
(Mısır Mit) Ra'nın Gözü Tanrıça Uraeus: Hırçın & Tatlı
10 Şubat 2025 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram:@mitolojikinciler
Transkript
Merhaba mitoloji seven kültürlü insanlar.
Instagram'dan takip edenler bilir, geçen hafta Müzevers'e gittim.
Nasıl okunabiliyor ama ben Müzevers diye okuyorum.
VR gözlükleri takıp kendimizi antik Mısır dünyasının içinde bulduk.
Şu an tarih Şubat 2025 ve hala gitmek mümkün.
Öncelikle reklam yapmıyorum.
Kendimiz bilet alıp gittik.
Özellikle Mısır'ın tarihine, piramitlere meraklı olanlar bence mutlaka gitmeli.
O yüzden bölüme geçmeden önce biraz bu deneyimi anlatmak istiyorum.
Gözlükleri takınca kendinize gizada buluyorsunuz ve normalde yapamayacağınız şeyleri yapabiliyorsunuz.
Mesela bir piramidin en içine böyle merkez noktasına kadar gidip nasıl inşa edildiği ile ilgili fikir sahibi oluyorsunuz.
Veya kral kraliçe odalarını görebiliyorsunuz.
Hatta piramidin en tepesine çıkıp şehre yukarıdan bakabiliyorsunuz.
En güzeli de bunları yaparken size bir sanal rehber eşlik ediyor.
Yani ben şu an neye bakıyorum acaba diye düşünmüyorsunuz.
Firavun Kufu'nun mumyalanışını, cenazesinin başında yapılan ayini izleyebiliyorsunuz.
Hatta Ölüler Diyarı'na böyle ufacık bir seyahat bile yapabiliyorsunuz.
Bunları yaparken film izler gibi öylece yerinizde durmuyorsunuz.
Bizzat hareket edip mesela tünelden geçiyorsunuz veya kayığa biniyorsunuz.
Biz ilk kez birer gözlüklerle böyle bir deneyim yaşadık ve Antik Misra'da meraklı olduğumuz için çok keyif aldık.
Ziyaret etmenizi çok isterim.
Arkadaşlarınızla veya sevdiceğinizle hep aynı yerlerde oturup kahve içip aynı muhabbetleri yapmaktan sıkıldıysanız gözlükleri takıp el ele tutuşup 45 dakikalığına farklı bir dünyaya girmek bence
iyi gelecektir. Biz biletleri ara tatil 15 koduyla indirimle almıştık.
Hala var mı bilmiyorum bu indirim ama belki de deneyin belki vardır.
Ziyaret ederseniz bana nasıl bulduğunuzu mutlaka yazın.
Bölüme geçmeden önce minicik bir şey daha ekleyeyim.
Bölümün sonunda ufacık konu dışı bir dertleşme seansı yapacağım.
Yani biz bize kısmı gibi bir şey olacak öyle karar verdim.
Belki her hafta yaparım bunu çünkü bence herkesin biraz içini dökmeye ihtiyacı olabiliyor.
Dinlemek istemeyen hikaye bittikten sonra kapatsın.
İsteyenle orada buluşuruz.
Şimdi hikayelerimizle başlıyorum.
Bu bölümde Ra'nın gözü olan bir tanrı çayı.
Evet yanlış duymadınız Ra'nın gözü kendisi.
Yani tanrıça Ureus'u konuşacağız.
Antik Mısır figürlerine sıkça gördüğümüz bir sembol aynı zamanda Ureus.
Ureus sembolünü Instagram'da paylaşacağım.
Görür görmez tanıyacaksınız.
Hani firavunların o görkemli taçlarının önünde iki gözlerinin ortasına hizalanmış bir kobra yılanı olur ya genelde.
İşte o kobra'ya...
Ureus deniyor. Saldırmaya hazır şekilde duran korkunç bir kobra.
Sanki Firavun'un üçüncü gözü gibidir.
Ureus aslında tanrıça Webset'tir.
