
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Mısır mitolojisine giriş, kültür ve coğrafya.
Instagram: @mitolojikinciler
Transkript
Merhaba mitoloji seven kültürlü insanlar.
Sürekli fikir değiştiren podcastlarınız yine fikir değiştirdi ve yeni yılda eskiyi geride bırakıp yeni bir mitolojiyle devam etmeye karar verdi.
Ama korkmayın söz verdiğim gibi Mısır mitolojisiyle başlıyoruz.
O konuda fikir değiştirmedim.
Sadece araya tatlı niyetine başka mitolojilerden hikayeler katabilirim.
Ama genel olarak Mısır'da kalacağımızı söyleyebilirim.
Uzun zamandır Mısır'a geçelim diye baskı yapan bir grup vardı artık mutlulardır umarım.
Yalnız o kadar zengin, o kadar karmaşık bir mitolojiye geçtik ki İskandinav mitolojisini aklımda tutamıyorum diyenler Mısır'ın yanında onu mumla arayacaklar şimdiden söyleyeyim.
Ama merak etmeyin ben sevgili podcastlarınız her şeyi sadeleştirmek için buradayım.
Elimden geldiğince tane tane inci gibi dize dize anlatacağım size ve her şeyi anlayacaksınız.
Instagram'da da olabildiğince görsel paylaşacağım ki öğrenmesi daha kolay olsun.
Tabii uzun aralıklarla yeni bölüm yayınladığım için bana kızanlar oluyor.
Haklısınız ama şöyle söyleyeyim.
Günlük işlerden, yoğunluklardan uzaklaşıp mitoloji anlatmaya başladığımda çok dağılıyorum.
Mesela bu bölümü hazırlarken bir ara bok böceğiyle alakalı Balıkesir Üniversitesi'nin yayınladığı bir makaleyi ve National Geographic'in yayınladığı bir araştırma yazısını okurken buldum kendimi.
Nedenini bölümün ilerleyen kısımlarında anlayacaksınız.
Benim için Mısır'ın ayrı bir yeri var çünkü baba tarafımın Mısır'dan bu topraklara geldiğine dair bir bilgi var ailede.
Bu bilgi nereden geliyor diye sormayın çünkü bilmiyoruz.
Ama biz babaannemden öğrendik, o da kendi büyüklerinden öğrenmiş.
Bu böyle kanıtsız şekilde nesilden nesile aktarılan bir bilgi bizim ailede.
Babaannemin dediğine göre atalarımız Mısır'da yaşıyormuş ve Yavuz Sultan Selim döneminde zorla Osmanlı'ya getirilen gruptalarmış.
Belki de bu yüzden çocukken Mısır'a ayrı bir gözle bakardım.
Zaten benim gibi 90'larda çocuk olan çoğu kişi o mumya filmlerini severek izlemiştir eminim.
Mısır'a hiç gitmedim ama bir gün o büyüleyici toprakları karış karış gezmek hayallerim arasında.
Bu bölümü giriş bölümü olarak tasarladım.
Antik Mısır'ın mitolojisinden önce çok kısaca kültür ve coğrafyasından bahsedeceğim.
Çünkü bunların mitolojiyi nasıl etkilediğini artık biliyorsunuz.
Sonra da zaman el verdiğince evrenin başlangıcı ve tanrıların yaratılışını özetleyeceğim.
Ki çeşit çeşit versiyonlar var.
O yüzden dinlerken arada nasıl ya bu tanrıyı bu doğurmamış mıydı filan diye kafanız karışabilir.
Ama siz hikayenin özüne odaklanın bence.
Kısaca önemli tanrıları tanıtıp kapatmayı düşünüyorum.
Sonraki bölümlerde de tek tek diğer mitolojik hikayelere bakarız.
Antik Mısır dediğimizde başlangıcının M.Ö.
6000 yıl önce dayandığı düşünülen, tarihin en uzun sürmüş medeniyetlerinden birinden bahsediyoruz.
Birçok bilimin ve icadın öncülüğünü yapmış, antik dünyana gülüp geçecek kadar gelişmiş bir medeniyet Mısır.
Toprakları büyüyüp şu an Mısır olarak bildiğimiz sınırlara ek olarak Sudan, Suriye, Lübnan, Kıbrıs, İsrail ve Filistin gibi daha birçok ülkeyi içine alan, etrafında kurulduğu
Nin Nehri sayesinde Roma İmparatorluğunu dahi besleyen, zengin, kendine has çok ilginç ve mistik bir kültürü olan Mısır.
