
(İskandinav) Odin: Evrenin sırlarına ulaşmak için en fazla ne yapabilirsin?
28 Şubat 2023 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @mitolojikinciler
Bilgi senin için ne kadar önemli? Bilgiye ulaşmak için en fazla ne yapabilirsin? İskandinav mitolojisinin baş tanrısı Odin daha çok bilgiye ulaşmak için neler yapmış, gelin bu bölümde beraber bakalım.
Transkript
Merhabalar.
Birazdan dinleyeceğiniz bölümün kaydını aslında haftalar önce almıştık.
Ama yakın zamanda ülkemizi sersen büyük depremlerden ötürü paylaşım yapmadık.
Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.
Yaralılara şifa diliyorum.
Çok üzgünüm. Ne diyeceğimi bilemiyorum aslında.
Ölü sayısı çok yüksek.
Kayıplar var, evsiz kalanlar var.
Çok öfkeliyim, endişeliyim.
Umarım yaralarımız çabuk sarılır.
Bu arada biz Mitolojik İnciler olarak sponsorlu son bölümümüzün gelirini ilk günden beri bölgedeki depremzedelere yardıma koşan Ahbap Derneği'ne bağışladık.
O yüzden hepinize çok teşekkür ederiz.
Çünkü siz dinlediğiniz için bize reklam veriliyor.
Sizin sayenizde çorbada hepimizin tuzu oldu.
İyi ki varsınız. Akıl sağlığımızı koruyabilmek için yavaş yavaş paylaşımlara dönüyoruz.
Rüzgarın salladığı ve benim mızrağımla yaralanmış bu ağaçta asılı 9 gece geçirdim.
Kimse bana yiyecek vermedi.
Altımdaki uçuruma bakıyordum ve birdenbire runik yazıları gördüm.
Onları yakaladım ve acıdan inleyerek yere düştüm.
Merhaba mitoloji merakıları.
Alıntıladığım sözler Havamal adlı şiirden baş tanrı Odin'e ait.
Peki Odin neden bir ağaca asılmış ve runik yazıların konuyla ne ilgisi var?
Bu bölümde Odin'in bilgeliğe ulaşmak için ne gibi çılgınlıklar yaptığını konuşacağız.
Onun zaten bilge bir tanrı olduğuna, bilgiye çok değer verdiğini önceki bölümlerde değinmiştik.
Omuzlarında duran iki kuzgun, Hugin ve Munin, tüm evreni dolaşıp akşam yemeği vaktinde geri döner ve edindikleri bilgileri Odin'e aktarırlar demiştik.
Yani Odin için bu iki kuzgun çok değerli.
Çünkü Odin... Tüm evrende olan biten ne var her şeyden haberdar olmak ister.
Kendisinden habersiz kuş uçmasın ister.
Bilgi güçtür onun mottosu diyebiliriz.
Ama Odin bile evrendeki her sırra hakim değildir.
Tek tanrılı dinlerdeki her şeyi bilen, duyan, gören, tüm evrene hakim tanrı imajı yok yani burada.
Çünkü Odin evet bir seviyeye kadar bilge ve birçok bilgiye hakim ama tamamına değil.
Peki Odin için bilgelik çok değerli anladık ama evrende bilge olan tek kişi Odin mi?
Hayır. Devler ve cücelerin de hakim olduğu gizli sırlar var.
Hatırlarsınız Yaşam Ağacı Yigitres ile anlattığım bölümde bir kökün bilge, dev, tanrı ya da ne olduğu...
Karışık bir varlık aslında. Bilge Mimir'in kuyusunun yanında olduğunu söylemiştim.
Dev Mimir her gün bu kuyunun suyundan biraz biraz içerek çok yüce bilgilere sahip olur.
Hatta bu yüzden Mimir'in ismi hatırlayan anlamına gelir.
Neden hatırlayan? Çünkü Mimir ataların geleneklerine göre yaşamayı bilir.
Onların sırlarına hakimdir.
Hatırlayabilir onları ve bunu anlatır.
Kendisine danışanlara ona yönelik öğütler verir.
Ataların sahip olduğu bilgileri unutmamanın birbirine aktarmanın ve ona uygun yaşamın önemi vurgulanıyor burada.
Bu aslında birçok mitolojide olan geleneksel bir bakış açısı.
Ben bu mitlerdeki gibi ataların her bildiği doğrudur demiyorum tabii ki.
Çünkü dünya sürekli değişiyor, dönüşüyor bir kere.
Ama hani bazı komplo teorileri var ya mesela acaba bizden önceki medeniyetler bizden daha mı zekiydi?
