
(İskandinav Mit) Ünlü Viking Kahramanları (part 1)
8 Ağustos 2023 · 37 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
''Bu bölüm Koçtaş hakkında reklam içerir.''
Yetenekli Völund'un acıklı kaderi, kıyamete kadar bitmeyen Hjanings Savaşı ve lanetli kılıç Tyrfing. Savaş, lanet, büyü, entrika, Valküriler hepsi bu bölümde
Bölüm sponsoru koctas.com.tr hakkında detaylı bilgi için: https://www.koctas.com.tr/?utm_source=voicemedya&utm_medium=cpm&utm_campaign=marketplace_podcast&utm_content=mitolojik_inciler
Transkript
Ev Modası'nın adresi koçtaş.com.tr'nin sunduğu Mitolojik İnciler başlıyor.
Merhaba mitoloji merakıları.
Bu bölümde biraz ünlü Viking kahramanlarını, krallarını konuşalım istedim.
Tabii bunlar yine doğaüstü yaratıklar ve araçlar, konuşan hayvanlar, kurban isteyen tanrılar, büyü, entrika ve intikam dolu efsanevi olaylar.
Bu bölümde üç farklı efsane dinleyeceksiniz.
Normalden çok daha uzun bir bölüm olacak ama kendinizi hikayelerin akışına bıraktığınızda sıkılmadan dinleyeceğinize eminim.
Bunu bir seri şeklinde yapmayı düşünüyorum çünkü bir bölüme sığmayacak kadar çok hikaye var.
Şimdi biraz acıklı ve intikam dolu bir hikayeyle başlayalım.
1. Volund'un intikamı Finn Kralı'nın üç oğlu vardır.
Bunlardan birinin ismi de Volund'dur.
Hikayenin baş kahramanı o.
Kafanızı çorba etmemek için diğer isimleri vermeyeceğim.
Bu üç erkek kardeş bir gün bir göl kıyısına yürürken gölde yüzen üç kadın görürler.
Hemen kıyıda da kuğu tüyünden yapılmış pelerinler duruyordur.
O yüzden bu üç kadının Odin'in hizmetkarları olan Valkyuriler olduğunu anlarlar.
Çünkü Valkyuriler kuğu kuluğuna girip dünyada dolaşabiliyorlardır ve istediklerinde o...
Pelerinleri çıkarıp insan gibi etrafta yürüyebiliyorlardır.
Üç erkek kardeş valkürlerle tanışırlar.
Hepsi birbirinden hoşlanır ve kadınları da ikna edip onları eve götürürler.
Hepsi bir valkür ile evlenir.
Hep beraber güzel zamanlar geçirirler.
Ama bir süre sonra valkürlerin canına tak eder.
Çünkü artık savaş ortamını özlemişlerdir.
Miğferlerini giymeyi, mızraklarını ve kalkanlarını kullanmayı özlemişlerdir.
O yüzden bir gün ansızın uçup giderler.
Başka bir versiyona göre de savaş çıktığı için Odin onları çağırmıştır.
Erkek kardeşlerden Volund eşini kaybedişiyle çok sarsılır.
Her gün onun geri dönmesini bekliyordur.
Bu sırada kendini altın ve benzeri değerli madenleri işlemeye verir.
Zaten Volund'un diğer adı da Demirci Violant'tır.
Volund sert madenleri işlemekte ustadır.
Göz alıcı mücevherler tasarlar.
Altına şekil verip üstüne değerli taşlar yerleştirir ve ortaya şahane yüzükler çıkarır.
Bir gün kendine 700 yüzük hedefi koyar.
Yüzükleri bitirince bir ipe dizer ve evin içinde bir yere asar.
Sonra da avlanmak için dışarı çıkar.
Bu sırada onun işçiliğinin namını duyan Nedut adındaki açgözlü bir kral adamlarını da toplamış pusuda bekliyordur.
Völunt evde yokken eve girerler.
Kral onun yaptığı mücevherlere hayran kalır.
Yüzüklerden bir tanesini ipten alıp parmağına takar.
Sonra adamlarıyla beraber tekrar saklanır.
Völunt eve geri döner.
Bir ayı avlamıştır.
Ayının etini kızartmak için ateşe atar.
O sırada yüzükleri sayayım bari der.
Sayar sayar ama bir eksik çıkıyordur.
Heyecanlanır. Valkyrie eşinin geri geldiğini düşünür.
Kesin birini beğendi aldı parmağına taktı diye sevinir.
Evde onu arar arar ama bulamaz.
Sonunda yorulup oturduğu yerde uyuyakalır.
Uyandığında hareket edemediğini fark eder.
Ellerinde ve ayaklarında prangalar, zincirler vardır.
Ağırlıklardan kurtulmaya çalışsa da yapamaz.
Kim beni zincirledi diye sinirle bağırır.
Kral Nedut ortaya çıkar.
Sen hangi cürette bana ait olan bu kurt vadilerindeki hazineleri dilediğince kullanırsın diye onu azarlar.
Völunt bunların hepsi benim, bana ait diye cevap verir.
Kral onun daha fazla konuşmasına izin vermez, onu zorla sarayına götürür.
Kılıcını ve değerli tüm eşyalarını alıp kendi hazinesine koyar.
Evinden aldığı yüzü de kızına verir, o takar.
Völün sarayda tutsak gibi yaşamaktadır ve olanlar için çok kızgındır.
Kraliçe ondan korkar ve kral Nidu da...
Ne zaman ondan aldığın kılıcı ve kıza verdiğin yüzüğü uzaktan görse bu adamın gözleri bir yılan gibi parlıyor.
Bu adam bizden intikam almak için her şeyi yapabilir.
En iyisi ayaklarını kestirip onu bir adaya gönder der.
Bu fikir krala mantıklı gelir.
Volund'un dizlerinden aşağısını kestirip onu bir adaya kapatır.
Yanına krala mücevherler yapması için işleyeceği değerli madenler ve onu gözetleyecek adamlar bırakılır.
Onun dışında Volund bu adada yapayalnızdır.
Yürüyemiyor ve sevdiği işi sadece krala kölelik şeklinde icra edebiliyor, başka bir yere kımıldayamıyordur.