İçinde bulunduğumuz yılda bile çözülememiş gizemleri olan görkemli piramitleri ki buna da ilerleyen bölümlerde değineceğiz.
Lanetleri, büyüleri ve mitolojik hikayeleri ile çok ilginç bir medeniyet.
Öncelikle Mısır'ın kalbi Nil Nehri'nden bahsedelim.
6000 kilometreden uzun olan bu nehir güneyden kuzeye doğru akıyor.
O yüzden Mısırlılar bizim aksimize güneye yukarı Mısır, kuzeye aşağı Mısır diyorlardı.
Yani bizim için kuzey yukarısı güney aşağısıdır ya, çünkü haritalar öyle tasarlanmış.
Ama Mısırlılar yukarı aşağı kavramlarını Nil'in akışına dayandırmışlardı.
Nil neden Mısırlılar için bu kadar önemliydi?
Çünkü toprağı verimli hale getiren ve çöl topraklarının aksine tarım yapılmasına imkan veren Nil nehriydi.
Tahmin edersiniz ki çölün ne olduğunu çok iyi bilen Mısırlılar tarıma çok önem veriyordu.
Takvimler Nil'in ve dolayısıyla Güneş ve Ay'ın hareketlerine göre icatlar Nil'i kontrol edebilmek için kısaca hemen her şey Nil'e bağlı gerçekleşiyordu.
Mitolojik hikayelerde de bunun etkisini göreceksiniz.
Monarşi ile yönetilen Mısır'da krala Firavun deniyordu ve Firavun Tanrı Horus'un dünyada vücut bulmuş hali veya onun temsilcisi ve aynı zamanda Güneş Tanrısı Ra'nın oğlu olarak kabul
ediliyordu. Yani tanrılaşmış krallardan bahsediyoruz.
Bu krallar birden çok kişiyle birlikte olabilirler ve kardeşleriyle evlenebilirlerdi.
Hanedanlığın aile içinde kalması ve tahtın gücünün paylaşılmaması açısından bu enses ilişki kabul ediliyordu.
Gelelim gizemli piramitlere.
Çoğunuzun bildiği gibi piramitler firavunların anıt mezarlarıdır.
İçlerinde firavunun mumyası, değerli eşyaları ve ölüler diyarına gittiğinde ona yardımcı olacak şeyleri bulunur.
Ölüler diyar demişken piramitlerin görkeminden ve bir mumyalama işleminin yaklaşık 3 ay sürmesinden anlayacağınız üzere Mısırlılar ölümden sonraki yaşamı çok önemsiyorlardı.
İçinde olduğumuz yaşamın öldükten sonraki yaşamla kıyaslanınca çölde tek bir kum tanesi kadar önemsiz olduğunu düşünüyorlardı.
Bu yüzden mesela Müslümanların cenazede veya mezar ziyaretlerinde Kur'an okuması, Hristiyanların İncil okuması gibi onlar da cenaze törenlerinde Ölüler Kitabı adını verdikleri kitabı okurlardı.
Bu kitap ölüler diyarında huzur bulması için dualar değil de Onun ölüler diyarında yolunu bulabilmesi, kendini koruması, orada hangi tanrılar
ve yaratıklarla karşılaşacağı ve kendisini huzura kavuşturacak doğru adımları atması için neler yapması gerektiğini anlatıyordu.
Bunu da ilerleyen bölümlerde detaylı olarak inceleyeceğiz.
Mısır mitolojisini M.Ö.
2500 yıllarında dayanan papirüslerden ve piramit ve tapınakların duvarlarındaki hierogliflerden öğreniyoruz.
Ama Mısırlılar bunları edebi kaygılarla oraya yazmamışlar tabi.
Evreni açıklamanın, hastaları iyileştirmenin, tanrılara doğru şekilde ibadet etmenin, gündelik işleri tanrısal öğretilere uygun hale getirmenin ve hatta tıp bilimiyle dua ve büyünün nasıl
birleştirildiğinin ve ölüler diyarına gidildiğinde yapılacakların kılavuzu gibiydi.
Özellikle hastalıkların tedavisi için tıp ve büyünün beraber kullanıldığı papyruslar çok ilginçtir.
Çünkü bu papyruslar fiziki evrenle metafizik evreninin birbirinin aynası olduğu fikrine dayanır.
Bir alemde olan diğerinde de gerçekleşecektir.
O yüzden mesela bir hastalığı ele alan papyrus da şu merhemi sür önerisini ek olarak şu vudu kuklasını yap ve şu duayı oku gibi öneriler de yer alır.