Piramitler öyle mi inşa edildi filan diye.
Ya da mistik konularla uğraşanlar atalarla bağ kurma, ataların bilgeliğine ulaşma ya da onlara ulaşarak şu anki travmalarını çözme gibi şeylerden bahsediyorlar ya hani.
O yüzden mitolojideki bu ata vurgusu, ataların bilgisi, oraya yapılan gönderme bana çok manidar geliyor.
Neyse hikayemize geri dönelim.
Bilgi aşığı olan Odin'in bir gün bu bilgeli kuyusunuz.
Bu arada bu Mimir'in kuyusu bazı kaynaklara göre Urdun Çeşmesi ile aynı yer ama kafamızı karıştırmaya gerek yok.
Odin bir gün 8 soynaklı atı Sileipnir'e atlar ve dev Mimir'in yanına ulaşır.
Mimir aslında dev olarak bilinir ama mitolojik edebi metinlerde direkt böyle anlatılmıyor.
Gölge gibi çok garip bir varlık diye geçiyor.
Hani belki de fantastik filmlerde olur ya gizemli bir yere gidersiniz ve orada bir duvarda ya da bir ağaçta birden bir yüz belirir ve sizle konuşmaya başlar.
Bazen Mimir o şekilde tasvir ediliyor.
Ama yine de dev olarak hayal etsek de sorun değil.
Odin Mimir'le selamlaşır, sohbet muhabbet derken sebebi ziyaretini açıklar.
Ben de bu sudan içip bilge olmak istiyorum der.
Mimir der ki olur.
Yalnız bildiğin gibi bu su çok değerli.
O yüzden içeceğin suyun karşılığı olarak onun kadar veya ondan daha değerli bir şey sunman lazım.
Ancak o zaman içmene izin verebilirim.
Odin bilgelikten daha kıymetli ne verebilirim ki diye düşünürken Mimir öneride bulunur.
Gözün. Eğer gerçekten bu suyun sağlayacağı sırlara ulaşmak istiyorsan gözlerinden birini feda edebilirsin.
Odin şaşırır. Hiç böyle bir talep beklemiyordur.
Bir gözünü kaybetme düşüncesi onu üzer.
Ama sonra bu su sayesinde ulaşabileceği bilgilerin onu nasıl güçlü kılacağını düşünür.
Gayet sakin ve soğukkanlı bir şekilde parmağını sağ göz çukuruna sokar, gözünü oradan çıkarır ve kuyuya atar.
Bu sahneyi Vikingleri anlatan herhangi bir filmde, dizide görsem çok şaşırmam ben.
Çünkü onların yaşam stillerine çok yakın bir mit bence.
Eminim şu an sizin de etkilendiğiniz gibi Odin'in cesaretini izleyen Mimir onun bu hareketinden çok etkilenir.
Elindeki su içerken kullandığı boynuzu kuyuya daldırır ve aldığı suyu Odin'e içirir.
Odin feda ettiği gözü sayesinde onun görebileceğinin çok daha ötesinde olan şeyleri görebilmeye başlar.
Tanrıların en bilgisi olur.
Yani bu mit bize diyor ki bilgi gözünüzden bile daha kıymetli ve ona ulaşmak için gözünüzü feda etmeye değer.
Bırakın gözümüzü çıkarmayı, gözümüze bir şey olduğunu, mesela bir şey battığını hayal ettiğimizde bile canımız yanar genelde değil mi?
İskandinav insanlarının bilgiye verdiği değere buradan pay biçin.
Tabi buradan Odin'in gözünü kaybedip sonra da daha büyük bir güce ulaşmasını başka şekilde yorumlamak da mümkün.
Mesela bu hikaye bize bir kayıptan sonra ulaşılan bilgelik seviyesini sonradan kazanılan bir gücü anlatıyor.
Bu kayıp maddi bir kayıp da olabilir.
Vücudun bir organı uzvu gibi mal mülk olabilir ya da manevi bir kayıp mesela sevilen biri olabilir.
Evet bu kayıp üzer eksik hissederiz ama onunla baş ederken daha farklı özellikler kazanabiliriz mesajı veriyor.
Mesela bakın yerli yabancı birçok filmde dizide kahinler genelde kördür ama üçüncü gözleri açıktır.
Bakınız ezel dizisinde Ömer'in annesi dermiş şaka şaka.
Yani somut dünyadan çok daha fazlasını görür kahinler.
Sizin duygularınızı, düşüncelerinizi hatta kaderinize göre yaşayacaklarınızı bile görürler ama gerçek gözleriyle değil.
