Eros heykeli varmış.
Eros'u merkeze koymak da iddialı.
Psikolojide labirintin konuşma diye bir tabir var.
Bu özellikle şizofreni hastalarında ortaya çıkan fikir sıçramaları nedeniyle takip edilmesi zor olan konuşmalara deniyormuş.
Biraz Picasso'dan bahsedeceğim.
Picasso tam adı Pablo Diego, Jose Francisco de Paulo falan diye böyle 20 kelimeden oluşan, şaka yapmıyorum bu arada, İspanyol bir ressam.
20. yüzyılın en ünlü ressamlarından biri biliyorsunuzdur.
Dali'nin öncülük ettiği sürrealizm akımından etkilendiği dönemlerde bazı Minotaur çizimleri var Picasso'nun.
Bunların birinde Tezos gemisinden inmiş ve Minotaur kör olduğu için tam hareket edemiyor.
Bir kız çocuğu ona kılavuzluk ediyor.
Kız çocuğunun yüzü Picasso'nun o dönemde evlilik dışı ilişki yaşadığı modeli Maria Teresa adında bir kızın yüzü.
Picasso'nun burada engel olamadığı hayvani yasak arzularıyla kendini Minotaur'a benzettiği ve Maria Theresa'ya kapılıp gittiği şeklinde yorumlanıyor.
Yani Minotaur'un neden kör olduğuna dair de işte Picasso o dönemlerde 45 yaşında olduğu için ve artık yaşlı hissetmeye başladığı için işte kendini öyle yansıttığı filan söyleniyor.
Merak edenler için Picasso sonrasında işte bu kızla evleniyor, ondan çocuğu oluyor filan ama sonra başka biriyle ilişki yaşıyor filan.
Neyse birçok sanatçı gibi işte karmışık ilişkileri varmış.
Minotaur metaforunun kullanıldığı iki kitaptan bahsedeceğim.
Biri Minotaur takes a cigarette break yani Minotaur sigara molasına çıkar.
Kitapta Minotaur 5000 yıl sonra labirentten çıkıp kendini Amerika'nın güneyinde bir karavan kampında bir steakhouse'da şeflik yaparken buluyor.
Artık insan etine karşı bir açlık duymuyor.
Tam tersi insanlar gibi hissetmeye, sorgulamaya, yalnızlık hissetmeye başlıyor.
İki hafta sonra mutluluğa dair fırsatları ve aşkın kapasitesini keşfetmeye başlıyor.
Diğer kitapta Yunan ekonomist ve eski maliye bakanı olan Yanis Varoufakis tarafından 2011'de yazılan bir kitap.
Adı Global Minotaur, Amerika, Avrupa ve global ekonominin geleceği.
Bakan kitapta Amerika'yı 1970'lerden beri tüm dünya ekonomisini sömürmesiyle Minotaur'a benzetiyor ve 2008 kriziyle bankacılık sektöründeki çöküşü Minotaur'un aldığı ölümcü bir darbe olarak
değerlendiriyor. Ben bunları niye anlatıyorum?
Oradan buradan işte ne bileyim psikolojiden, ekonomiden, felsefeden, resimden falan bir şeyleri anlatıyorum.
Açıp hepsini tek tek okuyalım diye değil arkadaşlar.
Ama en azından bilelim bu hikayeler neyi sembolize ediyor?
Klasik ve popüler kültürde nelere yansımışlar?
Günlük hayatta nerelerde geçiyor?
Ne bileyim siz de böyle metaforlar kullanırsınız belki günlük hayatta havanız olarak.
Bu arada ben Boğaziçi'nde okurken sosyoloji ya da felsefe derslerimden birini de hatırlamıyorum.
Bir Tezeos'un gemisi tartışması vardı.
Ondan bahsedeceğim. Siz de üstüne düşünüp tartışabilirsiniz.
Şimdi diyorlar ki mesela Girit'ten Zafer'le dönen Tezeos'un gemisinin hatıra olarak bu müzede...
uzun süre saklandığını düşünün.
Ancak geminin parçaları zamanla çürüdükçe yenileriyle değiştiriliyor.
En son öyle bir noktaya geliyor ki geminin tüm parçaları yenilenmiş oluyor.
Şimdi bu durumda gemi hala Tezeus'un gemisi mi?
Yani işte o Girit'e gidip zaferleri kazandığı gemi mi?
Yoksa yepyeni bir gemi mi?
Filozofların bu konuda farklı farklı görüşleri var.
Mesela Heraklitos'a göre varlıklar sürekli değişim halindedir.
O yüzden zaten Tezius'un gemisi daha Girit'ten ayrılır ayrılmaz başka bir gemi olmuştur.
Bunu bizim zampara şakirler duymasın.
Canım bak Heraklitos'a göre ben o kızın evinden çıktığım anda başka bir ben oldum zaten.
Filan diye kullanırlar.
Kim bu şakir diyen varsa Ne Olacak Şimdi isimli Türk filmini izlememiş olabilir.
Gülmek için mutlaka bugünlerde izleyin.
Anne, şişim geldi! Patla be çocuğum, patla be!
Ayy, et şuraya hadi!
Unutma, babanın suratını göreceksin, unutma!
Ayy! Yaz kızım!
İki yüz torba çimento, yirmi kamyon çakıl, on beş tane kapı.
Şahin! Aa, hoş geldin karıcığım.
Otuz kamyon ince kum.
Alçak! Namussuz!
Rezil herif! Ne oldu, ne bağırıyorsun?
Neyse felsefi tartışma diyordum, ona geri döneyim.
Aristo da mesela maddenin yaratılma amacının önemli olduğunu düşünür.