Mesela yılan ısırığıyla zehirlenmeye karşı yapılacakları anlatan Papyrus bir gün Tanrıça İsis'in kurnazlıkla bir yılanın rayı ısırmasını sağlaması ve sonra da onu iyileştirmesini
anlatır. Dolayısıyla bir insan bir yılan tarafından ısırıldığında onu iyileştirmek için yapılacaklara dair bir ipucu niteliğindedir bu.
Yani bizim Mısır mitolojisi dediğimiz şey zamanında onlar için hem uhrevi hem dünyevi ihtiyaçlar için bir kılavuzdu.
Mısır çok geniş topraklara sahip bir ülke olduğundan birbirine uzak yerlerdeki topluluklarda mitler farklılık gösteriyor.
O yüzden mitler kafa karıştırıcı bir hal alabiliyor.
Her mitolojide olduğu gibi bunda da aynı görevi üstlenen ve zamanla başkalaşan tanrılar ve farklı versiyonları olan hikayeler var.
Ben podcastta anlatacaklarımı daha çok Fransa'da bir Mısır Bilim Enstitüsü mühendisi olan ve sık sık Mısır kazılarına katılmış olan yazar Nadine Gülow, yazar Janice Peyre ve Mısır bilimci yazar
Gerald Pinch'in kitaplarına dayandıracağım.
Şimdi yaratılış mitleriyle başlayalım.
Başlangıçta sadece Nun vardır.
Nun karanlık bir okyanustur.
İşte tüm evrenin hatta tanrıların bile içinden doğacağı o su.
Hatta her şey oluştuktan sonra bile su her şeyin etrafını saracaktır.
Ve kıyamet gökyüzü delinip bu su her şeyi birbirine katınca başlayacaktır.
Gördüğünüz gibi su hem hayat veren her şeyin başlangıcı hem de öldüren her şeyin sonu.
Tıpkı Nin Nehri gibi.
Nasıl ki Nin Nehri belli bir seviyedeyken toprağa hayat veriyor ve Mısır'ı zengin bir tahıl ambarını dönüştürüyor ama kontrol edilemezse de her şeyi yerle bir ediyorsa, mitolojide suyu öyle
görmüş. Nun'dan yaratıcı tanrı ve tanrıça olan Neid doğar.
Ona gökineği aket de denir.
Zaten bu mitoloji ile bir tanrıyı hem güneş ay gibi evrenin bir parçası hem insan gibi vücut bulmuş halde hem de kafası veya vücudu hayvana dönüşmüş halde bulabilirsiniz.
Bir tanrının birden çok tasviri olabilir.
Neat'e tanrı ve tanrıça diyorum çünkü bazı kaynaklara göre Neat hem bir tanrı hem de tanrıça özellikleri taşır.
Neat'e aynı zamanda pıtah adı verilir ama bazı versiyonlar Neat'in bir tanrıç olduğunu, pıtah denilen tanrının ise onun erkek karşılığı olduğunu ve sonra bu ikisinin bir birliktelik
yaşadığını söyler. Neat genelde tanrıça olarak, pıtahsa bir tanrı olarak resmedilir.
İkisinin de elinde güç sembolü olan vas asası ve sizin de instagramda paylaştığımda tanıyacağınız yaşam sembolü olan ank vardır.
Yani ikisinin de vücut bulmuş halleri vardır ama onlar daha çok yaratıcı ve şekillendirici güç diye geçer.
Aslında bunları erkek dişi diye kategorize etmek yerine şöyle bakmak daha doğru.
Neat yaratıcı güç.
Pıtah ise o gücün şekillendirici kalp ve dilini temsil ediyor.
Pıtah dediğimiz kalp ve dil yaratılan her şeyin içinde, insanlarda, hayvanlarda, her canlıda vardır.
Nadine Gül'ün kitabından direkt alıntılıyım çünkü çok güzel anlatmış.
Kalp tarafından verilen ve dil tarafından yerine getirilen emirlerde, tanrılarda ve yaşayan her şeyde ellerin ve bacakların hareketi ve uzuvların organizasyonu gerçekleşebilir.
Tanrıların babası Pıtah da, Her şeyi dile getirmişti ve her şey olmaya başlamıştı.
Hani vardır ya o ol dedi oldu gibi.
Pıtahta kelimelerle bir şeyleri yaratmaya başlayacak.
Nit ve pıtağın birleşmesinden ra doğar.