Yani onu temsilen taşlarda yerini alır.
Peki kim bu tanrıça Webset?
Ra'nın gözü.
Evet yüce tanrı Ra'nın gözü bile bir tanrıça Webset.
Yakan kadın anlamına geliyor.
Çünkü tanrıça Webset Ra'nın düşmanlarına karşı oldukça acımasızlaşabiliyor.
Bu yakma konusuna bölümün ilerleyen dakikalarında tekrar değineceğim.
Kısaca Tanrıça'nın bu rolü sebebiyle Firavunlar taşlarında ona yer verir.
Yani dosta düşmana Ra'nın gözü olan Tanrıça vepset benimle beraber derler adeta Firavunlar.
Bu Ureus dediğimiz tanrıça web set.
Şekilden şekile girebiliyor.
Mesela bir tanrıça Mut oluyor.
Bir tanrıça Sekmet oluyor.
Hator oluyor. Bastet oluyor.
Bir yılan oluyor. Bir kedi oluyor.
Aslan oluyor. Akbaba başlı bir kadın oluyor.
Yani hem farklı hayvanlara hem de farklı tanrıçalara dönüşüyor.
Anlayacağınız birçok kimliği var.
Hikayede göreceksiniz. Zaten kendisi zıtlıkları içinde bulunduran bir tanrıça.
Bir yandan tanrıça Isis.
gibi adeta bir anne gibi koruyucu, şefkatli, sevgi doluyken bazı durumlarda öfkeden deliye döner.
Gözünü adeta kan bürür.
Tanıyamazsınız. Ben bu açılardan açıkçası Yengeç Burcu Kadın'la benzetirim bu tanrıçayı.
Astrologlar ne derse desin.
Bir de astrolojiye inanmayanlar aşağılayacak şimdi beni.
O da var. Ama neyse yani ben de yengeç burcuyum bu arada.
O yüzden iyi biliyorum bir yengeç kadını tanıyanlar bilir.
Dünyanın en duygu dolu kadınları, en sevgi dolu, en anaç kadınları yengeç burcudur bence.
Tüm dünyaya verecek kadar sevgisi vardır.
Zaten sizi azıcık sevsin her şeyini size verir.
Ama kızınca da gözü görmez.
Bazen kızdığı kişi önünde ölse üzülmeyecek kadar acımasızlaşabilir.
İşte bu tanımın tam karşılığı Uraüs bence.
Mesela bir gün Ra'ya kızar.
Düşünün kendisi Ra'nın gözü, Ra'nın koruyucusu.
Ama yine de Ra ile anlaşmazlığa düşebiliyor.
Ona kızar ve muta dönüşür.
Tanrıça mut olur ve kendini çöle vurur.
Çekip gider yani. Biliyorsunuz birçok tanrının Mısır ve Nil Nehri üstünde etkisi büyük.
O yüzden onun gitmesi Mısır'ı kötü etkiler.
Nil Nehri huysuzlaşır ve insanları kurumakla tehdit eder.
İnsanlar tanrıça yalvarırlar, tapınaklara gidip dualar ederler.
Ama nafile, inatçı tanrıça asla dualara cevap vermez.
Bilge Tanrı Tot, tanrıçanın öfkesini yatıştırsın ve onu geri dön ve ikna etsin diye ona bir çakal maymun gönderir.
Maymun Tanrıça hikayeler anlatır, kafasını dağıtmaya çalışır.
Başlarda asık suratta olan Tanrıça hikayeleri dinledikçe gülmeye başlar, yumuşar ve sonunda geri dönmeye ikna olur.
Yani tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
Koca Mısır perperişan oldu.
Yüce Nil Nehri kuruyacaktı.
İnsanlar yalvardı, yakardı.
Ama Tanrıçayı birkaç komik hikaye yumuşattı.
İşte hikaye anlatıcılığının önemi burada görülüyor.
İletişimi çok iyi olan insan...
İnsanlar da bu çakal maymun gibidir.