Öyle büyük bir depresyondadır ki neredeyse hiç uyumuyor, bütün gün sadece mücevher tasarlıyordur.
Bir yandan da içinden sürekli buradan kaçıp Kral Nidud'dan intikam almanın yollarını düşünüyordur.
Ama bu çok zordur.
Çünkü kral kendisinden başka kimsenin onu ziyaret etmesine izin vermiyordur ve adanın her yerinde kralın askerleri kol geziyordur.
Ayrıca da Nedud'un dizlerinden aşağısı yoktur.
Ama bir gün kralın iki oğlu Völünd'ün ününü duyup onu ziyaret etmek isterler.
Bunun için babalarından özel izin alıp adaya giderler.
Völünd'ün tasarladığı mücevherleri görmek için can atıyorlardır.
Völünd onları hoş karşılar, onlara yaptığı takıları mücevherleri gösterir.
Çocuklar gördüklerine bayılırlar, bu ziyaretten çok memnun kalırlar.
Völünd bunu fark edince onlara şöyle der.
Eğer yarın kimseye haber vermeden buraya gelebilirseniz, elimdeki en değerli mücevherleri krala göndermek yerine size veririm.
Çocuklar bu çekici teklife karşı koyamazlar.
Ertesi gün kralın yasağına karşı gelerek ona haber vermeden adaya gelirler ve askerleri atlatıp gizlice Völün'ün yanına gitmeyi başarırlar.
Völün kocaman bir sandığı açıp onlara içinde parıl parıl parılayan mücevherler gösterir.
Çocuklar hayran kaldıkları bu takılara daha yakından bakmak için eğdikleri anda tak!
Völün sandığın kapığını sertçe üstlerine kapatır.
Çocukların kafası kopar.
Sandığın içi, kralın Völün'de zorla yaptırdığı o mücevherlerin üstü hep çocukların kanıyla kaplanır.
Völün, kral ve kraliçeye çok acı bir intikam planı hazırlamıştır.
Çocukların kafa taslarını gümüşle kaplayıp içki kaseleri yapar.
Göz bebeklerini değerli taşlarla birleştirerek kraliçeye takılar yapar.
Çocukların dişlerindense kralın yüzüğü verdiği kızına broşlar yapar.
Çocukların cesetlerinden geri kalanları da toprağa gömer askerleri çaktırmadan.
Kral ve ailesi Völund'un gönderdiği hediyeleri bayıla bayıla kullanırlar.
Kafa tasları kaselerden içki içerler ve takıları takarlar.
Ancak ortadan kaybolan prenslerin akıbeti giderek herkesi endişelendirmeye başlar.
Her yerde onları ararlar ama bulamazlar.
Kral ve kraliçe üzüntüden perişan haldedir.
Bu sırada kralın kızı babasının kendisine verdiği Völünd'ün yaptığı o yüzüğü bir şekilde çatlatır.
Babasına söylemeye cesaret edemediği için o da gizli gizli adaya Völünd'a yüzüğü tamir ettirmeye gider.
Völünd onu da çok hoş karşılar.
Tabii yüzüğü onarım.
Siz bu sırada bir şeyler için beklerken der.
Ve ona çok güçlü çok sert bir içki verir.
Kız içkiyle sarhoş olur ve sonunda sızar.
Kız kendinde değilken Volund ona tecavüz eder.
Maalesef ki Volund bir Erol Taş'a dönüştü.
Hikayenin bir versiyonuna göre bir gün Volund'un Valkyrie eşi ona geri döner ve bu adaya gelip ona yardım eder.
Volund onun kuş tüyünden pelerini giyerek bir kuş kılığına bürünür, saraya gider, çitlerin üstünde durur ve uykusuz perişan halde dolaşan Kral Nidud'u görür.
Ona alaycı bir şekilde seslenir.
Kara kara düşünerek aradığın oğulların öldü.
Hem de ölümleri hayatını mahvettiğin Völünd'ün elinden oldu der.
Kral bu kuşun dediklerine inanamaz.
Ne saçmalıyorsun sen? Öldüklerini nereden biliyorsun?
Völünd ne yapmış? diye arda arda sorular sorar.
Kuş cevap verir. Völünd onların kafasını kopardı.
Kafa taslarından size içki kasesi yaptı.
Gözlerinden kraliçeye takılar, dişlerinden kızına broşlar yaptı.
Kral dehşete kapılır.
Adeta dili tutulur.
Kuş devam eder. Üstelik Völünt kızını da lekeledi.
Kızın şimdi karnında Völünt'ün bebeğini taşıyor.
Sonra acı acı gülerek uçup gider.
Dehşete düşen kral kuşun dediklerini test etmek için kızını yanına çağırtır ve adaya gidip gitmediğini sorar.
Kız üzüntüyle evet der.
Bir saatlik korkunç bir süreydi.
Ona karşı koyacak gücüm yoktu.
Kral mahvolur. İşte şimdi yıkılma sırası kraldadır.
Völünt intikamını almıştır.
Bu hikaye hem korkunç hem acıklı bence.
Öncelikle çok yetenekli birinin yeteneklerinden faydalanmak isteyen açgözlüler tarafından esir alınması, sonra da iyice etkisiz hale gelsin diye ayaklarının kesilmesi ve bir adada yalnız başına köleliğe
mahkum edilmesi çok üzücü ve çok korkunç.
Tabi sonrasında bölünün çocuklara yaptıkları da çok korkunç ama onun yaşadıklarını yaşayan kim yani herhangi bir şekilde intikam almak istemez ki?
Kim yıllar boyu gece gündüz her dakika kaçış ve intikam hayali kurmaz ki?
Üstelik eşi onu terk etti diye üzülüp evde mesleğini yapmaya kendini adamış ve onun geri dönmesini beklemekten başka hiçbir şey yapmayan, kimseye bir zararı olmayan duygusal bir adamı ne hale getirdiler?
Yani iyi insanların da bir sınırı var tabi.
Peki siz intikam hakkında ne düşünüyorsunuz?
İntikam haklı bir duygu mu yoksa anlamsız bir şey ve olgunlaşmamış bir psikoloji mi gösteriyor?