Bu olay demek ki ta Odin'e dayanıyormuş.
Şimdi gelelim Odin'in bilgelik için yaptığı başka bir deliliğe.
Odin Mimir'in kuyusundan su içtikten bir süre sonra anlar ki evet çok daha bilge ama hala yeterince değil.
O yüzden kendini yaşam ağacı Yigdras ile asmaya karar verir.
Bu işkenceyi göze alarak sonunda evrenin bazı sırlarıyla ilgili aydınlanacağına inanır.
Mesela bizde de edebiyat dersi almış olanlar bilir.
Ben ta liseden hatırlıyorum kaç yıl önce.
Ahmet Yesevi'nin Divan-ı Hikmet adlı bir eseri vardır.
Tasavvuf üzerine yazılmıştır.
Bilinen ilk kaynaklardan olduğu söylenir.
Hikmet bilge söz anlamına geliyor.
Yani bu şairin bilgece olduğuna inandığı şiirlerini topladığı bir eser bu.
Orada şair tasavvufi göndermeler yapar, benzetmeler yapar ve şöyle der.
6 yaşta durmadan kaçtım insanlardan.
Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden.
İlgimi kesip bütün tanıdık bağlardan o sebepten 63'te girdim yere.
Bazı tarikatlarda bilgeliğe ulaşmak için belli bir süre yerin altında odalara giren, yeme içme konuşma konusunda oruç tutan, çok az şeyle beslenip hiçbir şekilde insanlarla konuşmayan alimlerden
bahsetmişti edebiyat öğretmenimiz.
Bu şiirle oradan bağlantısı var.
Yani maddi dünyadan olabildiğince kendini soyutlayarak ve bir nevi kendini zora sokarak düşünce yoluyla daha bilgi birine dönüşme yolu.
İşte ta 12. yüzyılda bu topraklarda yaşanmış olaylarla ondan yüzlerce yıl önce İskandinavya'da doğan mitlerin benzerliklerini bulmayı seven biriyim ben de.
Şimdi Odin'e geri dönelim.
Odin, Mimir'in kuyusunun olduğu yere tekrar gelir.
Kendini Gagnir adı verilen ünlü mızrağıyla yaralar.
Sebebini birazdan anlayacaksınız.
Ve hemen yanındaki yaşam ağacı Yggdrasil'in dallarından birine kendini ayağından asar.
Yani baş açar şekilde öylece aşağı sallanır.
Kimsenin kendisine yaklaşmasını, kendisine yardım etmesini de istemez.
9 gün 9 gece boyunca yemeden içmeden orada asılı kalır.
O anları kendisinin ağzından alıntılayalım.
Rüzgarın salladığı ve kendi mızrağımla yaralanmış halde bu ağaçta asılı 9 gece geçirdim.
Kimse bana yiyecek vermedi.
Mızrakla yaralanmıştım ve kendimi kendime, Odin'e adamıştım.
Yani gördüğünüz gibi çok ilginç bir şekilde Odin kendisini kendisine kurban ediyor.
Çok yüce bir tanrı ama kendisinden daha yüce bir evren var.
Ona bir şey sunarak adak adamak istiyor.
Kendisini kendisine sunuyor.
İşte sonrasında ne olduğunu yine ondan dinleyelim.
Altımdaki uçuruma bakıyordum ve birdenbire runik yazıları gördüm.
Onları yakaladım ve acıdan inleyerek yere düştüm.
Yani Odin 9 günün sonunda sallandığı uçuruma doğru bakarken birden aşağıda parıldayan runo alfabesinin harflerini görür.
Onların üstüne atlar ve harfler sayesinde birdenbire gençleşir ve daha çok bilgiye ulaşır.
Şöyle der. Ürünler sağlamaya ve birçok şeyi bilmeye, çoğaltmaya ve refah saçmaya başlıyordum.
Kelime be kelime keşfediyordum.
Olay be olay keşfediyordum.
Odin bu gizemli şekilleri olan harfler sayesinde 18 güçlü büyü çeşidi öğrenir.
Bunlar şöyle. 10.
Kötü büyü yapan cadıların kafasını karıştırma.
11. Savaşta koruma.
12. Ölüyü konuşturma.
13. Savaşçının çocuğunu kutsama, koruma.
14. Canlıların doğasını bilme, onları anlama.
Yani elfler, insanlar gibi canlılar.
15. Güç ve beceri.
16. Kadınları kendine aşık etme.
17, onları kendine bağlama.
18. büyüyü ise bilemiyor çünkü onu kimseye söylemez, sır olarak saklar.