Yani hepinizin bu macalardan bildiği güneş tanrısı.
Ama bu mitolojide tanrılar zaman...
O bir bok böceğidir.
Gündüz ona ra denir çünkü güneş halini alır, ışıldar.
Hareket ederken hareketi denilen bir şahine dönüşür.
Gece ise atuma dönüşür.
Atum, bütünlük ve yaşlılık gibi anlamlara gelir.
Bu arada kimi versiyonlar ra'nın aslında atum olarak direkt o başlangıçtaki karanlık sudan doğduğunu söyler.
İşte mitolojinin versiyonları.
Neat aynı zamanda gök ineği demiştik.
Eğer tasvirlerde boynuzlarının arasında güneş olan bir inek görürseniz bilin ki bu Neat ve çocuğu Ra'dır.
Şimdi şu bok böceği kısmına açıklık getirelim.
Ra gibi kutsal büyük bir tanrının hayatının bir döneminde hayvan pisliği yiyen bir böcek olması size çok ilginç gelebilir.
Ama antik Mısır kültüründe bu böcek kutsaldır.
Çok yerde sembol ve hatta tılsım olarak dahi kullanılmıştır.
Çünkü onun üreme ve yaşama şeklinin evrenin nasıl oluştuğunu anlattığına inanmışlar.
Bu böcekler Hem hayvan dışkılarından beslenir hem de yumurtalarını dışkıların içine bırakırlar.
Sonra o dışkı parçasını yuvarlayıp top haline getirirler ve toprağa gömerler.
Yavruların yumurtlama vakti geldiğinde de o topu olduğu yerden çıkarıp suya götürürler.
Su çözülünce yavrular dışarı çıkar.
Ama burada çok önemli bir nokta var.
Bu böcekler yumurta kürelerini yuvarlarken yani saklarken öyle amaçsızca etrafta gezinmezler.
Hep belli bir yolu takip ederler.
Bilim insanları onların güneşin çevresinde beliren, bizim göremediğimiz ama onların gözlerindeki özel fotoreseptörler sayesinde görebildiği bir polarize ışık modelini tespit ederek o yönü takip
ettiğini söylüyorlardı. Ama sonra başka bir araştırma yapıldı ve böceklerin gece de aynı şekilde yol takip ettiklerini gördüler.
O zaman bu böceklerin ayın hareketlerini de takip edebildiğini düşündüler.
Ama bir sonraki araştırmada anlaşıldı ki, aysız bir gecede de bu böcekler aynı paterni takip edip yollarını bulabiliyorlar.
Oysa kafalarına gökyüzünü görmelerini engelleyecek bir şapka takıldığında yollarını bulamıyorlar ve boş boş bir oraya bir buraya giderek yön bulmaya çalışıyorlar.
İşte o zaman bilim insanların şu sonuca vardı.
Bu böcekler yıldızları takip ederek yol buluyorlar.
O yüzden bok böcekleri samanyolu galaksisinin hareketlerini takip ederek yol bulan ilk canlı türü olarak kaydedilmiş.
Bu araştırma çok ilginç bence.
Beni çok hayrete düşürdü.
Ama belki de bundan daha ilginci antik dönemde Mısırlıların bunu nasıl keşfettiği.
Düşünsenize benim size bahsettiğim son araştırma 2013 yılında yapılmış.
Oysa Mısırlılar M.Ö.
yüzyıllar önce bu böceklerle güneş ve gökyüzü arasında bir ilişki olduğunu keşfetmiş ve güneş tanrısını bu böcekle eşleştirmişler.
Antik Mısır medeniyetinin gelişmişliğine hayran kalmamak mümkün değil.
O yüzden Yunanlar her ne kadar matematiği biz bulduk, felsefeyi biz bulduk diye övünse de antik Mısır'ın bilimi ve bilgisinin yanında Yunan ancak bebek kalır diyen bilim insanlarına hak vermeye başladım.
Şimdi güneşin döngüsüne dönecek olursak.
Bok böceği olduğundan bahsettik.
Işıldayan güneş raye dönüştüğünden, hareket ettiğinde şahine dönüşebildiğinden bahsettik.
Ve bir de yaşlı hali atum vardı.
Rai'ye aynı zamanda Amon veya Kunum dendiğinde duyarsanız şaşırmayın bu arada.
Güneş doğudan batıya doğru hareket eder ve batıya ulaştığında artık Atum'a dönüşmüştür.
Yani yaşlanmış ve güçten düşmüştür.