Bu bölümün duyuru postunu instagramda yayınladığımda altına fikirlerinizi yazarsanız görmek isterim.
İkinci efsanemize geçmeden kısa bir mola verip size bölüm sponsorumuz Koçtaş.com.tr'den bahsetmek istiyorum.
Şimdi evlerde Koçtaş.com.tr moda.
Koçtaş.com.tr çeşitli kategorilerde artık yüz binlerce ürün ve Koçtaş güvenceli yüzlerce satıcısıyla evinize güzellik katıyor.
Koçtaş garantili nakliye ve montaj hizmeti, ödeme kolaylığı ve çeyrek asırlı Koçtaş güvencesiyle sizleri bekliyor.
Siz de hemen Koçtaş.com.tr'ye gelin evinizde modayı keşfedin.
Şimdi diğer hikayemize geçelim.
2. Bitmeyen Hiening Savaşı Kral Hogni'nin Hild adında bir kızı vardır.
Bir gün bu kral diğer krallarla buluşmak için kentten uzaklaştığında Hedin adındaki başka bir kral onların kentini yağmalar ve prensesi kaçırır.
Antik dönemde kuzey ülkelerinde bunlar çok doğal çünkü verimli araziler az olduğu için tarım az yapılıyor.
Hayvancılık dışında pek geçim kaynağı yok.
Bir de yapabilenler, imkanı olanlar biraz ticaret yapıyorlar.
Ama genel olarak bir ülkenin gelir kaynağı başka ülkeleri yağmalamakla sağlanıyor.
Ki bu hikayedeki iki kral aslında akraba.
Yani akrabalık bağları bile kralların birbirlerine ihanet etmelerine ve birbirlerinin mallarına göz dikmelerine engel olmuyor.
Kral Hogni, kentine olanları ve kızının esir alındığını öğrenir öğrenmez yola çıkar ve Kral Hedin'in ordusuyla karşı karşıya gelir.
Ama savaş başlamadan önce Kral Hedin, Hogni'nin kızını onun yanına gönderir.
Hilt, babasına gelip Kral Hedin'in barış şartlarını sunar.
Eğer Kral Hogni bu şartları kabul ederse savaş olmayacak, kan dökülmeden anlaşma sağlanacak.
Ama kabul etmezse kızı Hilt dahil sahip olduğu her şeyi riske atmış olacaktır.
Ama Kral Hogni kabul etmemeyi tercih eder.
Bu şartları kabul etmek gururuna dokunuyordur.
Savaşacakları yere mevzilenirler.
Kral Hedin tekrar bağırır.
Hogni iyi düşün şartları kabul et der.
Ayrıca ona bir yığın altın teklifi de yapar.
Ama Kral Hogni kabul etmemeye kararlıdır.
Artık çok geç. Cücelerin yaptığı güçlü kılıcım Dainslef'i çoktan çektim.
Bu kılıç kınından çıktığında kan talep eder.
Birinin canını almadan yerine geri konulamaz der.
Bu mitolojide cücelerin veya elflerin yaptığı böyle ilginç büyülü kılıçlar vardır.
Bunlar çok güçlü ve keskin kılıçlardır.
Ama aynı zamanda kılıcın da iradesi vardır.
Tıpkı Yüzüklerin Efendisi serisindeki yüzüğün iradesinin olması gibi.
Hani orada da yüzük asıl sahibi olan Sauron'a gitmeyi arzuluyor ve kendisini parmağına takanları etkiliyordu ya.
Onun gibi burada da bu büyülü kılıçlar eğer biri onları kınından çıkarırsa mutlaka bir can almak isterler.
Olaylar öyle bir şekilde gelişir ki biri mutlaka ölür.
Hikayeye devam edelim.
Hedin cevap verir.
Kılıcınla övünmen bu savaşın sonunda zaferle de övüneceğin anlamına gelmez.
En iyi kılıç efendisinin yarı yolda bırakmayan kılıçtır der.
Böylece son sözler söylendikten sonra savaş başlar.
Tüm gün sürer. Gece krallar gemilerine dinlenmeye çekilirler.
Prenses Hilt o karanlıkta gizlice savaş alanına gider ve büyü yaparak ölen savaşçıların hepsini tek tek canlandırır.
Bu da hikayede sadece babasının savaşçılarını diriltir demiyor.
İlginç bir şekilde kız ölen tüm savaşçıları canlandırır.
Böylece ertesi sabah hala savaşacak iki ordu olur.
Savaş aynı şekilde devam eder.
Akşam olunca Hilt yine savaş alanına gider.
Yine ölenleri diriltir ve savaş devam eder.
Bu döngü günlerce, aylarca hatta yıllarca devam eder.
Efsaneye göre bu savaş kıyamet günü Ragnarok'a kadar devam edecektir.
O yüzden bu savaş...
bitmeyen Hiening Savaşı olarak bilinir.
Hikayenin başka versiyonları da var.
Sonra anlatacağım başka bir kahraman hikayesiyle de karıştırılarak anlatılıyor bazen.
Ama ben size bir Norveç ortaçağ tarihçisi olan Peter Andreas Manch'ın edebi metinlerden çevirerek anlattığı versiyonu anlatıyorum.
Bu arada kralın kızının niye böyle bir şey yaptığını ben de anlamış değilim.
Canı savaş istiyor gibi garip bir hareket değil mi?
Onun bir valkyrie olduğunu söyleyen mitler de var.
Eğer öyleyse onun sürekli savaş arzulaması ve ölen savaşçıları diriltecek büyüler yapabilmesi hikayenin akışında olağan tabii.
Ve bu bölümdeki sonuncu hikayemize geçelim.
3. Tirfin Kılıcı Öncelikle söyleyeyim bu hikaye öncekilerden daha uzun ve karmaşık.
Daha doğrusu karmaşık değil de yılan hikayesi gibi uzuyor ve bir olay diğerini tetikliyor.
O yüzden dikkatli dinleyip kendinizi hikayenin akışına bırakınız.
Hani bir önceki bölümde Dainsleif kılıcı gibi büyülü başka kılıçlar da var demiştim ya.
İşte onlardan biri de Tirfin kılıcı.