O yüzden Tezeus'un gemisi Aristo'ya göre hala aynı gemidir.
Yani bütün parçaları değilse de hala aynı gemi.
Psikoterapinin bazı alanlarında sembolizmden ve metaforlardan çokça yararlanıldığı görülüyor.
Örneğin Tezeus'un labirente Minotora doğru yaptığı yolculuk kişinin içsel yolculuğu, kendini tanıması gibi.
Hatırlarsanız Tezeus labirente ilerlerken Ariadne'nin verdiği ipi açarak ilerlemişti.
İlerledikçe ipi açışı...
İçsel yolculuk da kişinin kendi derinliklerini, içsel arzularını, ihtiyaçlarını vs.
açmasını, onları tanımasını sembolize ediyor.
Minator da kendi zihnimizde yarattığımız canavarları, vahşi yanlarımızı ya da korkularımızı temsil ediyor olabilir.
D. L. Steinberg-Gasman diye, yani ismini doğru telaffuz ettiğimi bilmiyorum, Arjantinli bir öğretmen, felsefeci yazar var.
Der ki, Tezeus'un labirentin içine beraber girdiği ip, yani o iyi diyor ama yani ip diyeyim ben, onun kendi içinde açmak zorunda olduğu kusurluluğu ve geçmesi gereken
denemeyi gösterir. İp geri toplanırken oluşan küre ise minotoru öldürmek, denemeleri geçmek ve dışarıya yeniden çıkış için kazanılmış mükemmelliktir.
Bu arada aklıma gelmişken beynimizin görüntüsü de aynı labirent gibi değil mi ya?
Yani labirent bilinçaltının karmaşık kodlarını da sembolize edebilir.
İnsanın içsel yolculuğu ya da ruhsal arayışında yani ne derseniz adına.
Romanyalı filozof Marcia Eliade, bir labirentin asıl amacı merkezi korumaktır.
Yani erginlenme yoluyla kutsala, ölümsüzlüğe ve mutlak gerçekle ulaşmayı simgeler der.
Ortaçağ inşaatçıları, mimarları tarafından çeşitli kiliselerin döşeme süslerinde çokça labirent motifi kullanılmış.
Labirent kutsal topraklarda yapılan haç ibadetiyle ilişkilendirilmiş ve bu nedenle de labirentin merkezi Kudüs olarak kabul edilmiş.
Kutsal şehri ziyaret edemeyen müritler günahlarının affedilmesi için bu labirentin kıvrımlarının dizleri üstüne takip ederek görevlerini bu şekilde yerine getiriyorlarmış.
Fransa'da, Almanya'da böyle labirent motiflerinin olduğu katedreller var.
Lisede, katedralde bir labirent motifi görürseniz aklınıza mutlaka bu bilgi gelsin.
Mesela Paris'teki 13.
yüzyıla ait ünlü Chartres Katedrali yani Chartres diye mi okunuyor bilmiyorum.
Katedrali de bunlardan biri.
Günümüzde Chartres Katedrali'nin önemli sayıda Hristiyan hacı ziyaret etmekte ve içinde bulunan labirent deseni üzerinde başları önünde yürüyerek dua etmektedirler.
Dıştan merkeze doğru 11 dairelik karışık bir dizaynı olan bu labirent hacının spritüel yaşam seyahatini semgelediği söyleniyor.
İngiltere'de Kral Arthur'un doğduğu söylenen ünlü Tintacıl köyünde de kayalara uyulmuş döbrentlere rastlanır.
Meksika'da bulunan mayalara ait olan Sat...
Tuntat tapını labirent adıyla bilinmektedir.
Dar tüneller, geçitler, basamaklar ve odalardan oluşur.
Karanlık ve aydınlık bölümleri vardır.
Kişinin dış dünyadan içtekine, alt diyardan daha yüksek olanın yolculuk ettiği kutsal yolu temsil eder.
Sam Osmanagic, Mayaların Dünyası adlı kitabında labirent sembolü ile ilgili şunları söyler.
Tünele girmek bilinmeyene, gizli yanımıza girmek demektir.
Mayaların şamanlığa kabul edilenleri bu labirentte eğittiklerini düşünüyorum.
Burası bilinmeyene ve yaşamın gizli yanına karşı duydukları korkuyu sembolik olarak alt ettikleri yer.
Bir kez yerinin karanlık yanını keşfettiğimizde artık onu kontrol altına olmak olası hale geliyor.
Oxkinton'da yani Meksika'daki bu yer, Şamanlar kendi ruhlarının karanlık yanıyla yüzleşmek ve bu karanlık yanı bilinçleriyle kaynaştırmak zorundaydılar.
Diğerlerinin iç şeytanıyla karşılaşıp kontrol altına almak için labirent sınavını geçmek zorundaydılar.
Ancak ondan sonra kusursuz bir tinsel bütünlüğe hazır hale geliyorlardı.
Bu bütünlük onları boyutlar arası ve dünya dışı yolculuklara çıkarıyordu.
Konuşsam daha fazla konuşurum.
Fark ettiyseniz konu Minotaur'la başladı.
Nerelere geldi? Üstelik o kadar hazırlanıp bir ara bilgisayar donunca yansıtan notlarımın bazılarını sildim.
Yani harika. Hadi yine iyisiniz.
Bilgisayar tekleyince daha az konuşmuş oldum.
Sizin de kendi labirentinize çok geç olmadan hayatta yapabileceklerinizi yapma fırsatınız varken keşfetmenizi, Minotaur'unuzla barışmanızı ve onunla beraber mutluluğa giden fırsatları yakalamanızı dilerim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