İkna kabiliyetleri yüksektir.
Eğer bir de manipülatiflerse onlara karşı dikkatli olun derim.
Ra'nın gözünü anlatmaya devam ediyorum.
Onun ne kadar ileri gidebileceğini şimdi anlayacaksınız.
Ra veya Demiurgos denilen yaratıcı güç dünyayı ilk yarattığında ilk önce bir altın çağ yaşanır.
Altın çağ kavramını hatırlarsınız Yunan mitolojisine de farklı çağların yaşandığına dair teoriler vardı.
Altın çağ en tatlış çağ çünkü bu zamanda dünya adeta gargamensiz bir şirinler köyü gibidir.
Salgın hastalıklar yoktur, hiçbir kötülük yoktur, kimse kimseyi incitmez.
Tarlalar ekin fışkırır adeta.
Bolluk bereket dolu bir dünya düşünün yani kaynaklar kısıtlı değil.
İnsanlar kavga bile etmez.
Güllerin bile dikeni yoktur yani.
O denli tatlış her şey.
Mısır mitolojisinin altın çağı bu şekilde.
Yunan'da da benzer tasvirler var.
Hatta karanlık ve kan kokan İskandinav mitolojisinde bile Ragnarok dediğimiz kıyametten sonra yine bir altın çağı geldiğini savunan teoriler vardı.
Belki hatırlayan vardır. Aslında tek tanrı diline de Adem ve Havva'nın kovuldukları cennete benzer bir ortam bu altın çağ.
Hani Matrix'te de mimar Neo'ya anlatmıştı ya, senin bu gördüğün Matrix yeni değil aslında bu altıncı Matrix demişti.
İlk versiyonu mükemmel bir cennet olarak yaratmıştık ama insan psikolojisi bunu kaldıramadı.
O Matrix evreni başarısız oldu demişti.
İşte öyle bir çağ altın çağ.
Peki bu altın çağ neden biter?
Mimar insan psikolojisinin mükemmel uyumu kaldıramıyor dedi.
Tek tanrılı dinler Adem ve Havva şeytanı dinledi.
Tanrının emrine karşı geldi o yüzden dedi.
Mısır mitolojisine de benzer aslında.
Sebep insanların tanrıyı küçük görmeye başlamaları, kibirlenmeleri.
Önceki bölümlerden hatırlayacaksınız.
Güneş tanrısı Ra giderek yaşlanmaktaydı.
Gizli ismini de isise açıklamak zorunda kalınca gücü daha da...
İşte bunu fark eden insanlar Ra'nın hakimiyeti de bir gün bitecek nasılsa.
Ra artık zayıf diye söylenmeye başlarlar.
Bu çok büyük bir olay çünkü Ra tanrıların kralı.
İnsanların giderek kibirlendiğini, kendisine karşı isyan başlatacaklarını hisseden Ra öfkelenir ve onları cezalandırmanın zamanı geldi diye düşünür.
İnsanlara işkence etmeye başlar.
İnsanlar onun hırsından kaçıp çölde saklanmayı denerler ama bu sefer de Ra onların üstüne yıldırımlar gönderir.
Ancak insanların bu şekilde acı çektiğini görmek Ra'ya yetmez.
Tanrılar konseyini çağırır.
Mısır mitolojisinde bu konsey birçok hikayede toplanır.
Tanrılar bir konuda kendi fikirlerini söylerler, bir karara ulaşırlar.
Konseyden çıkan kararla Uraus'u bu kibirli insanlara gönderip işkenceye devam etme kararı alır Tanrılar.
Ra'da tanrıça Uraus'u Hator'a dönüştürür.
Yani yine başka bir tanrıça dönüştürdü ve dünyaya gönderir.
Hathor, kibirli insanlara öfkeyle öyle bir katliama girişir ki Herakleopolis'in caddeleri kandan kızıl nehirlere dönüşür.
İnsanlar korkuyla bu katliamı durdursun diye Ra'ya tekrar yalvarmaya başlarlar.