Ve bu büyüler sayesinde Odin artık büyücüler tanrısı olarak anılacaktır.
Gerçekten runa alfabesi o dönem İskandinav coğrafyasında kahinlerin bildiği ve özellikle büyü hazırlarken kullandığı şekilli harflerden oluşur.
Bu alfabeyi onlara Odin'in öğrettiği söylenir.
Hatta şu sıralarda bunu tılsım olarak kullanan fenomenler ve bu konuyla ilgili sayfalarla karşılaşmışsınızdır.
Vikingler dizisini izlediyseniz orada da bu harflerin sıkça tılsım olarak kullanıldığını görürsünüz.
Bir keresinde Rollo çok ciddi yaralanmıştı ölmek üzereydi ama Floki onu run harfleriyle iyileştirmişti.
Ek olarak birini mızrakla öldürüp ağaca asarak tanrıları adama o dönem İskandinav kültüründe çok yaygınmış.
Bu davranışın da bu mitle ilişkili olduğunu görüyoruz.
Bilin bakalım bu mitte Odin'in engin bilgiyle ulaşabilmek için kendini yaşam ağacına asmasını günlük hayatta nerede görüyoruz?
Tarot kartlarında. Tarot kart destesinde asılı adam diye bir kart var.
Bu kartta ağaca tek ayağından asılmış ve huzurlu mutlu bir şekilde öylece duran bir adam görürüz.
Bu adam Odin'i simgeler.
Ben tarot falı bakmayı bilmem ama öğrendiğim kadarıyla bu kart Odin'le ilgili bu mite gönderme yaparak hayattaki bazı şeylerden elini çekerek bir durup düşünerek belki meditasyon veya başka
bir yolla bir süre kendi içine çekilerek aydınlanmayı temsil ediyormuş.
Yani hayatına olduğu gibi devam etmeden önce bir dur.
İyice bir düşün. Şu an ölçmen tartman gereken bir dönemdesin.
Düzgün kararlar al ki daha bilge şekilde, daha doğru şekilde yoluna devam et demek istiyormuş bu kart.
Odin'in bilgeliğe verdiği değeri başka hikayelerde de görmek mümkün.
İki tane ırkı arasında yani asiller ve vaniller arasında o büyük savaştan sonra Savaşın detaylarını şimdi anlatmayacağım.
Onu ayrı bir bölümde konuşuruz.
Bu savaştan sonra iki tane ırk arasında ateşkes yapılır.
Ve barış ortamını korumak için de tanrı değiş tokuşu yapılır.
Hani eski imparatorluklar da yaptıkları barış anlaşmalarını güvenceye almak için kendi aralarında evlilikler yaparlardı ya.
Onun gibi bir şey. Vanir tanrılarından Njord, Frey ve Freyja Asgard'a asil tanrıları arasına gönderilirken asil tanrıları da Honir ve Mimir'i Vanaheim'e, Vanir tanrılarına katılmak
üzere gönderirler. Vanir tanrıları bu ikiliyi sıcak karşılar.
Hatta Honir'i Vanaheim'in yeni lideri ilan ederler.
Vanir tanrılarının da durumu ilginç değil mi?
Hem güçlüler hatta asillere kafa bile tutuyorlar ama yine de onlardan geleni direkt lider olarak görüyorlar.
Neyse. Honir lider olur, Mimir de ona danışmanlık yapar.
Ama zamanla vanil tanrıları fark ederler ki toplantılarda filan olur da Mimir bir sebeple katılamazsa Honir hiçbir mantıklı argüman ileri süremiyor, saçma sapan konuşuyor.
Yani adeta Mimir olmadan Honir bir hiç.
O yüzden asil tanrılarına çok öfkelenirler.
Çünkü onların size iki tanrı gönderiyoruz ayağı yapıp bir beceriklinin yanına bir beceriksizi kaynattıklarını düşünürler.
Öfkelerini göstermek için de Mimir'in kafasını kesip Asgard'a yollarlar.
Bu da bana aşırı saçma gelir çünkü beceriksize kızıp beceriklinin kafasını uçuruyorsun yani çok tuhaf değil mi?
Ancak Odin Mimir'in değerini bilir.
Ölmesine üzülür. Az önce hatırlarsınız bazı büyüler yapmayı öğrenmişti.
İşte şimdi onları kullanma zamanı.
Ölüyü konuşturma büyüsünü kullanır ve çeşitli şifalı bitkilerle mimirin kesilen kafasını güzelce yıkar, mumyalar ve çürümesini önler.
Yaptığı büyülerle kafanın konuşabilmesini sağlar.