Bu kılıç iki cüce tarafından yapılmıştır.
Yapılış hikayesi şöyle.
Hatırlarsınız cüceler gün ışığını görürlerse taşa dönüşüyorlardı.
O yüzden güneşe yakalanmamak için dağların iç kısımlarında yerin derinliklerinde filan saklanırlar.
Kolay kolay dışarı çıkmazlar.
Ama bir gün Odin'in torunlarından cesurluğuyla bilinen kral Svarflami iki cüceyi yaşadıkları kayanın dışında yakalamayı başarır ve onları esir alır.
Sonra tehdit eder. Ya bana hiç ama hiç paslanmayacak, hep zafer getirecek ve demiri bile bir kağıt gibi kolayca kesen kabzası altından bir kılıç yaparsınız ya da sizi burada tutarım
ve gün ışığıyla canınızdan olursunuz.
Cüceler bu kılıcı yapmayı çok isteksizlerdir ama içlerinden biri canından olmamak için kılıcı yapar.
Sıvar Flamie'ye verir.
Ama cüceler böyle istemedikleri bir şeyi yapmaya zorlandıklarında mutlaka yaptıkları şeyi lanetlerler.
Önceki bölümlerde de bahsettiğimiz Andvaronat adlı yüzüğü hatırlayın.
O da öyle olmuştu. İşte burada da kılıcı Sıvar Flamie'ye verdikten sonra şöyle bir lanet savururlar.
Kılıcın ne zaman kınından çıksa bir adamın canını alacak.
Ek olarak bu kılıçla üç alçakça şey yapılacak ve senin ölümünü de bu kılıç getirecek.
Svarflami duyduklarıyla sinirlenerek kılıcı cücelere doğru savurur.
Ama cüceler çoktan kaçmayı başarmışlardır.
Zaman geçer. Svarflami bu kılıçla savaş meydanlarında çok zaferler kazanır.
Birebir düellolarda da çok adam öldürür bu kılıç sayesinde.
Bir gün... Angrim adındaki başka bir Viking, Svarflamin'in topraklarını yağmalarken ona yakalanır.
Bu Angrim, Vikinglerde Berserk denen bir topluluğun üyesidir.
Berserkler, kuzey ülkelerinde bulunan savaşçı bir topluluktur.
Ama öyle sıradan savaşçılardan değil, o kadar vahşilerdir ki bir savaş veya ikili mücadele sırasında adeta deliye döndüklerini, cinnet geçirdiklerini filan sanırsınız.
Onların bir savaşta hangi safta bulunduğu durumun gidişatını değiştirebilir.
Zaten ünleri öyle yayılmıştır ki onların adının geçmesi dahi karşı tarafı endişelendirme yeter.
İşte kral Svarflammy'nin topraklarına saldıran Angrim de böyle bir berserk'tir.
Svarflammy onu öldürmek için kılıcı Tyrfing'i çeker.
Angrim'e savurur ama kılıç elinden kayıp toprağa çakılır.
Angrim kılıcı alır ve Svarflammy'yi ortadan ikiye ayırır.
İşte cücenin lanetinin bir kısmı gerçekleşmiştir.
Svarflammy'nin ölümü bu kılıçla olmuştur.
Angrim öldürdüğü kral Svarflamini yerine geçer ve onun güzel kızıyla evlenir.
Bu da kız için ne acı bir şeydir değil mi?
Adam babanı öldürmüş ama güç onda.
Yani ya onunla evleneceksin ya da muhtemelen canından olacaksın ya da işkence göreceksin.
Neyse evlenirler ve 12 erkek çocuk dünyaya getirirler.
Bu çocuklardan hepsi güçlü ve yetenekli savaşçılardır.
Onları da babaları gibi birer berserk olarak yetiştirirler.
Bu çocuklar savaşa o kadar açlardır ki...
Arada savaş özlemleri ağır basar, öfkeleri çok yükselir.
Böyle anlarda durduk yere kendi adamlarını bile öldürebilirler.
Ya da öfkelerini insanlardan çıkarmak istemiyorlarsa kendilerini kayalıklara veya ormana vururlar.
Hırslarını taşlardan veya zavallı ağaçlardan çıkarırlar.
Bu vahşiliklerinden dolayı çevre krallıkları da korku salarlar.
Kimse kolay kolay onlara ters düşmeye cesaret edemez.
Yalnız bu öfkeli çocuklardan biri öne çıkıyordur.
En büyük çocuk Angatri.
Babasının kral Svarflami'yi öldürerek ele geçirdiği kılıç Tyrfing kendisine miras kalır.
Paganların Noe ile eşdeğer Gyletide adlı bir festivali vardır.
O tarih gelince askerler içi su dolu kaseleri tükürerek veya o suda bir yerlerini yıkayarak bağlık yemini ederler.
Angatri Upsala kralının kızıyla evlenmek istiyordur.
Upsala paganların önemli bir kutsal kenti hatırlarsınız.
Angatri askerleriyle beraber gider, niyetini Upsala kralına iletir.
Ancak kralın kızıyla evlenmek isteyen sadece o değildir.
Krala ve onun hükümdarlığına önemli hizmetlerde bulunmuş Hiyalmar adlı başka bir adam da aynı kızla evlenmek istiyordur.
Kararı kıza bırakırlar.
Bakın her ne kadar antik dönem erkek egemenliği de olsa bu toplumda kadının varlığı bir yere kadar tanınıyor.
Kız Hıyalmar'ı seçer.
Ancak Angadji buna çok bozulur.
Hıyalmar'a meydan okur.
Gelecek yaz bir adada karşı karşıya gelmek üzere sözleşirler.
Bakın babası evlenme kararını kıza bıraktı.
Kız da Hıyalmar'ı seçti.
Ama yine de Hıyalmar Angadji'nin meydan okumasını kabul ediyor.
Çünkü bunu onur meselesi haline getiriyor.
İnsanlar Hıyalmar'ı Angadji'den korktu desinler istemiyor.
Yalnız bu düello günü gelene kadar Angadri Bikont'un kızı olan Svava ile evlenir.
Ama yine de ertesi yaz düelloya gider.
Yani evlendin ya zaten bir adam.