Kırım öyle bir boyuta ulaşır ki artık Ra bile rahatsız olmuştur.
Bu yalvaran yakaran dua eden insanlara acır.
Tamam Hator dur artık der.
İnsanlar vermek istediğimiz mesajı aldı tekrar boyun eğdiler der.
Ama Hator hızını alamaz.
Kanın tadını almıştır bir kere artık Ra'yı dinlemez bile.
Daha da güçlenip Sekmet'e dönüşür.
Hani Pokemon'lar bir mücadele sonrası evrilip güçlenirler ya onun gibi bir gözünüzde canlandırın.
Şimdi de Sekmet'e dönüştü.
Sekmet ve bayi ve diğer salgınları da çıkaran tanrıça.
Yani artık Mısır perişan bir halde.
Sekmet artık Ra'nın hiçbir direktifini dinlemiyor, insanları kesip biçmeye ve kanlarını içmeye devam ediyordur.
Ra ona hediyeler verir, dursun diye tatlı tatlı ikna etmeye çalışır ama ne fayda.
Akan kanlar çöl kumlarını kıpkırmızı boyar.
Artık bu söz dinlemez tanrıçayı sadece bir hileyle durdurabileceğini anlar.
Hematit taşı sayesinde birayı kırmızı renge dönüştürür.
Hematit demiroksit grubundan bir taş.
Bu kırmızı renkli birayı kan diye sekmetin önüne serip durur.
Kana susamış Sekmet kan sanıp bu birayı içer de içer.
İçtikçe sarhoş olur, uyuyakalır.
İnsanlık böylece yok olmaktan kurtulur.
Bu bölümde kendisine birçok isim verilen bir tanrıçayı konuştuk.
Uraus, Webset, Mut, Hator, Sekmet ama en önemlisi kendisi Ra'nın gözü.
Ra'nın koruyucularından.
Hani Webset yakan kadın anlamına gelir demiştim bölümün başında.
Bu tanrıçanın gazabının ne kadar büyük olduğunu gördünüz zaten.
Antik dönemde de Mut Alevi denilen bir silah varmış.
Direkt düşmanı yakmaya yönelik korkunç bir silahmış.
Ayrıca Ra'nın düşmanları olarak kabul edilen suçlular, hainler Antik Mısır'da Mut'un tapınaklarında diri diri yakılırlarmış.
Sonuç olarak Yüce Tanrı Ra cezalandırdığı insanları yok olmaktan yine kendi kurtarır.
Antik Mısır'da bu mite istinaden Hator için üzüm bağları ekilmiş ve herkesin sarhoş olup çılgınca dans ettiği sarhoşluk festivali yapılmış.
Biraz antik Yunan'daki Dionysos ayinlerini anımsatıyor.
Bu koca parti herkesin Hator'u anmak için ve o yok oluştan kurtulmalarını kutlamak için bira içip uyuşturucu etkisi olan şeyler tüketip müzik eşliğinde
dans ettiği bir dini ayin aslında.
Hikayemiz bu kadar.
Şimdi başta bahsettiğim konu dışı biz bize kısmındaki ilk konuma giriş yapıyorum.
Dertleşmek isteyen kalsın çünkü benim başka bir yönümü görebilirsiniz burada.
Siz de içinizi dökmek istediğiniz konuları yazın bu arada her hafta konuşuruz belki.
Ben geçenlerde oturduğumuz rezidansın altındaki kafede nişanlımla başımıza gelen bir olaydan bahsedeceğim.
Biz böyle oturmuş elimizde tabletler çalışıyorduk.
Çünkü ikimizin de işi yani izinde de olsak çok uzun boşluklarımız bile olsa ki genelde olmaz ama olsa.
Yani düzenli çalışmayı gerektiren çok talepkar bir iş.
Bizden başka insanlar da var.
İşte kafede bir şeyler okuyorlar falan.
Neyse bir ara bir kadın geldi.