O yüzden ölüler diyarına gider ve gece boyu orada yolculuk eder.
Bu gece yolculuğunun başka bir bölümde tüm detaylarını anlatacağım.
Çok ilginç. Ra'nın gözyaşlarından insanlar, tükürüğünden bazı tanrılar ve kusmuğundan düşmanı yılan Apep doğmuştur.
Bazı versiyonlara göre ise Apep direkt o başlangıçtaki karanlık sudan doğmuştur.
Ra aynı zamanda hüzünlü bir anında kalbinden Ay tanrısı Bilge Totu'yu yaratmıştır.
Yani Ay güneşin kalbinden doğmuş.
Mısır mitolojisine göre tanrılar Mısır'da doğmuşlardır ama evren sadece Mısır'da oluşmaz.
Yabancı diyarlardan da bahsedilir.
Yalnız insanların doğumundan önce tanrılar vardır ve Mısır'ı insanlardan önce tanrılar yönetmiştir.
Tanrılardan Ptah, Ra, Şu, Geb, Osiris ve Set kendi dönemlerinde Mısır'ı yönetmişlerdir.
Bu yönetim konularına daha sonra tekrar gireriz.
Yaratılış mitine göre...
Başlangıçtaki karanlık su olan Nun'dan Heliopolis denen yerde Benben adlı bir tepe yükselir.
Küçük bir piramit olan bu tepenin şu anki Heliopolis'te Ra'nın tapınağında yer aldığı söylenir.
Zaten ben ben kelimesi parlamak anlamındaki bir kelimeden türemiştir.
Ancak şu an Mısır'da Heliopolis'te bu piramidin aslı yok, kaybolmuş.
Onun yerine kopyası yapılmış.
Bu tepenin özelliği ise şu, tepenin üstünde Atum yani güneş tanrısının versiyonlarından biri kendi kendini yaratır.
Atum adı yaşlı anlamını yanında bütünsellik anlamında taşır.
Hatta o yüzden bu tanrı ileride hem iyi tanrıların hem de kötü tanrıların özelliklerini içinde barındıracaktır.
Atun mastürbasyon yaparak kendi çocuklarını doğurur.
Adı yaşam anlamına gelen oğlu şu, boşluk veya hava tanrısı diye de geçer.
Uyum anlamına gelen kızı tefnut doğar.
Şu ve tefnutun birleşmesindense yeryüzü anlamına gelen oğlan gep ve gökyüzü anlamına gelen kız nut doğar.
Toprağın dişi gökyüzünün ise onu dölleyen erkek olduğu birçok mitolojinin aksine Mısır mitolojisi gökyüzünün dişi yeryüzünü erkek olarak düşünmüş.
Geb ve Nut zamanla birbirlerine aşık olur ve ilişkiye girerler.
Çocukları olur ama Nut bir yıl boyunca yamyam gibi kendi çocuklarını yutar.
Bu yüzden Geb ve Nut arasında şiddetli kavgalar olur.
Bakın yer ve göğün önce sevişip sonra şiddetli kavgalar etmesi muhtemelen o dönemdeki bazı hava olaylarını açıklamak için de.
Geb karısı Nut'u babaları Shu'ya şikayet eder.
Shu ise der ki o yavrularını yemiyor.
Onları göğsüne alıp yeniden doğana kadar koruyor.
Biri batıda ortadan kaybolduğunda diğeri doğudan doğuyor.
Bu şekilde yıl boyunca birbirlerinin yerini alıyorlar.
Aynı her akşam Ra'yı yuttuktan sonra vücudunda dolaştırıp sabahın ilk saatlerinde yeniden doğurması gibi.
Mitoloji eğlenceli karmaşık öyküler gibi değil de evrenin döngüsünü, yaşamı ve ölümü açıklamaya çalışan bir teori gibi bakarsanız daha anlamlı olur.
Burada da gökyüzünün yavrularını öldürür gibi yutması ama aslında çocukların ölmeyip başka bir hayata adım atması ve sonra yeniden doğması bize yok olmak diye bir şey olmadığını
boyut değiştirmek olduğunu söylüyor.
Geb ve Nut'un ilişkisinden doğan en önemli tanrılar Osiris, Büyük Horus, Isis, Set ve Neftis'tir.
Bu beş önemli tanrıyı unutmayın çünkü birçok tanrı ismi duyacaksınız ama bunlar çok önemli.
Horusu ve ilginç gözünü muhtemelen duymuşsunuzdur.
Hatta Beren Saat'in oynadığı Atiye dizisinde bile konu edilmişti.