Hala niye milletin sevgilisi eşi için düellolara giriyorsun değil mi?
O yaz denilen yerde karşı karşıya gelip savaşırlar.
Çok detaya girip uzatmayacağım.
Sonuç olarak Hialmar Angadri'yi öldürür.
Kendisi de bir tepenin üstünde beti benzi atmış şekilde duruyordur.
Soranlara şöyle seslenir.
16 yaran var.
Zırhım delindi ve Tyr kılıcı kalbime saplandı.
Parmağımdaki yüzüğü alıp sevgimin bir nişanesi olarak sevgilime ulaştırın.
Son sözlerini söyledikten sonra olduğu yere yığılır.
Onun ölüm haberini alan sevgilisi de üzüntüden hastalanıp ölür ve ikisi beraber İsveç'te gömülürler.
Angadri ise hemen o savaşın olduğu adada kılıcı Tyrfing'de beraber gömülür.
Bakın hikayenin bu kısmında yetenekli ve lanetli bir kılıç bir süre etkisiz hale getiriliyor.
Yüzüklerin Efendisi'nde de bu paten vardı.
Yine Yüzüklerin Efendisi'nde olduğu gibi o kılıç oradan bir şekilde çıkacak ve işler sarpa saracak tabii.
Hikayenin o kısmı da şöyle.
Angatje'nin Svava'dan bir kızı vardır.
Hervor adındaki bu kız güzel olmasının yanında çok cesurdur.
Savaş becerileri yüksektir.
Hervor'un bir hayali vardır.
Babasının öldüğü adaya gidip mezarından ünlü kılıç Tyrfing'i çıkarmak.
Bunun için erkek kılığına girip bir Viking grubuyla yelken açar.
Adaya yaklaştıklarında diğer vikingler karaya ayak basmak istemezler.
Çünkü o savaştan beri bu adada kötü ruhların, hortlakların dolaştığına inanılıyordur.
Burası lanetlidir.
Ama Herwar bunlardan korkmayacak kadar cesurdur.
Adaya çıkıp babasının mezarını ararken gerçekten kötücül işaretlerle karşılaşır.
Rahatsız edilmeye çalışıldığının farkındadır ama devam eder.
Tepeler alevler içinde yanıyordur.
Yine de Yılmaz. Alevlerin içinden geçip babasının ruhuna seslenir.
Angadri dirilir ve ölüleri bu şekilde uyandırıp rahatsız etme cüretini gösterdiğin için aklını kaçırmış olmalısın diye ona kızar.
Harvor ben senin tek çocuğunum kılıcını miras olarak almaya geldim der.
Angadri kılıç bende değil git buradan diye bağırır.
Ama Harvor kararlıdır.
Kılıcı bana verene kadar buradan gitmem ve size de rahat vermem diye Angadri'yi ya da onun ruhunu her neyse tehdit eder.
Kız da gerçekten deli yani bir ölüyü tehdit etmek nedir?
Angadri daha fazla mücadele etmez.
Kılıcı kıza gösterir.
İşte omuzlarımın altında alevle sarmalanmış şekilde duruyor.
Al ama ona dikkat et çünkü tüm yakınlarını yok edecek.
Tanıdığım hiçbir kadın onu almaya cesaret edemez der.
Hervor senin ateşinden korkmuyorum der ve o anda kılıç kendiliğinden sıçrayıp kızın eline atlar.
Kız büyük bir mutlulukla kılıcı incelerken babası Angadri içine doğan kötü kehaneti tekrarlar.
Bu kılıç tüm yakınlarını yok edecek.
Ama her var umursamaz.
Tüm Norveç'e hakim olmaktansa bu kılıca sahip olmayı tercih ederim.
Teşekkürler baba. Angati'nin son sözlerini şöyle bir şiirden dinliyoruz.
Hjalmar'ın felaketini uzun yıllar saklayasın.
Uzun yıllar elinde tutasın.
Onu dikkatle savurasın.
Kenarlarına dokunmayasın.
Zira insanların başına gelebilecek tüm kötülüklerden daha kötü bir zehir vardır kenarlarında.
Elveda kızım. 12 adamın yaşamı senin ellerinde duruyor.
Burada Hjalmar'la yaptığı düella da kendisiyle beraber ölen kardeşlerini kastediyor.
İnanır mısın bilmem ama Angrim kardeşlerinin sahip olduğu tüm iyi şeyler, güç ve cesaret hepsi artık geride kaldı.
Bu sözlerden sonra Harvor oradan ayrılır, kıyıya geri döner.
Ama tekne yerinde yoktur.
Çok cesur oluşlarıyla bilinen Vikingler bu lanetli adadan korkup kaçmışlardır.
Harvor başka bir tekne bulup Kral Gudmund'u ziyaret eder.
Yine bir erkek kılığında tabii.
Kral Gudmund yaşlıdır ve artık yönetimi yavaş yavaş oğlu Hofunda devrediyordur.
Hervor burada krala arkadaşlık yapar, iyi vakit geçirir.
Bir gün kralla satranç oynarlarken kralın adamlarından biri kenarda duran kılıç tirfingi kınından çıkarır.
Bunun üstüne Hervor hemen olduğu yerden sıçrar, kılıcı kapar ve adamı öldürür.
Çünkü kılıç bir kez kınından çıktı mı bir can almadan rahat durmayacaktır.
O yüzden başkasına bir şey olmasın diye Hervor adamın canını alır.
Bu olaydan sonra Kral Gutmund ve oğlu Hofund'un gönlü Harvor'u cezalandırmaya el vermez ama onun kentten gitmesini isterler.
Harvor başka vikinglere katılıp seyahat eder ama sıkılınca dedesinin yanına gidip genç kız kimliğiyle hayatına devam eder.
Bu sırada güzelliği dillere destan olmuştur.
Kral Gutmund'un oğlu Hofund da daha önce erkek kılığında gördüğünden habersiz bu kızı görüp beğenir ve evlenmeye ikna eder.
İki erkek çocukları olur.
Birine Harvor'un babası Angadri'nin ismini verirler, diğerine Hydra'k ismini.
İkisi de güçlü, yakışıklı, uzun boylu, dikkat çeken çocuklardır.