Böyle üstüme eğilip yani baya sosyal mesafeyi falan sıfıra indirgeyip burnumun dibinde.
Birazdan buraya öğrencilerim gelecek de biz biraz ses yapacağız yani gürültü olacak rahatsız olmazsınız değil mi diye böyle bayağı da kurumsal biç deriz ya yani o tonla.
İşte soru sordu.
Ben de zamanında kurumsalda çalışmış istediğimde o tona dönüşebilen ama o tiplemeden nefret eden bir insanım.
Öğretmenlerin bu tiplemede olanıyla da pek karşılaşmamıştım açıkçası.
Öğrencilerin yaş grubunu bilmediğim için de o öyle deyince.
Yani çok aşırı ses yaparsanız bu kez de biz çalışamayız tabii dedim.
Kadın da birden o itici gülümsemesiyle çemkirip yani burası bir kafe olduğu için yapacak bir şey yok tabii deyip masaya geçti.
Ben o konuşurken sadece suratımı böyle ekşitip böyle kaşlarımı çatıp böyle küçümseyici bir bakış attım.
Bu ne iticilik yani bu nasıl bir tavır dercesine.
Konuşmadım yani öyle kaldım.
Bana çok terbiyesiz geldi bu ifade çünkü.
Nişanlım da o zaman niye soruyorsunuz dedi.
Filan işte kadın cevap vermedi öyle kaldı.
Şimdi konuşsam konuşurum.
Buraya upuzun çalışma masası konmuş.
İnsanlar burada rahatça çalışıyor.
Böyle herkes kitap okuyor bir şey yapıyor ders çalışıyor yani.
Biz de burası kütüphane demedik zaten öyle bir şey beklemiyoruz.
Ama sonuçta...
Üçüncü nesil kahvelerde çalışma alanı diye bir kültür var.
Yani sohbet etmek istiyorsan biraz daha ötedeki bir masaya oturabilirsin yani.
Ya da biraz görgülü olup ölçülü ses tonunda konuşursan kimse bir şey demez zaten yani.
Neyse bazen böyle tartışmalarda çok ciddi patlayabiliyorum.
O yüzden böyle bazen kendimi telkin ediyorum.
Düşme onun seviyesine falan diye.
Biraz sonra öğrencileri geldi.
Muhtemelen lise son sınıfta gayet pırıl pırıl gençler.
Yani ben de gürültü yapacağız falan deyince anaokul öğrencileri gelecek sanmıştım.
Normal sohbet ediyorlar.
İstemeden yakın oturdukları için kulak misafiri oluyorum.
Bu öğretmen ünvanını almış kadın artık kimya öğretmeni mi psikolojik danışman mı neyse o kısmı tam duyamadım.
Öncelikle sohbete başka öğretmenleri bol bol gömerek başladım.
İşte onlar sizle ilgilenmiyor da size sadece para gözüyle bakıyorlar da ben sizle iletişim kuruyorum sizi yakından takip ediyorum filan.
Gençlerin bazıları da ona hak verdiler.
Doğrudur da belki söyledikleri ama ben burada şöyle bir incelik görüyorum.
Sen zaten kendi içine yetkin ve yeterince kendine güvenen biriysen başka meslektaşların arkasından bu gıybeti yapmazsın bence.
Öğrencileri onlara karşı doldurmazsın.
Hatta öğrenciler seni yakın görüp onların gıybetini yapmak istese dahi bunu hoş karşılamayıp böyle güzelce konuyu kapatıp gülümseyip geçersin falan yani.
Ben gerçekten işinde iyi olan görgülü insanların bu tavırda insanlar olduklarını düşünüyorum.
Bu arada ben bir yandan ders çalışıyorum ama istemeden de hala duyuyorum yani arada.
Bir ara kadın öğrencilerin nasıl ders çalışacaklarıyla ilgili akıl veriyor.
Muhtemelen çocuklar lise sonunda çünkü sınava yönelik konuşuyorlar.