İşte şimdi bunları öğrenme vakti.
Bu arada Atum tüm bu olanlardan tiksinir.
Geb ve Nutu arasındaki ilişkinin çirkinliğine dayanamayıp onların arasına boşluk tanrısı Shu'yu koyar yani babalarını.
Böylece yer ve gök ayrılır.
Gökyüzü tanrıçası Nutu tasvirlerde gökyüzüne uzanmış şekilde.
Başı batıda bacakları doğuda olarak görürsünüz.
Beş büyük tanrıya dönecek olursak.
Mitlerde şöyle bir karışıklık var.
Horus kimi zaman gökyüzünden doğmuş büyük tanrılardan biri gibi anlatılıyor.
Kimi zamansa Osiris ve Isis'in çocuğu gibi.
Nut'un 5 çocuğundan biri olan Horus büyük Horus diye geçer.
Osiris ve Isis'in çocuğu olansa çocuk Horus diye geçer.
Ama kimi zaman mitlerde bu ikisinin de aynı kişi olduğu hissine kapılırsınız.
Çünkü aslında Horus aynı Horus ama birinde büyük ve bilge diğerinde genç ve ataktır.
O yüzden bu dualiteyi yine bir tanrı dönüşümü olarak anlıyoruz.
Zaten papyruslarda da mesela yetişkin biri tedavi edilirken büyük horusa dair mitler ve dualar kullanılır.
Ama bir çocuğun tedavi sırasında çocuk horusa dair mitler ve dualar kullanılır.
Şimdi bu horus karmışasını anladıysanız beş önemli tanrıyı biraz açalım.
Osiris ölüler diyarının kralı ve diriliş tanrısıdır.
Mısır'ın antik başkenti Menfis'te bir nekropölde yani mezarda doğar.
Başlangıçta Mısır'ı yönetir.
Onun yönettiği dönemde Mısır'da bolluk bereket olur.
Ama sonra kardeşi Seth tarafından öldürülünce Osiris ölüler diyarını kralı olur.
Ölüleri yargılar. Gökyüzündeki Orion takım yıldızıyla özdeşleştirildiği olur.
Isis büyü, bilgelik ve annelik tanrısıdır.
Zeki ve çalışkandır.
Hafızası çok güçlüdür.
Onu bazen akbaba şapkasıyla görebilirsiniz.
Bazen de boynuzlarının arasında bir güneş diskiyle.
Yunan mitolojisindeki Atene'ye benzetilir ama ondan daha anaçtır.
Mesela firavunları emzirir yani firavunların da annesi gibidir.
Kobra yılanı ve gökyüzündeki Sirius takım yıldızıyla özdeşleştirilir.
Kanatları vardır.
Parlak renkli kanatları olan bir tanrıça tasviri gördüğünüzde aklınıza ilk isis gelsin.
Isis ve Osiris'in birlikteliğinden de çocukları Horus doğacaktır.
Antik Mısır'ın son firavunu Kleopatra kendisini sürekli Isis ile özdeşleştirmiş, halkın onu Isis'in vücut bulmuş hali olduğuna inanmasını sağlamıştır.
Seth, düzensizlik, kaos, çöl ve fırtına tanrısıdır.
Nut'un rahminden kaçarak yukarı Mısır'da dünyaya gelmiştir.
Daha sonra abisi Osiris'e meydan okuyup Mısır tahtına geçmek için onu öldürür.
Büyük Horus, atmaca kafalı tanrı.
Tasvirlerde onu kuş kafasıyla görürsünüz.
Kral ve koruyucu tanrıdır.
Yeryüzündeki firavunlar onun temsilcisi ve vücut bulmuş hali ve oğlu olarak kabul edilir.
Çocuk Horus'a yukarıda bahsettiğim gibi Osiris ve Esisino'dur.
Büyük Horus da, çocuk Horus da Mısır tahtında hakimiyet kurmak için Kaos Tanrısı setle savaşmıştır.
Neftis cenaze ayinleriyle özdeşleşen tanrıça.
Cenazelerin koruyucusu olarak görülür.
Seth'le evlenmiştir ama Seth gibi sorun yaratan kötücül bir tanrı değildir.
Hatta Isis ve Osiris'e yardım etmiştir.
İlk bölüm için bence bu kadar bilgi yeter.
Şimdi kafanızda aşağı yukarı bir şeyler oluşmaya başladıysa ilerleyen bölümde mitolojik hikayelerle devam edeceğiz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