Ama karakterleri çok farklıdır.
Angadri kibar, Hydra'k ise daha hırslı ve öfkelidir.
Babalarının gözdesi Angadri, annelerinin gözdesi ise Hydra'ktır.
Zaten anne Harvor tüm yakınlarının Tilfin kılıcıyla ölmesini bile umursamayan bir savaşçıydı biliyorsunuz.
O yüzden kendini Hydra'k'e daha yakın hissediyor olabilir.
O yüzden de Kılıç Tirfing'i Heidrek'e armağan eder.
Bir de daha onlar küçükken Heidrek'i bilge bir savaşçı olmasıyla bilinen Ghisur'a evlatlık verirler.
Herhalde Heidrek'in savaşçı yönünü daha da geliştirmek içindir.
Bir gün babaları Kral Hofund büyük bir ziyafet verir.
Ama ziyafete ne oğulları Heidrek'i ne de ona bakan savaşçı Ghisur'u çağırırlar.
Heidrek buna çok bozulur.
Bile bile ziyafete davetsiz misafir olarak gider.
O gider gitmez ortamda bir gerginlik oluşur.
Heidrek de gıcıklığına iki adam arasında bir gerginlik yaratır.
O kadar ki sonunda bu adamlardan biri diğerini öldürür.
Kral Hoffund tartışmayı alevlendiren oğlu Heidrek'i suçlu bulur ve onun kenti terk etmesini ister.
Babasına giderek daha fazla içerleyen Heidrek onu üzüp hırsını almak için kuduruyordur.
O yüzden annesinin hediyesi kılıç tirfingi çeker kardeşini öldürür.
Hani kılıcı ilk teslim ederken cüce demişti ya bu kılıçla üç alçakça şey yapılacak diye.
İşte o üç alçakça şeyden ilki gerçekleşmiştir.
Kardeş kardeşi öldürmüştür.
Babası Haydrek'e ne kadar kızgın da olsa evlat sonuçta diyerek ona bazı öğütler verir.
Bak eğer bu öğütlerimi dinlersen daha iyi bir kaderin olabilir der.
İşte o öğütler şunlar.
1- Meşru beyine yani efendi köle anlamında beyine yanlış yapan bir adama asla yardım etme.
2. Yeminli kardeşini yani silah arkadaşı filan da olabilir bu.
Yeminli kardeşini öldüren adama asla ama asla huzur verme.
3. Ne kadar yalvarırsa yalvarsın kendi akrabalarını ziyaret etmek isteyen eşine çok sık izin verme.
4. Hanımınla çok geç saatlere kadar oturma ya da ona büyük sırlarını söyleme.
5. Eğer acelem varsa en iyi atınla yola çıkma.
6. Kendinden yüksek rütbeli bir adamın çocuklarına koruyucu babalık yapma.
7. Konuklarını asla ama asla bir şakayla karşılama.
8. Olan şeyler için kılıç tirfingi sorumlu tutma.
Ama Haydek umursar mı dersiniz?
Tabii ki umursamaz. Bu öğütler bir kulağından girer diğer kulağından çıkar.
Senin öğütlerine karnım tok diye tersler babasının.
Çünkü çocukluğundan beri babasının hep ayrımcılık yaptığını, kardeşini sevdiğini, kendisini sevmediğini düşünerek büyümüş bir çocuk o.
Babasına aşırı tepkili ve ayrıca onun iyi niyetli olduğuna da inanmıyor.
O yüzden bırakın bu öğütleri dinlemek, onun dediğinin tam tersini yapmak için adeta yanıp tutuşuyordur Heidegg.
Eminim psikolojide bunun bir adı vardır.
Neyse, oradan ayrıldığında bir Viking topluluğuna dahil olur.
Bir gün iki adamı ölümden kurtarır.
Adamların çok gaddar olduğunu fark eder.
Sonradan anlar ki adamlardan biri beyine ihanet etmiş, diğeri de yeminli kardeşini öldürmüştür.
Babasının öğütlerinden birkaçını hemen çiğnemiş olur Heidrek.
Sonra da Viking krallarından biri olan Kral Harald'ın topraklarını yağmadan iki kontu öldürür ve krala hizmetlerini sunar.
Tabii kral bundan çok memnun kalır.
Heidegger'i seve seve hizmetine alır.
Heidegger burada savaşçı ve hırslı yönü sayesinde çok hızlı ilerleme kaydeder.
Kralın iyice gözüne girer.
Kral da onu güzel kızı Helga ile evlendirir.
Bakın Helga klasik bir Alman ismi değil mi?
İskandinavya'da ta antik dönemde kullanılan bir isimmiş.
Zaten Almanlar bu kültürle çok etkileşime girmişler tarihte.
Neyse... Heidegg ve Helga'nın bir erkek çocukları olur.
Çocuğa Heidegg'in kendi elleriyle öldürdüğü kardeşi Angadin'in adını verirler.
Tesadüfe bakın ki aynı zamanda yaşlı kral harıldığında Halfdan adında bir çocuğu olur.
Zaman geçer. kentte kıtlık baş gösterir.
Ne yapsalar ne etseler de bir türlü çözüm bulamazlar bu kıtlığa.
Sonunda kahinlere danışırlar.
Kahinler tanrılarla konuştuklarını ve tanrıların kıtlığı def etme karşılığında o toprakların en asil kanına sahip gencinin kendilerine kurban edilmesini istediğini söylerler.
Bu Yunan mitolojisine de çok...
Sık karşılaştığımız bir durum biliyorsunuz.
Bu durumda en asil kişi kralın çocuğu yani Halfdan diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ama kral Harald asıl Heidrek'in doğuştan asil olduğunu, çünkü kahraman ve asil anne babalara sahip olduğunu, dolayısıyla onun oğlu Angatin'in kendi oğluna daha asil olduğunu iddia eder.
Bakın şu işe, normalde miras paylaşılıyor filan olsa herkes kendinin daha asil olduğunu iddia eder değil mi?
İşte tanrılar kurban isteyince herkes kendi çocuğunu kurtarmak için böyle laf oyunlarına başvurur.