Dolayısıyla Mimir ölmüş de olsa Odin onun bilgeliğinden faydalanabilecektir.
Dilediği zaman yanında öylece duran bu kafaya danışır.
O yüzden tasvirlerde bazen Mimir'in sadece kesilmiş kafasını karşısındakine öğüt verirken görürsünüz.
Gördüğünüz gibi Odin yine bilgece davrandı.
Öfkeyle hareket etmek yerine durumdan nasıl faydalanabileceğine odaklandı.
Son olarak Odin'in katıldığı bir bilgelik yarışmasından bahsedelim.
Bilgeliğiyle ün salmış bir dev vardır Vafrunir.
Kendisinden en bilgi kişi diye bahsedilir.
O yüzden Odin ona meydan okumaya karar verir.
Çünkü kendi bilgeliğini ispatlamanın en kestirme yolu budur.
Eşi tanrıça Frigg onu bu fikirden vazgeçirmeye çalışır.
Yapma etme bu çok tehlikeli bir oyun der.
Çünkü eğer Odin Vafrunir'in bilmecelerini cevaplayamazsa bunu canıyla ödeyecektir.
Frigg ne kadar dil dökse de Odin onu dinlemez ve Yotunheim'e gider.
Hatırlayın Jotunheim dağlık ve genelde kurak, bereketsiz bir diyardı.
Odin burada yüksek dağları aşar, karanlık ormanları geçer.
Jotunheim'ın zorlu havasına rağmen Waffrunnir'in sarayına ulaşır.
Kılık değiştirmiştir.
Kendisini Gagnar adıyla tanıtır.
Yüce Waffrunnir'in gerçekten anlatıldığı kadar bilgi olup olmadığını test etmeye geldim der.
Dev karşısındaki adamın bu deli cesaretini çok şaşırır ve alaycı bir şekilde şöyle der.
Burada benim salonumda bana meydan okudun.
Eğer ki bilgeliğim senin bilgeliğine üstün gelirse bir iki salonumdan sağ çıkamazsın.
Hadi bakalım otur da hangimiz daha çok biliyor görelim.
Odin yani Gagner cevap verir.
Fakir bir adam zengin bir adamın evine misafir olursa ya akıllıca konuşmalı ya da sessiz kalmalı.
Gevezelik kötü sonuçlara sebep olabilir der.
Yenilen kişinin başı kesilecek diye anlaşma yaparlar ve yarışma başlar.
Wafrunir Odin'e ard arda sorular yönlendirir.
Bu sorular biraz bilmeceyi andırır.
İmir'in bedeninin evreni yaratmada nasıl kullanıldığını, güneşi ve ayı çeken atları ve Ragnarok'un yani kıyametin gerçekleşeceği yeri sorar.
Odin bunların hepsine doğru cevaplar verir.
Sıra Odin'e geçer.
O da deve, Valhalla salonu, gece ve gündüz, kanatlarını çırparak rüzgarları oluşturan kartal ve Ragnarok'tan sonra hangi tanrıların ve insanların...
kurtulacağı ya da dirileceği ve Odin'in nasıl öleceğine dair sorular sorar.
Dev bunların hepsine doğru cevaplar verir.
Odin en sona devin bilemeyeceği bir soru saklamıştır.
Odin oğlu Balder'in cenazesinde oğlunun bedeni yakılmadan önce eğilip kulağına ne fısıldadı?
Dev bu soru karşısına şaşkına döner.
Hem cevabı bilmiyordur hem de karşısındakinin Odin olduğunu anlar.
Bunun cevabını eğer Balder açıklamazsa misafirimiz Odin dışında kimse bilemez diye Odin'i tanıdığını gösterir.
Yarışmayı kaybettiğini kabul eder.
Odin her daim bilgilerin en bilgisi olarak kalacaktır der ve başını kaybeder.
Bu bilmece miti birçok mitolojide karşımıza çıkar.
Yunan'da da çokça rastlamıştık hatırlarsınız.
Hatta Yüzüklerin Efendisi'nde daha doğrusu Hobbit'te.
Gollum'la Bilba Baggins'in mağarada karşılaştığı ve birbirlerine bilmeceler yönelttiği bir sahne vardı.
Belki de o da bunlardan ilhamla oluşturulmuştur.
Kapatırken bilgelik için yapacağı çılgınlıkların sınırı olmayan Odin'den ilham alarak kendi kültürümüze bakalım.
Bizde Odin yok ama İslamiyet'te Hz.
Muhammed'in ilim Çin'de de olsa gidip alınız dediği hadis ve başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir diyen Kemal Atatürk var.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