İşte şu üniversitede şu bölümü mi yazsam buraya mı gitsem falan diye.
Bir ara kadın dedi ki çocuklar bu süreçte bencil olacaksınız.
Mesela yanınızdaki seviyesi sizden düşük olan arkadaşınız size bir şey sordu mu işte...
Asla cevap vermeyeceksiniz.
Bu soruyu çözer misin falan filan dedim.
Hayır diyeceksin çözmeyeceksin filan.
İşte kendiniz düşüneceksiniz sadece.
Sizin onları harcayacak bir dakikanız bile yok filan gibi cümleler kuruyor.
İnanamadım ya yani çıkışta nişanla da konuştuk.
O da duymuş bunları. O da şok olmuş yani.
Bakın ben 2010'da Boğaziçi işletmeye dereceyle girmiş bir insanım.
Mesela Boğaziçi'deki bir sürü kişi öyle.
Sonrasında Erasmus'ta Belçika'da master dersleri aldım.
Döndüm. Kaç yıl kurumsal şirketlerde pazarlama yaptım.
Almanya'da çalıştım.
İstesem kalırdım da süper imkanlarım vardı.
Eski takipçilerim bilir benim orada olduğum zamanları.
Ama ülkeme dönmeyi tercih ettim.
Şimdi de bambaşka bir kariyer yolundayım.
Birçoğunuzun duysanız eminim hayran olacağı bir meslek yapıyorum Allah'a şükür.
Bu kadar da emin konuşuyorum kendimden.
İyileri daha iyileri size olsun inşallah.
Ama ben bu CV'miyle dönüp hiçbir kimseye bu öğretmen denilen kadının verdiği övdü vermem.
Çünkü zamanınızı boşa harcamayacak kadar öz saygınızın ve zaman yönetiminizin olması başka bir şey.
İnsanlıktan nasibinizi almadan yanınızda oturan arkadaşınıza bir dakika ayırmayı reddetmek, onun yardım talebine dönüş yapmamak apayrı bir şey.
Benim lise hayatım boyunca iyi bir yerleri kazanacağım belliydi mesela.
Ama en yakın arkadaşım hiç derslerle alakası olmayan biriydi.
Aşırı zekiydi ama lise sonuna kadar kitap bile açmamıştı.
Lise sonuna ciddi ciddi çalışmaya başladı.
Oturduk yani beraber ona ben çok ders çalıştırdım.
Çok sorusunu çözdüm. Ama bir gün bile ay sen de benim çok zamanımı çaldın demedim yani.
Çünkü o benim arkadaşımdı arkadaş.
Yani yakın olmasak da yardım ederdim zaten.
90'lılar hatırlar bizim zamanımızda Sınav diye bir film çıkmıştı.
Hatta Nil Kara İbrahimgil'in Yaş 18 diye bir şarkısı var.
O filmin şarkısıydı.
Ya biz içimiz çıkana kadar ağlamıştık o filmde ya arkadaşlarımla.
Yani çünkü bizim arkadaşlığa bakış açımız öyleydi.
Hakikaten arkadaşlarımız seçilmiş ailemizdi bizim için.
O yüzden içimden dedim ki o gençler için umarım ya kaç saattir böyle buna benzer daha bir sürü size şu an anlatmadığım bullshit'i zırvalayıp size duygusal bağ kurup arkadaş
gibi öğretmen kisvesi altında sizi manipüle eden bir öğretmene kanmazsınız.
Ya da eğer onun olduğu...
gibi olacaksanız onu yönlendirdiği gibi bir insana dönüşecekseniz umarım çok iyi yerlere gelip hiçbirimizin hayatına bir yerinden dokunmazsınız yani mesela umarım ne bileyim doktor hemşire olmazsınız yani
ben size tedavi olmak istemem çünkü gibi yani aldığınız yüksek puanlarla kendi yalnızlığınızda yaşarsınız inşallah yani çünkü puan veya mezun olduğunuz okul hiçbir şeydir ya hiçbir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