Bu anlaşmazlığı çözmesi için bir hakem bulmaya karar verirler ve hakem olarak adaleti ve dürüstlüğüyle tanınan Haydek'in babası Hoffund'u seçerler.
Kendi çocukları arasında taraf tutup evinde ziyafet verdiğinde 40 kat yabancıyı bile davet ederken kendi oğlunu davet etmeyen Hoffund o diyarlarda adalete düşkünlüğüyle tanınıyor.
Bence hikayenin bu kısmı ilginç doğrusu.
Neyse Hoffund, Heidrek'in oğlunun yani kendi torununun daha asil olduğunda karar kılar.
Ama der, bu kurbandan kaçınmanın bir yolu olabilir.
Bu kadar. Konuşmanın devamını bilmiyoruz.
Sonra Heidrek, Kral Harald'ın yanına döner ve şöyle der.
Babam, benim oğlumun daha asil olduğunda karar kıldı.
Bu yüzden kıtlıktan kurtulmamız için onu kurban olarak sunacağım.
Ama bir şartım var. Sizin her iki adamınızdan biri bana bağlılık ve sadakat yemin edecek.
Kral Harald bu şartı kabul eder.
Ama henüz kurban töreni yapılmadan Haycek arkasına aldığı adamları da işin içine sokarak entrika çevirmeye başlar.
Kral Harald ve oğlu Halfdan arasına nifak tohumları sokar.
Burada hemen akla Hürrem'in Kanuni ve oğlu Mehmet için yaptıkları geliyor değil mi?
Yani benim geliyor. Neyse.
Kralın adamları da ikiye ayrışınca ortalık giderek gerilir.
Haydek bir dedikodu yayar.
Bu dedikoduya göre baş tanrı Odin kıtlığı bitirmek için kral Harold'u, oğlunu ve hatta bazı adamlarını dahi kurban olarak istiyordur.
Gerilim iyice yükselince bir iç savaş başlar.
Savaşta kral Harold ölür.
Oğlu Halfdan'ı da Haydek kılıç Tyrfing ile katleder.
Savaşın sonunda hükümdarlık Haydek'e geçer.
Haydek... Kralın, oğlunun ve savaşta ölen herkesin kanını bir törenle Odin'e adar.
Eşi kraliçe Helga, babasını ve kardeşini ve birçok kişinin öldüğü bu çirkin savaştan sonra daha fazla yaşamak istemez ve kendini asarak intihar eder.
Peki bu haydaki etkiler mi dersiniz?
Etkilemez. En sevdiği şeye, savaşmaya ve başka toprakları yağmalamaya devam eder.
Hun kralı Himli'nin kızı Sifka'yı esir alır.
Ondan Lod adında bir oğlu olur.
Sonra tıpkı bir ergen gibi ne yapsam da babamı kızdırsam diye düşünürken Rusya'daki kral Rolag'ı oğlunu himayesi altına almak istediğini söyler.
Kral bu teklifi kabul eder.
Oğlu Herlag'ı onun himayesine verir.
Bir gün Haydek ve Herlag ava çıkarlar ama Haydek yalnız döner.
Sifka'ya şöyle der. Maalesef yanlışlıkla kılıç tirfingi kınından çıkardım.
Biliyorsun kılıç bir kere kınından çıktı mı birinin canını almadan durmaz.
O yüzden kendime engel olamadım.
Herlag'ı öldürdüm. Yani yine babasının dediklerinin aksine davranıp eşine büyük bir sır verir.
Sifka bu sırı başkalarına anlatır.
Olanları duyan Rusya kralı çok öfkelenir.
Ülkesinden gelip Heideki'yi yakalar, ormana götürür.
Tam asacakken Heideki'nin adamları yetişir ve onu kurtarırlar.
Meğer Heideki her şeyi önceden planlamış ve adamlarını bilerek pusuda bekletmiştir.
Şimdi Rusya kralının yaptıklarının karşılığı olarak onun topraklarını işgal etme bahanesi bulmuştur.
Tam toprakları yağmalayıp, halkı kılıçtan geçirip her şeyi de ateşe vermiştir ki Herlog'un aslında ölmediği öğrenilir.
Bunun üstüne Rusya kralı Heideki'ye barış anlaşması teklif eder.
O da anlaşma şartlarını kabul eder.
Kral kızını Heidrek'te evlendirir ve ona bazı topraklar verir.
Maşallah Heidrek de evlenmeleri doyamadı görüyorsunuz.
Heidrek ve bu Rusya prensesinin bir kızı olur.
Ona annesi Hervor'un adını verir.
Sonra da savaş yağma işlerini bırakıp kendini hukuk ve adaleti sağlamaya adar.
İlginç bir şekilde o savaş için kuduran öfkeli adam yaşlanınca adalet timsali birine dönüşür.
Kanunlar koyar, sivil çatışmaları yasaklar.
Toplum içinde yaşanan sorunları çözmeleri için 12 bilge adamı yargıç olarak seçer.
Biri yanlış bir şey yaparsa bu yargıçlar tarafından yargılanacak ve kendini savunabilecektir.
Ama şöyle ilginç bir kural daha var.
Eğer suçlu bulunan kişi haydi kim bilemeyeceği bilmeceler sormayı başarırsa cezadan kurtulabilir.
Tam adam ustanın adalet timsali olduğu diyorsunuz ki ülkeyi oyun alanına dönüştürüyor.
Bilmeceyle cezadan kurtulmalar falan.
Bir gün... Gestum Linde adında bilgi bir adam kralın hoşuna gitmeyecek sözler sarf edince bu 12 yargıcın ve haydekin huzuruna çağırdır.
Ama öncesinde adam Odin'den bu konuda yardım istemek için ona kurban eder.
Bir akşam Odin adama görünür ve merak etme senin kılığına girip o heyetin karşısına ben çıkacağım der.
Gerçekten de duruşma günü geldiğinde adam bir yere saklanıp olan biteni uzaktan izler.
Odin adamın kılığına girip heyetin karşısına çıkar.
Ona cezadan kurtulmak için krala bilmece sormak isteyip istemediğini sorarlar.
O da istemediğini söyler ama ısrar ederler ve bilmece yarışı başlar.
Gestuplindi kılığındaki Odin Haydek'e sorar.
Evden çıktım yola.
Yoldayken bir sürü yol gördüm.
Altımda yol, üstümde yol.
Her yanımda yollar vardı. Haydek cevaplar.
Üzerinden kuşlar uçuyordu, altında balıklar yüzüyordu.
Yani üstünde yürüdüğün yol bir köprüydü.
Cevap doğrudur. Odin yine sorar.
Dün gece içtiğim içecek neydi?
Ne su ne şaraptı.
Ne likör ne biraydı. Yemek filan da değildi ama susuzluğumu dindirdi.
Hayret cevaplar. Güneşin altında yürüdün.
Dinlenmek için gölgelere oturdun.
Vadilere çiğ düştü.
İşte o çiğleri yudum yudum içtin.
Damağını serinlettin. Cevap doğrudur.
Odin yine sorar. Birinin hükmü altında faraziye öne çıkan ikinin adı nedir?
Birlikler gönderir bir oraya bir buraya evi kurusunlar diye.
Hayret cevaplar.
Beyaz şah ve siyah şah.
Yıllar boyu neşeyle satranç oynarlar.
Birlikleri bir sepette uyum içinde yatar.
Meydana çıkınca ise savaşır.
Cevap doğrudur. Odin yine sorar.
Dördü yürüyor, dördü aşağı doğru asılı duruyor.
İkisi yolu işaret ediyor, ikisi köpeklere karşı koruyor.
Biri arkadan geliyor, hem de her zaman, çoğu zaman kirli.
Hayret cevaplar. Bu hayvanı sen de çok iyi biliyorsun.
İlk dörtlü ayakları, sonraki dörtlü memeleridir.
Boynuzlarıyla kendini savunur, kirli kuyruğu hemen arkadan takip eder.
Cevap doğrudur. Odin yine sorar.
İkisinin toplam üç gözü ona yağı vardır.
Fakat kuyrukları tektir. Gezerler bu şekilde her yanı.
Haydet cevaplar. Odin, binmiş atı sileyip nirin sırtına.
Bir göz kendinde, iki göz atında.
İki bacak kendinde, sekiz bacak atında.
Kuyruksa yalnız atında.
Cevap doğrudur. Odin yine sorar.
Peki öyleyse söyle bakalım.
Odin neler fısıldamış odun yığınlarının üstüne yatırdıkları balderin kulağına?
Odin bu numarayı bir kere daha yapmıştı.
Bu sorunun cevabını yalnız kendisi bildiği için arada kullanıyor bunu.
Haycek öfkelenir. Senin bu yaptığın rezillik, gevezelik, şaklabanlık, saçmalık.
Bu söylediğinin cevabını senden başka kimse bilmez diye bağırır.
Hırsla kılıcı tirfingi kınından çıkarıp Odin'e savurur ki tam o anda Odin bir doğana dönüşerek uçup gider.
Kılıç doğanın yalnızca kuyruğunu koparmayı başarmıştır.
Bu yüzden o günden beri doğanların kuyruğu kısadır.
Odin oradan uzaklaşırken şöyle bağırır.
Sözünden döndüğün ve bana kılıç çektiğin için ölümün en sefil kölelerin elinden olacak.
Çok geçmeden Kral Heidegg bir gece yatak odasına gizli sızan dokuz keles tarafından öldürülür.
Hem de kendi kılıcı Tirfink'le.
Böylece cücenin laneti tamamlanmış olur.
Kılıçla yapılacak üç alçakça şey de olmuştur.
Köleler efendilerini kendi kılıcıyla katletmişlerdir.
Kılıcın üstündeki lanet kalkar.
Köleler kılıcı alıp kentten kaçarlar.
Krallık Kral Heidegg'in oğlu Angatria'ya geçer.
Angatçı ilk iş olarak babasının intikamını almak istiyordur.
Onu öldüren kölelerin izini sürer ve onları bir kıyıda balık tutarken bir yandan da babasının ölümüne dalga geçerken bulur.
Hepsini öldürerek babasının öcünü alır.
Kılıcı da alıp geri döner.
Bu başarısının şerefine büyük bir ziyafet verir.
Hani Haydekin Lod adında bir oğlu vardı ya Angatçı'nın üvey kardeşi.
Hikayenin bu kısmında o da devreye giriyor.
Lod gelip Angatçı'dan babasının mirasını ister.
Çok ters bir üslubu vardır.
Karnımızı doyurmaya değil hakkımız olan mirası istemeye geldik.
Haydakin tüm varlıklarının yarısını, bir ucu veya kenarı olan her şeyin, hazinelerin, ineklerin, buzağların, değirmenlerin, hizmetçilerin, kölelerin ve çocuklarının, karanlık ormanların, kustalı ağaçların, değerli taşların,
kalenin, toprakların, insanların her şeyin yarısını istiyorum der.
Angatya her şeyin yarısını ve tabi tirfingi vermeyi asla kabul etmez.
Sana altın ve harç verebilirim, bir dolu mücevher verebilirim der.
Ona çok fazla değerli eşya vermek.
Teklif eder, kabul etmezse kan döküleceğini ima eder.
Lot bu haksızlığa ve küçümsemeye çok kızar.
Dedesi olan Hun kralına gider ve ikisi güçlerini birleştirip Angatya'ya savaş açarlar.
Hun ordusu ortalığı toz dumana katarak, ışıltılı miğferleriyle etrafa korku salarak saldırıya geliyorlardır.
Ama çevredeki adamlar da Angatya'nın ordusuna katılıyorlardır.
Savaşın sonunda Lot da Hun kralı da ölür.
Angatya kardeşinin ölü bedenine şöyle seslenir.
Sana mallar ve zenginlikler önermiştim.
Artık ikisine de sahip olamazsın.
Ne bir karış toprağın var ne de ışıltılı yüzüklerin.
Kanımızda gezinen bir lanet var.
Seni ölüme ben gönderdim.
Meğer nornların bize yazdığı kadar kötü bir kadermiş.
Sonunda yine kader ve yine nornlar tuşu çıktı görüyorsunuz.
İskenderen mitolojisi Bilal Rubeske bağlıyor kader işin içine girince.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
